Mavi gözlü bebek

Kadın erkek ilişkilerinde bazı durumlarda erkek baskın ve güçlü olan taraf olarak görünse de, aslında ilişkinin gidişatını belirleyen kadındır.

Mavi gözlü bebek kadın erkek ilişkileri aldatma cinsel narsizm

Ayıcıklı pijamalarımla mutfağın ortasında elimde sıcak çay bardağıyla öylece duruyordum. “Eyvah! Tuvaletin kapısı açıldı, masasına geri dönecek şimdi. Ya anlarsa ekranına baktığımı? Bilgisayar ekranı kararmamıştır daha. Bir şey yapmalıyım hemen” diye düşündüğümü hatırlıyorum o an.

(Şangırrrr)

— Ayyyyy!

Yolunu çevirip koşarak yanıma geldi, hala ilk günkü gibi sevdiğim bir yıllık kocam.

— N’oldu?!  Ah, bardak kırılmış, dikkat et, dikkat et. Camlara basma. İyi misin?

— Çayı yeni koymuştum, offf ayaklarım fena yandı.

— Hay Allah. Bekle canım, buz getireyim.

— Ayyyyy!

— Ne oldu gene?!

— Cam, cam parçası battı ayağıma.

— ?! Dur! Hareket etme. İlk yardım çantasını da getiriyorum. Otur şu köşeye, ben hemen geliyorum.

Kocam hep böyledir bana karşı. Sevecen ve babacan. Hemen her gün beni sevdiğini söyler kulağıma. Çok şanslı bir kadınım anlayacağınız. İyi de o zaman iki dakika evvel çalışma masasına çay götürdüğümde bilgisayar ekranında gördüğüm neydi? O meşhur partner bulma sitesinin ekranında yazışan Stallion79 ve Blondina82 isimli iki kullanıcının yazışmaları. Blondina acil bir cevap bekliyordu sanırım. Yoksa “Yarın için çok sabırsızlanıyorum!” cümlesinin sonuna o kadar çok ünlem işareti ve bir sürü emoji koymazdı.

Hala bir anlam veremiyorumdum o yazışmalara. On dakika sonra ayaklarımı kocamın kucağına uzatmış koltukta yatıyordum ve kocam ayaklarımı okşayarak pansuman yapıyordu bana. Ayağım o kadar acımıyordu aslında ama sevdğim adamın benimle ilgilenmesi, sakinleştirici sözler söylemesi hoşuma gidiyordu. Ama bir dakika… Ya o yazışmalar? Vücudumu ve uzun koyu kahve saçlarımı çok seksi bulduğunu söyleyen adam, aslında sarışınlardan mı hoşlanıyormuş? Kendisine “aygır” anlamına gelen o takma adı seçtiğine göre yatakta kendine güveni tam herhalde. Kocamın bu yönünü ben niye daha önce keşfedememiştim acaba?

— Canım, ayağının üstüne basma şimdi. Gel seni yatağa taşıyayım. Sonra da mutfağı temizleyip yanına gelicem.

Yarım saat sonra geldi yatağa, sarılıp uyuduk her zamanki gibi. Sabah saatin çirkin sesli alarmıyla kalkıp, işe gitmek için hazırlandık. O erken çıkardı benden hep. Ben çıkmadan çantamı boşaltıp, bir gözden geçirdim. Ne zamandır gereksiz bir ağırlık hissediyordum zira. Bana geçen ayki evlilik yıldönümümüzde verdiği dolmakalemi çıkardım. Kim kullanır ki bu devirde dolmakalem?

Yürüyerek işime gidebiliyorum ve bu yüzden kendimi çok şanslı hissetmişimdir hep. Millet trafikte saatler harcarken ben İstiklal Caddesi’ni geze geze 25 dakikada işyerime ulaşabiliyorum.  Aslında ara sokaklardan gidince yol daha kısa sürüyor ama o zamanlar Beyoğlu’nun arka sokaklarını güvenli bulmuyordum. Kocamdan bir sürü hırsızlık hatta tecavüz hikayeleri dinlemiştim, o sokaklarda yaşanmış.

Ama o akşam nedense iş çıkışı hemen eve gitmek istemedim. İlk gördüğüm ara sokağa saptım. Hep merak ederdim travestilerin, tuhaf bakışlı ve bıyıklı adamların dolaştığı o sokakları. Karşıma çıkan ilk kadın kuaföründen içeri girdim. Meğer burası genelde travestilerin geldiği bir yermiş. Olsun dedim, kısacık kestirdim saçlarımı. Saçlarımı kesen uzun boylu kadın konuşmaya başlayınca kendisinin de erkekten dönme olduğunu farkettim. Sohbeti de kendi kuaförümden daha keyifliydi. Kesimden memnun kalırsam gene gelirim belki. Diğer travesti müşteriler de hiç düşündüğüm gibi değilmiş zaten.

Sabahtan beri çantam hafiflemişti, saçlarımı kestirince vücudumun da hafiflediğini hissettim. Dün akşamdan beri ekranda gizlice okuduğum o yazışmaları düşünüyordum aslında. Bir an önce konuyu açsam mı, yoksa hiç görmemiş gibi mi yapsam? A bu arada; ben kendime nasıl bir isim seçerdim acaba? Sanırım ben de İngilizce bir isim bulurdum. Belki yabancı bir adamın ilgisini çekerim diye. Şimdiye kadar hiç yabancı bir sevgilim olmadı. Sünnetsiz biriyle nasıl olur hep merak etmiştim.

Caddeye ulaşmama az kalmıştı ama o izbe sokaklarda yürürken bayaa da eğlendim. Etrafta o kadar çok kırıtarak yürüyen travesti vardı ki, istemeden ben de yürüyüşlerini taklit etmeye başlamıştım galiba. Şuradaki gençler benim kalçalarımdan bahsediyor olabilirler miydi?

Konuyu kocama açamadım bir türlü. Açsam ne konuşacaktım ki? Gerçi o sarışının yatakta aygır yerine bir kedi ile karşılaştığında ne tepki verdiğini çok merak ediyorum ama neyse. Bu işin sonu boşanmaya kadar varabilirdi. Onunla evlenmek için yıllarca ailemi ikna etmek için uğraştım, artık annemin çenesini çekemezdim. Annemin sesını duyar gibi oldum bunu düşününce: “Ben sana dememiş miydim, bundan sana koca olmaz diye? Anne sözü dinlemezsen böyle olur işte… Beter ol e mi…”

Zaten kafam da dağılmıştı bayağı. Patron Almanya’daki ortaklık görüşmelerine beni göndermek istediklerini söyledi.  Almanya’yı hiç görmemiştim ve çıkmaya başladığımızdan beri yanımda kocam olmadan seyahat etmemiştim. Kabul ettim hemen.

Görüşmeler iyi geçti, o günden sonra sık sık Almanya’ya gidip geldim. Oradaki insanlar, özellikle ithalat müdürü bana çok iyi davrandı. Bir de Almanlar soğuk olur derler. Hiç de öyle değilmiş.

İşlerim yoğunlaştığı için artık eskisi kadar vakit ayıramıyordum kocama ama dışarda plan yaptığımız günlerin geceleri güzel geçiyordu. O kadar güzel geçiyordu ki, o terbiyesiz yazışmlarından hiç bahsetmedim, keyfimizi bozmamak için. Amaan, can sıkıntısından giriyordu herhalde öyle abuk sabuk yerlere. Çok da düşünmüyordum artık o konuyu. Üzerinden bir yıldan fazla zaman geçmişti zaten.

Ha, bu arada bir bebeğim oldu. Beyaz tenli bir kız çocuğu. Büyüdükçe gözlerinin rengi daha da belirginleşti kızımın; koyu mavi. Gelen giden maşallah deyip, bebeğin aileden kime çektiği konusunda sohbet edip duruyor:

— Babanın dedesinin gözleri çakır mavisiymiş, hatta yaşadığı köydeki lakabı “Çakır Ahmet” imiş.

— Bebek ne kadar da benziyor dedesine, maşallah!

Kocam da kızıyla gurur duyuyor ve böyle güzel bir çocuk doğurduğum için beni iltifatlara boğuyor. Yakında yarı zamanlı olarak işe tekrar başlayacağım. Patron hala Almanya görüşmelerini benim yapmam gerektiğini söyledi. İstersem kızımı da yanımda götürebilirmişim. Almanya’da da bir sorun olmazmış bu. İki ay sonra kızım da benimle Almanya yolcusu. E, ne de olsa memleketi sayılır.

Ukde: Ölüm döşeğinde insanın hayatı gözlerinin önünden film şeridi gibi akarmış

1974 Ankara doğumlu ama 2 yaşından beri Istanbullu. Çocukluk ve gençliği cimnastik ve dans çalışmalarıyla geçti. 2000 yılından beri yoga yapıyor. 2002 yılında evlenip yurtdışına yerleşti ama bir ayağı hep Istanbul'da oldu. Çocuklardan sonra, Norveç'te hayalindeki işin eğitimini alma fırsatı geçti eline. Trondheim Üniversitesi'nde Medya Bilimi ve Görsel Kültür dalında lisans ve yüksek lisans okudu. İki yıl Zürih, 10 yıl Trondheim'da yaşadıktan sonra 2014 yazında eşinin memleketi Almanya'ya yerleşti. Şİmdi iki oğlu ve eşi ile sakin bir hayat sürmekte, ve Türkiye'nin Gezi Gençleri'nce yönetileceği çağdaş bir ülke olduğu hayalini kurmakta. // ENGLISH: Born in Ankara in 1974, moved to Istanbul at age 2. Spent lots of time with gymnastic and contemporary dance at early ages but last 15 years practices rather yoga. Married to an German man in 2002 and move to Zurich. Later lived 10 years in Norway/Trondheim and eventually settled down in Germany. Studied Media Science in Trondheim and finished master degree in 2012. Has two sons. Looking forward the days that Turkey is eventually leaded democratically by the Gezi youth.