Çerkez Ethem İsyanı nasıl ortaya çıktı? Ethem hain miydi?

Milli mücadelenin 100. yıldönümünde, bakışlarımızı bundan 100 yıl öncesine, Osmanlı vatanının en telaşlı, en ateşli günlerine ve bunun özelinde de Çerkez Ethem isyanına çevireceğiz.

Çerkez Ethem İsyanı nasıl ortaya çıktı? Ethem hain miydi?

Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkmasıyla Türk ulusunun, bağımsızlık savaşımının başladığı günün üzerinden tam 100 yıl geçti. Aradan geçen uzun zamana rağmen, o günlerin heyecanlı atmosferi, bugünün insanlarının duygularını da harekete geçirebilecek denli güçlü bir atmosferdir. Zira, tarifi mümkün olmayan fedakarlıklarla kazanılmış olan şey, “onurlu” ve “bağımsız” yaşamanın savaşımıdır.

Bu savaşım sırasında, hem emperyalizmin kendisiyle hem de emperyalizmin içimizdeki temsilcileriyle iki cephede birden mücadele edilmek zorunda kalınmış; ancak yine de tarifi mümkün olmayan güçlüklere rağmen, verilen mücadelenin sonu zaferle sonuçlandırılabilmiştir.

Söz konusu kutlu mücadelenin başlangıcı, bundan 100 sene önce, 19 Mayıs 1919 gününe tekabül etmektedir. Milli mücadelenin 100. yıldönümünde, bakışlarımızı bundan 100 yıl öncesine, Osmanlı vatanının en telaşlı, en ateşli günlerine ve bunun özelinde de Çerkez Ethem isyanına çevireceğiz.

1919 yılı ve devamına genel bir bakış

Bağrında yanan bağımsızlık ateşi ve İtilaf kuvvetlerinin mağrur işgalleriyle alev alev yanmakta olan Anadolu’nun en zor günlerindeydi Çerkez Ethem‘in isyanı…

Düzenli ordunun kurulması için insanüstü bir çaba sarf ediliyor, para bulunamadığı için gerekli teçhizat temin edilemiyor ve bunlar yetmezmiş gibi, İstanbul’daki işbirlikçilerin hainlikleri ile mücadele ediliyordu.

Padişah ve İstanbul Hükümeti, Ankara’daki “milliyetçi” hareketi bastırmak için elinden ne gelirse yapıyor; Anadolu’nun farklı illerinde Ankara’ya karşı isyanlar tertip ediyor, Kuva-yı İnzibatiye adını verdikleri halife ordusu (!) ile Kuva-yı Milliye hareketini çökertmeyi planlıyordu…

İngiliz işbirlikçisi bazı İstanbul gazeteleri, her gün köşelerinden zehir kusuyor; Yunan, İngiliz ve Fransız ordularına direnen herkesin dinsiz olduklarına, vatana ihanet ettiklerine dair yazılar yazıyor; Padişahın emri olmadan işgalcilere direnmenin ne büyük gaflet olduğunu ısrarla dile getiriyorlardı.

Mayıs 1919’da işgal edilen İzmir’den yola çıkan Yunan ordusu, ardı arkası kesilmeyen işgal ve tecavüzleriyle Ankara’ya doğru harekete geçmiş, Ankara hareketinin önderi Mustafa Kemal’in “kellesini almaya” koşuyordu.

Yunan ordusunun başkomutanına göre bu savaş, sadece iki ay sürecek olan bir mahalle kavgasından ibaretti…

Kendilerine çok güveniyorlardı. Üstelik haksız da sayılmazlardı. Çünkü, henüz küçük çetelerle mücadeleyi sürdürmeye çalışan Büyük Millet Meclisi, son derece güçsüz, harap ve bitap bir vaziyetteydi. Üstelik İstanbul ve Ankara arasında tam bir tezat vardı; ayrıca Yunan ordusu, henüz karşısında birleşmiş bir Türk ordusu görmemişti.

Meclis’te, tabiri caizse; koca koca paşalar vardı ama, bu paşaların orduları Mondros Bırakışması gereğince çoktan terhis edilmişti… Yalnızca Kazım Karabekir’in, Mondros’a rağmen terhis etmediği küçük bir kolordu vardı Meclis’in emrinde. Bu ordu, o sıralar doğuda gerçekleşmekte olan Ermenilerin işgal ve kıyımlarıyla meşguldü. Var olan güç, işgalleri ve düşmanı bütünüyle durdurmaya yetmiyor, yetemiyordu.

Çerkez Ethem ve Kuva-yı Seyyaresi

Çerkez Ethem kimdir

Tarihin akışına tam bu noktada bir virgül koymak lazımdır. Zira Çerkez Ethem, (Çerkes şeklinde yazıldığına dair çeşitli hilaflar olsa da TDK’ye göre Çerkez şeklinde yazılır.) tam da bu noktada çıkıyordu tarih sahnesine…

Kimdi Çerkez Ethem? Birinci Dünya Savaşı sırasında zabit olarak görev yapmış, Balkan Savaşı’nda Bulgarlarla vuruşmuş, yaralanmış bir askerdi her şeyden önce. Alınan ağır yenilgilerden sonra Anadolu’ya dönen Ethem, sadece beş yaş küçüktü Mustafa Kemal‘den…

İzmir’in işgal edilmesine çok içerlemişti. Bir müfreze kurmak için İzmir zenginlerinden birinin oğlunu dağa kaçırıp fidye talep etmişti. Gelen fidye ile, yaklaşık bin kişiden oluşan müfrezesini de alıp dağa çıkmış, “Kuvvacı” olup çıkıvermişti. Bir de isim vermişti müfrezesine: Kuvva-yı Seyyare.

O sıralar, “Sarı Paşa” Samsun’a ayak basmış; Sivas, Erzurum, Balıkesir ve Alaşehir’de milli bağımsızlıkla ilgili birkaç kongre toplamış, tüm yurtta ses getiren bir “istiklal bildirisi” yayımlamıştı: “Milletin istiklalini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” diyordu.

Şimdi de Ankara’da bir Meclis kurmuştu. Egemenlik diyordu bu Meclis, “bila-kaydü şart milletindir!” İstanbul’u tanımıyor, işgale direniyordu. Bu Meclis’te Çerkez Ethem’in ağabeyleri olan Reşit ve Tevfik Bey de milletvekiliydi.

Padişah ve İstanbul Hükümeti’nin düzenlediği isyanlar

Buraya kadar her şey tamamdı. Zaten tarih alemini ortadan ikiye ayıran olaylar zinciri de buradan sonra başlayacaktı. BMM Reisi Mustafa Kemal, hakkında Padişah tarafından idam emri verilmiş, görevinden istifa etmek zorunda kalmış bir askerdi o günlerde. Mayıs 1919’da, “dokuzuncu ordu müfettişi” sanıyla Samsun’a gönderilmişti. İstanbul’dan verilen emir kesindi: Güya Türkler Rumları katlediyordu; olayları yatıştıracak, bölge halkına “eğer isyanı bırakmazlarsa İngilizlerin işgale geleceğini” anlatacaktı… Ne bilsindi İstanbul’dakiler bu “Sarı Paşa’nın” büyük bir hainlik (!) emaresi göstererek elin İngilizine, Fransızına, Ermenisine, Yunanına ayaklanacağını..?

mustafa kemal amasya erzurum sivas

Namı dilden dile dolaşıyor, Çanakkale ve Suriye’deki başarıları da işin içine girdi mi, adı ağızlardan düşmez oluyordu. Amasya Bildirgesi’ni (22 Haziran 1919) ilan ettikten sonra, İstanbul’a göre katli caiz, “başı ezilesi bir vatan haini” olsa da, o artık Anadolu’nun Sarı Paşa‘sıydı… Elbette bu nam, Çerkez kardeşlerin de kulaklarına çalınmıştı. Ethem ve kardeşleri, Anadolu’nun bu biricik umuduna saygıda kusur etmemişti işin başında. Hiç kimse, Meclis ile Ethem arasında vuruşma çıkacağını tahmin etmiyordu.

Bu noktada, İstanbul Hükümeti’nin ve Padişahın Anadolu’daki faaliyetlerinden bahsetmemiz gerekir. Bilindiği gibi Ankara, İstanbul’a karşı açık bir isyan halindeydi. Padişah ve hükümetin öngördüğü kurtuluş ümidi belliydi: “Müslüman Türk halkının ezeli dostu” olan İngilizlerin egemenliği altında manda ve himaye.

Müttefik devletler, Yunan ordusunu madden ve manen destekliyor; Yunanlıların asi Türkleri yenilgiye uğratacağından emin bir biçimde hareket ediyorlardı. Aynı zamanda Padişah ve hükümete, “ancak Ankara hareketinin bastırılmasına yardım etmeleri halinde” İngilizlerle aralarının iyi olabileceğinin işaretlerini veriyorlardı. Bu sebeple İstanbul, Damat Ferit’in öncülüğünde pek çok isyan tertip etti Anadolu’da. Düzce, Yozgat, Anzavur Ahmet…

İşte tam bu noktada devreye Çerkez Ethem girecektir.

İstanbul hükümetince, BMM’nin açılışına 10 gün kala, 13 Nisan 1920’de Düzce’de büyük bir isyan tertip edilmişti. Bu sıralar Mustafa Kemal Paşa’nın düzenli bir ordusu olmadığından, isyanı bastırmak Kuvvacılar’a kalıyordu. O gün için en güçlü çete, Kuvva-yı Seyyare olarak anılan Ethem’in çetesiydi. Ethem, hem Düzce’de çıkan isyanı başarıyla bastıracak, hem de daha sonra tertiplenen isyanları başarıyla sona erdirecekti. Bu nedenle koltukları kabaran Ethem, ilk günlerde içinde bulunduğu ruh halinden çıkıp, “milli mücadele lideri” gibi davranmaya; BMM’ye karşı küçümseyici bir anlayışla hareket etmeye  başlayacaktır.

çerkes ethem mustafa kemal ismet inönü

İsmet Paşa, Milli Mücadele sürecini anılarında iki safhaya ayırır: İlk safha, isyanların bastırılması ve ardından düzenli ordunun kurulması safhasıdır. İkinci safha, Yunan ordusuyla birlikte milli orduya karşı harekete geçen Ethem’in ve Yunanlıların yenilmesinde sonra başlayan Yunan muharebeleri safhası. Biz, bu yazıda birinci safhanın sonuyla alakadar olacağız.

Zaman ilerlemiş, Yunan ordusunun önü alınamamıştı. Büyük fedakarlıklarla mücadele eden Kuvva-yı Milliye; düzen, disiplin, eğitim ve birliktelikten yoksun olduğundan olsa gerek, düzenli bir ordu olan Yunan ordusunu durduramıyordu. Üstelik bu ordu, çağın en önemli savaş araç ve gereçlerini barındıran, İtilaf devletlerinin para desteğini arkasına almış, büyük ve güçlü bir orduydu… Mustafa Kemal ve Meclis’in birkaç muhalifi hariç hemen her mebus, düzenli bir milli ordunun kurulması gerektiği konusunda hemfikirdi. Başta Çerkez EthemDemirci Efe gibi Kuvva-yı Milliye reisleri olmak üzere, düzensiz komutaya alışmış birtakım Kuvvacılar ise bu işe pek de sıcak bakmıyorlardı.

Hatta Çerkez Ethem’in ağabeyleri olan Tevfik ve Reşit Bey’ler, Meclis’te yaptıkları düzenli ordu karşıtı konuşmalarla dikkatleri üzerine toplamışlardı. Öyle ki, verdikleri şiddetli demeçlerden düzenli orduya adeta nefret duydukları anlaşılıyordu* (1). 

İsmet Paşa’nın Batı cephesine atanışı Ethem’i kızdırıyor

İsmet Paşa'nın Batı cephesine atanışı Ethem'i kızdırıyor

Öncelikle ifade edelim ki, Ethem’in alışkanlığı, üstten komut almamak yönündeydi. Dolayısıyla Ethem’in düzenli ordunun kurulması ve emir-komuta zincirine uygun hareket edilmesi konusunda ciddi bir karşı duruşu söz konusuydu. Nitekim, düzenli ordu birlikleri kurulmaya başladıktan sonra bile Ethem, TBMM’nin yasağına rağmen halktan zorla erzak (iane) toplamaya, haraç kesmeye, zorla asker toplamaya, yargısız infazlara, cephe komutanlığına bilgi vermemeye devam etmiş, alışkanlıklarından vazgeçmemiştir.

Milli Mücadele’nin en etkin isimlerinden, en bilindik simalarından olan Çerkez Ethem, neden birden bire bu kadar öfkeli oluvermişti? Bu sorunun en kısa cevabı, “İsmet Paşa’nın Garp Cephesi Kumandanlığına atanması”dır. Zira Ethem, İsmet Paşa’nın “beceriksiz” bir asker olduğunu düşünüyor, kendisinden emir almak istemiyordu. Bu nedenle Ethem ile cephe komutanlığı arasındaki sürtüşmeler artarak devam etti.

Mesela, İsmet Paşa sıkı sıkı tembihlemesine rağmen Ethem, birlikleri için gönderilen maaşların düzenli bir deftere kaydedilip cephe komutanlığına bildirilmesi işini dahi kabullenmemiş; bir noktadan sonra hiç maaş istememiş, halktan zorla iane toplamayı sürdürmüştür.

Aynı şekilde, birliklerin askeri mevcudunu, cephanelerinin durumunu, bulundukları konum gibi hayati bilgiler içeren günlük askeri raporları dahi cephe komutanlığına göndermemeye başlamıştır.

Çerkez kardeşler ile Milli Mücadele’nin beyin takımı arasındaki iplerin kopuşu, tam da bu tarihlere denk gelir. Çünkü, Kuva-yı Seyyare adlı yaklaşık beş bin kişiden müteşekkil ordunun komutanlığını yapmakta olan ve düzenli ordudan pek de hazzetmeyen Ethem Bey, Batı Cephesi komutanı olarak ısrarla kendini öneriyordu! Bu ne hikmetti ki, o tarihe kadar düzenli orduya karşı olan bir isim, şimdi bu ordunun komutanlığını yapmak istiyordu!

Yozgat ayaklanması iplerin kopma noktasıdır

yozgat ayaklanması

Çerkez Ethem ve kardeşleri ile BMM arasındaki ilk ayrılık emaresi, düzenli ordunun ve İstiklal Mahkemelerinin kurulmasından sonra, Yozgat’ta başlayan Çapanoğlu İsyanı ile kendini göstermişti*(2). Daha önceki ayaklanmalarda gösterdiği başarılarla Meclis’te pek çok defalar övgüyle karşılanan Ethem, bu isyanın sorumlusu olarak Ankara valisi Yahya Galip Bey’i görmekteydi. Olayın bu kısmını Nutuk’tan dinlemeliyiz :

Ethem Bey ve kardeşleri, doğrudan doğruya valilere ve herkese emirler veriyorlar ve emirlerinin uygulanmaması durumunda idam edileceği tehdidini de ekliyorlardı. Ethem Bey, Ankara ve Ankara’daki hükümet üzerinde bile otorite kurma denemesinde bulunmuştur. Sözde; Yozgat ayaklanması Yozgat’ın bağlı bulunduğu Ankara valisinin kötü yönetiminden kaynaklanmış; dolayısıyla ayaklanmaya sebep olanlar hakkında uyguladığı cezayı, ki o asılarak idamdı, Ankara valisi hakkında da olay yerinde kendisi uygulamaya karar vermişti.” *(3)

Çerkez Ethem‘in “yargısız infaz” anlamına gelen bu emri BMM tarafından elbette kabul edilmemişti. Ethem, idare etmekte olduğu Kuva-yı Seyyare ordusunun disiplininin ve usulünün, sorumlunun askerlerin önünde idam edilmesi olduğunu; Meclis ise, sorumlunun cezasının ancak İstiklal Mahkemeleri tarafından verileceğini savunuyordu. Çerkez kardeşler, rahatsızlıklarını ilk kez bu biçimde dile getirmişlerdi *(3).

Düzenli ordunun kurulamadığı ve iç ayaklanmaların en tehlikeli olduğu dönemde, bunların bastırılmasında büyük faydası olan Ethem’in Milli Mücadele içerisinde böylesine başına buyruk ve merkezi otoriteyi dinlemez oluşu, hemen herkesi çok şaşırtmıştı*(4).

Çerkez kardeşlerin, gerek Nutuk’ta Mustafa Kemal’in söz ettiği *(5) ve gerekse Kazım Karabekir’in anılarında da kendini hissettiren soğuk tavırları, Batı Cephesine Ali Fuat Paşa’nın akabinde İsmet Paşa’nın atanmasından sonra iyiden iyiye talimatları dinlememe dinlememe şeklinde bir tutuma evrilmişti.

Hatta, Müdafaa-i Hukuk adına topladığı paraları yerinde sarf etmemek, halktan zorla erzak temin etmek ve silahlı olarak firara sebebiyet vermek suçlarından dolayı tutuklanmak istenen Kuvva-yı Seyyare reislerinden Kaplan Naci’yi dahi emre rağmen İstiklal Mahkemesi’ne yollamıyordu! *(6)İlerleyen zamanla bütün bu tavırlar, komutanlığın tanınmadığına dair Meclis’e Çerkez Tevfik tarafından gönderilen telgrafla bir asiliğe dönüşmek üzereydi…

mustafa kemal ismet paşa batı cephesi

Mustafa Kemal‘e göre “Kuvva-yı Seyyare, belirli bir kadro içinde verilen emirlere emir-komuta zinciri içerisinde uymak ve boyun eğmek koşuluyla yararlı olabilir”di. Cephe ile Ethem arasındaki soğukluğun giderilmesi için Mustafa Kemal; Ethem’i, İsmet Paşa’yı ve Reşit Bey’i Eskişehir’e çağırmıştı. Burada uzun uzun düzenli bir ordunun emir-komuta zinciri içerisinde çalıştığından, dolayısıyla Ethem Bey’in bir an önce bu gerekliliğe uyması gerektiğinden söz edilmişti. Ethem, bu toplantıya katılmamış, ağabeyi Reşit Bey’i göndermişti. Reşit Bey, toplantıda uysal bir görünüm sergilemiş, emir ve talimatların artık uygulanacağını söyleyip Kütahya’ya (Ethem’in birliklerinin karargahı Kütahya’dır.) gitmişti. İşte olaylar tam da bu noktada kopacaktı!

Reşit Bey Kütahya’ya gitmiş, ve hemen ardından Ethem’den BMM’ye bir telgraf gelmişti. Ethem, önce BMM’ye bir telgraf çekmiş, ve hemen ardından da İstanbul’a bir telgraf çekmişti. İstanbul’a çektiği telgraf, Bursa Telgrafhanesi’nde çalışmakta olan bir casus tarafından Mustafa Kemal Paşa’ya iletilince, Kemal Paşa emri verdi : Kuvva-yı Seyyare’yi dağıtın!

İsyan bayrağı, Ethem Bey’in İstanbul’da bulunan sadaret makamına çektiği şu sadakat telgrafından sonra çekilmişti….  : *(7)

İstanbul Sadaret Yüksek Makamına,

Ankara’da tutuklanan saygıdeğer arkadaşlarınızın ( Ahmet İzzet Paşa o sıralar Ankara’da tutuklu bulunuyordu.) İstanbul’a geri gönderilmeleri için Ankara Meclis Başkanlığı’na çektiğim protesto telgrafı aşağıda sunulmuştur. Şimdiki halde, Millet Meclisi’nin kararıyla saldırıya uğramış bulunuyorum. Kuvvetim savunmaya, hatta saldırmaya bile yetmekle beraber, karşımda ve yanlarımda Yunanlılarla temasta bulunduğundan ve hareket şekli hakkında Yunan komutanlığıyla anlaşmaya varılmış ise de, sizin onayınızın alınmasını da her bakımdan gerekli gördüm. 

Gereğinin yapılması ve haberleşmelerin ve emirlerinizin ulaşmasının sağlanması için, Gediz telgraf hattının onarılması ve düzeltilmesi yüksek emirlerinize sunulur.

Umum Kuvva-yı Seyyare ve Kütahya Komutanı Ethem”

Milli ordumuz, hem Yunanlılarla hem de Ethem’le aynı anda mücadele etmiştir

Görüldüğü gibi Ethem, sadakatini o zamana kadar HAİN olarak sıfatlandırdığı İSTANBUL’A sunuyor; YUNANLILARLA İŞBİRLİĞİ İÇERİSİNDE OLDUĞUNU belirtiyordu! Bunun haber alınması üzerine, Milli Ordu BMM’den aldığı emirle Kuvva-yı Seyyare üzerine yürüyüşe geçmiştir.

büyük taarruz

Ocak ayının ilk günlerinde gerçekleşmiş olan bu yürüyüş sonunda Kütahya’ya girmiş olan ordu, Ethem’i yerinde bulamamıştı! İsmet Paşa, Ethem’in Gediz’de bulunacağını tahmin ederek orduyu Gediz’e konuşlandırmıştı fakat, Ethem Gediz’de de yoktu… Tam bu sırada, ani bir hareketlenmeyle Yunan ordusu, 6 Ocak 1921 tarihinde, Bursa’dan taarruz yürüyüşüne başlamıştı. Olayın devamını, İsmet Paşa’nın anılarından dinleyelim:

6 Ocak’ta Yunan  ordusunun Bursa cephesinden ileri harekete geçtiğini haber aldığımda ben Gediz’de bulunuyordum. 6 Ocak akşamı kararımı verdikten sonra, 7 Ocak sabahı Gediz’de bulunan Garp Cephesi Kuvvetlerinin büyük kısmını geriye (İnönü’ne) hareket ettirdim. Ethem’in karşısında, en kuvvetli kumandanımı, İzzettin (Çalışlar) Bey’i bıraktım. İzzettin Bey tümeninin bir kısmı ile Kütahya (merkezine) çekilecek ve ETHEM’İN MUHTEMEL TAARRUZUNA karşı İnönü mevzilerinin arkasını emniyete alacaktı. Kütahya’nın kayalık bir cephesi vardır; o kayalıkta müdafaa edeceksin, dedim. …

Ben Gediz’den İnönü’ne yetişmek üzere ayrıldıktan sonra, henüz yolda iken, ETHEM GEDİZ’E TAARRUZA GEÇTİ. İzzettin Çalışlar, emrinde bıraktığım az bir kuvvetle Gediz’de Ethem’le MUHAREBEYE TUTUŞTU. … Biz o sırada Yunan taarruzu altındayız. Ankara’dan peyderpey kuvvetler geliyordu.

Nerede bir kıta bulurlarsa İnönü’ne yetiştirmeye çalışıyorlar. … 10 Ocak 1921’de düşmanın mukavemeti kırıldı, iradesi çöktü, çekildi. Biz İnönü’nde Yunanlılarla muharebe ederken, İzzettin Bey Kütahya’da Ethem ile muharebe ediyordu. Nihayet Ethem, cephesini terk ederek kaçmaya mecbur oldu.” ( Hatıralar, İsmet İNÖNÜ, Bilgi Yayınevi, 1992 Basım, sf. 240-243)

çerkez ethem anıları

Şimdi, aynı olayı Çerkez Ethem’in kendi anılarından dinleyelim:

“Yunan cephesinde hakikaten sükunet başladı… İsmet Bey’e bir darbe indirmenin zamanı gelmişti. Büyük kuvvetimizle ve Yunan cephesinden aldığımız iki kudretli topumuzun himayesinde Gediz’e girmiş fırkalar (tümenler) üzerine taarruza başladık. İki buçuk saat süren çetin bir boğuşma sonunda İsmet Bey kuvvetleri bozgun gösterdi… Kıtalarımız geceyi Gediz’de ve şimalinde geçirdikten sonra sabahleyin erkenden Kütahya istikametine doğru takibe koyuldu. Ben de karargâhımla birlikte Kütahya’ya doğru ilerliyordum.

Acaba bu darbe kafi gelecek miydi? Ertesi günü öğleden sonra Alayunt ve Kütahya civarında yeni müdafaa hatları ile karşılaşmış ve taarruza başlamıştık. Kuvvetlerimiz bu müdafaa hattını akşama kadar haylice sarsmaya muvaffak olmuş görünüyordu. Gece bastırınca iki taraf da sükunete çekildi…

Ertesi günü mücadelenin daha şiddetli olacağına kaniydim. Nitekim öyle oldu. Sabahleyin erken muharebe yeniden başladı ve gittikçe şiddetlendi. İşte böyle bir sırada idi ki, öğleden sonra sağ ve geri taraflarımızdan Refet Bey’in süvari kuvvetleri yaklaşmış, bunları bekleyen müfrezelerimizle çarpışma başlamıştı. Bizim için yapacak şey… bütün büyük kuvvetlerimizle Refet kuvvetlerine mukabil taarruza geçmekti. Refet Bey kuvvetlerine karşı taarruza geçtik ve püskürttük…” *(7)

Bu olayı, Çerkez Ethem‘in anılarından da, Nutuk’tan da, İzzettin Çalışlar‘ın anılarından da, Refet Bele’nin anılarından da aynı şekilde okuyabilirsiniz. Hani Ethem milli orduyla hiç savaşmamış, sadece mecbur kaldığı için Yunanlılara sığınmıştı?

Harekat başlamadan, Çerkez Ethem‘in yaklaşık beş bin kişilik Kuvva-yı Seyyare ordusunun yarısı, Ethem’in yanında durmayarak, Milli Ordu saflarına geçmişti. 8 Ocak 1921 günü başlayan vuruşmada yenilen Ethem, zaten Yunanlılarla işbirliği içerisinde bulunduğu için, yine Yunan ordusuna sığınmıştı. Yanlış okumadınız… Yunan ordusuna sığınmıştı Çerkez kardeşler… Hayır, olayların ilginçliği henüz noktalanmadı… Ethem, bir süre Yunan ordusunda dinlenip, Türk köylerine “Yunan ordusuna direnilmemesi gerektiğini, dinimizi ve namusumuzu korumaya geldiğini” içeren bildiriler dağıttıktan sonra, Atina’ya doğru yola çıkacaktı. * (8)

KAYNAKÇA

  • (1) : ATATÜRK, Mustafa Kemal, Nutuk, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2016, sf. 353-356
  • (2) : http://www.yozgat.gov.tr/capanoglu-isyani /  https://tr.wikipedia.org/wiki/Yozgat_Ayaklanmas%C4%B1
  • (3) : bkz .a.g.e. / sf. 321
  • (4) : AYBARS, Ergün, İstiklal Mahkemeleri, Ayraç Kitabevi, Ankara, 2009, sf. 62
  • (5) : bkz. A.g.e / sf. 348
  • (6) : Harp Tarihi Başkanlığı Arş., 8/1101, dosya 23
  • (7) : ETHEM, Çerkez; Anılarım, Cilt:I, Berfin Yayınları, İstanbul, 1998.
  • (8) : ATATÜRK, Mustafa Kemal, Nutuk, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2016, sf. 372 / YALÇIN, Dursun, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Cilt-1, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Kurumu, 2016, Ankara / ÖZAKMAN, Turgut, 19 Mayıs 1999 Atatürk Yeniden Samsun’da, Bilgi Yayınevi, 2008, Ankara, sf. 38.

Yüzüncü Yılında Ondokuz Mayıs: Kurtuluş ve Cumhuriyet

Özellikle “tarih” ve “hukuk” dalları benim için ayrı bir zevk ve heyecan noktası oluşturduğunu söyleyebilirim. Gerek “kötü niyetlilerin” ve gerekse “sosyal medya şövalyeliğinin” yol açtığı bilgi karmaşasını ortadan kaldırmak için verilen "haklı" mücadelede benim de tuzum olsun istedim. Bu nedenlerle, özellikle cumhuriyet tarihimiz konusunda toplumda baştan ayağa yanlış bilinen, ya da iftiralara maruz kalmış dallarda yazılar yazıp birçok kişiye erişmeyi kendime adet edindim. Bunun yanı sıra, "çivisi çıkmış" bir hukuk düzeni içerisinde, hukukun üstünlüğünü dile getirmeye çalışan naçiz bir kalem parçasıyım. Takip etmenizi dilerim.