Kısmi Dava ile Belirsiz Alacak Davası arasındaki farklar neler?

04.02.2011 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak hukuk yaşantımıza giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK), ilga ettiği 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda (HUMK) bulunmayan birçok usûl hukuku kurumunu beraberinde getirmiştir. Bu “yeni” hukuki müesseselerden biri de, HMKnin 107. maddesinde düzenlenen “belirsiz alacak davası”dır. Yazımızın da konusunu oluşturan bu dava, aynı kanunun 109. maddesinde düzenlenmiş olan “kısmî dava” ile sıkça karıştırılmış; öğreti ve uygulama, yeni kanunun oturtmaya çalıştığı anlayışa yakın zamana değin ayak uyduramamıştır.

Kısmi Dava ile Belirsiz Alacak Davası arasındaki farklar neler?

Okumakta olduğunuz mütevazı yazımızda, kısmi dava ile belirsiz alacak davalarının kapsamı arasında yaşanan ihtilaflara, yargı kararlarıyla ışık tutmaya çalışacağız.

Kısmî Dava nedir? Neden gereksinim duyulmaktadır?

Yürürlükteki 6100 sayılı HMKnin 109uncu maddesinde hüküm altına alınmış olan kısmi dava, en sade şekliyle şöyle tanımlanabilir: Aynı hukuki ilişkiden doğan alacağın, yalnızca belirli bir bölümünün dava edilmesi, kalan kısmın ilk aşamada DAVA DIŞI bırakılmasıdır. Yani, sahibi olunan alacak hakkı, tamamen değil, kısmen davaya konu edilmekte ve bilinçli olarak bir kısmı dava dışı bırakılmaktadır. [1]

Öyleyse, kısmî dava açmanın altına yatan gerçek maksat nedir? Şöyle ifade edilebilir ki, “ispat durumunun zorluğu ve hukuki durumun açık olmamasından kaynaklanan yargılama giderleri rizikosunun minimize edilmesi”dir. [2]

Başka bir diyemle, sahip olunduğu iddia olunan alacak hakkının varlığının ispat edilememesi ve bunun sonucunda davanın kaybedilmesi tehlikesi karşısında, dava edilen alacak bedeli bilinçli olarak “düşük” tutulmakta ve böylece davanın kaybedilmesi olasılığı gerçekleşirse, ödenecek olan yargılama gideri de talep edilmiş olan alacak bedeli ile doğru orantılı olarak “düşük” olmaktadır.

Aksi halde; “alacaklı” olduğunu ispatlama külfeti altındaki davacı, alacağın tamamını dava eder ve davayı kaybederse, talep etmiş olduğu alacak bedeli ile doğru orantılı olarak yüksek miktarlarda yargılama gideri ödemek durumunda kalacaktır. Zira, mahkemelerin talep edecekleri yargılama gideri, dava edilen alacak bedeli ile doğrudan ilintilidir.

Davacının, davalıdan ödemesini istediği alacağın miktarı, mahkemenin talep edeceği yargılama giderinin miktarını da aynı oranda etkilemektedir. Bu sebeple; kısmi davanın davacısı, “hak sahibi olduğunu iddia ettiği” alacağın tamamını dava konusu etmez. Fakat bu, yalnızca İLK AŞAMADIR. Zira, kısmi davanın kazanılması durumunda davacı, ilk davaya konu etmemiş olduğu, kalan (bakiye) alacak hakkını “yeni bir alacak davası açmak”  ya da mevcut davada “ıslah dilekçesi vererek talep artırımında bulunmak” yoluyla tahsil etmek cihetine gidecektir. Kısmi davanın davacısı, kalan alacak hakkının tahsili için “yeni ve bağımsız bir alacak davası açmak” yoluna giderse, ilk davanın hükmü bu dava için bir KESİN HÜKÜM ve elbette “kesin delil” sayılacak ve ikinci davaya konu ettiği kalan (bakiye) alacak haklarını da rahatlıkla elde etmiş olacaktır.

Burada, dikkat edilmesi gereken husus şudur ki, kısmi dava ancak “BELİRLİ” olan alacaklar için, şartları varsa (örneğin, kısmi dava konusu edimin bölünebilir olması gerekir) açılabilecek türden bir davadır. Bununla ifade edilmek istenen, davanın açılacağı sırada tam ve kesin olarak saptanması mümkün olmayan alacakların tahsili için, kısmi dava yerine, aşağıda inceleyeceğimiz “belirsiz alacak davası”nın açılması gerektiğidir. 1086 sayılı mülga HUMK döneminde, belirsiz alacaklar için de kısmi dava açılması cihetine gidilmişse de, 6100 sayılı yeni HMKye göre, bu yol caiz olmaktan çıkmıştır. Yargıtayın ve öğretinin bu konuda uzlaşı içerisinde olduğu rahatlıkla söylenebilir. Hukuk Genel Kurulunun, yakın zamanlı bir kararından misal:

“…Zaman zaman, 6100 sayılı Kanun ile birlikte kabul edilen belirsiz alacak davası ile kısmi davaya ilişkin yeni düzenlemedeki sınırın tam olarak tespit edilemediği, birinin diğeri yerine kullanıldığı görülmektedir. Oysa bu iki davanın amacı ve niteliği ayrıdır. Alacak, belirli veya belirlenebilir ise, belirsiz alacak davası açılamaz ancak şartları varsa kısmi dava açılması mümkündür…” [3]

yargıtay binası

Belirsiz alacak davası nedir? Neden açılır?

Belirsiz alacak davası, hukuk yaşantımıza yeni girmiş, “genç” sayılabilecek bir dava türüdür. Buna göre, belirsiz alacak davasının şu şekildeki bir tarifi mümkündür:

Alacak davasına konu edilecek olan alacağın miktarı, davacının tüm dikkat ve özenine rağmen tam olarak belirlenemiyorsa, ya da söz konusu belirsizliğin giderilmesi objektif olarak olanaksızsa, dava “belirsiz alacak davası” olarak açılır. Böylelikle, yargılamanın ilerleyen safhalarında, mahkemece yapılacak tahkikatın sonucunda (keşif ya da bilirkişi incelemesi) alacağın miktarı tam ve kesin olarak belirlendiğinde, davacı talep sonucunu iddia genişletme yasağına bağlı olmaksızın serbestçe artırabilecektir. Bunun için bir ıslah dilekçesi yazmasına gerek yoktur. Yargıtay da, bir kararında bu tanımı destekler şekilde hüküm kurmuştur:

“…Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hali, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkansızlığa dayanmalıdır…

…6100 sayılı Kanun’un 107/2. maddesinde, sorunun çözümünde yol gösterici mahiyette kriterlere yer verilmiştir. Anılan madde fıkrasında, karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tâbi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabileceği hüküm altına alınmış, madde gerekçesinde de “karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneği bilirkişi ya da keşif incelemesi sonucu)” belirlenebilme hali açıklanmıştır.  

Davacının alacağının miktar veya değerini belirleyebilmesi için elinde bulunması gerekli bilgi ve belgelere sahip olmaması ve bu belgelere dava açma hazırlığı döneminde ulaşmasının da (gerçekten) mümkün olmaması ve dolayısıyla alacağın miktarının belirlenmesinin karşı tarafın elinde bulunan bilgi ve belgelerin sunulmasıyla mümkün hale geleceği durumlarda alacak belirsiz kabul edilmelidir.” [4]

kısmi dava belirsiz alacak davası

Kısmi Dava ile Belirsiz Alacak Davası arasındaki farklar

HMK md.107de düzenlenen belirsiz alacak davası ile, md.109da düzenlenen kısmi dava arasında, temel olarak şu farklılıklar vardır:

  • Zamanaşımının kesilme anı
  • Temerrüt faizinin yürütülmeye başlandığı an
  • Belirsiz alacak davası için bir “ıslah” dilekçesi yazmak yoluna gidilmeyeceği.

1- Zamanaşımının Kesilme Anı:

Kısmi davada, davacının yalnızca belirli bir kısım alacağını dava ettiğini, kalan kısmı ise ilk aşamada dava konusu yapmadığını belirtmiştik. Kısmi davalar için kural bellidir: Zamanaşımı süresi, alacağın yalnızca dava konusu edilmiş olan kısmı için kesilir. Dava dışı bırakılan kısım için, zamanaşımı süresi işlemeyi sürdürür. Kısmi davanın davacısı, kalan alacak haklarını “ıslah” yoluyla mevcut davaya dahil etmediği; ya da yeni bir alacak davası açarak kalan kısmı ayrıca dava etmediği sürece, alacağın kalanı bakımından zamanaşımı süresi işlemeye devam eder.

zaman aşımı zamanaşımı hukuk

Zamanaşımının dolmuş olması durumunda, zamanaşımı iddiası “def’i” şeklinde ileri sürülebilecek bir savunma vasıtası olduğundan, bu husus yargıç tarafından re’sen dikkate alınmaz. Davalının, “zamanaşımı def’ini” ileri sürmesi gerekir. Aksi durumda zamanaşımı süresi dolmamış gibi hüküm ve sonuç doğar.

Oysa, belirsiz alacak davası için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Belirsiz alacak davasında, daha sonradan talep sonucunun iddia genişletme yasağına tabi olunmadan artırılması ile “belirli” hale gelmiş alacağın TAMAMI bakımından, davanın açıldığı tarih zamanaşımının kesildiği tarihtir.

2- Faizin yürütülmeye başlanacağı an:

Bir defa, öncelikle anımsatmalıyız ki, talep edilecek olan faiz 6098 sayılı TBKnin 117 vd. hükümlerinden doğan “temerrüt faizi”dir. Kısmi davada, ilk aşamada dava dışı bırakılan kısım için talep edilecek olan temerrüt faizi; dava dışı bırakılan kısım için açılan yeni alacak davasının açıldığı tarihten, ya da ıslah ile mevcut davaya dahil edildiği tarihten itibaren işletilir. Yargıtayın konuyla ilgili içtihatlarının istikrarlı olduğu söylenebilir. [5]:

“…HMK.’nun 109. maddesine göre kısmi dava açmış olup kıdem tazminatı dışında kalan alacaklar bakımından dava dilekçesindeki tutarlara dava tarihinden, ıslaha konu tutarlara ise ıslah tarihinden faiz işletilmesi gerekirken aksine uygulama yapılması hatalıdır.”

Belirsiz alacak davasında ise faiz, davanın açıldığı andan itibaren, daha sonradan talebin artırılması ile “belirli” hale gelmiş olan TÜM ALACAK BAKIMINDAN yürütülür.

Elbette, davalının daha önceki bir tarihte temerrüde düşürülmüş olduğu durumlarda (örneğin bir “kesin vade” bulunması halinde, vade tarihinin geçirilmesiyle temerrüde düşülmüş sayılır), faizin o tarihten itibaren yürütüleceği kabul edilmelidir.

dava

3- Kısmi davada, ilk aşamada dava dışı bırakılan bakiye alacak için ya ıslah yoluna gidilir; ya da yeni bir dava açılır. Belirsiz alacak davasında ise, bunlara gerek olmaksızın müddeabih (talep sonucu) artırılabilir.

ATIFLAR

[1] KURU, Baki, Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, Yetkin Yayınları, 2016, Ankara, sf. 158.

[2] PEKCANITEZ, Hakan, Medeni Usul Hukuku, Cilt II, 15. Bası, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2016, sf. 989.

[3] Yargıtay HGK., 2015/22-3296 E., 2019/380 K., 28.03.2019, Erş.: Sinerji Mevzuat&İçtihat Programı

[4] Yargıtay HGK., 2015/22-3296 E., 2019/380 K., 28.03.2019, Erş.: Sinerji Mevzuat&İçtihat Program

[5] 7.HD, 2014/14117 E., 2014/17573 K., 18.09.2014, Erş.: Sinerji Mevzuat&İçtihat Programı

İş hukukunda kötü niyet tazminatı nedir?

Özellikle “tarih” ve “hukuk” dalları benim için ayrı bir zevk ve heyecan noktası oluşturduğunu söyleyebilirim. Gerek “kötü niyetlilerin” ve gerekse “sosyal medya şövalyeliğinin” yol açtığı bilgi karmaşasını ortadan kaldırmak için verilen "haklı" mücadelede benim de tuzum olsun istedim. Bu nedenlerle, özellikle cumhuriyet tarihimiz konusunda toplumda baştan ayağa yanlış bilinen, ya da iftiralara maruz kalmış dallarda yazılar yazıp birçok kişiye erişmeyi kendime adet edindim. Bunun yanı sıra, "çivisi çıkmış" bir hukuk düzeni içerisinde, hukukun üstünlüğünü dile getirmeye çalışan naçiz bir kalem parçasıyım. Takip etmenizi dilerim.