1 Mayıs: Türkiye işçi sınıfına selam!

Bugün 1 Mayıs; işçinin ve emekçinin bayramı. “Bayram” artık sadece isimde kaldı. Eğer olmasaydı bu virüs, işçinin yürüyüşü yine yasak, sakıncalı olacaktı…

1 Mayıs: Türkiye işçi sınıfına selam!

1 Mayıs: Türkiye işçi sınıfına selam!

Ve elbette ki, sevgilim, elbet, 
dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya, 
dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle: işçi tulumuyla 
bu güzelim memlekette hürriyet…

Böyle seslenir mısralarında Nazım Hikmet. En şanlı elbise hangisi ola ki? Nazım Hikmet, işçi tulumunu en şanlı elbise olarak nitelendirir. Öyle içi boş bir nitelendirme değil elbet. İşçi, üzerindeki o kirli tulumla kazanır alnının teri, ana sütü gibi helal parasını. Elbet görmüşsünüzdür siz de. Bazen elbette yoktur üzerinde tulumu ama görürsünüz.

Görürsünüz Soma’da. Sonra bir inşaatın temelinde. Gördüğünüz binalarda kaç işçinin alın teri vardır bilir misiniz? Belki tahmininiz vardır? Peki kaç işçinin kanı vardır onu bilir misiniz?

İnşaat sektörü bu ülkenin lokomotifi. Milyonlarca insanın çalıştığı o gri betonlar kaç işçinin canına mal olur. Kaç işçi insana yakışmayan koşullarda çalışır? Kaç işçi “iş kazası” adı altında cinayete kurban gider?

Hatırladınız mı Covid-19 salgınından sonra yemekhaneyi kapatıp işçisine ekmek arası ıspanak dağıtan firmayı? Peki bunu sosyal medyada paylaştığı için işinden olan işçiyi de hatırladınız mı?

“Sosyal mesafe” tabirinin en üst seviyede söylendiği bu günlerde kaç şantiye işçisinin ilk hakkı olan, yaşam hakkına gerçekten saygı duyuyor?

Bakın bunlar İSİG Mart ayı raporundan: En az 14’ü koronavirüs olmak üzere Mart ayında 113 işçi ölmüş. Ölenlerden sadece bir tanesi sendikalı ve bu sayının içinde 2 tane de çocuk işçi var!

isig mart raporu iş cinayetleri

Çocuk işçi demişken, biliyorsunuz 20 yaş altı için sokağa çıkma yasağı var. Peki acaba 20 yaş altı kaç milyon çalışan vardı? Kaç tanesi kayıt altındaydı? Kaç tanesi merdiven altı diye tabir edilen yerlerde güvencesizce çalışıyordu? Kaç tanesinin çalıştığı yerde “idari izin” kavramını algılayabilecek patronlar vardı?

İşçiler…. En şanlı kıyafetleriyle dolaşacak işçiler….

Bir tanesini eminim unutmadınız hiç biriniz. Soma’da girmişti kadraja. Ölüm çukurundan canlı çıkan bir işçi ve sedyeye alınırken sorduğu “Çizmelerimi çıkartayım mı?” sorusu…

Düşün ölümle yaşamın arasındasın, gün yüzünü görmüşsün ama çekincen sedyeyi kirletmekten yana. Oysa orada çıkartılırken cesetler, başka bir yerde kurtarma operasyonu devam ediyordu. Kaç iş güvenlikçinin çalıştığından bahsediliyordu mesela ve öldüklerinden. 1 maden bir göçük yitip giden 301 can, düşen davalar….

Bugün 1 Mayıs; işçinin ve emekçinin bayramı.

“Bayram” artık sadece isimde kaldı. Bugün ben bunları yazarken ve belki siz okurken bir yerde bir işçi sırf işsiz kalmamak için insan dışı bir muameleye ses çıkarmayacak. Bir yerde bir işçi kapının önüne konulacak. Diğer tarafta başka bir işçiye çıkartılan arkadaşının işini yapması için baskı kurulacak.

Öte tarafta bir işçi inşaattan düşecek adı “kaza” olacak.

Bir diğerine sadece ses çıkardığı için güle güle denilecek.

Bir yerde bir kadın binlerce iş ilanının arasından cinsiyet ayrımı olmayanları bulmaya çalışacak, buldukları belki orada yazmasa bile “erkek” eleman aradıklarından dem vuracak ya da medeni durumundan, çocuklarının olup olmamasına, yoksa isteyip istemediğine kadar sorgulanacak.

Eğer olmasaydı bu virüs işçinin yürüyüşü yine yasak olacaktı, sakıncalı olacaktı ama dibi işçi kanı dolu holdingler, inşaatlar, madenler ve onların patronlarına yine hiçbir şey olmayacak, ta ki işçi emeğinin, gücünün farkına varana kadar.

Nazım Hikmet ile başlayıp yine NAzım Hikmet’le bitiriyorum. 1 Mayıs İşçi Bayramınız kutlu olsun.

Türkiye işçi sınıfına selam
Selam yaratana!
Tohumların tohumuna, serpilip gelişene selam!
Bütün yemişler dallarınızdadır.
Beklenen günler, güzel günlerimiz ellerinizdedir,
Haklı günler, büyük günler,
Gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan,
Ekmek, gül ve hürriyet günleri.
Türkiye işçi sınıfına selam!
Meydanlarında hasretimizi haykıranlara,
Toprağa, kitaba, işe hasretimizi,
Hasretimizi, ay yıldızı esir bayrağımıza.
Düşmanı yenecek işçi sınıfımıza selam!
Paranın padişahlığını,
Karanlığın, yobazın
Ve yabancının roketini yenecek işçi sınıfına selam!
Türkiye işçi sınıfına selam!
Selam yaratana!

Kronik yorgunluk: Toplumsal bıkkınlık

Elif Aver; 1987 yılında İstanbul'da doğdu. Cumhuriyet Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği bölümünden 2010 yılında mezun oldu. Özel sektörde mesleğini yapmakta, ayrıca TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi yönetim kurulu üyesi. Yazmak, çizmek ve okumak çocukluğundan beri en büyük tutkusu. Ondan sebep söz yitene kalem bitene kadar yazanlardan.