Türkiye’de Montessori okulları ne durumda?

Son dönemlerde Montessori anaokulları popülerleşmeye başladı. Ebeveynler kurum isminde ya da programında bu eğitim sistemi varsa daha fazla para ödemeye hazırlar. Peki Türkiye’deki Montessori okullarında ne kadar bu metot uygulanıyor? Maria Montessori’nin felsefesine ne kadar hakimler?

montessori

Türkiye’de Montessori okulları ne durumda?

Özel kurumlarda eğitimli personel eksiği

Ebeveynler çocuklarını okula verdiklerinde, özellikle de özel okula verdiklerinde, doğal olarak muhatap oldukları kişilerin konusunda uzman olduğunu düşünüyorlar. Çocuklarımızın kişiliğinin, aldığı eğitimle şekillendiğini göz önünde bulundurursak aileden sonra en önemli kurumların eğitim kurumları olduğunu söyleyebiliriz. Bundan dolayı, çocuğa yaşına göre nasıl davranılacağını bilen ve bu konuda üniversite eğitimi almış birilerinin kurumlarda görev alması şart. Ancak eğitim şartı sadece kamu kadrolarına eleman alınırken aranıyor. İhtiyaç halinde alınan ücretli öğretmenlerin bile ilgili bölümlerden mezun olma şartı yok.

Özel eğitim kurumları ise ne kadar elit bölgede hizmet verseler de, velilerden çok para alsalar da çoğunlukla öğretmenini düşük maaşla istihdam etmek istiyor. Bu yüzden eğitimli personeller özel kurumları tercih etmediği gibi özel kurum işletmecileri de eğitimli personeller istihdam etmek istemiyor. Sonuç olarak herhangi bir kurumda öğretmen olarak görev alabilmek için meslek lisesi mezunu olmak yetiyor.

Böylelikle veliler çocuklarını özel okula vermek için para ödediğinde, okulun kalitesinden emin olarak çoğunlukla yanılıyorlar. Aynı şekilde çocuklarını Montessori anaokuluna verdiklerinde doğal olarak çocuklarını Montessori eğitim metodu uygulanan bir yere verdiklerini zannediyorlar.

Ancak maalesef Türkiye’de bu kreşleri denetleyen herhangi bir Montessori birliği ya da derneği yok. Sırf daha karlı diye Montessori okulu açanların bazılarının Montessori eğitimi olmadığı gibi Montessori konusunda herhangi bir fikirleri de yok.

Montessori metodu nedir?

Maria Montessori tarafından kurulmuştur. Maria Montessori, 1896 yılında İtalya’nın ilk kadın doktoru unvanını alarak tıp fakültesini tamamlamıştır.

Üniversiteden mezun olduktan sonra asistan doktor olarak atandığı Roma Psikiyatr kliniğinde zeka özürlü çocuklarla çalışmıştır. 1899 yılında ise Roma’da zeka geriliği olan tüm çocukların yollandığı yeni orthophrenic okuluna yönetici olarak atanır. 1896 -1907 yılları arasında sağlık antropolojisi, felsefe, psikoloji ve eğitim çalışmalarını devam ettirir.

1907 yılında Roma’nın San Lorenzo bölgesinde, çalışan ailelerin çocuklarından oluşan 60 kişilik grupla çalışmak için üniversitedeki kürsüsünden ve tıbbi uygulamalarından vazgeçer. Burada ilk Casa dei Bambini’yi yani Çocuklar Evi’ni kurar. 1907 yılından itibaren dünyanın birçok ülkesinde Montessori metodu hakkında çalışmalar yürütmeye devam eder.

Montessori bir branş mıdır?

Çoğu kreşin programında şu tarz şeyler yazıyor; “bale, orff, montessori, satranç, vb…” Kurumlar Montessori’yi çocuğun kendine bakım aktivitelerini kendi yapabilmesi olarak algılıyor. Ancak bu, Montessori’nin sadece bir kısmı. Montessori, çocuğun gelişimine, kişiliğine saygı gösteren ve her yönden bağımsızlığını destekleyen bir felsefe. Montessori okullarında sadece Montessori materyalleri olur ve bu materyaller çocuğun ulaşabileceği raflarda olur. Yani bir rafta Montessori materyali var ötekinde Barbie bebek varsa o okula Montessori okulu diyemeyiz.

Montessori eğitimi, materyalleri raflarda tutmak mıdır?

Montessori eğitiminde çocuğun Montessori materyalleri arasında özgürce dolaşması, hür iradesiyle istediği materyali seçip oynaması esastır. Hatta oynama değil çalışma denilir buna. Montessori olduğunu iddia eden çoğu okul, bünyesinde bir Montessori sınıfı bulunduruyor. Bu sınıflarda da ikiden fazla Montessori materyali olmuyor. Haftada bir, çocuklar bu sınıfa getiriliyor. Halbuki çocuğun ortamda sürekli bağımsız olması gerekiyor ki öz güveni gelişsin. Gün boyu çocuklara materyalleri dokundurtmayan okullar da var. Bunun gerekçesi olarak, planlanan başka etkinlikler olmasını gösteriyorlar. Halbuki Montessori metodu çocuğa seçim şansı sunar. Çocuk öğretmenin seçtiği bir şeyle ilgilenmek zorunda değildir. Tam tersine çocuk kendi seçtiği şeyle ilgilenir.

Montessori öğretmen temelli bir eğitim mi?

İki çeşit eğitim var. Biri öğretmen temelli eğitim öteki çocuk temelli eğitim. Neredeyse hepimiz öğretmen temelli eğitim veren kurumlarda öğrenim gördük. Ancak çocuk temelli eğitimde çocuk serbest bırakılır, sadece zararlı ve faydasız hareketlerine engel olunur. Öğretmen edilgendir. Gözlemleyen rolündedir. Zararlı ve faydasız hareketlerin ayrıştırılması yönünde de bilinçli olmak gerekir.

Örneğin; çocuk ilk defa gördüğü büyük boş bir kutunun içine girmeye çalışıyorsa buna zararlı ya da faydasız bir aktivite diyemeyiz. Bu, maddeyi yeni keşfeden küçük bir çocuk için faydalı bir aktivitedir. Kurumlar, sosyal medyada paylaşmak üzere çocukların seviyesi üstünde el işi eserler ya da çocukların nasıl mum gibi öğretmenlerini dinlediği ya da ip gibi dizildiğini gösteren fotoğraflar çekiyor. Bunu gören ebeveynler etkileniyor. Bu konuda kurumlarda bir baskı oluyor ve bunu çocuklara da yansıtıyorlar. Peki aslında Montessori ne diyor? Çocuğun keşfi kitabından bakalım:

“Yaygın eğitimin verildiği okulların savunucuları tarafından dile getirilen basit bir itiraz daha: Çocukların istedikleri gibi dolaştıkları bir sınıfta disiplin nasıl sağlanabilir ki?

Bizim sistemimizdeki disiplin kavramı hiç kuşkusuz çok farklı. Biz etkin bir disiplin arayışı içindeyiz. Bir kişi yapay bir şekilde dilsiz gibi susturulduğu ve felçli gibi hareketsiz bırakıldığı zaman disiplinin sağlandığına inanmıyoruz. Böyle bir insan disiplinli değil, yok edilmiş bir insandır.

Kendinin efendisi olan ve bunun sonucunda da yaşamın bir kuralına uyması gerektiğinde kendini denetleyebilen bir insanın disiplinli olduğunu düşünüyoruz. Bu tip bir etkin disiplin kavramını anlamak da edinmek de kolay değildir. Öte yandan bunun, hareketsizlik yaratan mutlak ve tartışmasız zorlamadan oldukça farklı, daha üstün bir eğitim ilkesini içerdiği de tartışılmaz.

Bizim sistemimizde öğretmen etkin olmaktan çok, fazlasıyla edilgindir ve bu edilginlik gözlemlemek istediği şeylere yönelik heyecanlı bir bilimsel merak ve saygıyı da içermelidir. Bir öğretmenin bir gözlemci olarak da konumunu anlayabilmesi ve takdir edebilmesi gerekir.

Psişik yaşamlarını ilk kez ortaya seren küçük çocukların bulunduğu bir okulda bu tutumun kesinlikle bulunması gerekir. Henüz etkin olmaya başlamış bir çocuğun kendiliğindenliğini bastırmanın ne gibi sonuçlar doğuracağını bilemeyiz. Yaşamın kendisini bile boğabiliriz. Çocukluk olarak adlandırdığımız o tatlı ve kırılgan çağda kendini bütün zihinsel parlaklığıyla ortaya koyan insanlığa dindarca derin bir saygı duymamız gerekir. Bu, gün doğumunda beliren güneşe ya da bir çiçeğin açmasına benzer. Çocuğun kendini yaşama açmasına yardım etmeyen bir eğitim etkili olamaz.”

Öğretmenler edilgin olduğu yerde kendini öğretmen gibi hissetmiyor olabilir. Bununla ilgili Maria Montessori şöyle diyor:

“Öğretmen sınıfta özgürce hareket edebilen tek etkin kişi olmayı fazlasıyla iyi öğrenmiş. Ona görevinin öğrencilerin etkinliklerini bastırmak olduğu öğretilmiş. Sınıfta sessizliği ve düzeni sağlayamadığında adeta dünyadan özür dilemek ve suçsuz olduğunu göstermek için çaresizlikle çevresine bakınıyor. Başlangıçta düzensizliğin kaçınılmaz olduğunu söylemek de işe yaramıyor.”

Montessori’de iletişim

Montessori eğitiminde iletişim çok önemlidir. Her sabah Montessori öğretmenleri her öğrencinin yanına gelir, çocuğun seviyesine iner, tokalaşır, selamlaşır, hal hatır sorarlar. Özellikle küçük çocukların olduğu bir ortamda çocukla birebir iletişim kurulması çok önemlidir. Bunun aslında sadece Montessori kurumlarında değil tüm okullarda böyle olması gerekiyor. Ancak kurumlara gittiğimizde çalışanların çocuklarla iletişim kurmayı bilmediğini görüyoruz. Hatta bazıları iletişim yönünden o kadar eksik ki veliyle bile iletişim kuramıyor.

Çocuğunuz kreşe uyum sağlayamadı acaba sorun çocuğunuzda mı?

Çocuk kendisine saygı gösterilmediğinde, iletişim bile kurulmadığında, hareketleri kısıtlandığında kreşe gitmek istememeye başlıyor. Ancak siz çocuğu kreşten almadıkça çocuk boyun eğmek zorunda kalıyor ve içten içe yaralanıyor. Gördüğüm kadarıyla kreşler ebeveynlere “sorun çocuğunuzda” diyor. Ancak aslında aynı durumda birkaç çocuk varsa kreş sorun kendisinde olsa da doğal olarak kabul etmiyor. Veliler de durumdan haberdar olmuyor. Bir de bu kadar sorunlu, eğitimsiz, sorumsuz sözde eğitim kurumu içinde veliler sorunu çocuğunda sanıyor. Tanıştığım bir kurum sahibi “çocuklar kurallarımıza uyum sağlayamıyor” dedi. Halbuki Montessori metodu çocukların uyum sağlayamayacağı bir ortam sunmaz.

Ah şu hareketli çocuklar!

Kurumlarda gerçek öğretmen olmayınca işini bilinçli bir şekilde yapmayan ya da işini sevmeden yapan insanlar çoğalıyor. Bu kişiler çocuklar biraz hareketli olunca katlanamıyorlar. Halbuki küçük çocukların hareketli olması kadar doğal bir şey yok. Çocuğun hareket etmesi hem bedensel hem zihinsel gelişimin bir parçası. Ancak bu tarz bilinçsiz kurumlarda hareketli çocuklar ayrıştırılıyor.

Montessori metodu kesinlikle çocuğun mizacına, kişiliğine saygı gösteren bir metot ve çocuk ayrımı yapacak son yaklaşım. Aslında hiçbir eğitim metodu çocuk ayrımı yapmaz. İnsan haklarına aykırı olan ayrımcılık bilhassa eğitim ve sağlıkta olmamalı.

Hani hep eleştiririz ya eğitim sistemi her türlü çocuğu alır tek tipleştirir diye. Bazı kurumlar baştan tek tip çocuk seçiyor.

Kimileri, “çocuğunuz rahatsız, gidin psikiyatriye ilaç yazdırın” diyor. Bazı veliler çocuğunu pedagoga ya da psikiyatriye götürüp çocuğunun sağlıklı olduğunu öğreniyor. “Tekrar götürün ilaç yazdırana kadar ısrar edin” diyorlar. Bazı doktorlar da o kadar hastanın içinde “ben teşhisi koydum” ya da “kreş teşhisi koydu, şu ilacı yazacaksın” diyen hastaya da çok düşünmeden ilacı yazıp geçiyor. 2 yaşında, 4 yaşında çocuklara hareketli diye ilaç başlanılıyor. Böylelikle çocukların kişiliği bastırılıyor. Travmatik bir nesil oluşmasının önü açılıyor.

Montessori metodu doğru uygulandığında çocuklar sakinleşir. Bunun için baştan sakin çocuk seçmeye çalışmak mantık dışıdır. Montessori okullarında çocuklar hem sınıf içinde hem de sınıflar arasında serbestçe dolaşır. Ayrıca yaz kış bahçede serbestçe hareket eder oynarlar. Peki Montessori hareketle ilgili ne diyor:

“Hareketin çocuk için ne derece önemli olduğu konusunda hiçbir fikri olmadığı için yetişkinin, kendisi adına rahatsız edici olan hareketi engellediği çok açıktır.

Bilim insanlarının ve öğretmenlerin çocuğun büyüyüp gelişmesi için ihtiyaç duyduğu etkinliğin yüksek önemini fark edememiş olmasıysa o kadar anlaşılır değildir. Hayvanlar ve sebzeler arasındaki fark, sebzelerin hareketsiz olması, hayvanlarınsa hareket etmesidir. O halde bir çocuğun hareketlerini bastırmak ne derece makbul olabilir?

Hareketsizliğe dair çeşitli övgü ifadeleri böyle bir tutumun bilinç dışında kabul gördüğünü gösterir. Uslu çocuğa ” çiçek gibi” denir, çünkü hareketsizdir. Ya da “melek gibi” denir, yani hareket eden, hatta uçan ama bunları insanların ait olmadığı başka bir dünyada yapan bir varlık gibidir.

Bütün bunlar, Freud’un insanlığın bilinç dışında var olan kısmi bir körlük olarak tarif ettiği psikolojik skotom’un, yine Freud’un belirlediği dar sınırların çok ötesine uzanan insan ruhunun akıl ermez körlüğünü ifşa eder.

Hareketin, insanın ahlaki ve entelektüel gelişiminde önemli bir rol oynadığı düşüncesinin kabul görmesi kolay değildir. İnsan, hareket organlarını göz ardı ederek kendisini oluşturduğu takdirde, durdurulmuş bir gelişim sergileyecek ve entelektüel duyulardan birinin yoksunluğundan kaynaklanan eksiklikten daha ağır bir durumda sürekli olarak kalacaktır.

Hareket insanın kişiliğinin bir parçasıdır ve hiçbir şey onun yerini tutamaz. Hareket etmeyen insan, varlığının ta derinliğinde yaralıdır ve hayattan dışlanmıştır…”

Montessori konusunda eğitimli personel eksiği

Türkiye’de yurt dışındaki gibi bu işin eğitimini veren ve denetleyen merkezi bir kurum ya da birlik yok. Böylelikle herkes ben Montessori okulu açıyorum diyebiliyor. Her 1-2 günlük seminere katılan bu işin eğitimini almış oluyor. Sonra da bu sözde eğitmenler konu hakkındaki kitapları okumuyor, makaleleri araştırmıyor. Sonuç olarak Montessori felsefesine zıt bir yaklaşımla eğitim veren kurumlar türüyor.

Montessori zenginler için mi?

Peki neden insanlar konu hakkında hiçbir fikri olmadığı halde direkt bir işe soyunuyorlar? Montessori o kadar popüler oldu ki kreşin adının önüne Montessori gelince insanlar daha fazla para ödemek istiyor. Montessori olunca fiyat artıyor. İşin ironik kısmı Montessori bu metodu fakir çocuklarla geliştirmiş.

Etkinlik adı altında çocuğunuzun ruhu zedeleniyor olabilir

Çocuk ruhu da tıpkı bir çiçek gibi kırılgan bir saflık. İster istemez biz yetişkinler tarafından bu saflık bozuluyor zaten. Çocuk ruhunun mümkün olduğu kadar saf kalmasını sağlamak; boş bir levha olarak görüp, işleyip, oyup, kendimize göre şekillendirmekten daha önemli.

Aslında Montessori de bu felsefeyle hareket ediyor. Çocukları serbest bırakalım, çocuk zaten gelişimine en uygun hareketi yapar, biz yetişkinler olarak da bunu sadece gözleyelim ve buna hayran olalım istiyor.

Montessori insanları ikiye ayırıyor: İçindeki bu saflık bozulanlanlar ve bozulmayanlar. Saflığı bozulmayanlar serbest bırakıldığında hep doğruya ve faydaya yönelirken, saflığı bozulanların kötülüğe yönelmemeleri için belli kurallarla kontrol altında tutulmaları gerekiyor.

Kreşlerde sosyal medyada paylaşmak üzere ya da whatsapp gruplarında paylaşılmak üzere çocuklara hareketleri sınırlandırılarak etkinlik yaptırılıyor. Bir yetişkin bu görüntülere baktığında “çocuklar ip gibi dizilmişler, öğretmenini mum gibi oturup dinliyor.” gibi şeyler düşünüyor. Çocukların ip gibi dizilip mum gibi durmalarından daha önemli olan şey, çocukluklarını mutlu yaşamaları.

Doğru kreş seçiminde ebeveynin işi zor. Ebeveynlerin de pedagoji bilgisi olması gerekiyor. Piyasa bu kadar eğitimsiz doluyken ebeveynin doğru yaklaşımı benimseyen kurumu seçebilmesi için iyi okuyup kendini geliştirmesi gerekli. Montessori kreşine de ekstra para ödenecekse Montessori’yle ilgili kitaplar ve Maria Montessori’nin kendi yazdığı kitapları okumakta fayda var. Ayrıca bu bilinçle kreşe bizzat gidip görmek lazım çünkü kurumların çoğu velileri kandırmaya yönelik hareket ediyor.

Kaynaklar:

Montessori Eğitim Sistemi nedir?

1986 doğumluyum. İlk ve orta eğitimimi Denizli'de tamamlayıp 2009'da Hacettepe Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon bölümünden mezun oldum. 5 yıldır reiki, ezoterizm, tasavvuf ve felsefe ile ilgileniyorum. Müzik, kitap, resim ve sinema ilgi alanlarım arasındadır. Ayrıca Türkiye'deki uzun antik yolları yürüyorum. Halen fizyoterapist olarak görevime ve lisansüstü eğitimime devam etmekteyim.