Mücbir sebep nedir? Covid-19 salgını mücbir sebep sayılır mı?

Mücbir sebep ne demektir? Covid-19 salgını mücbir sebep sayılır mı? Pandemi nedeniyle oluşan zararlardan devlet sorumlu olabilir mi? Mücbir sebep kapsamında ertelenen yükümlülükler nelerdir? Yargıtay mücbir sebebi nasıl değerlendiriyor?

Mücbir sebep nedir covid pandemi

Mücbir sebep nedir? Covid-19 pandemisi hukuki etkileri

Sizler için Prof. Dr. Şebnem Akipek Öcal ile Covid-19’un hayatımızdaki hukuki etkilerini aşağıdaki başlıklar altında işlemekteyiz.

  1. İfa imkânsızlığı,
  2. Mücbir sebep oluşturup oluşturmadığı,
  3. Uyarlama (Covid-19 sebebiyle sözleşmelerin uyarlanması),
  4. İş hukukuna etkileri ve alınan tedbirler,
  5. Tüketici işlemlerine etkileri.

Bu röportaj konumuz: Covid-19 Pandemisi mücbir sebep oluşturur mu? Verdiği değerli bilgiler için Prof. Dr. Şebnem Akipek Öcal‘a çok teşekkür ederiz.

Mücbir sebep ne demektir?

Mücbir sebebin tanımına kanunda yer verilmemekle birlikte, çerçevesi ve sınırları Yargıtay kararları ve doktrin tarafından belirlenmiştir. Buna göre; mücbir sebep, borçlunun faaliyet ve işletmesi dışında oluşan ve borcun ihlalini kesin olarak kaçınılmaz hale getiren, öngörülmesi ve önlenmesi objektif olarak mümkün olmayan olağanüstü bir durumdur.

Genel olarak değerlendirildiğinde bir olayın mücbir sebep sayılabilmesi için sözleşme taraflarının kontrolleri dışında gerçekleşmiş olması, hukuki ilişkinin kurulduğu esnada böyle bir olayın öngörülemeyecek olması, öngörülse dahi sonuçlarının bu denli ağır olacağının öngörülememesi gerekir.

Başka bir ifadeyle bir olayın mücbir sebep olarak nitelendirilebilmesi için o olayın önceden sezilemez, karşı konulamaz olması ve harici bir etkenden ileri gelmiş olması gerekir. Hukuki işlem yapılırken öngörülemeyen, meydana gelme veya etki açısından kaçınılmaz ve üstesinden gelinmesi imkânsız olan somut bir olgu olması zorunludur.

Söz konusu mücbir sebepten etkilenen tarafın, sözleşmeyle kararlaştırılan edimi yerine getirmemesi arasında illi bir bağ (nedensellik bağı) aranır. Mücbir sebep teşkil eden olayın, kaçınılmaz bir şekilde bir davranış normunun veya borcun ihlaline yol açmış olması gerekir. Bu kapsamda, alınan her türlü tedbire, sahip olunan tüm imkânlara ve araçlara rağmen, mücbir sebep teşkil eden olayın sonuçları kesinlikle önlenemez olmalıdır.

Mücbir sebep hukukumuzda yasal olarak düzenlenmiş midir?

Hukukumuzda mücbir sebep başlı başına ve doğrudan düzenlenmemiştir. Bununla birlikte aşağıda da ayrıntılı olarak değinileceği üzere, illiyet bağını kesen sebepler arasında TBK mücbir sebep kavramına yer vermiştir. Ancak ayrıntılı ve mücbir sebebi tanımlayan, unsurlarını açıklayan bir düzenleme bulunmamaktadır. Konu gerek öğreti gerekse de Yargıtay tarafından açıklanmakta ve unsurları belirlenmektedir.

Mücbir sebebin unsurları nelerdir?

Mücbir sebebin üç unsurunun bulunması gerektiği söylenebilir:

  1. Haricilik
  2. Kaçınılmazlık
  3. Öngörülmezlik

Eğer bu üç unsur somut durumda varsa, o durumu artık mücbir sebep olarak kabul etmek gerekir.

 Yargıtay mücbir sebebi nasıl değerlendiriyor?

Yargıtay da mücbir sebebi genellikle yukarıda belirtilen üç unsuru esas alarak değerlendirmekte ve bu unsurların kümülatif olarak varlığı halinde somut olayda mücbir sebebin bulunduğuna hükmetmektedir.

2014 tarihli bir Yargıtay kararına göre;

“Mücbir sebep bir sorumluluğun yerine getirilmesini veya bir hakkın veya hukuksal imkânın veya kanuni bir avantajın kullanılmasını veya talep edilmesini kısmen veya tamamen, geçici veya daimi surette engelleyen, bu niteliği dolayısıyla sorumluluğu kaldıran veya yerine getirilmesini, süresini ve vadesini geciktiren veya sorumluluğun niteliğini değiştiren, bir hakkın veya hukuksal imkânın veya kanuni bir avantajın kullanılmasına ilişkin sürelerin yeniden tanınmasını, sürelerin uzatılmasını veya eski hale iade edilmesini gerekli ve zorunlu kılan, kişinin önceden beklemediği, öngöremeyeceği ve tahmin edemeyeceği, beklese ve tahmin etse bile, kişilerin alabilecekleri her türlü tedbire rağmen meydana gelmesini engelleyemeyeceği, kişilerin tedbir alma ve ihmalde bulunmama yükümlülüklerini aşan nitelikte ve ağırlıkta olan, dıştan gelen olağandışı, mutad ve devamlı olanın dışında gerçekleşen bir olay olgu veya durumdur”.

Uygulamada, mücbir sebebin olağanüstü bir olay olması gerektiği ifade edilmektedir. Olayın olağanüstü nitelikte olması mücbir sebebin unsurlarından olan öngörülmezlik unsuruna karşılık gelmektedir.

Yargıtay, öngörülmezlik unsurunu “oluşumuna ve biçimine nazaran hayatın normal akışından çıkması beklenebilecek tesadüfî olaylar sınırını açık bir şekilde aşan olay”, “ansızın gerçekleşen olay” şeklinde kaleme almaktadır. Diğer bir ifade ile hayatın olağan akışı ile gerçekleşmesi söz konusu olaylar mücbir sebepte değerlendirilmemektedir.

Covid-19 salgını mücbir sebep sayılabilir mi?

Bulaşıcı hastalıklar kural olarak, borç ilişkisinin taraflarının dışında, tarafların öngörmeleri ve engellemeleri mümkün olmayan hastalıklardır. Pandemik hastalık ise dünya genelinde yaşayan insanların sağlığını tehdit eden bulaşıcı hastalıklara verilen bir isimdir.

Pandeminin toplum düzeyindeki etkisi; virüsün bulaştırıcılığına, hastalık oluşturma yeteneğine, toplumdaki bireylerin bağışıklık ve sağlık ile beslenme durumuna, bireyler arası temas ve bir yerden başka bir yere ulaşım özelliklerine, risk faktörlerinin varlığına, sunulan sağlık hizmetlerine ve iklime bağlı olarak değişiklik göstermektedir.

11 Mart 2020 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü, Covid-19 veya corona virüs olarak adlandırılan hastalığı, “küresel salgın”, başka bir ifadeyle “Pandemi” olarak ilan etmiştir. Corona virüsün bu tarihten itibaren tüm Dünyada Pandemi niteliği taşıdığı düşünüldüğünde haydi haydi “mücbir sebep” tanımının içine gireceği açıkça görülecektir. Gerçekten de Covid-19 insandan insana bulaştığı için, geniş bir coğrafi alana yayıldığı için, bu konuda alınan önlemler ticaret hayatında kısıtlamalar getirdiği için, bu hastalığın “mücbir sebep” sayılacağı konusunda şüphe yoktur. Haricilik, kaçınılmazlık ve öngörülmezlik unsurları açıkça bir arada gerçekleşmiştir.

Covid-19 sebebiyle mücbir sebep kapsamına alınan haller ve etkilenen alanlar nelerdir?

Pandemi olarak nitelendirilen salgın hastalığın, hukuki ve ekonomik açıdan birçok sonucu olacağı açıktır. Pek çok farklı alanda karşılaşılabilecek bu sonuçlar borçlar hukuku bağlamında özellikle sorumluluk hukuku alanında kendisini göstermektedir.

Türk hukukunda sorumluluğun temeli esasen kusura dayanmaktadır. Gerek haksız fiillerde gerek sözleşmelerde, kişinin sorumlu olması için kusurlu olması gerekir. Kusurun yanında sorumluluğun doğabilmesi, ortaya çıkan zarar ile fiil arasında uygun illiyet bağının var olmasına bağlıdır.

Uygun illiyet bağı, sorumluluğun aslî şartı, tazminat hukukunun temel ilkesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu şart olmaksızın bir şahsın sorumlu olması düşünülemez. Genel olarak illiyet kavramı değerlendirildiğinde, bu kavram, zararlı sonuçla sorumluluğu doğuran davranış veya olay arasında bir sebep-sonuç bağının, nedensellik ilişkisinin bulunmasını gerektirir.

Tanımlanacak olursa, hukukta, gerçekleşen zararla sorumluluğu doğuran olay veya davranış arasındaki sebep-sonuç ilişkisine, genel anlamda illiyet bağı denilir. Hukuki sorumlulukta, sorumluluk ister sözleşme dışı sorumluluğa ister sözleşmesel (akdi) sorumluluğa ister kusur sorumluluğuna, isterse kusursuz sorumluluğa dayansın, illiyet bağının varlığı mutlaka aranır.

Bazı hallerin varlığı halinde illiyet bağının kesilmesi söz konusudur. Hukukumuzda illiyet bağını kesen üç temel sebep bulunmaktadır:

  1. Mücbir sebep
  2. Zarar görenin kusuru
  3. Üçüncü kişinin kusuru.

Bu çerçevede mücbir sebebin en önemli etkisinin illiyet bağını kesmek olduğu belirtilebilir. Bu durum da tüm sorumluluk türlerinde illiyet bağı arandığına göre borçlar hukuku kapsamında hemen hemen her alanı etkileyecektir. Sözleşmeler hukuku tek başına ele alındığında ise tüm sözleşmelerin bu durumdan etkilenmesi olasıdır. Ancak unutulmamalıdır ki her somut duruma etkisi farklı olacağından her somut durumun özel olarak değerlendirilmesi gerekir.

Mücbir sebep kapsamında ertelenen yükümlülükler nelerdir?

Bu noktada önemli bir husus sözleşmenin kurulmasından sonraki durumdur. Sözleşmenin kurulmasından sonra meydana gelen mücbir sebebin sürekli ya da geçici olması bakımından, borcun hiç ifa edilememesine, başka bir deyişle ifanın imkânsızlaşmasına veya borçlunun temerrüdüne yol açmaktadır.

Mücbir sebebin sürekli olduğu durumda, borçlunun borcunu ifa etmesi imkânsızdır. Ancak mücbir sebebin geçici olması halinde ise kural olarak yalnızca borcun zamanında ifası mümkün değildir. Bu durumda borçlu gecikmeden sorumlu olmamakla birlikte, ifası halen mümkün olan borcunu ifa etmekle yükümlü tutulmuştur. Borçlu açısından ertelenen yükümlülükler ancak mücbir sebebin geçici olmasına bağlıdır.

Mücbir sebebin varlığı duruma göre borçlunun kusurunu ortadan kaldıracağı için, sözleşmenin ifası, eksik ifası veya ayıplı ifası hallerinde doğabilecek kusura bağlı sonuçlar da ortadan kalkacaktır. Buna en iyi örnek kusura bağlı olan zararı tazmin yükümlülüğünün doğmayacak olmasıdır. Ancak unutulmamalıdır ki her durumda kusur ortadan mutlak olarak kalkmayabileceği gibi, kusursuz sorumluluk hallerinin de kural olarak bu durumdan etkilenmesi söz konusu olmayacaktır.

Mücbir sebeple beklenmeyen hal arasındaki fark nedir?

Beklenmeyen hal veya başka bir ifade ile umulmayan hal, mücbir sebebin yukarıda sayılan unsurlarını (haricilik, kaçınılmazlık, öngörülmezlik), kısmen veya tamamen taşımayan haldir. Diğer bir ifade ile beklenmeyen halde öngörülmezlik ve kaçınılmazlık unsurları nisbi niteliktedir.

Mücbir sebep genellikle dış kuvvetlerin, özellikle doğal güçlerin etkisiyle oluşur; oysa beklenmeyen hal genellikle işletme faaliyeti ile ilgili olarak ortaya çıkar. Beklenmeyen halde ifanın imkânsızlaşmasına sebep olan olayın borçlu için aşılmaz, kaçınılmaz ve engellenemez nitelikte olması yeterli görülmüştür. Mücbir sebep bakımından ise olayın meydana geliş tarzı bakımından objektif olarak karşı konulmaz bir şiddette meydana gelmesi ve ifayı mutlak olarak imkânsız kılması gerekmektedir.

Beklenmeyen halin gündeme gelebilmesi için öncelikle beklenmeyen hali meydana getiren bir olayın gerçekleşmesi, bu olay nedeniyle borcun ihlali, gerçekleşen olay ile borcun ihlali arasında uygun illiyet bağı ve son olarak beklenmeyen hale neden olan olayın borçlu bakımından kaçınılmaz olması gerekir.

 Sözleşmeler nezdinde pandemi veya salgın hastalık halleri özel olarak mücbir sebep örneği olarak sayılmış mıdır?

Borçlar hukukunda sözleşmeler önemli bir yer tutmaktadır. Sözleşmeye bağlılık ilkesi, tarafların dürüstlük kuralı (TMK m.2/I) gereğince borçlarını ifa etmek için her türlü çabayı göstermesi gerektiğine işaret etmektedir.

Mücbir sebepte her türlü tedbirin alınmasına, her türlü imkân ve şartların bulunmasına rağmen mücbir sebebin doğurduğu sonuçlar önlenememektedir. Bu açıdan doğa olayları, salgın hastalıklar, hukuki olaylar, insan kaynaklı olay ve davranışlar, sosyal olaylar mücbir sebep teşkil etmektedir.

Mücbir sebep, doğadan, borçlunun işletme ve faaliyet alanı dışından veya üçüncü kişilerin davranışından kaynaklanmaktadır. Genel bir ifade ile mücbir sebep, borçlunun sorumluluk alanı dışından kaynaklanmaktadır.

Türk Borçlar Kanunu’nda mücbir sebep doğrudan düzenlenmediği için, sözleşmeler nezdinde de salgın hastalığın veya başka bir sebebin mücbir sebep teşkil edeceğine ilişkin doğrudan bir yasal düzenleme bulunmamaktadır.

Sözleşme kapsamında mücbir sebep düzenlenebilir mi?

Sözleşme özgürlüğü kapsamında taraflar, sözleşmelerinde belli sınırlar içinde kalmak koşuluyla diledikleri gibi düzenleme yapabilirler. Sözleşmeler hukukuna göre “sözleşme” tarafların adeta “anayasası” kabul edilmektedir. Bu çerçevede taraflar kuşkusuz özel bir mücbir sebep düzenlemesine sözleşmelerinde yer verebilirler.

Sözleşme kapsamında düzenlenen mücbir sebep halleri sınırlı sayıda mıdır? 

Sözleşme özgürlüğü kapsamında taraflar bu konuda da yine özgürce düzenleme yapabilirler. İsterlerse genel bir mücbir sebep hükmü koyarak, her tür mücbir sebebin bu kapsama alınmasını sağlayabilir, isterlerse kendilerine göre mücbir sebep hallerini sayıp “ve benzeri sebepler” gibi bir ibare ekleyerek ucunu açık bırakabilirler; isterlerse de sınırlı sayma yoluna başvurabilirler.

Bir sözleşme incelenirken öncelikle mücbir sebep hükmünün sayma yöntemi ile düzenlenip düzenlenmediğine ve bu saymanın sınırlı bir sayma olup olmadığına bakmak gerekir. Eğer sınırlı sayma yöntemi benimsenmişse ve sayılan mücbir sebebin halleri içinde salgın hastalık bulunmuyorsa, bu sözleşmede taraflar kendi istekleri ile mücbir sebebin hallerine sınırlama getirmiş oldukları için, bu sözleşme bakımından mücbir sebepten yararlanmak mümkün olmayacaktır. Ancak sayma yönteminde salgın hastalık kavramına yer verilmiş veya sayma sınırlanmayarak vb gibi bir ifade eklenmişse, ya da hiç sayılmamışsa mücbir sebep halleri bu sözleşme bakımından mücbir sebep geçerli olacaktır.

Mücbir sebep iddiasında bulunmak ve ifadan kaçınmak, ortaya çıkabilecek ihtilaflarda hak kaybına sebep olur mu?

Corona virüs salgının sözleşmelere etkisi incelenirken, sözleşmeye bağlılık ilkesi gereği öncelikle sözleşmedeki mücbir sebep kayıtlarının incelenmesi, bu sırada, sözleşmenin tüm hükümlerinin birlikte değerlendirilmesi, salgın hastalığın mücbir sebep teşkil edip etmeyeceğinin sözleşmenin amacına ve konusuna göre belirlenmesi gerektiğini belirtmek gerekir.

Nitekim doktrin görüşleri ve Yargıtay kararlarında, mücbir sebebin tespitinde genel geçer bir kabulün söz konusu olmadığı, her sözleşme özelinde somut olayın şartları değerlendirilerek sonuca ulaşılması gerektiği ifade edilmektedir. Zira salgın hastalığın sektörler, edimler ve koşullar bakımından sözleşmelere etkisi aynı oranda olmayacaktır. Bu nedenle geçersiz bir mücbir sebep iddiasında bulunmak, bu iddiada bulunan kişiyi korumayacak, borcunun sona ermesini sağlamayacaktır. Kaldı ki, mücbir sebep teşkil eden hallerde, her durumda borçtan kurtulmak da mümkün olmayabilir. Örneğin mücbir sebep halinin geçici nitelik taşıdığı durumlarda, sadece o an için mücbir sebep borcun ifasını geciktirir, ancak borcu sona erdirmez.

Mücbir sebep iddiasının mahkemece reddine sebep olan haller nelerdir?

Kuşkusuz çok farklı haller karşımıza çıkabilir. Öncelikle sözleşmede sınırlı sayıda mücbir sebep sayma yöntemi ile düzenlenmişse ve o olayda iddia edilen mücbir sebep oluşturan durum sayılanlar arasında yer almıyorsa, sınırla sayma tercih edilip diğerleri dışlandığı için, mahkeme de mücbir sebep iddiasını reddedecektir.

Başka bir durum da somut olay bakımından mücbir iddiasının ileri sürülemeyecek olması olabilir. Örneğin bir hastane salgın hastalığı mücbir sebep olarak ileri sürüp hastaneyi mücbir sebep nedeniyle kapatamaz. Kuşkusuz mücbir sebebin unsurlarının bulunmaması halinde de yine mahkeme bu iddiayı reddedecektir.

Sözleşmelerde mücbir olarak sayılmayan bir durumun, mücbir sebep sayılabilmesi için gerekli haller nelerdir?

Sözleşmede hiç mücbir sebep hükmüne yer verilmemişse, o zaman genel hükümler, yargı kararları ve teamül doğrultusunda mücbir sebep devreye girer. Taraflar arasında bu konuya ilişkin bir uyuşmazlık çıkması durumunda da kuşkusuz somut halin mücbir sebep teşkil edip etmediğinin belirlenmesi hâkimin takdirinde olacaktır.

Mücbir sebep belirlenirken hakkın kötüye kullanılması kavramının, dürüstlüğün öneminden bahseder misiniz?

TMK m. 2’de düzenlenen hakkın kötüye kullanılmasının yasaklanması, bir hakkın dürüstlük kurallarına açıkça aykırı şekilde ve amacı dışında kullanılmasını yasaklanması anlamına gelir.  Kuşkusuz bu yasağın devreye girmesi için, hakkın kötüye kullanılması sebebiyle başkalarının zarar görmüş veya zarar görme tehlikesiyle karşılaşmış olmaları gerekir. Kişilerin mücbir sebep iddiasında bulunurken de haklarını kötüye kullanmamaları zorunludur. Aksi takdirde bu iddianın dinlenilmemesi sonucuyla karşılaşılabilir. Somut olay bakımından örneğin salgın hastalık o işin görülmesini etkilemediği halde mücbir sebep iddiasında bulunmak bu kapsamda değerlendirilebilir.

Mücbir sebebin borcun ifasını imkânsız hale getirmesi konusunu açıklar mısınız?

İfa imkânsızlığı kavramı TBK m. 136’da düzenlenmiştir. Buna göre:

“Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer.

Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder. Kanun veya sözleşmeyle borcun ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar, bu hükmün dışındadır.

Borçlu ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa, bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür.”

İfa, mücbir sebep sayılabilecek bir olayın gerçekleşmesi neticesinde imkânsız hale gelmişse, borçlunun sorumlu olmadığı sonraki imkânsızlık söz konusu olur. Böylece mücbir sebep sonucunda imkânsız hale gelen edimin borçlusu, herhangi bir tazminat ödemeksizin borcundan kurtulur. Buna karşılık kural olarak karşı edimi talep hakkını kaybettiği gibi, kendisine ifa edilmiş edimleri de iade etmekle yükümlü olur. Başka bir ifadeyle, TBK m. 136 f. 2 uyarınca tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde, imkânsızlık nedeniyle borcu sona eren taraf, karşı edimini isteyemez. Karşı edimini almışsa, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade ile yükümlüdür.

Mücbir sebep söz konusu olduğunda ne gibi hukuki yollara başvurulabilir?

Öncelikle belirtilmelidir ki, sözleşmeler bakımından mücbir sebebin varlığını iddia eden tarafın bunu ispatla yükümlüdür. Borçlu, borcun ifa edilmemesine sebep olan olayın tespit edilememesi riskine kendisi katlanmaktadır. Bu açıdan bakıldığında mücbir sebep, tarafların kusurundan bağımsızdır. Diğer bir ifade ile borçlunun mücbir sebebin meydana gelmesinde kusurunun bulunmadığını ispatlanması beklenmemektedir.

Mücbir sebep öncelikle ifa imkânsızlığı doğurabilir ki, yukarıda da belirtildiği gibi bu halde borçlu borcundan kurtulacaktır. İfa imkânsızlığının edimin bir kısmına yönelik olması halinde, sadece imkânsızlaşan kısım bakımından karşılıklı olarak sorumluluktan kurtulma söz konusu olacaktır (TBK m. 137). Bu durumda kısmi ifa imkânsızlığı olarak adlandırılmaktadır.

Özellikle kira akdi, hizmet akdi gibi sürekli edimli sözleşmeler yönünden mücbir sebebin geçici imkânsızlığa yol açması muhtemeldir. Geçici imkânsızlık kural olarak borcu sona erdirmez, ancak geç ifa nedeniyle kusursuz borçlu temerrüdü söz konusu olabilecektir. Özellikle para borcunun ifasında imkânsızlık söz konusu olmayacağı için geç ifa gündeme gelebilecektir.

Mücbir sebep iddiasında bulunan taraf ne yapmalıdır?

Her durumda mücbir sebep iddiasında bulunan taraf öncelikle karşı taraf ile görüşmeli ve mümkünse bir ek sözleşme, protokol yaparak ve anlaşarak kendi aralarında bu durumun yaratacağı hukuki sonuçları düzenlemeye çalışmalıdır. Anlaşma sağlanamadığı takdirde ilk olarak somut durumun mücbir teşkil edip etmediğinin belirlenmesi bir tespit davası ile istenebilir. Ama arada bu sebeple bir uyuşmazlık olmuşsa uyuşmazlığın türüne göre mahkemeye başvurulması gündeme gelecek ve çözüm hâkim kararı ile gerçekleşecektir.

Salgın nedeniyle oluşan zararlardan devlet sorumlu olabilir mi?

Taraflar arasındaki özel hukuktan kaynaklanan ilişkiler ve uyuşmazlıklar bağlamında, ayrıca bir düzenleme yapılmadığı sürece Devletin sorumluluğu söz konusu değildir. Devlet aldığı tedbir ve kısıtlamaları Anayasa ve yasalar çerçevesinde kamu yararı ve sağlığın korunması gerekçesi ile almaktadır. Bundan dolayı bir sorumluluğu olmayacaktır.

Biyografi: Prof. Dr. Şebnem Akipek Öcal

şebnem akipek öcal

Akademisyen, Arabulucu, Avukat (Ankara Barosuna kayıt 1990).

Hukuk eğitimi: Profesör, Aralık 2010, Doçent, Mayıs 2004, Doktora (PH. D.) Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Mayıs 1998, Yüksek Lisans (LL.M.) University of London, London School of Economics and Political Science, Ekim 1991, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi-birincilikle mezuniyet, Haziran 1989.

Çalıştığı kurum ve görevleri: Medeni Hukuk Profesörü, TED Üniversitesi Öğretim Üyesi, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi; Orta Doğu Teknik Üniversitesi Eski Hukuk Müşaviri, Ankara Üniversitesi Adalet Meslek Yüksekokulu Eski Müdürü, Kadir Has Üniversitesi Eski Dekanı, TED Üniversitesi Eski Rektör Yardımcısı. Misafir Öğretim Üyesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Bilkent Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Koç Üniversitesi, Ufuk Üniversitesi, TED Üniversitesi, Anadolu Üniversitesi, Doğu Akdeniz Üniversitesi.

Önemli çalışmalarından bazıları:

  • Eylül 2020, New York City Bar ve PaceÜniversitesi tarafından düzenlenen sempozyumda, “Covid-19: Force Majeure under CISG and Turkish-Swiss Law” konusunda davetli konuşmacı olarak, Online sempozyum, New York, Amerika Birleşik Devletleri.
  • Temmuz 2019, Salzburg Üniversitesi tarafından düzenlenen yaz okulunda “Introductionto Turkish Law and Turkish Succession Law” konusunda ders verme, Salzburg, Avusturya.
  • Temmuz 2019, Salzburg Üniversitesi tarafından düzenlenen panel ve workshop’da”Breachof Contract” ve “Family Law” konularında davetli konuşmacı olarak, Salzburg, Avusturya.
  • Nisan 2019, WillemVisKurgusal Duruşma Yarışmasında Hakem, Viyana, Avusturya.
  • Mart 2019, WillemVisEast Kurgusal Duruşma Yarışmasında Hakem, Hong Kong.
  • Salzburg Üniversitesi tarafından düzenlenen yaz okulunda “Introduction to Turkish Law and Turkish Succession Law” konusunda ders verme, Salzburg, Avusturya (Temmuz 2018),
  • Salzburg Üniversitesi tarafından düzenlenen panel ve workshop’da”Breachof Contract”, “Family Law” ve “Transfer of Title” konularında davetli konuşmacı olarak, Salzburg, Avusturya (Temmuz 2018),
  • Salzburg Üniversitesi tarafından düzenlenen yaz okulunda “Contractsin TurkishLaw” konusunda ders verme, Salzburg, Avusturya, (Temmuz 2017),
  • Salzburg Üniversitesi tarafından düzenlenen panel ve workshop’da”Breachof Contract”, “Family Law” ve “Marriage Settlement” konularında davetli konuşmacı olarak, Salzburg, Avusturya, (Temmuz 2017),
  • WillemVis Kurgusal Duruşma Yarışmasında Hakem, Viyana, Avusturya (Nisan 2017),
  • Almanya Hildesheim’da Norddeutsche Fachhochschule für Rechtspfleger tarafından düzenlenen konferansta davetli konuşmacı (Haziran 2012),
  • “Viyana Satım Sözleşmesi ve Türk Hukuku” konusunda ders, Avans Universityof Applied Sciences Tilburg / Hollanda (Ocak 2012) (Erasmus ders verme etkinliği kapsamında),
  • StrasbourgAvrupa İnsan Hakları Mahkemesinde Türkiye Cumhuriyeti adına savunma yapan avukat olarak (Şerife Yiğit v. Türkiye Cumhuriyeti) (Aralık 2009),
  • Almanya Hildesheim’da Norddeutsche Fachhochschule für Rechtspfleger tarafından düzenlenen konferansta davetli konuşmacı (Ocak 2008),
  • Romanya Bükreş’te Friedrich Neumann Vakfı ve Bükreş Barosu tarafından düzenlenen Avrupa Birliği sürecinde Yasal Uyum konulu konferansta davetli konuşmacı (Haziran 2006),
  • Slovenya Ljubljana’da, Kadın Hakları ve Sorun Çözme (Arabuluculuk) hakkında düzenlenen Eğitim Seminerinde katılımcı (Temmuz 2001),
  • İngiltere-Norwich, East Anglia Üniversitesi’nde araştırma (Mart 2001),
  • Avusturya Salzburg’da Sanal Ortamda Fikri Haklar ve Elektronik Ticaret konulu Salzburg Semineri’ne katılımcı (Agustos 2000),
  • Tüketici Konseyi bünyesinde oluşturulan “Elektronik Ticaret” Alt Komite Başkanlığı (Mart 2000),
  • DPT bünyesinde oluşturulan Türkiye-AT Mevzuat Uyumu Sürekli Özel İhtisas Komisyonu’nda raportörlük (Kasım 1994),

Uzmanlık alanları: Sözleşmeler Hukuku, Sorumluluk Hukuku, Taşınmaz Hukuku, Elektronik Ticaret Hukuku, Tüketicinin Korunması Hukuku, Sağlık Hukuku, Banka Hukuku, İnşaat Hukuku, Fikri ve Sınaî Haklar, Uluslararası Ticari Tahkim Hukuku, Uluslararası Satım Sözleşmeleri (CISG), Aile Hukuku, Miras Hukuku.

Bazı kitaplar: Viyana Satım Antlaşması, Yetkin Yayınevi, 2019, İçtihatlı, Notlu, Atıflı Türk Medeni Kanunu, Aristo Yayınevi, 2019 (iki yazardan biri olarak), İçtihatlı, Notlu, Atıflı Türk Borçlar Kanunu, Aristo Yayınevi, 2018 (iki yazardan biri olarak), Sorularla 12 Bankaya Karşı Üç Kat Tazminat (Kartel Tazminatı) Davası, 2.Baskı, Aristo Yayıncılık, İstanbul 2017, (üç yazardan biri olarak), Uygulamalı Hukuka Giriş, Ankara 2013, Medeni Hukuk I, Kişiler Hukuku, Aile Hukuku ve Miras Hukuku, Anadolu Üniversitesi yayınları, Eskişehir 2011, Tapuya Kayıtlı Taşınmazların Bölünmesi, Birleştirilmesi ve Arazi Toplulaştırmasının Genel Esasları, Ankara 2010. Alt Vekâlet, Ankara 2003. Sözleşmeler Rehberi, genişletilmiş ve gözden geçirilmiş 2. Baskı, Ankara 2002 (iki yazardan biri olarak). Türk Hukuku ve Mukayeseli Hukuk Açısından Tüketici Kredisi, Ankara 1999.

Çeşitli kitaplarda bölüm yazarlığı görevi üstlenmiş ve çok sayıda makalesi yayımlanmıştır. Çok sayıda sempozyum, panel ve konferansta davetli konuşmacı olarak farklı konularda tebliğler sunmuştur.

ICC, TOBB gibi kurumsal tahkimlerde ve ad hoc tahkimlerde başhakem ve taraf hakemi olarak görev yapmıştır.

Covid-19 pandemisi hukuki etkileri: İfa imkansızlığı nedir?

1973 İstanbul doğumluyum. Hayatın her alanında gönüllü olarak faaliyet göstermekteyim. Bağımlılık ile mücadele, kadın ve çocuk istismarına karşı destek, eğitime katkı amaçlı kütüphanaler kurulması, yardımlaşma derneklerinde faaliyetler, tüketicinin her tür hakkı (sağlık, hukuk...) üzerine destek çalışmaları, kültür sanat projelerine koçluk, danışmanlık, tutuklu çocukların topluma kazandırılması amaçlı eğitim organizasyonları, kan bağışı, organ bağışı, ilik bağışı üzerine organizasyonlarda koordinatörlük, özel eğitim öğretmeni olmam sebebiyle engelli çocuklarımızın ailelerine danışmanlık, okullarda çocuklarımızın yardımlaşma güdüsünü pekiştirme amaçlı seminerler ve sayamayacağım daha pek çok alanda, neredeyse hiç durmadan yıllardır gönüllü olarak faaliyet göstermekteyim.