NATO ve Big Brother (Ağabey)

Yıllar evvel havacılıkla ilgili bir belgeselde, emekli bir pilot şu cümleyi sarfetti: ‘Sert inişleri, yumuşak inişlere tercih ederim.’ Gelin biz de, buradan hareketle sert bir giriş yapalım.

NATO

Big Brother

2. Dünya Savaşı sonrası Big Brother (Ağabey) dünyanın üstüne çöktü. Kimine demokrasi getirdi, kimisinden götürdü. Almanya’nın mağlubiyeti üzerine, bu ülkeyi bir utanç vesikası haline getirdi. Halen kısmen işgal ediyor Federal Cumhuriyeti binlerce askeri ile.

Almanlar, küçük kardeş olarak çok çalıştılar. Alın teri için, destek de gördüler yurdum insanından. Kapitalizm ne gerektiriyorsa onu yaptılar. Abilerinin sözünden hiç çıkmadılar. İçişlerinde birçok şeye kendileri karar verdi.


Ama dış politikada Ağabey ne dediyse harfiyen uyguladılar. Almanya bu yolla dünyanın en müreffeh müstemlekesi oldu. Siyasi olarak sömürülen bir müstemleke. Aynı zamanda sözü de geçen. Doğru, kapitalizmin en büyük akbabalarından birinin sözü bu alemde nasıl geçmesin?

Savaş ve Sonrası

Savaş olgusu 2. Dünya Savaşı’ndan itibaren şekil ve nitelik değiştirdi. Ama hiç yok olmadı. Siyasi savaşlar, jeopolitik savaşlar, ekonomik savaşlar (IMF, Dünya Bankası vs.) hiç bitmedi. Savaş Ukrayna’da çıkınca ortalık ayağa kalktı.

(Halbuki 90’ların başında Balkan Savaşı, 99’da Kosova, 2001’de Afganistan ve 2011’de Libya’ya kısmen haksız yere müdahil olan kimdi? Tabii ki Nato idi. Nato’nun ismi İngilizce kondu ama kısaltma en iyi Türkçe’ye uyuyor. NAmertler TOpluluğu. Yanlış anlamayın, 12 kurucu üyeyi kastediyorum. Nihayetinde, asıl amacı iradeleri ile ortaya koyanların yanında, baharat ilavelerinin cürümü ağırlıkları kadar bile değil.)

Dönelim Almanya’ya. Bundestag’ın (Meclis) vekillerinden biri kürsüden şu haklı soruyu sordu: ‘İçinizden herhangi biri, yapılacak silah yardımı ile Ukrayna’nın savaşı kazanacağına inanıyor mu?’ Size açık konuşacağım: Alman Parlamentosu’nun hiçbir üyesi yardımların bir işe yarayacağını düşünmüyor.

Peki neden silah yardımı pompalanıyor? Hesap basit. Yine ve yeniden kapitalizmin kanlı elleri devrede. Silah sanayi ellerini avuçluyor, paralar gelsin, cukkalar dolsun diye.

Ya demokrasi?

Ya pasifizm?


Ya Almanya’nın savaşa karşı on yıllardır sarsılmaz duruşu?

Hiçbiri önemli değil. Önemli olan Ağabey’in (Big Brother) ne dediği ve ne istediği. ABD ne diyorsa o yerine getiriliyor Batı’da. Hem de eksiksiz. Silahlar gönderilecek, Ukrayna’da kayıplar daha fazla olacak, savaş uzayacak. Hesap, Rusya’yı zamana bağlı olarak daha fazla tahrip etmek. Ukrayna’nın toprak bütünlüğüymüş, insan hakları imiş, demokrasi imiş… Geçin bunları…

CIA’in dünyaya propaganda aracı olarak pompaladığı, George Orwell’in Big Brother’ı (Ağabey) ne emrediyorsa yapıyor Batı. Hükmü azaldıkça, daha da vahşileşecek ABD. Yeter ki Rusya’yı altetsin. Avrupa dahi umurunda değil. Nasıl ki 1950’den sonra Türkiye’yi her şeye bağımlı yaptı, şimdi de Avrupa’nın ümüğünün sıkılmasına aldırmayacak.

NATO

Şimdi İsveç ve Finlandiya Nato üyesi olma iradesini gösteriyorlar. Finlandiya meclisi bu konuda karar vermiş. Müthiş bir demokrasi… Peki Nato’nun Rusya’ya (1989-1990) verdiği söz ne idi? Doğu’ya doğru tek santim (not an inch!!!) genişlememek. Eee, şimdi ne oldu? Sözlerin önemli yok, ‘NA’mertlik ‘TO’plu halde dünyayı felakete sürüklüyor. ABD nato kafa nato mermer olduğu sürece dünyanın hali yaman. Nato’nun bizim coğrafyada nelere malolduğunu görmek zor değil. Askeri zorlamalar, politik dayatmaları; politik dayatmalar, borçları; borçlar, tavizleri getirdi. Türkiye on yıllardır borç sarmalında. 40 yıl evvel tarıma yapılan sübvansiyonlar dahi yapılamaz durumda. Sonuç, kendi kendine yeten tarım (tarım da bir endüstridir!) ülkesinden, kendi buğdayını ekemeyen konuma geldik. Birkaç hafta önce, kök buğdayın anavatanı Anadolu’nun göbeğindeydim. Ne diyor çiftçi, ‘Neden ekmiyorsun? sorusuna cevap olarak: ‘Kurtarmıyor.’

Zarar etmektense ekmemeği tercih ediyor çiftçi. Araziler plansız nadasta. Yazık…

Gelecek

Olağanüstü bir gelişme olmadığı sürece, Doğu’nun yükselişi durdurulamaz. Ne demişti Ulu Önder 1933 yılında: ‘Güneşin doğuşunu nasıl görüyorsam, Doğu’nun yükselişini de öyle görüyorum.’ Atatürk’ün sözünün üzerinden 90 sene geçmek üzere. Dünyanın nereye evrildiğinin somut değerlendirilmesini siz okurlarıma bırakıyorum.

Türkiye’nin birkaç hafta önce İsveç ile Finlandiya’nın NATO üyeliğini veto eğilimini yürekten desteklerken, Madrid’de yapılan anlaşma ile çizgimizi bozduğumuzu düşünüyorum. Umarım yakın gelecekte, başı dik, çizgisinden şaşmayan bir konuma gelerek duruşumuzu gündelik politikalara kurban etmeyiz. Olağanüstü bir siyasi gelişme olmazsa, Doğu-Batı gerilimleri tırmanmaya devam edecektir. Rusya, muharebesinden galip ayrılacak, önümüzdeki kış Almanya’nın bir kısmı donacaktır.

Krizler öyle bir seviyeye gelecektir ki, önümüzdeki yıllarda beklenen büyük Marmara depreminin etkisi solda sıfır kalacaktır. Paralarda sıfırlar artacak, yenilen simitler azalacaktır. Ancak ülkemin kadim sağ duyusu ve aklıselimi hepsine galebe çalacak ve ayrışmaya ‘Dur’ diyecektir. Kenterlerin (Şehirli = medeni) bir kısmı köy, bucağa göç edecek, kırsal kesimde takasla alışveriş başlayacaktır. Zor günlerden çıkması, kolay olmayacaktır.


Son söz: Doğu doğuran, Batı ise batırandır.

Erdoğan’ın Putin’i bekletmesi gündemde: İngiliz medyasından çarpıcı yorum