Atatürk ve Latife Hanım: İlişkileri, boşanmaları, mektuplaşmaları

Atatürk Latife Hanım

“Beni senin mavi gözlerinden hiçbir kuvvet ayıramaz…”

Yakın Türk tarihine imzasını devrimleri, yenilikleri, birçok alandaki önderliği ve yol göstericiliği ile atmış Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatı ve dönemi ile ilgili birçok şey kaleme alındı fakat Latife hanım ile beraberlikleri konusunda hep yüzeysel ve tam olarak belgelere dayalı olmayan bilgiler öne sürüldü. Ancak bu konuda saygıdeğer gazeteci Murat Bardakçı son derece önemli bilgileri belgeler doğrultusunda gün yüzüne çıkardı. Bugün bu konudaki bazı kaynaklardan özenle toparlayıp, hazırladığım bilgileri tam olarak kaynaklardan alındıkları şekli ile bu yazımda sizlerle paylaşacağım.

Nasıl tanışmışlardı? Öncelikle buradan başlayalım…

Latife Hanım, İzmirli Uşakizade rahmetli Muammer Bey’in kerimesidir. Uzun müddet Avrupa’da bulunmuş, çok iyi tahsil görmüş, Fransızca ve İngilizce dilleri ile de mükemmel konuşan ve yazan, her bakımdan hürmete layık yüksek kültürlü bir hanımefendidir.

Muzaffer Başkomutan, ordusunun başında İzmir’e girdiği zaman bu güzide ve yurtsever Türk kızı Başkomutanlık Karargahı’na koşarak O’na:

“Paşam; bir nezrim var, İzmir’e girince sizi evimizde misafir edeceğiz, lütfen kabulünüzü rica ederim” demiş, Paşa da bu nazikane daveti kabul etmişti.

İşte bu suretle tanışmışlar ve sonunda hayatlarını birleştirmeye karar vermişlerdi. Evlendiklerinde Latife hanım 22, Atatürk ise 39 yaşında idi.

mustafa kemal latife 29 Ocak 1923’te İzmir’de, kadı önünde Atatürk ile Latife Hanımın nikahları kıyılıyor. 30 Ocak 1923’te Tanin gazetesinde iç sayfalarında yayınlanmış kısa bir haberden alıntı:

“Gazi paşamızın izdivacı İzmir’de samimi bir surette icra olundu. Gazi Mustafa Kemal Paşa hazretleri ile Uşakizade Latife hanımefendinin sünnete uygun şekilde evlenmeleri bugün saat 17.00’da Göztepe’de icra edilmiştir. Akdi merasimi fevkalade olmuştur. Müşür Fevzi, Kazım Karabekir paşalar Atatürk’ün şahitleri, Mustafa Abdulhaluk ile Seryaver Salih Bozok Latife Hanım’ın şahitleri, paşa hazretleri ile Latife hanımefendi, şahitlerin ve davetlilerin huzurunda evlendi. Paşa hazretleri kadı efendiye hitaben, “Efendi hazretleri biz, Latife hanımla evlenmeye karar verdik. Siz lütfen muamele-i lazimesini yapar mısınız?” diyor ve nikah gerçekleşiyor.

29 ocak 1923’te nikahları İzmir’de kıyılır, ve iki buçuk sene evli kalırlar. Mektuplaşmalardan anladığımız kadarıyla, 20 veya 21 temmuz 1925 günü Ankara’da, karı koca arasında büyük bir tatsızlık olur. Ve Atatürk 22 Temmuz’da boşanma kararı almıştır. Talaknamenin yani boş kararının verilmesi ise 5 ağustos 1925’tir. Yani 5 ağustos 1925’te bir boş kağıdı yani talakname yazılıyor. Medeni kanunun kabulü bu tarihten altı ay sonradır. 17 şubat 1926’da. Dolayısıyla Atatürk’ün, evlenmesi de, boşanması da şer’i hukuka göre yapılmıştır. Yani mahkeme ile vesaire değil.

latife hanım mektubu

Şu bir gerçek ki, Atatürk ile Latife hanım arasında Temmuz’un üçüncü haftasında çok büyük bir huzursuzluk yaşandığı kesin. Bunu Atatürk’ün 22 Temmuz 1925’te, kayınvalidesi Adeviye hanıma gönderdiği mektuptan anlıyoruz:

Latife, bir müddetten beri sinirli ve muzdarip bir haldedir. Ben de aynı suretle sinirli muzdaribim. Aramızda aile hayatını rencide edecek, her gün ufak tefek hadiseler olmaktadır. Aramızdaki gerginliği ıslah için, bir müddet birbirimizden ayrı bulunarak, sükunete gelmeyi zaruri buluyorum. Latife’yi tedavi etmek için rahatsızlığı esnasında beraber İstanbul’a veya İzmir’e götürünüz. Böyle bir fasıla ile sükunet hasıl olmadıkça ızdırabımın izalesine (ortadan kalkmasına) imkan olmadığına kanaat ettim. Cümlenize selam,
Gazi Mustafa Kemal

Aynı gün 22 Temmuz 1925’de, aşağıda içeriği yazılı olan bu mektup, Latife Hanım’a gönderilmiş:

Latife. Sinirli ve muzdarip haldesin. Ben de aynı suretle sinirli ve muzdaribim. Aramızdaki gerginliği ıslah için, bir müddet birbirimizden ayrı bulunarak sükunete gelmeyi zaruri görüyorum. Rahatsızlığınız esnasında tedavi için sizi beraber alıp İstanbul’a veya İzmir’e götürmesi için validenize yazdım. Böyle bir fasıla ile sükunet hasıl olmadıkça, ızdırabımın izlesine imkan olmadığına kanaat ettim. Kasada nezninde bulunan parayı yanına al. Seyahatin ve tedavin esnasında masraf edersin. Miktar-ı hakikisini bilmediğim için gayri kafi görürsen bildir. Kasada bana lüzumlu evrakı bırak. Kasanın açılıp kapanmasını Tevfik beye öğret. Evin hüsni muhafaza ve idaresi için dadına talimat ver. Huzur ve sükunet temenni ederim.
Gazi Mustafa Kemal

Tabii bu mektuplarda boşanma işareti yok. Fakat aralarında bir sıkıntı olduğu ve “bir süre ara verelim, aramızdaki problemler azalsın” şeklinde bir durum anlaşılıyor. Fakat bir sonraki mektuptan Atatürk’ün boşanmaya karar verdiğini anlıyoruz. Yine aynı gün 22 Temmuz tarihinde, Latife hanıma yazılmış bir mektup daha var. Sonra üzeri çizilip gönderilmemiş. 5 Ağustos tarihi konmuş. Bu mektup talak haberidir. Eski kanuna göre boşama hakkı çok büyük ölçüde erkeğe aitti, tabii kadında da vardı. Belli şartlar dahilinde kadın da kadıya giderek boşanma talep edebiliyordu. Ya da nikah sırasında boşanma hakkını kadın kendisine alabiliyordu. Tabii bu çok nadir bir uygulamadır.

Üçüncü mektuba geçelim.

Uşakizade Latife hanımefendiye,
Muhterem hanımefendi. İki buçuk senelik müşterek hayatımızda hasıl ettiğim kati intibaata göre, bu hayatın idamesine çalışmakta bilhassa sizin için imkan-ı saadet bulunamayacağını, yakınen ve katiyen kanaat hasıl ettiğimden sizi serbest bırakmayı muvafık buldum. Talaknameyi takdim ediyorum efendim.
22 Temmuz 1925, Türkiye Reis-i Cumhuru Gazi Mustafa Kemal

atatürk boşanma talaknameFakat buraya dikkat. Hemen altındaki tarih satırında 22 Temmuz 1925 yazılıyken üzeri çizilmiş. O çizilmiş, altına, 5 Ağustos yazılmıştır. Dolayısıyla bu mektup daha önce yazılan mektuplarla aynı gün kaleme alınmış. Çok büyük ihtimal ile Atatürk, aynı gün biraz düşünüp ara vermekten vazgeçiyor, boşanmaya karar veriyor. Bu mektup büyük ihtimalle önceki iki mektubun hemen akabinde yazılmış fakat 5 Ağustos tarihinde gönderiliyor.

Eski hukuka göre ayrılmaya karar verdiğiniz zaman bir talakname denen kağıt yazıyorsunuz. Yani “sizi boşadım” diyorsunuz, tam Türkçesiyle. Bu resmi belge, yani mahkeme ilanı gibi.

Bu son mektupla beraber bir boş kağıdı gönderilmiş. Eski hukuka göre talakname. Yani “sizi tatlik ettim, artık eşim değilsiniz, boşadım” diyen bir mektup. Kısa da bir mektuptur:

Tarih: 5 Ağustos 1925
Uşakizade Latife hanımefendiye,
Muhterem hanımefendi. Sizi serbest bırakmayı muvafık bularak tatlik ettim.
Türkiye Reis-i Cumhuru

Eski hukuka göre bunun iki şahit huzurunda yazılması şartı vardı. İki şahitte; adliye vekili Mahmut Esat, diğeri ise diyanet işleri reisi Rıfat. Mektubun en alt satırında yer alan isimlerdi.

gazi paşa

Atatürk aynı gün yani 5 Ağustos günü Latife Hanım’ın anne ve babasına da bir mektup yazıyor. Mustafa Kemal Paşa ile Uşakizade ailesi arasında elde olan son yazışma budur. Gene 5 Ağustos 1925.

Uşakizade Muammer Beyefendi ve Refika-i Muhteremleri Adeviye Hanımefendi’ye,
Kerime-i muhteremleri Latife Hanımefendi ile, iki buçuk seneden beri devam eden müşterek hayat-i izdivaciyyeden hasıl ettiğim kati intibata göre, bu hayatın idamesine çalışmakta bilhassa kerime-i muhteremeleri için imkan-ı saadet bulunamayacağına kanaat-i ciddiye hasıl eyledim. Bu cihetle, müşarünileyh (yani adı geçen kişiyi) serbest bırakmayı tensib ettim. Takdim-i ihtiramatı mahsus eylerim. Kendisine talakname gönderdim.
Keyfiyeti hükümete de resmen tebliğ ettim.
Türkiye Reis-i Cumhuru Gazi Mustafa Kemal

Ve böylece evlilikleri son bulur. Fakat bir tarafta Atatürk’ün yokluğundan son derece üzgün bir Latife Hanım görmekteyiz. Mektubundan okuyalım:

İstanbul, 22 Mart 1926

“Büyük reisim, kıymetli paşam. Bilsen seni ne kadar özledim. Gözlerinden taşan mefkure nurunun kudretine, sıcaklığına ne kadar susadım. Cazip ve sihirkar sesine, insanların bütün benliğini gahşedip, onların ruhunda en büyük milli heyecanı uyandıran, onları en müşkil hedeflere sevk etmeyi bilen, o gür sese. Bilsen ne kadar müştak ve muhtacım. Sensizlik… Bu ne büyük bir mahrumiyet. Bu ne büyük bir felaket. Bunu ben, bütün mevcudiyetimle yaşamaktayım. Paşam. Yanımdaki boşluk en kuvvetli, en seciyeli insanların başını döndürecek kadar, derin ve mühlik bir uçurumdur. Buna emin ol. Ben bu boşluktan, tevahhuş ediyorum. Ona bakıyorum. Ruhum aç, halim perişan, uzaktan olsun, yine sana bakıyorum. İşte bugün, kendi ızdırabıyla, kendi elemiyle bağrı yanan, güzel İzmir’in zavallı kızı senin mevkinin, hayatının, varlığının, umumi ehemmiyet ve kudretini, bütün manasıyla hissetmektedir. Güzel paşam. Nasılsın? Sıhhatin nasıl? Kendine bakıyor musun? Sana bakılıyor mu? Ah, seni bir defacık görebilsem, müsterih olacağım. Bir gün takdir ettiğin, hürmet ettiğin ve onun için bir defacık olsun gözyaşı döktüğün ve hiç olmazsa bir saniyecik sevdiğin bir Türk kızı, İzmir’in zafer tarlasından kopardığın ve kokladığın bir gülceğiz vardır. O yalnız senindir. İstirham ederim. Her ne olsa o daima senindir. İnsanların arzularını kendilerinden evvel anlayan ve ifade eden fevkalbeşer bir kuvvet ve kudrete maliksin. Elemim ve ızdırabım derindir. Bana müsaade et. Çıkayım, bütün cihana şu hakikati söyleyeyim. Benim mini mini kalbim bir mabettir. Orda bir ışık yanar. Ona Mustafa Kemal aşkı derler. Ben yalnız onunla ve onun için yaşayan bir mahlukum. Benim yolum, yalnız onun göstereceği yoldur diye bağırayım.

Latif’den.”

Mektuplaşmalardan o dönem Türkçesinin ne denli zarif ve yalın, ve aynı zamanda ne kadar hoş bir üslupta kullanım biçimi olduğunu görüyoruz. Mevzu bahis olumlu veyahut olumsuz bir durum olsun, zarafet, en hoş üsluptur.

Kaynakça:

  • Sizi serbest bırakmayı muvafık bularak tatlik ettim – Murat Bardakçı
  • Atatürk’ten Hatıralar – Hasan Rıza Soyak
  • Habertürk Murat Bardakçı Yayın Arşivi

Mustafa Kemal ve Eleni: Manastır’da büyük ve yasaklı bir aşk hikayesi