İstanbul’un farklı mekanlarında sahne alan Rock gruplarından biri de The Longafters. Grup üyeleri, Suvar Ergun (Vokal), Fatih Güler (Gitar), Reha Can (Bas Gitar), Korhan Kalaycıoğlu (Davul)’dan oluşuyor. Yaptıkları müzikle Rock için underground kültürünü yaşatan grupla söyleşiyi benzer niyetlerle müzik yapan grupların izdüşümünde yaptık.
The Longafters, sadece 90’lar Rock tınılarını değil, aynı zamanda dijital gürültüden uzaklaşmış saf bir dostluk ruhunu da sahneye taşıyor. Grubun hikayesini, niş müzik yapmanın zorluklarını ve sahnenin meditatif gücünü konuştuk.
Röportaj: The Longafters isminin hikayesi ve yeniden buluşma
Grup isminden başlamak istiyorum. The Longafters ismi nereden geliyor?
Reha: Bizim çok eski bir mazimiz var. Bundan yirmi sene önce yine amatör olarak bir şeyler yapmak istiyorduk. Sonra evlilik, iş hayatı vesaire süreçlerle dağıldık, uzaklaştık birbirimizden. Ayrılmamızdan on beş sene sonra yeniden bir araya geldik. Bu ikinci birliktelikle beraber, uzun süre dönemler tarzında böyle bir isim arayışına gittim. Tekrar toplaşma gibi bir hissiyatın anlamını taşıyacaktı. “Uzun süre sonracılar” gibi bir şey oldu. Arkadaşlara “Evet, bu nasıl sizce?” diye sundum. Arkadaşlar da iyi dediler ve öyle devam ettik; kelime türettik yani.
Rock müziğinde dostluk ve sahne uyumu
O zaman birbirinizi uzun zamandır tanıyorsunuz. Yirmi yıldan bahsettiniz. Peki bu yakınlık sizin için önemli bir şey mi? İyi bir müzik grubu olmak için birbirinizi uzun süre tanıyor olmak nasıl avantajlar sağlıyor?
Korhan: Kesinlikle. Nazımız geçiyor bir kere birbirimize. Bence bu çok önemli bir şey. İnsanlar çok iyi tanımadığı biri olumsuz veya hoşuna gitmeyen bir şey söylediği zaman bazen onu en kötü tarafından anlamaya meyilli oluyor. Ama karşında çok değer verdiğin bir dostun olduğu zaman; “Bu adam acaba bana hoşuma gitmeyen bir şey söylediğinde pozitif bir şey mi aramaya çalışıyor?” diyorum, tam tersi bir yerde oluyorum ben kendi adına. Sonra, insan olarak çok değer verdiğim biriyle vakit geçirmek bu işin katmeri oluyor diyeyim.
Peki yaptığınız müzikteki karşılığı nasıl oluyor bunun? Birbirinizi çok iyi tanıyor olmanız, yaptığınız müzikteki uyumu nasıl sağlıyor?
Reha: O anlamda da biraz daha empatik olduğumuzu düşünüyorum. Birbirimizin nerede ne hata yapacağımızı biliyoruz. Şimdi cover yapıyoruz; cover içinde bir arkadaşım bir şarkı öneriyorsa “Arkadaşım bunu istiyor” deyip müziğe de değer veriyorsun. Ona göre eğiliyorsun, ona göre çalışıyorsun.
Fatih: Ya da daha filtresiz oluyorsunuz.
Reha: Önyargısız oluyorsun.. “Bu değer verdiğim bir adam bana iyi bir şey sunuyordur” diyorsun.
“Yaptığımız şey, bizim hobimizin üstünde, profesyonelliğimizin altında bir iş. Sadece hobi demek haksızlık olur.”
— Suvar Ergun (Vokal)
Niş bir tarz: 90’lar Rock ve cover kültürü
Cover yaptığınızı söylediniz. Beste denemeleriniz oldu mu? Cover grubu olmanın bir avantajı ya da beste grubu olmamanın bir dezavantajı var mı?
Suvar: Hepimiz belli yaşın üzerindeyiz ve beste grubu olmak gibi bir hayalimiz yok. “Beste yapalım da albüm çıkaralım da işte bir şeyler yapalım da ünlü olalım da Rock’n Roll yapalım” demiyoruz. Çünkü hepimizin sorumlulukları var. Yürüttüğümüz işler var. Şu anda yaptığımız şey, bizim hobimizin üstünde, profesyonelliğimizin altında bir iş. Sadece hobi demek haksızlık olur. Dolayısıyla beste olarak oturup kendimiz arada bir şeyler yapıyoruz ama bunu hiçbir zaman tescillemiyoruz.
Bizim çaldığımız janra göre cover grubu olmanın avantajı, nispeten bilinen, Rock’n Roll tarihinde yerini almış şarkıları dinleyicisi ile buluşturmak, daha önce dinlememiş olanlara da hakkıyla çalarak beğendirmek. Aslında biraz “klasik müzik” konseri gibi düşünmeli. Beste yapmak çok güzel, ama hem vakit hem de kafa olarak yeterli vakti ayıramazsanız hakkını veremezsiniz.
“Kalabalık için değil, kendimiz için müzik yapıyoruz ve onu alacak insanlarla iletişim kurmak istiyoruz.”
— Reha Can (Bas Gitar)
Sizi dinlemeye gelenlerle nasıl bir bağ kurduğunuzu düşünüyorsunuz sahnedeyken?
Reha: Dönemsel bir bağ kuruyoruz bence.
Nasıl oluyor bu?
Reha: Şöyle bir şey var; niş bir müzik yapıyoruz. Böyle Amerikan Rock, doksanlar Rock. Bu çağda müzik anlayışı çok değiştiği için, gençlere de hitap edebiliyor ama o niş müziği anlayan insan bizle daha iyi bir bağ kuruyor. Arada insanlar gelip “Bunu da mı çalıyorsunuz?” diyorlar. Aslında en güzel bağ o zaman gelişiyor. Bunun üzerine samimiyet kurup muhabbeti geliştirebiliyorsunuz. Çok kalabalık gruplara çalmıyoruz. Hiçbir zaman çalmadık. Öyle bir beklentimiz de yok. Çok eller havaya bir durumumuz yok. Kalabalık için değil, kendimiz için müzik yapıyoruz ve onu alacak insanlarla iletişim kurmak istiyoruz. Ve bazen de sokaktan çaldığımızı duyup içeri giren insanlar da oluyor ve bu çok güzel bir şey. O yetiyor.
Korhan: Bir anekdottan bahsedebiliriz burada; Beyoğlu’nda Oldies’de çalıyorduk. İrlandalı birisi yanlış hatırlamıyorsam; biz Mad Season çalarken, “Ben İrlanda’da bile Mad Season çalan bir grup bulamıyorum, inanamıyorum. Ben turist olarak geldim, burada gezerken tesadüfen sizi duydum ve içeri girdim” dedi. Mesela bu bizim için yeterli. Bir tane bile niş seyirci, gerçekten paylaştığımız değerlere yakın birisinin olması, bizi tatmin ediyor.
Dijital gürültüden uzaklaşmak: Müziğin meditatif gücü
Aslında bağı tabii yaptığınız müziğin kendisiyle kuruyorsunuz değil mi?
Reha: Kişilerle. Bu müziği yaparken bir de bizimle benzer kişilerle karşılaşıyoruz. Alive da onlardan biri. (Mekanda önce çıkacak gruptan bahsediyor). Biraz underground bir durum var; işte arkadaş olduk. Bu müzikte İstanbul’da bir underground kültür var. Hâlâ var; artık hepsi çoluğa çocuğa karışmış olsa da… (Gülüşmeler)
“Müzik benim için bir meditasyon gibi. zihnimin berraklaştığını hissediyorum.”
— Korhan Kalaycıoğlu (Davul)
Müziğin insanlar üzerinde bir özgürleştirici tarafı vardır. Siz mesela sahnedeyken kendi açınızdan ya da seyirci açısından bunu hissedebiliyor musunuz? Yani müzik yaparken daha serbest bir ruh hali içerisinde olabiliyor musunuz?
Korhan: Ben kişisel olarak şöyle bir cevap verebilirim; şunu fark ettim ki günümüzde hiçbir şey düşünmeyip meditatif bir ruh halinde olmak, büyük bir lüks. Özellikle bu telefonların hayatımıza girmesiyle her dakika bir şeye bakıyorsun ve onun haricinde kalan alanlar insanlar için çok kıymetli oluyor ve biz bunun farkında olamıyoruz. Mesela duş alırken telefona bakamadığımız için ister istemez zihnimizin berraklaştığını hissediyoruz. Müzik de benim için bir meditasyon gibi. Müzikle ilgilenirken telefona bakmadığım ve dikkatim dağılmadığı, başka şeyler düşünmediğim için -meditasyonda da o bir şeyi düşünmeme hali vardır ya- müzik de biraz buna benzer bir duygu.
“Çekmek yerine o anda ol”
Peki dinleyici açısından nasıl? Sizin meditatif haliniz izleyiciye de geçiyor mu sizce? İzleyici de bunu yaşıyor mu?
Korhan: Bilmiyorum eğer telefonlarıyla bizi çekmekle meşgullerse pek yaşayamıyorlar sanki. Bu aslında bugünkü konserlerdeki dinleyicilerin genel problemi. Bu da müzisyenler tarafından çok eleştirilmiştir. “Çekmek yerine o anda ol” diyorlar, mesela böyle çağrılar yapıyorlar. Konserlerde, o anda olan genelde biraz alkolü kaçırmış arkadaşlar oluyor; en meditatif olanlar onlar oluyor. Eşlik ediyorlar size; soyunanlar oluyor bazen.
Müziğinizin dinleyici kitlesi nedir?
Reha: Yaş grubu tanımlayıcı. Yaptığımız evrensel bir müzik. 90’lardan beri geliyor ama şimdi gençlerde de bunu dinlemiyorlar demek haksızlık olur. Çünkü yirmili yaşlarda “Abi bu müzikler çok güzelmiş” diyen genç arkadaşlar da oluyor. Dolayısıyla bir yaş kitlesiyle kısıtlamak hatalı olur. Evet, doğal olarak hani MTV’yi yaşamış, bunu görmüş gençliğinde arkadaşlar daha iyi anlıyorlar onu ama yeni keşfeden arkadaşlar da oluyor. Çünkü müzik kaliteliyse yaş sınırı tanımıyor zaten. İlgilisi buluyor her halükarda.
“İzleyiciler samimi dostluğun enerjisini sahnemizde bulacaklar.”
— Reha Can (Bas Gitar)
Bu anlamda isminizi yansıtıyorlar aslında, The Longafters aynı zamanda sizi dinlemeye gelenlerin karşılaşacakları müzik türü değil mi?
Reha: Aslında güzel bir noktaya değindin. The Longafters grupla ilgili bir şey olmasının yanında, izleyiciye karşılaşacakları müzik türünü de anlatıyor. Çünkü isimleri önemli buluyoruz. Bir grubu isimlendirmek, bir oluşuma isim vermek onun nasıl gelişeceğini de şekillendiriyor. Bundan sonra her zaman eski “Nostaljik” müzikle karşılaşacakları anlamına gelmiyor ancak izleyiciler samimi dostluğun enerjisini sahnemizde bulacaklar.
“Şarkı sıralamasına çok dikkat ederiz. ilk şarkıyla seyircimizin ne yapmaya çalıştığımızı yakalamasını isteriz.”
— Fatih Güler (Gitar)
Konserlerinizde çalacağınız parçaları nasıl belirliyorsunuz?
Fatih: Şarkı sıralaması her grup için çok önemlidir. Biz de buna çok dikkat ederiz. Genelde ilk şarkıyla seyircimizin ne yapmaya çalıştığımızı yakalamasını isteriz. Daha önce açılış şarkımızın aynı olmasına karşın şimdilerde biraz daha doğaçlama sahneye çıkıp yeni playlistler çalıyoruz. Tabii ki bunları sevdiğimiz şarkılar arasından seçiyoruz. Bazı şarkıları çalması bazılarını da dinlemesi daha çok zevk verir. Kendi adıma bunu bir şarkıyı çalmayla uğraşırken anlıyorum.
Son olarak sizi dinlemeye gelenlere ne söylemek istersiniz?
Fatih: Keyiflerine baksınlar, eğlenmeye baksınlar. Başka diyecek bir şey yok aslında. Bizi dinlemeye gelenler, muhtemelen müziğimizi bilerek geliyordur. Yakaladığımız insanlar da dikkatli dinliyorlar. Keyfine baksınlar.
Teşekkürler.
Biz teşekkür ederiz.
Instagram’da The Longafters: The Longafters (@thelongafters)
🌐 Bunlar da ilginizi çekebilir:
- Kadıköy Kadife Sokak’ın parlayan yıldızı: Suitcase
Kadıköy’ün köklü gruplarından Suitcase ile müzik yolculukları ve semtin Rock kültürü üzerine özel söyleşi. - Tunay Akdeniz: Türk punk müziğinin babası (Özel röportaj)
Türk punk sahnesinin öncü ismi Tunay Akdeniz ile türün kökenleri ve müzik mirası üzerine derinlemesine sohbet. - Cem Arık ve Sabih Cangil ile acı tatlı röportaj
Rock müziğin emektar isimleri Cem Arık ve Sabih Cangil ile müziğin dünü ve bugününe dair samimi bir söyleşi. - Asu Maralman: Yaşamak aşkın ta kendisidir (Röportaj)
Pop ve Rock müziğin efsane seslerinden Asu Maralman ile sanat hayatı ve yaşam felsefesi üzerine bir söyleşi.










