Şiddet doğuştan mı gelir, yoksa sonradan mı öğrenilir? Suç geni var mı sorusu uzun yıllardır bilim insanlarının gündeminde. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a göre araştırmaların ortak noktası net: “Saldırganlık eğilimiyle ilgili gen var fakat doğuştan suçlu yok. Doğuştan psikopat yok.”

Tarhan, şiddet ve şiddet psikolojisini değerlendirirken empati, saygı ve nezaketin önemine dikkat çekiyor: “Bir insan iyilik yapmayı yaşamının merkezine alırsa iyicil davranışlar geliştirir, şiddete yönelmez. İyilik yapmaktan zevk alan bir kişiden kötülük beklenmez. Ne yazık ki günümüzde kötülük yapmaktan zevk alan kişilerin sayısında artış görülüyor.”
Suç geni var mı? Genetik araştırmalar ne söylüyor?
Tarhan, şiddetle ilgili çok sayıda genetik çalışma yapıldığını ve “suç geni var mı?” sorusunun araştırıldığını hatırlatıyor. Dopamin ve COMT geninin bazı bireylerde saldırganlık eğilimini artırabildiğini, ancak bunun suça yönelmek anlamına gelmediğini vurguluyor:
“COMT geninin GG aleli özellikle ABD’de karma dövüş sporcularında çok yüksek çıktı. Aynı gen bazı kişilerde psikoz riskini artırıyor. Ama bu hastalık değil, yatkınlık geni. Önemli olan kişinin o enerjiyi nereye kanalize ettiği.”
Tarhan’a göre benzer genlere sahip iki kardeşten biri bilim insanı olabilirken diğeri suça yönelebiliyor: “Genler bir sermayedir; onu iyi ya da kötü kullanmak kişinin özgür iradesiyle ilgilidir.”
Çocuklukta öğrenilen şiddet kader değil
Tarhan, çocuklukta öğrenilen davranışların değiştirilebileceğini vurguluyor: “Ben babamdan şiddet gördüm, ben de uygulayacağım deme hakkı yok. 15 yaşına kadar öğreniyorsun ama 15’ten sonra bunu değiştirme sorumluluğun var.”
Çocuklukta görülen şiddetin beyin üzerindeki etkileri için çocuklukta görülen şiddet ve beyin yazımıza göz atabilirsiniz.
Medya görünürlüğü şiddeti hem artırıyor hem duyarsızlaştırıyor
IPSOS’un 29 ülkede yaptığı araştırmalara atıf yapan Tarhan, şiddetin istatistiksel olarak da arttığını söylüyor:
“Şiddet olayları medyanın yaşamsal gıdası. Çünkü sıra dışı olaylar izlenirliği artırıyor. İnsan biyolojik olarak olumsuza daha duyarlıdır. Medya bunu farkındalık oluşturmak amacıyla yaptığında bile, görüntülerin sık tekrarı insanlarda duyarsızlaşmaya yol açıyor. Bazı kişiler şiddeti model alıyor, bazıları ‘kötü dünya sendromu’ dediğimiz bir kaçınma davranışı geliştiriyor, bazı gençler saldırganlaşıyor, bazıları ise depresifleşiyor.”
Tarhan’a göre günümüzde en çok artan şiddet türü sosyal şiddet. Empati eksikliği, alkol ve madde bağımlılığı cezasızlık algısıyla birleştiğinde zorbalık normalleşiyor.
Utanma duygusu zayıfladıkça saldırganlık artıyor
Şiddetin kültürel boyutuna değinen Tarhan, “Utanma duygusunun zayıfladığı toplumlarda saygı azalıyor” diyor. Japonya’da toplum önünde mahcup olma duygusunun güçlü bir kültürel kontrol mekanizması işlevi gördüğünü belirten Tarhan’a göre yeni kuşaklarda utanma duygusu zayıfladıkça empatiyle birlikte saygı da eriyor: “Empati ve utanma duygusu zayıfladıkça saldırganlık artıyor.”
Tarhan, toplumsal çözülmenin temelinde benmerkezcilik ve nemelazımcılığın yayılmasının yattığını söylüyor ve 1993’te Chicago’da toplanan Dünya Küresel Ahlak Deklarasyonu’nda vurgulanan “Sana yapılmasını istemediğini başkasına yapma” kuralına bugün yeniden ihtiyaç olduğunu belirtiyor.
İnsan beynindeki algoritmayı yeniden yazabilir
Tarhan’a göre şiddet eğilimleri, beynin epigenetik ve nöroplastik yapısı sayesinde değiştirilebilir:
“İnsanın beynine bir düşünce girdiğinde, o düşünceye duygu eklenirse inanç haline gelir. Altı hafta sürdürülürse alışkanlık, altı ay sürdürülürse kişilik haline gelir. Yanlış bir düşünce fark edildiğinde, kişi beynindeki algoritmayı yeniden yazabilir. Buna ‘reprogramming’ diyoruz. Alternatif düşünce teknikleri, stresle başa çıkma biçimlerini değiştiren zihinsel esneklik, şiddet eğilimlerini dönüştürmede çok etkili.”
Şiddetin arkasında depresyon ve stres var
“Erkek şiddetinin önemli bir kısmı aslında klinik vakalar” diyen Tarhan, şöyle devam ediyor:
“Birçok erkek öfkesinin farkında değil, aslında depresyon yaşıyor. Kadın duygularını ağlayarak dışa vururken, erkek öfke yoluyla ifade ediyor. Şiddet, çoğu zaman depresyonun dışavurum biçimi. Stres seviyesi küresel olarak çok yüksek.”
Tarhan, hızlı yaşamın stres düzeyini yükselttiğini, stres arttığında bazı kişilerin çok kolay öfkelendiğini söylüyor: “Cezaevine gidenlerin yüzde 60-70’i pişmandır; çoğu bir anlık öfkeyle karar veriyor.” Öfkeyi yönetmenin yolları için öfke yönetimi yazımıza bakabilirsiniz.
Şiddet riski taşıyan kişilik yapıları
Tarhan, şiddetin yalnızca fiziksel olmadığını; tehdit, mobbing ve ekonomik baskının da şiddet türleri olduğunu vurguluyor. En çok risk taşıyan kişilik yapılarını şöyle sıralıyor:
- Antisosyal kişilikler: “Suça beceriklidir, acımasızdır.”
- Narsistik kişilikler: “Dediğini yapmazsan şiddete başvurabilir.”
- Borderline kişilikler: “Öngörülemezdir, dengesizdir.”
- Histriyonik kişilikler: “Teatraldir, şiddete çanak tutabilirler.”
Ahlaki akıl yürütme anaokulunda öğretilmeli
Tarhan’a göre şiddetin önlenmesi için bireysel ve toplumsal düzeyde özdenetim ve empati eğitimi şart:
“Bir eğitim sistemi çocuğu şiddete ve bağımlılığa karşı güçlü kılmak istiyorsa, ahlaki akıl yürütmeyi daha anaokulu döneminde öğretmelidir.”
Bu nedenle “akran zorbalığı” yerine “akran nezaketi”, hatta “akran iyiliği” kavramının kullanılması gerektiğini söylüyor. Tarhan’a göre bu eğitim erken yaşta başlarsa toplumda dayanışma, saygı ve merhamet yeniden kök salabilir.
Suç geni ve şiddet hakkında sık sorulan sorular
Suç geni var mı?
Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a göre araştırmalar saldırganlık eğilimiyle ilişkili genler olduğunu gösteriyor, ancak doğuştan suçlu ya da doğuştan psikopat yok. Bu genler yatkınlık oluşturur, kader değildir.
Şiddet eğilimi değiştirilebilir mi?
Evet. Tarhan’a göre beynin nöroplastik yapısı sayesinde alternatif düşünce teknikleri ve zihinsel esneklik, şiddet eğilimlerini dönüştürmede etkili olabilir.
Şiddetin arkasında hangi psikolojik nedenler olabilir?
Tarhan’a göre depresyon, yüksek stres, empati eksikliği, alkol ve madde kullanımı ile bazı kişilik yapıları şiddet riskini artırabilir.
Kaynaklar:
