Tüp bebek yöntemi nedir? Tüp bebek tedavisi nasıl yapılır?

Günümüzde tüp bebek tedavisi, uzun yıllar bu beklenti içinde olan ebeveynler için umut veren bir yöntem. Bunca beklemenin ardından karşılaşacakları başarısızlıklar ise tam anlamıyla psikolojik olarak çökmeleri anlamına geliyor. Tüp bebek yöntemi ile çocuk sahibi olmak artık çok kolay.

tüp bebek çoğul doğum tüp bebek tedavisi tup bebek

Hedef Çoğul değil tekiz gebelik olmalı!

Eurofertil Tüp Bebek Merkezi Medikal Direktörü Kadın Hastalıkları Uzmanı Dr. M. Hakan Özörnek, tüp bebek yönteminde esas önemli olanın ikiz ya da üçüz bebek yapmak olmadığını, hedefin tekiz bebek olduğuna dikkati çekti.

Dünyada ve Türkiye’de tüp bebek tedavisinde başarı oranını hızlı bir artış göstermesine rağmen, bazı tüp bebek merkezleri kendi bilgi ve imkânlarına güvenemeyip başarısız olmamak, hamileliği garanti altına alabilmek için çok sayıda embriyoyu yani döllenmiş yumurtayı kadın rahmine yerleştirdiklerini vurgulayan Dr. Özörnek; “Ancak, üçüz ya da dördüz bebeğe hamile kalan kadın, beş veya altıncı ayda bebekleri taşıyamıyor ve hepsini düşürüyor. Bu durum ise gerek anne-baba adayı üzerinde gerekse yakın çevrelerinde travmatik etkiye neden oluyor. Dr. Özörnek; Tüp bebek uygulamalarında anne rahmine yerleştirilen embriyo sayısının üçten fazla olmaması gerekiyor dedi. 


Röportaj: Dr. Hakan Özörnek

Kadın ve erkek kısırlığına sebep olan faktörler nelerdir?

Gün geçtikçe daha fazla zararlı alışkanlık sahibi oluyoruz ve her yeni gün yeni streslerle başlıyor. Tüm değişimlerin doğurganlığımız üzerindeki olumsuz etkileri ise göz ardı edilemeyecek kadar büyük. Dünyada her 7 çiftten bir kısırlık problemiyle karşı karşıya. Erkek kısırlığı, beslenme alışkanlıkları, sigara, stres gibi çevresel sebeplerle günden güne artıyor. Tüm bu zararlı alışkanlıkların üreme sistemine zarar verdiği bilinen bir gerçek.

Sigaradaki nikotin yumurtalıklardaki genetik anormalliğin artmasına sebep oluyor. Hatta bu duruma paralel olarak erken menopoz da görülebiliyor. Sigara içen kadınların gebe kalma oranı, içmeyenlere göre daha düşük; bunlarla beraber, düşük yapma riski daha yüksek. Alkol ise hem erkekler de hem kadınlar da ciddi bir tehdit unsuru.

Ayrıca bayanlarda kafein alımı gebelik şansını azaltmaktadır. Kafein hamilelikte düşük riskini artırmakta ve bebeklerin doğum ağırlıklarını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu nedenle, gebelik planlayan bayanların kafein alımını en az düzeyde tutmaları ve günlük çay, kahve tüketimini azaltmaları gerekmektedir.

Şişmanlık ve yağlanma hem yumurtlamayı hem de sperm kalite ve sayısını olumsuz yönde etkiler. Özellikle Türkiye gibi genç nüfusun fazla olduğu ve gittikçe arttığı ülkemizde, bu nüfusun giderek farklı alışkanlıklara yönelmesi, sağlıksız besin türlerini tüketmesi ve yaşam biçimine dikkat etmemesi önemli bir tehdit unsuru.

Düzensiz beslenme sonucu aşırı kilo kaybının yanı sıra normalin üzerinde bir kiloya sahip olma da bebek sahibi olma konusunda hem kadın hem de erkek için aynı oranda risk unsuru olabilir.

Sağlıklı beslenme, genel vücut sağlığını etkilediği gibi üreme sağlığını da etkiler. Bu nedenlerden dolayı, bebek sahibi olmak isteyen çiftlerin her şeyden önce yaşam biçimlerine ve beslenme alışkanlıklarına dikkat etmeleri gerekiyor. Gebelik planlayan bir bayanın meyve, sebze, karbonhidrat ve etin dengede olduğu bir diyet uygulaması, yağlı besinlerin alımını minimumda tutması gereklidir.

Bunun yanı sıra günlük kalori alımı normal vücut kilosunu koruyacak şekilde ayarlanmalıdır. İdeal kiloda olmak ruhsal ve fiziksel sağlığın yanı sıra, bebek sahibi olabilmek için de çok önemli bir unsurdur.

Türk kadınları doğurganlıkla ilgili yeteri bilgiye maalesef ki sahip değil. Doğurganlık 20’li yaşlardan sonra azalmaya başlıyor. Ülkemizde genelde 35 yaş üstü kadınların 3’te birinde ve 40 yaş üstü kadınların 3’te ikisinde kısırlık problemi oluşmaktadır.

Adetin belli dönemlerinde yapılan hormon testleriyle doğurganlık hakkında bilgi edinilebilir. Adetin 3. gününde FSH ve estradiol hormonlarının kan düzeylerine bakılarak yumurtalık rezervi değerlendirilir. Bazı hormonların kan düzeylerinin yüksek tespit edilmesi halinde gebelik şansının azaldığı gözlenir ve hemen tedaviye başlanması gerekir.

Doğurganlık ne zaman azalmaya başlar? 

Kadınlarda 20’li yaşların sonuna doğru yumurta kalitesi ve sayısı düşmeye başlar. Bu azalma 35 yaşından sonra hızların, 35 yaş üstü kadınların 3’te 1’inde ve 40 yaş üstü kadınların 3’te 2’sinde kısırlık problemi mevcuttur.

Neden yaşla orantılı azalır?

Kız çocuğu anne karnında 5 aylıkken sahip olduğu yumurta sayısı yaklaşık 67 milyondur. Doğumda 12 milyona düşer. 20’li yaşların sonuna doğru yumurta kalitesi ve sayısı düşmeye başlar. Bu azalma 35 yaşından sonra hızla azalır ve yumurta sayısı 20 bine düşer. Menopoza doğru bu sayı bine kadar geriler.

Yaşın ilerlemesiyle birlikte yumurtalıklardaki yumurta sayısı ve kalitesi azalmaktadır. Döllenmeyen ve rahim içine yerleşmeden atılan yumurtalar emilerek vücut tarafından uzaklaştırılır.

Doğurganlığın azalıp azalmadığı nasıl anlaşılır? 

Adetin belli dönemlerinde yapılan hormon testleri sayesinde doğurganlık hakkında bilgi edinilebilir. Adetin 3’üncü gününde FSH ve estradiol hormonlarının kan düzeylerine bakılarak yumurtalık rezervi değerlendirilir.

Yaşla birlikte erkek doğurganlığı etkilenir mi?

Erkek fertilitesi de yaşla azalır. Bu değişiklik kadındaki gibi olmasa da yaşla beraber sperm hareketliliği ve üretimi olumsuz yönde değişim göstermeye başlar.

Yapılan testlerle, kısırlığın teşhisi konulabiliyor. Aşılama, mikroenjeksiyon, tüp bebek gibi yöntemlerle çiftler anne-baba olabiliyor.

Bir çift veya kişi, üreme merkezlerine ne zaman başvurmalı?

Bir çift bir yıllık düzenli ilişkiye rağmen gebeliğe ulaşamıyorsa kısırlık tedavisi için başvurmalıdır. 38 yaş ve üstüne bu süre 6 aya indirilebilir.

Yumurtalık cerrahisi geçirmiş olan veya kemoterapi görmüş olan kadınlarda da daha erken değerlendirme yapmak gerekli olabilir. Kemoterapi görecek olan erkekler ve özellikle de çocuklar üreme kabiliyetlerinin korunabilmesi amacıyla üreme merkezlerine başvurmalılardır.

Çocuk sahibi olamayan çiftlerin hangi uzmana başvurması gerekir?

Kadın doğum alanında bütün dünyada bir alt uzmanlaşma söz konusu. Örnek vermek gerekirse kadın kanser cerrahisiyle uğraşan kadın doğumcu kısırlıkla uğraşmamakta veya riskli gebeliklerle uğraşan bir kadın doğumcu, kanser cerrahisi yapmamaktadır.

Ülkemiz de bu anlamda önemli bir yol kat etmiştir. Hızla değişen bilimde birçok konuyla yeteri kadar uğraşmak mümkün olamamaktadır. Dolayısıyla hastaların, alanında uzmanlaşmış kişi veya kurumlara başvurması istenilen sonuç açısından son derece önemlidir.

Çocuk sahibi olamayan çiftler, ruhsatı olan, kalite belgesi olan, deneyimli ekiple çalışan, uzun süredir hizmet veren tüp bebek merkezlerindeki uzmanlara başvurabilirler.

Yalnızca çocuk isteği gerçekleşmeyen çiftlerin tanı ve tedavi amacıyla kurulan ve kalitesini ISO 9001 Kalite Belgesi’yle tescilleyen EUROFERTIL, çoğu yurtdışındaki önemli merkezlerde görev almış hekim ve biyologlardan oluşan uzman kadrosuyla Türkiye’de dünya standartlarında sağlık hizmeti sunuyor.

Bize tüp bebek yöntemi hakkında bilgi verir misiniz? 

Tüp bebek tedavi sonrası toplanan yumurtaların bir tüp içindeki özel bir sıvıda ve özel şartlar altında laboratuvarda hazırlanan eşinin spermleri ile döllenmesi ve embriyo haline geldikten sonra tekrar rahim içine yerleştirilmesidir. Yumurtaları uyarmak amacıyla tedavi verilir; yumurtalar yeterli büyüklüğe geldiğinde genel anestezi altında vajinal ultrasonografi eşliğinde iğne ile follikül içine girilerek özel bir aspiratör yardımı ile sıvı emilip boşaltılır. Alınan sıvının yumurta içerip içermediği mikroskop altında belirlenir ve yumurta hücresi medium içine konur. Aynı gün erkekten alınan sperm laboratuvar koşullarında hazırlanarak yumurtalarla karşılaştırılır. Yumurta ve spermler inkübatörlerde bırakılarak spermin yumurta içine girerek döllenmeyi gerçekleştirmesi beklenir.


Bir de mikroenjeksiyon denilen bir yöntem var. Tüp bebek ile mikroenjeksiyon yöntemi arasındaki fark nedir?

Mikroenjeksiyon (ICSI – intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu) tedavi sonrası toplanan yumurtaların içine şekil ve hareketi iyi olan tek bir spermin enjeksiyonu işlemidir. Tüp bebekten farkı; tüp bebekte spermlerin yumurtayı kendiliğinden döllemesi beklenirken, mikroenjeksiyonda tek bir spermle döllenme işlemi embriyolog tarafından sağlanmaktadır. Mıkroenjeksiyon spermin yumurta içine girmesini kolaylaştırma amacı taşır ve döllenme işlemi mikroskop altında yapılır. ICSI sadece bir tane sperm hücresi ile bile döllenmeyi mümkün kılmaktadır.

Tüp bebek ile mikroenjeksiyon yöntemi kimlere uygulanabilir? 

Kısırlığın erkek ve kadınlarda görülme oranı ise eşit (yüzde 40). Yüzde 20 oranındaki vakalarda ise sebebi açıklanamıyor.

Tüp bebek yönteminin uygulandığı durumlar

Erkek faktörü, kısırlık tetkiklerine erkekte yapılacak bir sperm analizi ile başlamak uygundur. Test hem basit hem ucuzdur. 3-4 günlük bir cinsel perhiz süresinden sonra yapılan sperm analizi 1-2 saat sonra sonuç verir. Eğer sperm sayısı yetersizse oligozospermi, hareketlilik düşükse astenozospermi, şekil bozuklukları varsa teratozospermi denir. Bazen verilen örnekte hiç sperm hücresi bulunmaz; bu duruma da azospermi denir.

Ovulasyon (yumurtlama) bozuklukları ve polikistik over sendromu (Polikistik, kelime olarak “çok sayıda kist” anlamına gelen ve bu durumu tarif etmek için kullanılan bir kelimedir. Over ise Latince’de yumurtalık anlamına gelen kelimedir.); kadın kısırlığında yaklaşık % 40’ını ovulatuvar faktörler oluşturur. Ya geç yumurtlama olmaktadır (ligoovulasyon) veya hiç yumurtlama olmamaktadır (anovulasyon). Yumurtlama vakalarında % 80’ini ise polikistik over sendromu (PKOS) oluşturmaktadır. Polikistik over sendromu yumurtlama olmaması ve buna bağlı olarak ortaya çıkan genellikle gecikmeler şeklinde adet düzensizliği, tüylenme, kilo alma, gebe kalamama veya “zor” gebe kalma ve çok çeşitli başka belirtilerle seyredebilen bir durumdur.

Yumurtlama bozuklukları bazal vücut ısısı ölçümü adetin 21. günü progesteron hormonu bakılması ve USG ile yumurtlama takibi yapılarak belirlenebilir. Tubal Faktör; hastanın öyküsünde geçirilmiş bir pelvik inflamatuar hastalık, septik düşük geçirilmiş karın içi ameliyat (appendektomi gibi ) varsa tubalar tıkalıdır.

Mikroenjeksiyon yönteminin uygulandığı durumlar

Mikroenjeksiyon yönteminde, anne adayından yumurtaların toplandığı gün, baba adayından mastürbasyon yöntemiyle ejakulat örneği alınır. Bu aşamada öncelikle, alınan semen örneğinde spermin var olup olmadığı, varsa spermlerin sayı, hareketlilik ve yapısal olarak normal olup olmadıklarının saptanması gerekmektedir. Mikroenjeksiyon yönteminin başarılı bir şekilde gerçekleştirilebilmesi ve yumurtaların olgunluk derecesinin sağlıklı bir şekilde saptanabilmesi için, anne adayından alınan yumurtaları çevreleyen çeşitli hücre katmanlarının kimyasal ve mekanik yöntemlerle uzaklaştırılması da gerekmektedir. Bu işleme “ayıklama işlemi” adı verilmektedir. Böylelikle, elde edilen yumurta ve spermler mikroenjeksiyon işlemi için hazır duruma gelmiş olur.

Bu iki yöntemin uygulaması nasıl olmaktadır? Hiç spermi olmayan, tek yumurtası olan ya da hiç yumurta hücresi olmayan hastalara da uygulanır mı?

Döllenme, klasik tüp bebek veya mikroenjeksiyon yöntemi ile olur. Klasik tüp bebekte spermler toplanan yumurtaların yanına bırakılır ve kendiliklerinden yumurtayı döllemeleri beklenir. Erkeğin tamamen normal olduğu ve kısırlığın kadına bağlı olduğu durumlarda kullanılabilir. Mikroenjeksiyonda ise yumurtanın içine tek bir sperm mikromanipulator adı verilen özel bir alet yardımı ile enjekte edilir. Döllenme işlemi yumurtalar toplandıktan yaklaşık 2 – 4 saat sonra yapılır. Toplanan yumurtaların yaklaşık %70’i olgun ve döllenmeye müsaittir. Bunların da yaklaşık %70’i döllenecektir. Örneğin 10 yumurtası olan bir kadının ortalama 5 embriyosu gelişecektir. Bu bir ortalama sayı olup bunun altında veya üstünde olabilir. Nadir olgularda hiç döllenme olmadığı da olabilmektedir.

Spermin az olduğu durumlarda mikroenjeksiyon (ICSI) uygulanması gereklidir. Bu yöntemde bulunan bir adet sperm bir adet oositin (kadın yumurtası) içine özel bir pipet yardımıyla enjekte edilir. Dolayısıyla bir oosit başına bir sperm yeterli olmaktadır. Mikroenjeksiyon için kullanılan spermin kalitesi döllenme oranlarını etkilemektedir. Günümüzde spermin hareketliliğine ve yapısına bakılarak mikroenjeksiyon için kullanılacak olan sperm seçilmektedir. Embriyoda olduğu gibi burada da iyi kalite spermin seçilebilmesi için değişik teknikler geliştirilmeye çalışılmaktadır. Spermin bu özelliğini test edebilmek için hazır kullanılabilir bir kit bulunmakta olup uygulanması oldukça kolay ve pratiktir. Hayvanlarda bu test ile seçilen spermlerden ICSI ile gelişen embriyolarda daha az oranda genetik probleme rastlanmıştır. Ancak, insanlardaki veriler henüz yeterli değildir.

Semende hiç spermin olmadığı durumlarda cerrahi yöntemle testislerden sperm elde etmek gerekmektedir. Spermin menide olmamasının iki ana sebebi olabilir; Bir, üretim yoktur veya iki, üretim vardır; ancak spermin penise geleceği yollar tıkalıdır. Tıkanıklığa bağlı azospermi olgularında kanalların içine ince bir iğne ile girilerek sperm aranır (Perkütan epididimal sperm aspirasyonu, PESA). Tıkanmanın olmadığı durumlarda ise erkek yumurtalığının çeşitli bölümlerinde çok kısıtlı da olsa bir üretim söz konusu olabilmektedir. Yumurtalığın çeşitli bölümlerinden çok sayıda küçük parça alınarak bu parçaların içerisinde sperm hücresi aramak gerekmektedir. Parçalar iğne ile ya da açık cerrahi ile alınabilir (TESE). Bu teknikle hastaların yaklaşık %60’nda sperm bulunabilmektedir. Üretim bozukluğuna bağlı azospermi olgularında spermdeki muhtemel genetik problemlerden dolayı gebelik oranları biraz daha düşüktür.

Genellikle tüp bebek yöntemlerinde hastalar ikiz veya üçüz bebek sahibi oluyorlar, bunun sebebi nedir ve bunu önlemek için neler yapılabilir? 

Bugün bazı ülkelerde gebe kalma olasılığı yüksek görünen genç kadınlarda 2 hatta 1 embriyodan fazla transfer yapılması kanunen yasaklandı. Ülkemizde ise çok yakın zamanda yönetmeliklerde yapılan değişiklikler ile transfer edilebilecek embriyo sayısı özel durumlar dışında 3 ile kısıtlanmıştır. EUROFERTIL, dünyadaki değişimlere ve etik uygulamalara paralel olarak transfer edilen ortalama embriyo sayısı, kadının yaşına göre 2 ila 3 arasında değişmektedir.

Tüp bebek yönteminde ilaç kullanılması gerekiyor mu? Bu ilaçların her hangi bir yan etkisi ya da kanser yapıcı etkisi var mı?

Evet, gerekiyor. Kullanılan ilaçlar dört grupta toplanmaktadır. Bunlar:

  • Yumurtaların çatlamasını önleyen (burun spreyi veya cilt altı ilaçlarıdır)
  • Yumurtlamayı uyaran, (bunlar cilt altı veya kas içi uygulanan ilaçlardır)
  • Transfer sonrası fazı destekleyen (kas içine, vajene fitil veya jel ilaçlarıdır)
  • Çatlatma iğnesi ilaçlarıdır.

Bazen yumurtalık ve vücut yumurtlama uyarıcı ilaçlara aşırı cevap verebilir. Ve bu da damar içindeki sıvının vücut boşluklarına (karın ve göğüs boşlukları) kaçtığı bir sendroma yol açar. Yüzde 1 hasta da bu sendrom ağır derecelere ulaşabilir. Dolayısıyla da bu durum hastanede tedaviyi gerektirebilir.

Çoğul gebelikler de tüp bebeğin muhtemel bir yan etkisidir. % 1 ila 5 kadında üçüz veya üstü gebelik görülebilmektedir. Her ne kadar anne karnındaki yaşayan bebek sayısı yapılan müdahaleler ile azaltılabiliyorsa bile, ebeveynler için bu durum psikolojik olarak travmatik bir hal alabilmektedir. Tek embriyo transferi ile çoğul gebelik önlenebilir. Tedavi esnasında kullanılan ilaçların kanser yapıcı herhangi bir etkisi yoktur.

Tüp bebek yoluyla doğan çocuklarda anomali oranında bir artış oluyor mu?

Şimdiye kadar yapılan çalışmalarda tüp bebek yöntemiyle doğmuş çocuklarda zihinsel bozukluk veya davranış bozukluğu riskinin bulunduğuna dair bir bulgu yoktur. Şu anda dünyada yaşayan 3 milyondan fazla tüp bebek bulunmakta. Doğumsal kusurlar, normal bebeklerde ve tüp bebeklerde aynı oranda görülüyor. Yapılan incelemelerde tüp bebeklerin nörolojik ve psikolojik değerlendirmelerinde bir farklılık gözlenmediği ortaya çıkmıştır. Tüp bebeklerin okul başarılarının da da fark yoktur.

Tüp bebek kaç kez uygulanabiliyor? Yaş sınırı var mı?

Tüp bebek uygulamasında sayı açısından bir sınır yoktur. 4 kez denemeden sonra % 80’in üzerinde başarı sağlanması gerekir. 6 defadan sonra ise şans azalmaktadır. Kadının yaşı tüp bebekte başarı şansını belirleyen en önemli faktörlerden biridir. 20’li yaşlarda başarı oranı % 50-60 iken 35 yaşından sonra azalmaya başlar. 40 yaş ve üzerinde % 20’lere kadar iner. 44 yaş üzerinde tüp bebek tedavisi uygulayamayız.

Mikroenjeksiyon ve tüp bebek yönteminde başarı oranı nedir? Bu konuda başarısız olma ihtimali var mı? Varsa sebepleri neler olabilir? 

Başarı oranları kadının yaşı ile ilişkilidir. 35 yaşına kadar başarı %40-50 arasındadır. Kısırlığın nedeni ile başarı oranları değişmemektedir. Ancak, bunun tek istisnası yumurtalık kapasitesi düşük olan kadınlardır. Bu kadınlarda başarı düşmektedir. 35 yaşından sonra da başarı düşmeye başlamaktadır. İleri yaşlarda düşük ihtimalinin de arttığı unutulmamalıdır. Dolayısıyla eve bebek götürme ihtimali 35 yaşından sonra ciddi bir azalma eğilimine girmektedir.

44 yaş üstü hastalara tüp bebek tedavisi uygulamıyoruz. Uygulama sayısıyla ilgili bir kısıtlama yoktur. Ancak 6. denemeden sonra şans azalır.

Başarısızlığın sebepleri maalesef net olarak aydınlatılamamaktadır. Başarısız tedavilerde, embriyonun yapışmasını engelleyen rahimdeki bu olumsuz yapılar histeleskopi ile araştırılabilir.

Tüp bebek yönteminde yeni gelişmeler nelerdir? 

İlk tüp Bebek olan Louis Brown’un 1978 yılında dünyaya gelmesinden günümüze kadar yaklaşık 30 yıl geçmiştir ve tüp bebek başarısının 30 yılda geldiği nokta %50’ler civarıdır. Bu noktada çalışmaların yoğunluğuna rağmen gelişimin ne kadar yavaş olduğu anlaşılmaktadır. Bunun nedeni de biyolojik mekanizmaların çok karmaşık olmasıdır.

Tüp bebek tarihindeki en önemli gelişme ICSI’dır. ICSI erkek faktörü olan çiftler için müthiş bir çığır olmuştur. ICSI’den sonra daha öyle bir gelişme tüp bebekte oluşmamıştır. Genetik analizlerin gelişmesiyle de genetik problemi olan çiftler yeni nesillere hastalıklarının geçişini engelleyebildiklerinden çok rahatlamışlardır. Ancak, genetik amaçlı tüp bebek uygulaması gebelik oranlarını arttırmamaktadır. Günümüzde embriyo yapıştırıcısı, mıknatıs yöntemi ile sperm seçme, ilaçsız tüp bebek, HLA-G testiyle embriyo seçme gibi yöntemler geliştirilmeye çalışılmaktadır. Ancak, bunlar ile ilgili çalışmalar henüz bir sonuca varmak için yetersizdir. Maalesef, ülkemizde, bu gibi ümit vaat eden; ancak henüz umutlanmak için de erken olan uygulamaların, ICSI gibi bir çığır açacakmış gibi sunulması yanlıştır.

Biyografi: Dr. M. Hakan Özörnek 

Dr. Hakan Ozornek tüp bebek yöntemi1965 yılında İstanbul’da doğdu. 1984 yılında İstanbul Erkek Lisesi’nden, 1990 yılında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Yozgat’ta mecburi hizmetini tamamladıktan sonra sekiz ay Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı’nda asistan olarak çalıştı. Kasım 1993-Şubat 1999 tarihleri arasında Düsseldorf Heinrich Heine Üniversitesi Kadın Hastalıkları Kliniği’nde uzmanlık eğitimi aldı. 5 yıl süreyle bölümün tüp bebek ekibinde yer aldı. Bir buçuk yıl tüp bebek laboratuvarı sorumluluğu yaptı.


Chicago’da Andrology Laboratory Services’de androloji üzerine, Basel Üniversitesi Kadın Kliniği’nde ise reprodüktif endokrinoloji ve yardımcı üreme teknikleri üzerine çalışmalarda bulundu. Yurt dışı kongrelerde sunulmuş birçok tebliği, uluslararası dergilerde yayınlanmış makaleleri ve birçok uluslararası ödülü vardır. New York Academy of Sciences, American Society of Reproductive Medicine, European Society of Human Reproduction and Embryology, İstanbul Jinekoloji Derneği ve Türk İnfertilite Vakfı’na üyedir. Halen EUROFERTIL Üreme Sağlığı Merkezi’nin medikal direktörlüğünü yürütmektedir.

Hipnoz yöntemi ile göğüs nasıl büyütülür?