Stonehenge’in Sırrı

Geçmiş medeniyetlere bakıldığında, evrim teorisi geçerliliğini yitirmekte. Geçmişten bugüne gelen izler, zaman zaman bize tersini düşündürüyor.

Stonehenge

İngiltere’deki Salisbury Düzlüğü’nde bulunan büyük taşlardan oluşan Stonehenge Anıtı’nın sırrı çözüldü. Daha önce tapınak olduğu söylenen anıtın aslında adada yaşayan kabileler tarafından barış anısına yapıldığı belirtildi. Sheffield Üniversitesi’nden Profesör Mike Parker, milattan önce 300 ile 2 bin 500 arasında yapılan anıtın uzun süre birbirleri ile savaşan kabilelerin birleşmelerinin ardından yapıldığını söyledi. 10 yıl süren bir araştırmanın sonunda anıtta bulunan her kayanın İngiltere’nin farklı bir bölgesinden geldiği ve ayrı bir kabileyi temsil ettiği kaydedildi.

Yani “ilkelden, medeniyete uzanan bir ilerleme”. İnsan evrimleşip, gelişim gösteren bir varlıktır, ancak zekâ ve yaratıcılık hep vardır. Acaba yüz binlerce yıl önce yaşamış olan uygarlıkların bıraktıkları kalıntılar ve izlerden yola çıkarak, bu teknolojiyle hala o zamanlardan kalan izlerin sırrını çözememek nasıl açıklanabilir? Çok basit bir mantıkla, ya onlar bizlerden daha ileri medeniyetlere ve teknolojiye sahiptiler, ya da biz şu anda hala o teknolojik bilgilere sahip değiliz.

Belki de bilim adamlarının da açıkladığı gibi; nasıl şu anda dünya üzerinde değişik teknolojiye sahip olan ülkeler yaşıyorsa, (uzay teknolojisi ve ilkel insanlar) daha önceki medeniyetler de çeşitlilik gösteriyor olabilir. Gene de bu teknolojiyle, bu sırları hala aralayamamış olmamız ilginç değil mi?

Peki, bu nasıl olabilir?  Bu ay İngiltere’de bulunan Stonehenge’i incelediğimizde, Londra’nın kilometrelerce vadilerinde bir çakıl taşı bile bulunamazken, birdenbire orada bir abide gibi dikilen o büyük kayalar, nasıl oraya gelmiş olabilir? Ve ne için? Neden belli bir hiza ve dizimle sıralanmış olabilirler?

Stonehenge çember halinde yerleştirilmiş, büyük taş bloklardan oluşan bir yapıt olup, ortalama olarak 4.5 metre yüksekliğinde ve her biri ortalama 25 ton ağırlığında yaklaşık 30 adet taş bloğun bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Bu yapıt birçok insanın ve araştırmacının çok ilgisini çekmektedir. Yapımı ve yapılış amacı hakkında pek çok teori vardır. Burada önemli olan, bu teorilerden hangilerinin doğruluk içerdiği değil, bu yapıtın, evrim teorisinin insanlık tarihini açıklamak için öne sürdüğü iddiaları geçersiz kılan örneklerden biri daha olmasıdır.

Yapılan araştırmalara göre, Stonehenge’in üç inşaat aşamasında meydana geldiğini ortaya koymaktadır. Birçok kaynağa göre, Stonehenge’in en eski dönemi MÖ 2800 yılına dayanmaktadır. Yani Stonehenge’in tarihi bundan yaklaşık 5000 yıl öncesine kadar uzanmaktadır. Tarihi kaynaklar, ilk inşaat sırasında arazide dev taşlardan küçük bir çember yapıldığını ve bu çemberin dışına da bir topuk taşı yerleştirildiğini ortaya koymaktadır.

Stonehenge bölgesine yakın Mavi Taş kaynağı

Daha sonra, yine dev taşlarla ikinci bir çember oluşturulmuş, bundan sonra da çemberlerin iç kısmına “mavi taş” denilen taş bloklar yerleştirilmiştir.

Bu yapının en dikkat çekici yönlerinden biri, burada kullanılan mavi taşlardır. Çünkü Stonehenge’in yakınında herhangi bir mavi taş kaynağı yoktur. Yapılan araştırmalar, bu taşların Prescelly dağlarından, yapıtın olduğu yere getirildiğini ortaya koymuştur. Burada ise karşımıza yine olağanüstü bir durum çıkmaktadır. Çünkü, söz konusu mavi taş kaynağı, Stonehenge’den yaklaşık 380 km (kara yoluyla) uzaklıktadır. Eğer o dönemde yaşamış insanlar, evrimci hikâyelerde anlatıldığı gibi, ilkel koşullarda yaşayan, ellerindeki tek malzeme ağaçtan kaldıraçlar, kütükten yapılmış sallar ve taş baltalar olan insanlar olsaydı, tonlarca ağırlığındaki bu taşlar Stonehenge’in olduğu bölgeye nasıl getirilmiş olacaktı? İşte bu, evrimcilerin hayal ürünü senaryolarıyla, cevaplanması mümkün olmayan bir soru olarak beklemededir.

Bir grup araştırmacı, o dönemin koşullarını canlandırarak mavi taşları Stonehenge’e kadar taşımaya çalışmışlardır. Bunun için ağaçtan kaldıraçlar kullanmışlar, üç sandalı birbirine bağlayarak benzer büyüklükteki taşların sığabileceği bir sal meydana getirmişler, ağaçtan sırıkları kullanarak salı nehir yukarı taşımaya çalışmışlar, daha sonra da kabaca hazırlanmış tekerlekler üzerinde taşları tepeye doğru çıkarmaya uğraşmışlardır. Ancak tüm bu uğraşıları sonuçsuz kalmıştır. Bu, mavi taşların Stonehenge’in olduğu yere nasıl taşındığını anlayabilmek için yapılan denemelerden sadece biridir. Daha pek çok deneme yapılmış ve dönemin insanlarının nasıl bir nakliye olanağıyla bu kayaları bu bölgeye getirebileceği anlaşılmaya çalışılmıştır. Ancak evrimci ön yargıların ışığında yapılan bu araştırmalar neticeye ulaşmaktan hep uzak kalmışlardır. Çünkü tüm bu denemeler, Stonehenge’in yapıldığı dönemde yaşayanlarınsadece taş ve ağaç gibi kaba malzemeler kullandıkları ve geri bir medeniyete sahip oldukları yanılgısı ışığında yapılmaktadır.

Burada önemli bulunan bir nokta daha vardır. Araştırma ve denemeler yapılırken gemi tersanelerinde yapılan çeşitli modellerden yararlanılmakta, gelişmiş fabrikalarda üretilen halatlar kullanılmakta, detaylı hesaplar ve planlamalar yapılmaktadır. Yani günümüz teknolojisinin olanaklarından faydalanılmaktadır. Buna rağmen sonuç elde edilememektedir. Bundan yaklaşık 5000 yıl önce yaşayan insanlar ise, tonlarca ağırlığındaki bu taşları taşımışlar, coğrafi konumlarını hesaplayarak bir çember haline getirmişlerdir. Tüm bunları taş baltalar, kütükten yapılmış sallar, ağaçtan inşa edilmiş kaldıraçlarla yapmadıkları açıktır. Stonehenge ve diğer pek çok megalit, belki de bizim dahi tahmin edemeyeceğimiz bir teknoloji kullanılarak inşa edilmiştir.

Son olarak, nasıl ve ne şekilde yapılmış olduğu halen tartışılmakta olan Stonehenge’in bilim adamlarınca ortaya çıkarılan başka bir önemli özelliği de, astronomiyle olan bağlantısıdır. Elde edilen bulgular, bu yapıtı inşa edenlerin mühendislik bilgilerinin yanı sıra, astronomi bilgilerinin de gelişmiş olduğunu göstermektedir.

İnsan düşünmeden duramıyor; acaba Stonehenge, uzaylı ırkların geçmişte veya hala kullandığı boyutlar arası bir kapı olabilir mi? Ya da?