Bir: O ilk ‘an’a dönüş mümkün mü?

O ilk “an”a dönüş mümkün mü? Saf bilinç haline, bütün biçimsel niteliklerden sıyrılıp özdeki ışığa varmak mümkün mü?

Bir: Ey aydınlık, karanlıkları aydın eyle!

“Bilgeliği aramaktır bilgelik”

Güneşin altında söylenmedik bir şey kalmadı. Her şey “Bir” ve “Bir” ‘e hizmet ediyor. “Bir”, “Bütün” olan ve bizler de o bütünün farklı tezahürleriyiz. Derecelerimiz farklı sadece, farkındalık derecelerimiz. Aydınlanma bugünlerde daha da bilgelik manasında içselleşiyor. Bugünlerde derken, bugün; “sonsuz bir şimdiki an”, aslında. Aydınlanma aslında” sapere aude” (Kant’ın aydınlanma düşüncesini yaratan “aklını kullanma yürekliliğini göster”, deyişi) den, Kant’çı bir rasyonalite olma halinden ziyade, evrensel bir içedönüş hali, döngüsel bir varoluş düzleminin, döngüsel zamanın hatırlanışı olarak deneyimleniyor.

Yeni bir şey söylemiyorum ve söylemiyorlar.

Oysa yine de sonsuz kombinasyon olabilir ve belki de hala oluyor.

Farklı tezahürler kendi döngüselliklerindeki “öz”çağrışıma dönüyor.

Kollektif bilinçaltı ve karmik doğamız kendi özünü arama ve bulma yolculuğunda…

Aydınlanma yolculuğu bilgeliğin anlamının daha da anlamlı hale geldiği “ego”suz bir varoluş düzlemini oluşturuyor.

İç ve Dış Amaç

Olanı olduğu gibi kabul etme, yaşamın geçmesine, akıp gitmesine izin verme, direnç göstermeme; zihnin ötesine geçmemizin koşulu, bilinç frekansımızı yükseltmemizi sağlayan durum. Bu teslimiyet kayıtsız bir teslimiyet değil, bir seçim, bütün eylemlerimizin seçiminin sorumluluğunun farkındalığı ile varolma.

“Aydınlanmanın gerçek anlamını, aydınlanmaya ulaşmadan önce bulmalıyız. Bir şey yapmaya çalışmak aydınlanmaktır. Güçlük ya da üzüntü içinde aydınlanmaya çalışırız. Bozulmanın içinde huzuru buluruz. Genellikle yitip giden yaşam içinde yaşamak bize güç gelir. Ama sonsuz yaşamın sevincini yalnızca yitip giden yaşam içinde bulabiliriz…” Shunryu Suzukı

dışO ilk “an”a dönüş mümkün mü?

Saf bilinç haline, bütün ilineklerden (biçimsel niteliklerden) sıyrılıp özdeki ışığa varmak mümkün mü? Zihnin ayraç içine alınmasıyla, zihnin ötesinde boşluğu deneyimleme ile medidatif bir bilinç ile; konuşmayan ve düşünmeyen bir bilinç ile; kendini gözlemleyerek ve bütün tezahürleri gözlemleyerek çabasızlık içindeki an.

Mücadele etmeden, savaşmadan, dinginliğe varma hali. Yaşam bir gürültü hali, zihnin doluluk hali, bir yerden bir yere varmaya çalışan ereklilik hali. Bütün bu evrenin dış sesini iç sesinden yansıtıyorsun; dünya bir ayna, kendini tanıman için her daim karşılaştığın olaylar, insanlar, eylemlerle tanımladığın, kategorize ettiğin şeyler alanı. Kimi zaman hayran olduğun kimi zaman yadsıdığın karşılaşmalar alanı. Bu nedenle her karşılaşma anlamlı bir öğrenme süreci. Başkalarında kolayca ifade ettiğimiz nitelikler kendi içimizdeki daimonlar ve de güzellikler.


“Eğer hazırsanız, içinizin derinliklerinde yeni bir boyut açılabilir: Devrim boyutu. Evrim sona erdi. Şimdi onun ötesindekine sizi açmak için bir devrime gereksinim var. Bu bireysel bir devrimdir. İçsel bir devrimdir.” OSHO

“…Evren neden varolma zahmetine katlanıyor?” diye sorar Stephan Hawking… Sadece dışarı bakmak yerine içe bakarsanız, bir iç ve bir de dış amacın olduğunu keşfedersiniz. Makrokozmosun mikrokozmos bir yansıması olduğunuzdan, evrenin de sizinkinden ayrılamayan bir iç ve dış amacı olduğu açıktır. Evrenin dış amacı, biçim yaratmak ve biçimlerin etkileşimleri sayesinde kendini deneyimlemektir; oyun, dram, rüya, adına ne derseniz. İç amacı ise biçimi olmayan özünü uyandırmaktır. Sonrasında iç ve dış amaçların birleşmesi gelir…” Eckhart Tolle

Yaratılışın özü: Varlıksal çekim alanı