Zaaf kontrolü: Bireysel fayda

Bireysel fayda anlayışındaki ‘kendine hizmet yaklaşımları’ toplumun faydasına muhalefet ettiği sürece, bireyin toplumsal sorunlardan şikâyet etme hakkı da vicdani olarak rafa kalkmış olur. O muhalefet nedeni iledir ki vicdan dışı bir dengenin tarafında bulunarak fark etmeden kendisinden şikâyette bulunur.

Zaaf kontrolü: Bireysel fayda

Bireyin bir zaafı varsa toplumunda bir zaafı vardır. Belirli bir bireyin belirli bir zaafı sadece ona ait olamayacak kadar toplumsal bir vakıadır. Aynı şekilde bireylerin ürettikleri faydada kendilerinden ziyade topluma yararlıdır. Çünkü toplum asıl bireydir. Asıl bireyin var oluş dinamikleri doğrudan ve dolaylı olarak bütün uzuvlarına tesir eder. Bu nedenle toplumların sağlıklı bir yapıya kavuşmaları zaaflarından arınmalarına bağlıdır. Zaafları bir şekilde bünyesinden kesip atacak toplumsal antiseptik kuralları, bireysel zaaf çıkmazlarından bireyleri çekip çıkarmak için şarttır.

Bireyler; zaaflarını bir kanser tümörü gibi değil de toplumsal olarak ‘meşru’bir hak olarak gördükleri müddetçe gelinecek son nokta, ancak ‘bir zaaf medeniyeti’ olabilir. Gelmiş bulunduğumuz bu zaman noktasında; insanlığın kurduğunu zannettiği işte bu zaaf medeniyetinin medenileri olarak, ‘inşa’ iddiasında bulunanlara diyoruz ki: ‘şehirlileşmek” adına kurduğunuzu iddia ediyorsanız eğer kısmen başarılı olduğunuz değişmez bir gerçek. Buna rağmen ‘insanileşmek’ adına bir medeniyet kurma iddianıza sokaktaki kargalar bile gülmektedirler! Sermayeye insanları zamklayıp sonrada verilen teknolojilerle bu amaca odaklayıp mecburen kendine hizmet yarışına başlatıp varılan yerin adı ‘medeniyet’ değildir. İnsan, bir kere kendi çıkarı için düşünmeye mecbur ve mahkûm edilirse işte o zaman toplumum çözülüp topluluğa dönüştüğü andır. Bu anda bireysel fayda için her şey mubahtır. İddianızın sonuçta ulaştığı zavallı nokta bu iken bile ve buna rağmen müddei olmaktaki inadınız ileri sürdüğünüz medenileşme teorilerini daha dünden toprağa gömmüştür. Mezarında kemiklerinden eti sıyrılmış iğrenç kokulu bir cesede dönüşmüştür.

Gelinen durum analizini işte bu zaafları yöneten müddeilerde yaptığına göre ve durum hala aynı iken kafasını kuma gömen bir deve kuşu bile fark eder ki ‘müddeinin asıl iddiası medenileşmek değil, zaaflarla kontroldür.’ Gerçeklerle kontrol edemezsiniz. Çünkü gerçekler özgür kılar. O halde müddeilerin iddiaları gerçek olmayana inandırıp ve o şekilde kandırıp mecbur ve mahkûm ederek ve insan zihinlerini sessizce ve derinden ele geçirerek mümkün olabilir. Durumun net tablosu budur. İşte bu tabloda bireylerin içine düştüğü en acımasız durum: ‘bu gerçekleri güneşi görür gibi görse bile idrak ve bilinci kısırlaştırıldığından dolayı canını korurcasına ‘inkâr etmesidir.’

İnkâra çare yok ama şüphelenenlere çare var. Mecburen yaşadığınız bir hayatı fark edin! Temel hata şudur: İnsan kendisini çok özel hissediyor. Sadece kendi gerçekliğimizi algıladığımızdan olsa gerek bu yanlış ısrarla devam ettiriliyor. Özel olmak, özel olduğunu zannetmekle olmayacağı gibi diğer özelleri bilmediğimiz için onları yok sayarak ta olmaz. Bizleri kontrol eden dünya zaaflarımız bizlere göre daha özeller. En azından mecbur değiller. Karar verenler! Bizlerin vereceği kararları da belirleyip bizlere verdirenler. Durum bu iken özel olmak anlayışından uzak duralım. Bu anlayışta karar vericilerin hizmetindedir. Özel olmak adına diğer kardeşlerini çiğnersin! İstenilen senaryoya tam uyum sergilersin! Kendine yaranacağını zannedersin! Yarandığını zannettiğin işte o anda ise nasıl yüzüstü atıldığını şaşkınlıkla izlersin.


Bulaşıcı doğasıyla birlikte zaaf bulaştırıcıların bu zaafları bireysel fayda için çok uygun ve önemli olarak addettiklerinden olsa gerek mantığa bürüyerek ve süsleyerek zihin pazarlarında satışa çıkardıkları ise malumumuz. Öyle bir hale gelmiş durumdadır ki toplumsal faydayı düşünmek adeta bireysel faydalarla doğrudan çatışan bir unsur gibi algılanıyor. Bu algılama bitkinliği rüzgârın götürdüğü her yere gidiyor. Hava yolu ile bulaşan virüslerden daha hızlı bir şekilde yayılıyor.

Kendine hizmet etmek zaten doğası öyle olan yeryüzü insanlarının tabi ki temel ve en temel ihtiyaçları için gereklidir. O halde kendine hizmet etmek ne demektir? Çok kadim bir sözde denildiği gibi “kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkalarına yapma” kuralında ana esas belirlenmiştir. Her yaptığımız davranış dönüp dolaşıp bize tekrar geri döner. Bu nedenle karşılaştığımız her üzücü durumda önce kendimize bakıp vicdanımızı dinleyelim. Dünyanın diğer taraflarında olan olumsuzluklara acaba ben mi neden oldum diyelim. Dışımızı bir eleştirirken içimizi bin eleştirelim. Dışarıya karşı merhamet yarışında ilerleyelim. Temel ölçümüz olan vicdanı ise hiç yitirmeyelim. İnsan vicdanı kadardır.

Sayısal, sözel ve görsel zeka nasıl geliştirilebilir?