İnsan henüz doğmamış olabilir mi?

Istırabın olmadığı, neşe ve sevincin ifade edildiği bir dünya düşünün. Hoşgörünün ve yargısızlığın ilke edildiği, kınamanın olmadığı, nefretin artık deneyimlenmediği bir dünya düşleyin.

İnsan henüz doğmamış olabilir mi?

İnsan acı çekiyor…

Bazı okuyucularımız yaşamlarındaki mücadele, karmaşa, zorlukla nasıl baş edebileceklerini, sokaktaki çocuk, aç, yoksul benzeri konular, tüm bunlar için ne düşündüğümüzü, neler yapabileceğimizi vs yazıp soruyorlar. Yazabiliyorum ve yaşıyorum kendimce. Ve soruyorum kendime…

İnsan henüz doğmamış olabilir mi?

Burada, şimdi anımda bir film izlemekteyim; Acı var, savaş var, kaos, karmaşa, terör, doğal afetler, insanın insana zulmüyle yüzlerce insan yaşamlarını kaybediyor; geride kalanlar yaşamın travmasıyla hayatta kalmanın bedelini ödüyorlar. İnsan acı çekiyor…


İnsan 21. yüzyılda hala acı çekiyor, öyleyse nasıl doğmuş olabilir ki?

Alışkanlıkların pençesindeyken, bilinçli olduğundan söz ediyor. Günlük yaşamda anlık refleksler ve rutin yaşamlarda kaybolup gidiyor. Mutsuz, rolde, gerçekte kendisi yok ortada!

Sanki bir makine gibi prototip programlı yaşamlar…

dünya farkındalık insan uyanış

Çocuklar ise o dersten bu derse programlanan küçük robotlar gibi… İnsana bebekliğinden itibaren toplum kuralları kodlanmaya başlanıyor. Ayıp, günah, korku eğitimi verilmeye başlanıyor. Masumiyet, yavaş yavaş ‘güya ahlak’ ve ‘toplum’ adına yok ediliyor. Çocuklar mutsuz, doyumsuz…

Öyle programlanıyor ki insanoğlu, programın bir parçası olmayı reddettiği halde çoğu zaman programı uygularken buluyor, kaptırıyor kendini. Sevgiler bile yalanlarla dolu, sahte! Samimiyetten uzak, yargılayıcı, kuşku ve beklenti dolu.

Korku kalıplarından sevginin güzel kollarına atılamıyor. Bırakamıyor insan kendisini…  Korkuyorsa nasıl sevilip, sevebilir ki?

Tanrı’nın hediyesi aşk geliyor insana. Yaşayamıyor. Aşkı bile rutinleştiriyor insan. Çünkü gerçek manada yaşamayı, sevmeyi bilemiyor. Kaç kişi gerçek manada dokunuyor sevdiğine? Dokunmuyor, birbirlerinin gözlerinin içine bile bakmıyor; aşkın ruhuyla sevişmiyor, ruhları değil, bedenleri sevişiyor yalnızca. Özlerini, bilinçlerini, kutsallığı yaşayamadan doyum bulma çabaları…

Değer bilmiyor insan; zorlayıcı, sahiplenici, baskıcı ilişkilerle ölüyor duygular; aşk bedensel değil ruhsal, değeri bilinmeyince çekip gidiyor. Acı çekiyor insan. Hala acıyla tekamül yolunu seçiyor.

Oysa tüm yaşam sevgi yoluyla iyileşebilir

Oysa tüm yaşam sevgi yoluyla iyileşebilir

Öğretilmiş her şey insan için bir kodlama, programlama. Çok sıkıcı ve durağan. İnsanın tepkileri bile bu programdan etkilenmiş durumda. Bebeğin masumiyeti, çocuğun saflığı yok. Büyüdükçe dalından kopartılan güller misali… Tekrar özüne dönebilecek mi insan, arınacak mı, sahte yanılsama dünyasından kurtarabilecek mi kendini? Özün saflığı yansıyacak mı yaşamlara? Güya kültür, entelektüalizm adı altında maskelerle dolu dünyalarında kaybolmuş insan kendine ne zaman uyanacak? Bilim bile her gün kendini yenilerken ne bilgisi? Şu anın bilgisi yenidir. Bilgi, geçmiştedir. Eğer bilgi özgürleştirmiyorsa cehalet bile yeğdir. Dünya nereye doğru gidiyor, bilgiyle şu anda ne yapıyoruz? Dünyaya ve dolayısıyla insana, yaşama nasıl değerler katıyoruz aslolan budur.

Bazen de farkedişler yaşanıyor. Tanıdık ama bilinemeyen sorular beliriveriyor insanın aklına… Ben kimim? Niçin yaşıyorum? Yaşam niçin var? Peki ya seevgi, aşk? Tanrı var mı? Varsa ona dair bir şeyler, kanıt arayışları… İnsan aklının kabul edebileceği yanıtlar aranıyor ve bilimsel kanıtlara bakılıyor, şüpheler giderilmeye çalışılıyor, sonrasında çeşit çeşit kitap, öğreti eşlik ediyor yaşamlara. Çeşitli yollar seçilip deneniyor. Her kitapta, yolda, insanda bir parça daha uyanıyor. İnsan bedeninde bir bilinç, sevinç uyanmaya başlıyor, bir ruh canlanıyor sanki…

Yunus Emre’nin sözünü ettiği:

beni bende demen bende değilim

bir ben vardır bende benden içeri. 

Uyanış yeniden doğuş olabilir mi? 

Tüm bilinenlerden soyunduğunda insan, geriye farkındalık, iç gözlem kalır. Her anı gözleyen bir gözle, bir farkındalıkla sürer yaşam. Bilinende çok seslilik, karmaşa vardır, bilinmeyen sessizdir. Sakinlik, sessizlik ve sadelik, bir meditasyon gibidir. Ve sessizlikte gizem vardır. Gerçek oradadır. Görebilmemiz için tüm bilinen eski düşünce, duygu ve kalıplardan özgürleştikçe, bedenden ibaret olmadığını yeniden yeniden fark ettiğinde insan, ruhuna uyanır. Bu uyanış güne yeni açan bir çiçek gibidir ve tüm güzelliği ve tazeliğiyle gülümser gibidir yaşama.

Uyanış anı

Genelde o kadar çok hırs, arzu, istekle dolu ki insan, kendini doğuramaz. Unutur. Arzu, hırs, hayaller, istekler kendi ile arasında bir sis oluşturur, böylece hakikati, özü saklar. Sisi aralamak, dağıtmak için her an farkına varmalı insan. Farketmeli arzularını, hırslarını, egosunu…

Soyundukça hırstan, arzudan, geriye saf farkındalık kalır. Saf Bilinç, öz kalır. İnsan doğmaya başlar yeniden… Bir kez uyandığında insan, başkalarını da uyandırmak ister. Çünkü birlikte birliği de fark etmiştir. Uyanan insan bir sonraki adımda başkalarını uyandırmayı görev edinir. Gerçekte kim olduğunu görmenin ve deneyimlemenin yollarından biridir bu. Dünyada birlik bilinci, her şeyin tanrısal olduğunun ve başkaca da bir şey olmadığının bilincine sahip olunmasının yoludur.

Dünya birlikte değiştirilebilir, insan bu güce uyanabilir, bu bilince sahip olabilir. Değişim için birlik tohumları her kalbe, her yerde ekilebilir.

Bir meditasyon anı

Hiçbir düşünce, inanç, dogma, din, kitap, felsefenin olmadığı bir yerde, şimdi anında olun. Şimdi ve burada gerçek ile uyum içine giren bir salınımda olursunuz. Her şey anlıktır şimdide. Bir an sonra yenidir ve yaratım anlıktır.

Sessiz olun, dinleyin… Bir an boşluğu deneyimlersiniz, sevgiyi, coşkuyu, sevinci, esrimeyi deneyimlersiniz. İlahi bir müzik gelir kiminin kulaklarına, belki göz kamaştırıcı beyaz bir ışık yağmuru, eşsiz desenler renkler görseli, belki de tarifi imkansız sevgi seli… Düşünmeyin sadece o anı yaşayın ve orada olun! O anlatılamaz, ifade edilemez. Ancak anlık yaşanır. Bu gerçektir. Neyi anlatacaksınız? Dile gelir mi? Hiçbir biçime, düşünceye, tasvire gelir mi? Tanımlanamaz, açıklanamaz.  Yaşanabilir, aşk, coşku, özlem duyulabilir… Her yeni anda, insan bedenindeki bilinçsiz varlık yavaş yavaş doğmaya başlar kendine. Bedende ruhun uyanmasıdır bu.


Ve bedenden ibaret olmayan, ruhuna uyanan insan, her şeyle bir olduğunu bilir. Birliği hisseden ve içindeki yaratıcıyla karşılaşan insan gerçek benliği ile dünyaya bilinç tohumları ekmeye başlar. Dünyaya ve insanlara mesajları vardır. Birlik ve sevgi dolu mesajlardır bunlar. Yaşamlarına dokundukları herkese sadece gülümseyerek veya konuşarak, yazarak mesajlarını iletirler.  

dünya farkındalık insan uyanış

İlahi özden Dünya’ya mesajlar

Kendinize ve başkalarına nazik, iyi, cömert, paylaşımcı, kibar, dürüst olun!

Başkalarına ihanet etmemek adına kendinize ihanet etmeyin!

Sevginizi özgürce yaşayın! Sezgilerinize güvenmeyi öğrenin, sevin!

İçinizde fark ettiğiniz ruhunuzu besleyip büyütün. Özlerinizin hiçbir zaman inkar edilmediği ve sizin de özünüzü inkar etmediğiniz bir dünya düşleyin ve dileyin!

Yaşama ve yaşamdaki deneyimlerinize saygı duyun. Başkalarının deneyimlerine ve yaşamlarına da saygı duyun! Herkesin yaşamdaki varlıklarının ifadesinin en güzel şekilde ifade edilebileceği bir yaşamı hayal edin!

Farklılıklara saygı gösterin. Tüm farklılıklar deneyim içindir. Farklılıkların ayrılık yaratmamasına özen gösterin.

Her zaman her şeyin yeterince olduğu ve herkese yetecek kadarının bulunduğu bilincinden yola çıkarak paylaşımcı olun.

Istırabın olmadığı, neşe ve sevincin ifade edildiği bir dünya düşünün.

Hoşgörünün ve yargısızlığın ilke edildiği, kınamanın olmadığı, nefretin artık deneyimlenmediği bir dünya düşleyin.

Ego, üstünlük ve güç oyunlarının tuzaklarına düşmeyin.

Cehaletin dünya gerçekliğinden atıldığı, sevgi ve hoşgörü dünyasının deneyimlendiği bir dünya düşünün.

Hataların utanca götürmediği, sadece o anın deneyimi gözüyle bakılabileceği bir dünyayı düşleyin.

İnsan artık dinler arasında, kültürler arasında, ırklar arasında ve ülkeler arasındaki ayırıcı düşük bilinçlerden arınsın!

Tüm bunlar seçilerek, düşleyerek var edilebilir. İnsan böylesi bir ihtişamı kendisine hediye edebilir.


Ve bu eşsiz bilincin insanı doğdukça kendine, zarafetle yayıldıkça yeryüzüne, dünya da kaos, karmaşadan arınır ve yeni bir yaşam başlar…

Yeni Bir Çağın Yolcuları: ‘Biyolojik Evrim’ ‘Ruhsal Tekâmül’ ‘Evrensel İnsan’


Hale Karaarslan
İndigo Dergisi’nde Yazı İşleri Müdürü ve Yayıncı olarak görev yapıyor. İndigo Dergisi’ni kendisi ve yazarlar için bir okul olarak görüyor. Yaşama ve insana dair pek çok şey öğrenerek, yürekleri sonsuz güzellikle çarpan bir sevgi ailesinin içinde her gün biraz daha maskelerinden arınarak, özünü, kendi olanı buluyor. İki harika çocuğunun öğretmenliğinde ve eşinin her konuda kendisini destekleyen sevgisi eşliğinde öğrenmeye devam ediyor. İstanbul ve Marmaris'te yaşıyor.