Sema dansı: İlk ve son nokta

Sen küçük bir cisim olduğunu sanırsın ama, en büyük alem senin içinde gizlidir. — Hz.Ali

Sema dansı: İlk ve son nokta

Tasavvuf üzerine bir şeyler yazmak yerine Tasavvuf’un çağırdığı kalbi izlemek belki ruhumuzdaki devinimleri anlamak için daha iyi birer işaret. Eğer içindeki yankıyı dinlersen o seni açılmamış olana doğru yönlendirir. O açılmamış henüz gizemli olanın kapısı ürpertirken seni ve neyle karşılaşacağını bilmezken, o içinde dinmeyen yankı, sana feyz olur.

O içindeki çınlamayı duyduğumuzda ona kayıtsız kalamayız. Kendine yabancı oluşların, karşılaştığın tüm yabancı olmaların maskesi düşer. Kendi saflığınla kalakalırsın. Bir yerden bir yere giden yolcu, bir kez durmayı dener, o çok iyi bildiği, güvenlikli yollardan başka bir yerde olduğunu anlar. Durduğu an içindeki devinim de durur. Sessizlik hüküm sürer.

O sessizliğin içinde ilahi bir çınlama, yankı, ruhundan fışkırır gibidir ve o dönen pervanelere bakarsın, bakarsın da doyamazsın bakmalarına, orada ilahi bir kudretin ışığında yanan ve bembeyaz olmuş, ışıklar görürsün, dönmeye başlar felek, arz, dünya,zaman, sonsuzlukta yıkanarak.

Evrenin bir şarkısı olduğunu anlar ruh. Evrenin bir çağrısı olduğunu anlar ruh. Evrenin içimizde sonsuz kere dinmeyen çınlamasını hisseder. Bu başka bir alemdir. Alemlerden alemlere açılan bir çağrıdır. Kaç kere fark ettin o saf ve soylu sesi, anlamadın, duymadın, sana kaç kez söylendi, hatırlamak için kendine bak diye yaratıcının varlığındaki sessizliğin sesini.

İlk nokta Başlangıç noktası

Hakikate
Biri dedi
İlk nokta aşktır
Ve öbürü dedi
Aynı zamanda
Son nokta.
Sezai Karakoç

Kendimi yeni uyanan bir ruh gibi görüyorum bu döngüde. Belki de yeni uyanıyorum, bilmiyorum, bilmemeye teslim olmak ne de güzelmiş. Oysa ben bilmek istedim hep, biraz daha fazlasını, oraya varmak için, bildikçe bilinmezliğin makamına yaklaşmak için. Dünyanın farklı iklimlerinden, farklı coğrafyalarından gelmiş insanlar, orada, o dergahta, sadece ilahi sesin tınılarına teslim olup dönüyorlar aşkla.

Bu nasıl bir teslimiyettir saatlerce, günlerce, bir ritüeli sürdürüyorlar. Farklı ulusların farklı dilleri olduğunu düşündüğümüz yüzleri ve kimlikleri farklı insanlar yüzlerindeki aynı teslimiyet ve vecd ile dönüyorlar. Mevlana’nın o herkese olan çağrısının basit ve sihirli anlamını fark ediyorum. Farklılıkların yanılsama olduğunu ve aynı bütünlüğün dağılmış tezahürleri olduğunu bir kez daha anlıyorum.

Oruç Güvenç başta olmak üzere Tümata müzisyenleri 66 gün boyunca sema geleneğini yaşatmak adına tasavvuf müziğiyle eşlik ederken gelen konuklar semalarıyla ve enstrümanları ile katılıyorlar. 66 gün boyunca durmadan Sema dansı yapıldı. Sema dansı yapılan alanda 24 saat devam etti o ilahi ses ve döngü.

Mevlana’yı anmak ve özümüzdeki birlik duygusunu hatırlamanın, yaşamanın bir çağrısıydı bu. O zaman o savaşlar, o yıkımlar, o hırslar, kavgalar, eriyip gidiyordu. Tüm yeryüzünün bunu anlamasını diledim, Evren yeni bir titreşime yükseliyorsa eğer böylesi bir dünya olmalıydı.  Belki biraz daha hoşgörü, teslimiyet, şefkat enerjimiz yükseldi. Dünyaya baktım, dönmeye devam eden dünyaya, o sonsuz dönüşün tekliğine, o dağınık ve ayrı ayrı duran varoluşların yanılsamasına baktım sonra.

Hayatın bir akışı vardı. Akış durduğunda ve bulunduğun noktada sema dansı yapmaya başladığında mütemadiyen, bir süre sonra Aldous Huxley’in algı kapılarından giriyordun içeri. Bunun için herhangi bir araca gereksinim duymadan, varoluşun kendisiymiş meğer, insanı yüksek titreşimlere çıkartan, yeter ki bırak ve teslim ol o döngüye.

sema

Zamanın sustuğu bir an…

Hayatın sustuğu bir an… Ten kafesinden uçtuğun bir an… Teslim olduğun o feyze kapıldığın, o rüzgâra, sonsuz döngüye bıraktığın bir an… Kanatların var gibi… Bedensiz bir âlemde gibi bir an… Masal gibi… Uçmak gibi… Ölmek gibi bir an… Nefesini dahi unuttuğun bir an… Kim olduğunu unuttuğun bir çarkta artık o sonsuz ışıkta salınırken, gözyaşların huzurun makamında akıp durur, ruhunun hiç bu kadar saf ve perişan olmadığı bir an… Perişan çünkü artık bilincin yok olduğu o an… Boşlukla devindiğin an… Zihninin öldüğü bir kez o an… Şaşkınlıkla bakakaldın sonra… Az önce nerdeydin, nereye gittin, zemin yok olurken altından, yerçekiminden koptuğunda nereye gitmiştin bilemedin.

Bilememek ne güzel
Bilmemek ne güzel
Boşluk ne güzel
Hiçlik

Sonra baktım, o dingin yüzlerin teslim olmuş kalplerini gördüm bir an. Merhametle doldum. Şefkatle doldum. O hiç tanımadığım insanların yüzleri, dilleri, ulusları silindi, bedenleri silindi. Basit birer madde olan insan olmanın sureti silindi. Geriye hakikat kaldı. Hakikatin ışıyan huzmesi.

Gerçekten aşık olduğun doğru olsaydı
Sana gösterilirdi kuşkusuz aşkın yanıltmaları…
(İbn Arabi-İlahi Aşk)

O karanlık çırpınışları, acı hatırlamaları silindi zihnin, alışkanlıkların duvarları parçalandı. İnsan olmak bir dizi alışkanlıklar silsilesiymiş bir yanıyla, öğrenilmiş. Öğrendiklerini unuttuğunda bir an, yeni bir uyanış gibi, aslında ilk uyanışın anımsanışı,ilk nokta.

İlk noktaya dönüşse son nokta

İlk ve son nokta arasındaki trapezde duruyor insan ve başlıyor sonra gözlerini açtığında yanılsamalar dünyası, çokluk, ayrılık bilinci, farklılıklar tezahürü. Yok saymalar, aldanışlar, kaçışlar, ötekiler, berikiler, azgelişmişler, çokgelişmişler, masumlar, suçlular, ezilenler, ezenler, güçlüler, zayıflar, iyiler, kötüler…İnsan Tanrı olmak zorunda derken Nietzsche, Mevlana’yı anlama şansı olsaydı bambaşka bir noktaya varacaktı sanırım. Bireyi o kadar yüceltirken ve de alçaltırken de aynı zamanda  o düalitenin ne büyük bir yanılsama olduğunu aslında bütün düşünsel tarihin, düşüncenin tarihi olduğunu, zihnin tarihi olduğunu, maddesel olana, başka fikirlere bağımlı olduğunu bütün fikirlerin, bilginin diyebilir miyiz?

İnsan arayan bir varlık. Kendini arayan bir varlık.

“Aşkın, insanlar üzerinde akıldan daha etkili bir gücü vardır.”  (Eb’ul-Abbas el-Mukarani el-Kussad)

Hayat denen yanılsamalar, çokluklar alanından tanıdığımız nice farklı insanın aynı sonsuzluk dergahında buluşması, Mevlana’nın ne kadar kuşatıcı bir felsefenin temsilcisi olduğunu bir kez daha anlamamızı sağlıyor. Sonra o perdelenmiş hayata geri döndüğümüzde, o çokluklar, ayrılıklar yanılsamasına, zihnimiz bize alışkın olduğumuz gibi davransa da tam olarak öyle değiliz artık. Bir şey değişmiş olmalı. Değişmeyen ve değişenle birlikte bir can kafesim olduğunun idrakındayım. Dünya dönüyor mütemadiyen sonsuzlukla, yaşam dönüyor, sonsuz bir şimdiki an’la.

sema

Tümata “Türk Musikisini Tanıtma ve Araştırma Grubu” tasavvuf ve şifa müziği geleneğini tüm dünyaya duyurmuş, insanlığa önemli bir hizmet sunuyor. Müziğin evrensel ve bütünleştirici doğasını kanıtlamış durumda. Kitaro’yu anımsadım, üstelik teknik müzik bilgisi olmadan evrensel  yaklaşımıyla müziğin titreşimleri ile şifa vermeyi amaç edinmişti. Tümata’nın müziklerinde Türk geleneğine bağlı hatta Şamanizm unsurları içeren, insanlığın en arkatip diyebileceğim doğal kabile yaşamı ritmlerinden günümüze kadar, Reiki, Sema gibi bütünleyici, dönüştürücü yaklaşımlarla da buluşan enstrümanları ve Oruç Güvenç’in beste ve yorumlarıyla da evrensel değerleri taşıyan bir misyonu var.

Önce dans vardı. (Homeros)

Bu dansa eşlik eden müzik, doğal ritmler, doğal enstrümanları vardı kabile yaşamındaki yerli insanın. Müzik o zaman insanın en saf ve arkaik doğası. Müziğin evrensel doğası insanı sağaltan, ruhsal açıdan derinleştiren, özsel varoluş nedeni ile bağlantı kurmasını sağlayan önemli bir unsur.

“Kam ve Baksı adı verilen Orta Asya hekimleri, müzik ve dansı hasta tedavisi için kullanıyorlardı. Kazakistan, Kırgızistan, Altay, Moğolistan ve Sibirya bölgelerinde halen devam eden bu dans terapisi, kol, omuz ve baş hareketleriyle faaliyete geçen ruhi enerjinin bütün vücudu sarması ile elde edilen trans hali sonucu, hasta kişi için gerekli tedavi bilgisine ulaşmayı amaçlamaktadır. Baksılar; Kılkopuz, Dombra, Şankopuz, Asatayak, Davul gibi müzik aletleri ile trans ve tedavi eylemini gerçekleştiriyorlardı.” *

Beden bir enerji yoğunluğu ise ve belli bir frekansta bilinç devinim içinde ise, farklı titreşimlerle bağlantıya geçerek daha üst bilinç kategorilerine çıkabilir, daha üst farkındalık enerji boyutunu deneyimleyebilir.  Müzik ve dans enerjinin dönüşümü için en güzel yöntemler.

“TÜMATA çalışmaları içinde, baksı dansı ile birlikte çeşitli sufi dansları (semah ve sema) incelemekte ve oluşturulan aktif müzikterapi anlayışı ile bu eski teknikler, modern tıp içinde, otizm, geriatri, onkoloji, immünoloji, nöroloji, kardiyoloji, depresyon, anksiete konularında tedavi amacı ile uygulanmaktadır.” *

Büyük Türk Bilgini Farabi (870-950), makamların ruha etkisini şöyle sınıflandırır:

  1. Rast makamı: İnsana sefa(neşe, huzur) verir.
  2. Rehavi makamı: İnsana beka (sonsuzluk fikri) verir.
  3. Küçek makamı: İnsana hassasiyet (duyarlılık) verir.
  4. Büzürk makamı: İnsana havf (çekinme, sakınma duygusu) verir.
  5. İsfahan makamı: İnsana hareket kabiliyeti ve güven hissi verir.
  6. Neva makamı: İnsana lezzet ve ferahlık verir.
  7. Uşşak makamı: İnsana gülme ‘dilhek’ verir.
  8. Zirgüle makamı: İnsana uyku ‘nevm’ verir.
  9. Saba makamı: İnsana şecaat (cesaret, kuvvet) verir.
  10. Buselik makamı: İnsana kuvvet verir.
  11. Hüseyni makamı: İnsana sulh (sükûnet, rahatlık) verir.
  12. Hicaz makamı: İnsana tevazu (alçak gönüllülük) verir. *

Sema Dansı

Düzenledikleri etkinlikle Mevlana’yı anma ve Sema kültürünü tüm dünyada yaşatmayı hedefledi, 66 Gün 66 Gece süren Sema ile TÜMATA.

Sema yapan kişi kalbinin bulunduğu istikamete doğru döner; çünkü kalp Tanrı´nın evidir. Yavaşça eller ve kollar bulunmaları gereken yerlere ulaşırlar. Sağ el Tanrı´dan gelecek ihsanları kabul etmek üzere yukarı doğru açılır, sol el ise vermek ve paylaşmak gayesiyle aşağıya çevrilir.  (İbn Arabi-İlahi Aşk)

3+7+16+40 Farklı zamanlarda Mevlana’nın bu sayılarca döndüğü ve topladığında 66 yaptığı için, 2011 yılında düzenlenen Sema etkinliği de 66 gün oldu. İnsan sema yaparken, yücelik ile dünya arasında bir köprü olduğunu ve bunu yaparken tüm insanlıkla bir olma duygusunu deneyimliyor. Enerjinin, İlahi gücün, Bir’den Çok’a dağılması ve tekrar Bir’e varmasında İnsan bir araç. Bunu temsil eden bir deneyim Sema’ya durmak, dönmek, sonsuzca dans etmek.

“İnsan sema (Gök) ve Dünya arasında bir aracı olmuştur. Tanrı’dan gelen ihsanları saygıyla kabul eder ve onları İnsanoğlu ile paylaşır. Böyle bir yaşam hayırlı bir yaşamdır.” *

semaYalova’da Gökçedere Köyü’nde Mutlu Kültür Merkezi’ne Dergâh deniyor. Tüm Dünyadan, Brezilya’dan, Almanya’dan, İran’dan, İsrail’den, İsveç’ten, Avustralya’dan,  yaklaşık kırktan fazla ülkeden insanlara baktığımızda Türkler’den daha fazla katılımın olduğunu gördük. Başka kültürlerin Mevlana’yı derinlemesine incelediklerine, anladıklarına ve Dergâh’a bu nedenle geldiklerine de tanık olduk. Mevlana’yı bu kadar kuşatıcı kılan özündeki yargılamadan kabul eden, teslimiyet, tanımsız sevgi anlayışı olarak diğer dinsel ritüellerden ve anlayışlardan çok daha kuşatıcı boyutta. İnsanlığı birleştirecek yeni bir birlik varsa bu Mevlana’nın çağrısındaki içimizdeki ‘öz’ ile buluşma, içimizdeki ilahi olan Allah ile buluşma olsa gerek.


Sema bir ibadettir, bir dua dansıdır.  Sema yaparken belli kuralları olsa da 66 günün anlamı, kalpten bir araya gelen insanların dua etmeye ve ibadet etmeye, dans etmeye içtenlikle, safça, ilahi olana yönelmesiydi.

Bu yazıyı yazarken dinlediklerim: Yansımalar (Göç, Bab-ı Esrar, Yaban Gülü, Pervane)

Işık Eri Hünkar Hacı Bektaş Veli Batınisi