İnsan ilişkilerinin muamması: Kendimde bir başkasını kapsarım

Boris Pasternak, Dr. Jivago adlı eserinde “Başka insanlardaki insan, yani O, insanın gerçek ruhu” der. Diğer bir deyişle kendimde bir başkasını kapsarım, O da benim bir parçamdır.

İnsan ilişkilerinin muamması: Kendimde bir başkasını kapsarım

İnsan ilişkilerinin muamması

Görüngüler dünyasında, görünürlüğün toplumunda, görünür ilişkilerin ağını oluşturan görünmeyen bağ; taşıdığımız soyumuzdan gelen bağ; yetişkinliğimizde bir ömür boyu devraldığımız, kendimizle ve tüm insanlarla kurduğumuz ilişkiler, ilişkisizlikler (o da bir ilişki bağlamı) her nasıl bir bilinç taşırsak taşıyalım, nasıl bir akıl idrak sahibi olursak olalım, bizim de dahil olduğumuz bir muamma alanıdır.

Bizim dahil olduğumuz bu toplumsal fanusta girift ağlar, sadece ve sadece ailemizle değil, yaşadığımız toplumla da görüngüsel olmayan bir yapının iç içe geçmişliğinin süre giden devamıdır. Çözüldüğü yerden dolaşan, dolaştığı yerden kimi çözedurduğumuz, çözerken çözüldüğümüz, çözemezken yumaklaştığımız bir bağ bu. Annesinin oğulları olanlarla kimi zaman, babasının kızları olanların enerjilerinde tıkanan ilişkilerin bağıdır.

İnsan doğasının sağlıklı olmasının koşullarından en temel olanı; kızların anne ile kurdukları bağlılık ve yakınlık, erkeklerin babaları ile kurdukları bağlılık ve yakınlık.

Yetişkin olmanın ve kendini var edebilmenin, sağlıklı aktarmanın yolu böyleyken, anne ya da baba ile kurulamamış bağların yapısını da belirleyen onların kendi devraldıkları ilişki biçimi. İlişkilerin nasıl kurulduğu soydan soya, ilişkiden ilişkiye de aktarılan bir durum.

İlişkileri kendi adımıza rasyonel bir şekilde anlamlandırıp bir yön vermemiz kısmi olarak uygulanabilir. İlk bağlanma ve ilişki kurma tarzımızı belirleyen kişi anne. Anne rahminde başlayan bu ilişki, sonrasında da devam eder; çocuğun kendi cinsel kimlik oluşumunda ve kendi doğasına uygun olanı deneyimlemesinde, sonraki süreçte kızların anneye yaklaşımı, onunla duygusal bağ kurması, erkeklerin babaya yaklaşımı, baba ile duygusal bağ kurması doğal olanı.

Bunun tam tersi farklı yaklaşımları toplumumuzda da sıkça görürüz. Annesinin oğlu ve babasının kızı olmak, erkeğin baba ile çocuklukta anne için rekabete girmesi, ya da kızın anne ile rekabete girmesi baba için; özellikle kardeşlerin olduğu ailelerde daha da körüklenen bir anlayış. Kökenlerini psikanalitik bir anlayışla detaylandırabiliriz elbette, bu başka bir bağlam konusu olabilir. Benim özellikle burada çerçevesini belirlediğim ve aktarmayı istediğim şey, “bağlanma” dediğimiz durumun içeriğini biraz açmak.

Mary Ainsworth, bağlanma üzerine “Yabancı kişi durumu” deneyi ile bağlanma davranışının niteliği hakkında çocuk ve bağlanma ilişkisini gözlemlemiştir.

İnsan ilişkilerinin muamması: Kendimde bir başkasını kapsarım

Anne ve Bağlanma

Deneyin aşamaları:

1. Anne ve çocuğu içinde ilginç oyuncakların bulunduğu bir laboratuar odasına alınır. Anne çocuğunu oynaması için teşvik eder ve kendisi de odanın bir köşesinde sandalyede oturur.

2. Odaya çocuğun tanımadığı biri gelir. O da bir dakikalığına odanın başka bir köşesinde sandalyede oturur. Sonra anne ile temas kurar ve bir dakika kadar anne ile konuşur.

3. Yabancı kişi, ardından bir dakika kadar çocukla oyun oynar.

4. O sırada anne ayağa kalkar ve odayı terk eder.

5.Yabancı çocuğun huzursuzluğuna uygun bir şekilde çocuğu sakinleştirir, yeniden oynaması için onu yüreklendirir.

6. Üç dakika sonra anne geri döner ve yabancı sessizce oradan ayrılır. Anne çocuk için yeniden ulaşılabilirdir.

7. Anne odayı bir kere daha terk eder ve yabancı geri gelir.

8. Anne geri gelir ve yabancı gider.

9. Anne odadan ayrılır ve 20 saniye sonra geri gelir.

Bu deneyde, iki değişken vardır:

* Annenin varlığı ve yokluğu

* Yabancı birinin varlığı ve yokluğu

Çocuğun davranışında şu özellikler gözlenmiştir:

* Oyun ve keşfetme davranışı

* Anneden ayrılmaya verdiği tepkiler

* Yabancı kişi tarafından sakinleştirilme ve dikkatinin dağıtılmasına verdiği tepkiler

* Anne döndüğü zamanki tepkileri

* Gerginliğin sözel olmayan ifadeleri

Mary Ainsworth, üç tip bağlanmayı ayırt eder:

1. Güvenli bağlanan çocuklar: Bu çocuklar annenin gitmesi geri gelmesi gibi gerginlik durumundan sonra anne ile yakınlaşmak isterler. Yalnız bırakılmışlarsa anne özlemiyle ilgili üzüntülerini dışa vururlar. Yabancı biri onları rahatlatamaz. Anneleri gelince sevinir, fiziksel temas ve avutma isterler.

2. Güvensiz – kararsız bağlanan çocuklar: Bu çocuklar da anne ile temas kurmak ister; ancak annenin etkileşim kurma çabalarına direnirler. Bir yabancıyla yalnız bırakıldıklarında ve anne döndüğünde şiddetle ağlar ve direnirler. Ayrılığın acısı içinde, anneye gitme veya ondan uzak durma arzusunu ayırt edemezler. Anneleri bıraktığı için hayal kırıklığına uğramışlardır, kendilerini daha fazla hayal kırıklığından korumaya çalışırlar.

3. Güvensiz – kaçıngan bağlanan çocuklar: Anne döndüğünde, bu çocuklar, gözle görülür biçimde, onunla yakınlıktan kaçarlar ve onun temas çabalarına sırt çevirerek, uzaklara bakarak, ondan uzaklaşarak direnirler. Anne ve yabancı kişiye aynı davranırlar. Çocuk kendini; korku, öfke, üzüntü duygularından koparmıştır.

Araştırmalar, çocukların % 50-60’ının güvenli, % 30-40’ının güvensiz-kararsız, %10 ila %20’sinin de güvensiz-kaçıngan bağlanma davranışı gösterdiğini ortaya koymuştur. (Brisch,1999)

Bu deneysel gözlemi, Prof.Dr. Franz Ruppert, Trauma, honding & family constellations adlı eserinde aktarırken, Mary Main ve Eric Hesse’nin bu üç kategoriye, “düzensiz bağlanma” yı eklediklerini ifade eder. Düzensiz bağlanma örüntülerindeki çocuklar Anneye doğru koşar, yolun yarısında durur, geri döner, anne ile arasındaki mesafeyi arttırarak uzaklaşır. Bir hareket dizisini orta yerinde durdurabilir. Basmakalıp hareket ve davranış örüntüleri de gözlemlenebilir.” Bu davranış örüntüleri genelde çocuğun travmatik bir durum yaşaması durumunda gözlemlenmiştir.

Anne ile bağlanma ilişkisinde yaşanan ne varsa, nasılsa, yetişkinlikte ve sonrasında da benzer davranış örüntüleri gözlemlenmektedir. Bir ilişkinin biçimi ilişki kurulan kişinin tüm geçmiş bağları ve soyu, kökleri ile de dolaysız kurulan bir ilişki biçimidir. Annenin yaşadığı travmalar ya da babanın yaşadıkları bilinç düzeyinde ne kadar dikkat ederse etsin,  ilişkisel ruh onu olduğu gibi almaktadır.

“Kendimde bir başkasını kapsarım, o da benim bir parçamdır”


“Boris Pasternak’ın Dr. Jivago adlı eserinde “Başka insanlardaki insan, yani o insanın gerçek ruhu” der. Diğer bir deyişle kendimde bir başkasını kapsarım, o da benim bir parçamdır. Bu anlamda gerçek bireyler değiliz, ruhsal varlığımızın en derin düzeyinde her zaman bir ruhsal topluluğun parçasıyız.” (F.Ruppert)

Ruh(Psişe) ve İlişkisel Ruh (Soul) kavramlarını ayırıyor F. Ruppert. Burada Ruh belirleyici gibiymiş gibi görünürken, ya da kendi içimizdeki ruhsal devinimlerimizin sorumlusu kendimizmiş gibi yaşarken, belki de psişeyi ele geçiren ilişkilerin ruhu söz konusu olabilir. Bu durumda çok katmanlı girift ilişkiler ağından söz edebiliriz.

Hayatta olması diğer soy zincirinin önemli değil, ya da aile ile bir arada yaşamak aynı havayı teneffüs etmek de tek başına belirleyici değil.  Sizin ne olduğunuz ve nasıl bir etki altında yaşamınızı oynaya geldiğinizi belirleyen, bir nevi gölgenizin metin altı anlamını belirleyen en önemli şey sizin dolaşık olduklarınız diğerleri. Bütün labirentlerden geçmiş, bütün giriftleri çözülmüş bir vaka örneği de bulunmamakta. Geldik yine insan denen muammaya.


Bir ölüye veda: Alın yazısı mı kader mi?