Bir insanın Neşe Senfonisi

[quote]Sahici gülüşün hiçbir şeyle ilgisi yoktur. O, ağaçta açan bir çiçek gibi içinizde yükselir yalnızca. — Osho[/quote]

insanın
Fotoğraf: Ara Güler

Tüm zamanlarda mutlu olmanın reçetesinin arayışları ve bulunamayışları… Çünkü insan bazen mutludur bazen de mutsuzdur.

Ağlamamalısın, üzülmemelisin, gözyaşlarını akıtmamalısın, mutlu olacak nedenler bulmalısın. Mutlu olmalı, pozitif olmalısın. Daima güleryüzlü olma ve pozitif görünme çabası, toplumsal alanda, bu pozitif insan mühendisliği tasarımı, bunun için geliştirilmiş teknikler, yöntemler çabası, daha mutlu olalım, kaygılar, stresler, üzüntülerle karşılaştığımızda nasıl pozitif olacağının stratejisini uygulayıverelim. Oysa doğal olarak fazla güldüğünüzde katıla katıla güldüğünüzde sonunda gözyaşlarınız akmaya başlar, ya da ağlama semptomuna teslim olduğunuzda bunun sonunda bir süre sonra gülmenin doğal olarak ortaya çıkması kaçınılmazdır.

[quote]Aslında neşe bedenin senfonisi anlamına gelir. — Osho[/quote]

Doğal olan gülmenin tepe noktası ağlamak, ağlamanın tepe noktası da gülmektir. İnsanın doğasındaki duygular karmaşasının her bir duygunun insanda olmasının ne kadar doğal olduğudur doğru olan . Gülmek ne kadar insani bir duygu ise, ağlamak da öyle, kızgınlık da öyle doğal, öfke de öyle doğal, birine kızgın iken değilmiş gibi davranmak ve anlayışlı ve nazik olmaya çalışmak ne kadar dürüst bir yaklaşım kendimize.

Duyguların nasılsa öylece kabul edilmesi insanın kendi içsel varoluşunda bir alan açar, dürüst ve özgür bir alan, o zaman gülmek de ağlamak da samimi ve içten olur, yapmacıksız.

Güldüğünüzde gerçekten içtenlikle güler ve ağladığınızda da gerçekten içtenlikle ağlarsınız. Dengeli olmaya çabalamak var bir de, ağlayan birini hemen teskin eder, yatıştırmaya çalışırız. Çok gülen insanları tuhaf buluruz, gülmelerinin daha kabul edilebilir ölçütlerde belki daha sessiz olmalarını isteyebiliriz. Toplumumuzda, örflerimizde de çok gülmek ayıplanır, olur olmaz yere duruma gülmenin densizlik olduğu vurgulanır. Bir taraftan da tezat bir biçimde  ağlayan çocukların hemen ağlamalarını engellemeye yönelik bir tavır vardır. Çocuk kendi dünyasında neye üzüldüğünü neye sevindiğini tam yaşayamıyor belki de. Eğitim-öğretim alanında günümüzde daha özgürlükçü, bireyin gelişimini esas alan kuramlar öğretilse de, uygulamada yine duyguların tıpkı düşünceler gibi yönlendirildiğini, bu yönlendirmenin gelişmeyi engelleyen yönleri olduğuna tanık oluyoruz. Bu konuda özellikle sınava endeksli bir kulvar oluşturan eğitim-öğretim modelimizde öğrenciler de kendi özsel duygularını tam olarak yansıtamamaktadır.

insanınÜniversite Sınavına hazırlanan bir öğrencim ile aramızda geçen diyaloglardan biri:

-Deneme sınavım berbat geçti Hocam, aileme ne diyeceğim şimdi, benden bu sonucu beklemiyorlardı (ağlıyor)

-Evet üzülmekte haklısın, çünkü ailen sana emek veriyor ve onları mahçup edeceğin endişesi taşıyorsun, istediğin sonucu alamadın, seni anlıyorum.

-İstediğim puanı alamadım, daha iyisini yapabilirdim.

-Evet, öyle olmuş olabilir, bu birçok öğrencinin başına gelen bir şey. Bazen istemediğimiz sonuçlarla karşılaşabiliriz.

-Şu an içinden ağlamak geliyor, çünkü üzüldüğün bir durum var.

İstersen biraz bekleyelim, bakalım içindeki bu duygunun akmasına izin verelim, sonra da ne yapabiliriz bunu konuşalım.

Buarada belki derin nefes almayı deneyebilirsin.

Peki şimdi birlikte bakalım istersen, sınav kağıdına, gerçekten emin olduklarını ve dikkatsizlikten yanlış yaptıklarını ayırt edelim. (öğrenci daha sakinleşti)

-Ailene dürüst olman ve onlara durumu anlatman en doğrusu

-Evet aslında şu soruyu biliyordum gözümden kaçtı, şunu gerçekten bilmiyordum.

-Şimdi artık bir sonraki sınavda nelere dikkat edeceğine ilişkin bir deneyim yaşadın, bu çok önemli ve kendine dürüst davrandın. Bu konuda duygularını paylaştığın için teşekkür ederim, şimdi de daha iyi bir sonuç almak için neler yapabilirsin üzerine düşünmen iyi olabilir.

Öğrenci daha sakin bir tutum içine girdi. Bu diologda da gördüğümüz gibi, onu direkt teselli etmek, ağlamasını engelleme yöntemine başvursaydım, duygularına yabancı, duygularını bastıran, kendini suçlamaya devam eden bir çocuk olacaktı.

Heidegger çağımızın genel duygusunun “kaygı” olduğunu ifade ediyor. Kaygı çağında, kaygı üretim araçları, bilginin nesneleşerek hız, çoğalma, yığılması ile insanın belli bir modele göre biçimlendirilmiş statik nesneler konumuna geldi adeta. Diğer taraftan daha üst bir bilinç sıçraması yaşadığımıza, özellikle kristal çocukların bu yeni duruma daha hızlı geçtiğine dair bir söylem de kabul ettiğimiz yaklaşımlardan biri. Buna göre de ışık-beden varlıklara doğru bir evrilme içinde insanlık. Meleksi varlık boyutunu idrak eden ışık-insanlar bu yeni geçiş aşamasında evrenin yeni titreşimi ile uyumlanırken auralarında, enerji geçişlerinde geçiş sancıları yaşamaları doğal. Buna göre enerji titreşimlerindeki salınımlar ve dengesizlikler, henüz ışık-beden evrimine geçmemişlere göre daha sarsıntılı olabilir. Bu yeni titreşime geçme, ışık-insan olma bir yanıyla sevimli geliyor, bir yanıyla alışkın olduğu sınırlandırılmış insan formunda deneyimlediği varlığı için de tuhaf geliyor olabilir. Şimdilik insan formunda deneyimlediğimiz alan içinde kalarak  perspektifimizi korumak istersek; yetişkinlerde kendi değer yargılarına göre oluşturulmuş ölçütler bulunmakta. Örneğimden devam edersek, sınava hazırlanan bir gencin sınav stresi yaşamaması gerekiyor, stresi yok etmeliyiz, ne gerekiyorsa yapılmalı, kaygı yaşanmamalı, bunun için gereken çözümler, stratejiler ne ise üretilmeli gibi bir yaklaşım zorlayıcı olabilir. Stres ya da kaygı da insanın çabası ve beklentileri ile birlikte gelişen bir durum, stressiz ya da kaygısız olmak yerine, “evet stresim var ya da kaygım var, o nasıl bir durum biliyorum, tanıyorum, kabul ediyorum” dediğinizde o kabul ediş içsel bir özgürlük ve insanın kendisiyle kurduğu iletişimde kabul edişten doğan bir huzur oluşuyor.

Direnç göstermek, içerdeki duygumuzu anlamamak, yadsımak pozitif olmayı bir hedef haline taşımak, pozitif olmaktan daha da uzaklaştırabiliyor, samimi değil.

[quote]Hak için ağlayan göz, ne güzel göz; Hak için yanan gönül ne güzel gönüldür. Her ağlamanın sonu gülmedir.

Akıbeti gören safanın kuludur.

Nerede su olursa, orada yeşillik olur.

Gözyaşı Hakk’ın rahmetine vesiledir.

Nemli gözle bostan kuyusu dolabı gibi inle ki, can meydanın yeşersin, orada bahar olsun.

— Mevlânâ (Mesnevî-Şerîf)[/quote]

Ağlamak kalbin yumuşaması, kalp çakrasının açılması, insanın Nur’dan varlığının bir delilidir. Mesnevi’de de ifade edildiği gibi, insanın Nur’dan yaratıldığını hatırlaması için ilahi bir kudretin bize bir fırsatıdır, kapanmış olan içsel doğamızın yeniden yeşermesidir. Samimi olan insanın içindeki duyguları ne ise olduğu gibi yaşaması, akmasına izin vermesi. Mutsuzlukların da , öfkenin de , üzüntünün de, kızgınlıkların da bir yeri var, ağlamanın da bir yeri var, insanca bir yeri var.  Bu duygulara izin vermek mutluluk geldiğinde de, gülmek geldiğinde de daha doğal akması demek, daha samimi olması demek. Bunun için herhangi bir reçeteye gerek olmayabilir belki de. Kendi içimizdeki parçalarla birleşmek ve bütün olmanın arayışı bu, yolda olmanın anlamı bu, ne isem, nerede isem, nasılsam öyle, başka bir yerde olmayı, başka bir duyguda olmaya, zorlamaya gerek yok. Tahterevallinin iki ucu, denge kendiliğinden oluşuyor izin verdiğin zaman içsel durumlarına, denge geliyor kendiliğinden, bazen bozuluyor, sonra yeni bir dengeye kadar, denge kendiliğinden oluşuyor.

OSHO’nun Gizemli Gül meditasyonu 

[quote]Gizemli gül simgesi, bir insanın birlikte doğduğu tohumu korursa ona doğru toprağı, doğru ortamı ve doğru titreşimleri verir; tohumun yetişmeye başlayabildiği doğru yolda hareket eder. O zaman nihai gelişme gizemli gülle simgelenir, varlığınız çiçeklenip tüm taçyapraklarını açtığı ve güzel rayihasını saldığı zaman. — Osho[/quote]

Üç bölümde 21 gün boyunca sürdürülür.

1. Gülme için talimatlar: 

[quote]“Sahici gülüşün hiçbir şeyle ilgisi yoktur. O, ağaçta açan bir çiçek gibi içinizde yükselir yalnızca.”[/quote]

insanınYedi gün boyunca “Ya-Hu!” diye birkaç kez bağırarak başlayın; sonra hemen hiç sebepsiz yere 45 dakika gülün. Oturabilir ya da uzanabilirsiniz. Bazı kişiler sırtüstü yatmanın mide kaslarını gevşetmeye yardımcı olduğunu ve enerjinin daha kolay hareket ettiğini düşünüyorlar. Bazıları da kendilerini bir çarşafla örtmenin ya da bacaklarını havada tutmanın gülmeye, içlerindeki çocuğu gıdıklamaya yardım ettiğini fark ederler. İçsel gülüşünüzü, hiç nedensiz gülüşü bulmaya vurgu yapılır, bu yüzden gözler kapalıdır.

Bedeninizi hafif, eğlenceli bir biçimde, içinizdeki çocuğun masumluğuyla yuvarlanmaya bırakın ve kendinizi bütünüyle gülmeye verin.

Arada bir, sizi yüzyıllardan beri gülmekten alıkoymuş kitlelere çatabilirsiniz. Bu meydana geldiği zaman, gülüş tekrar yükselinceye kadar, “Ya-Hu!” diye bağırın ya da şamata yapın( anlamsız sesler çıkarın)

Bırak-git: Gülüş, aşamasının sonunda, birkaç dakika gözler kapalı, kusursuzca hareketsiz oturun. Beden, tüm enerjiyi toplayarak hareketsizce donsun.

Yine bırak-git: Bedeninizi tümüyle gevşetin ve hiç çabasız ya da denetimsiz düşmesine izin verin. Hazır olduğunuzu hissettiğiniz zaman tekrar doğrulun ve on beş dakika boyunca gözleyerek sessizce oturun.

2. Gözyaşı için talimatlar:

Gülüş bittiği zaman, kendinizi gözyaşlarıyla ve büyük ıstırapla dolup taşmış bulacaksınız. Ama bu da büyük yükten kurtulma olgusu olacaktır. Birçok acı ve ıstırap alevi sönecektir. Eğer bu iki katmandan kurtulabilirseniz, kendinizi buldunuz.

İkinci hafta için, birkaç kez yavaşça “Ya-Bu?” diyerek başlayın, sonra da kendinizi 45 dakika ağlayıp sızlamaya bırakın. Üzüntünüze yardımcı olması için odanın hafifçe karartılmasını isteyebilirsiniz. Oturabilir ya da yere uzanabilirsiniz. Gözlerinizi yumun ve sizi ağlatan tüm duyguların derinliğinde dolaşın.

Kendinizi gerçekten derinden ağlamaya, kalbi temizlemekte ve yükten kurtulmakta serbest bırakın. Sıkışıp kalmış tüm acıların ve ıstırapların engelinin kırılıp açıldığını hissedin, bırakın gözyaşlarınız çağlayıp aksın. Bedeninizi öne arkaya yatırın birkaç kez, “Ya-Bu” diye tekrarlayın.

Bırak-git: Her gün ağlama aşamasının sonunda birkaç dakika kusursuzca hareketsiz oturun, sonra da gülüşün ardından yaptığınız gibi –bırak-gitsin içinde hareket edin.

Bu gözyaşları haftası boyunca size gözyaşı getiren her duruma açık olun. Kendinizi incinebilir olmaya serbest bırakın.

insanın3. Tepelerdeki gözcü için talimatlar 

Üçüncü hafta, size rahatlık veren bir zaman dilimi boyunca sessizlik içinde oturun; sonra da hafif duygu dolu bir müzikle dans edin.

Yere oturabilir ya da bir sandalye de kullanabilirsiniz. Gevşeyin, var olan duruma tanıklık edin. Müzikle dans edin, bırakın bedeniniz kendi hareketini bulsun, hareket ederken gözlemleyin.

İçimizdeki neşenin senfonisinin bütün notalarının birleşmesi dileğiyle Nur’dan dostlar…


Ya Hu…

[divider]

Yazar: Aziza La’Ra Kuğu  ‖ Sayı 79 | 1 Nisan 2012 00:00 UTC+2