Bir Dilek Tut: Hayalimi Paylaş Gülümse

Berna Taşdelen. Soyadı, yüreğindeki azmi haykıran, kanser hastalığı ile mücadele edip kazanan, Bir Dilek Tut Derneği ve Anadolu Üniversitesi Gönüllü Toplumsal Hizmetler Kulübü: Hayalimi Paylaş ekibinin ortak çalışmasıyla dileği gerçek olan, herkese umut olan bir isim, bir yazar.

Berna Taşdelen

Belki çok önceleri yazılmalıydı bu yazı. Lakin zamanın ‘anlaşılmaz’ olduğu iklime bürünüp sakladık; zamansızlığın en derinlerinde, hep birlikte. Hep, birimizden gelecek an’ın yazıyı var edişini bekledik. Şimdi işte bu ‘an’ki yazı geldi. Bu yazıda; aşk, sabır, sevgi, azim, fedakârlık, tevazu, Mevlana, Şems, gözyaşları, mutluluk, coşku…

Bu yazıda bir destan var. Bir dilek var gerçek olan ve inadına gülümseyen yüreklerin zaferi, zerrelerin bütüne gidiş hikayesi… Nasıl yazsam, nereye sığdırsam? Hangi harfe, hangi mısraya yüklesem? Satırları rahat bıraksam ya da… Var Oluşumun kıymetinde mi aczimle övünsem; yoksa aklıma geldiğince mi yazsam; aklım ki, yüreğimle bu kadar uzlaşmışken?

Loading...

Aylardan Nisan… Anadolu Üniversitesi Öğrenci Merkezi’ndeyiz. Bir coşku var tanımsız. Her yer buram buram sevgi kokuyor. Tatlı bir koşturmaca ve heyecan. Organizasyonun aksamaması için müthiş bir gayret. O gün her şey Berna için. Berna Taşdelen. Soyadı, yüreğindeki azmi haykırıyor.

Neden mi? Artık yakından bildiğimiz ve her geçen gün çok daha fazla tanır olduğumuz kanser hastalığı ile mücadele edip kazandı. Hani şu yalnız üç kelimelik cümlenin –mücadele edip kazandı- boyutlarını anlatmak benim haddime olmasa gerek. Zirâ bu yazıya Berna ve Rabia devam edecekler. Ah! Evet Rabia! Bu destandaki en önemli rollerden birisi de onundu. Anadolu Üniversitesi Gönüllü Toplumsal Hizmetler Kulübü – Hayalimi Paylaş ekibi üyesi. Bir Dilek Tut Derneği (Türkiye) ile hayatın tüm hoyratlığına inat, tutku ile öteleri selamlıyorlar.

Ve bir selam da Sinan Yağmur’a. Kendi deyimiyle yüreklere aşk ile dokunan o güzel insan: Sinan Hocam. Tüm gün hasret giderdiğimiz kıymetli hocam… Bu aciz sussun artık. Rabia konuşsun, Berna söylesin… Sinan Yağmur vardı ya hani, Eskişehir’e Aşk olsun!

Sinan Yağmur, Berna Taşdelen ve Annesi

Rabia:  25 Aralık 2011. O gün ilk kez dileğe gidecek arkadaşlarımızla yola çıktık. 2 dilek alıp, 1 tane gerçekleştirecektik. O dileklerin biri de Berna idi. İlk onun evine gittik ve ilk kez 16 yaşında birinden dilek alıyorduk. Karşılıklı o kadar pozitif ve enerji doluyduk ki zamanın nasıl geçtiğini anlamadan muhabbeti derinleştirmiştik. Ve Berna’ya o soruyu sorduk: Bir dilek tut Berna!

Berna pek çok şey söyleyebilecekken şöyle dedi: “Ben geçenlerde televizyonda Vahide Gördüm’ü izledim. O da kanser olmuş. Sonra aklıma bir fikir geldi, yaşadıklarımı bir kitap halinde yazsam ve herkes okusa. Evet, işte ben bunu istiyorum. Bir kitabım olsun ve birçok insan okusun.”

Biz bu kadar enerji dolu bir kızı geride bırakırken, daha arabaya binmeden dilek gerçekleştirme gününün planlarını oluşturmuştuk bile. Zaman geçti ve bir gün Eskişehir Zübeyde Hanım Kültür Merkezi’nde Sinan Yağmur söyleşisine gittik. Sinan Hoca ile İlk kez tanışacaktık ama kitaplarından çok mütevazi biri ile tanışacağımızı biliyorduk. Öyle ki imzaları küçücük bir masaya hepimizi toplayarak, çeşitli şaka ve muhabbetlerle atıyordu.

O an da dedim ki: “Sinan hocam, bizim Bir Dilek Tut adında bir Derneğimiz var ve 3-18 yaş arası hayati tehlikesi olan hasta çocukların dileklerini maddi ve manevi hiçbir kısıtlama gözetmeksizin gerçekleştiriyoruz. Geçtiğimiz günlerde Berna adında yazar bir kızın kitap dileğini aldık. Sizi tanımıyormuş ama bir yazarla konuşmak onu mutlu eder; telefon etsem görüşür müsünüz?” Tepki hemen şuydu: “Ara hemen konuşalım, hatta benden arayalım.”

Mutluluğu varın siz düşünün. Berna’yı arayıp “Bak sana kimi veriyorum” dedim ve Sinan Hoca’ya telefonu uzattım… Sonrası harika bir sohbet oldu. Sinan Hoca’nın samimiyeti bizi ve Berna’yı öyle mutlu etmiş olacak ki, o soğuk günün akşamı montumu dahi giymeden Berna’yla sohbet ederek eve gitmiştim. Ve bir zaman sonra Berna’nın dileğinin gerçekleşme zamanı geldi. Pek çok tarih belirledik, sonunda 24 Nisan 2012’ye karar verdik.

Türkiye’den her yıl Amerika’ya 3 dilek gidip, 29 Nisan Dünya Dilek Günü’nde New York Times Meydanı’nda halka açık video ve fotoğraf gösterimleri yapılıyor. 38 ülkeden giden bu dileklerin içinde bu yıl bizden Berna’mızın dileği de vardı. Hazırlıklar sürüyor, iletişimler kuruluyordu.

Sinan Yağmur’un danışmanı Ayşegül Sünbül de büyük bir teşekkürü hak ediyor. Öyle ki, o yoğunluklarında hiç kırmadan sürekli telefonlarımızı yanıtladı.

Ve işte beklenen gün. 23 Nisan akşamı Berna ve ailesi Eskişehir’de! Ertesi gün olacaklardan hiç haberi olmadan yüzünde bir tebessüm vardı Berna’nın… Biz ise hiçbir şey belli etmemenin derdinde ve o heyecanın içinde hep gülümsüyorduk. Zira Berna da kitabında hep “Gülümse” diyordu.

24 Nisan sabahı, kahvaltıların, kuaförlerin, gezmelerin ardından Anadolu Üniversitesi – Öğrenci Merkezi’ne gelmiştik. Büyük bir kalabalık bizi bekliyordu. Ve işte o an… Flaşlar, kameralar, alkışlar ve yaklaşık 500 kişilik bir kalabalık… Berna’nın merdivenlerden çıkarken şaşkın bakışlarını anımsıyorum. Masasına gelip kitapları gördükten sonra gözyaşlarını tutamadı ve bizleri de ağlattı.

İlk imzasını Bir Dilek Tut Derneği Müdürü Pırıl Hanım’a verirken, arkadan gelen misafiri görünce daha çok şaşırdı ve gelen Sinan Yağmur’du. Kocaman ve uzun uzun sarıldılar. Sinan Hoca konuştu, hediyelerini taktim etti ve etkinliğin son anına, Berna arabasına binene kadar onun yanında kaldı.

Zannediyorum Berna yaklaşık 500 kitap imzaladı. Daha sonra röportajlarını verdi ve Sinan Hoca’nın ikinci sürprizi ile karşılaştı. Sinan Hoca ona telefonu uzattı ve Berna’nın duyduğu ses , Murat Göğebakan’dı. Harika bir gün olmuş olsa gerek ki, Berna Simav’a geri dönerken bizlere yeni kitabının planlarından bahsetti.. O gün bizi yalnız bırakmayan herkese sonsuz teşekkürler…” 

Ve Berna. Kitabının adı: Gülümse. Bakınız, kitaptaki önsözü ile devam edelim:


“Sizlerin de bildiği gibi kanser; günümüzde grip, nezle gibi hızla çoğalan, yaygın bir hastalıktır. Bazen zamansız gelebilir insanın başına. Bu hastalıkta önemli olan tek şey vardır: Moral! Tedavi süreci biraz zahmetli olsa da, hayat kalitenizi yükseltmek için şarttır. Bu hastalık sevgi, birlik ve beraberliğin azmi sonunda menzile ulaşır. Önemli olan şu ki; azimli ve gayretli ol, işte o zaman başaramayacağın hiçbir şey yoktur! Bu okuyacağınız kitapta; benim kanserle mücadelem, gayretlerim ve azmim bulunmaktadır. Geçirdiğim zor günlere rağmen kararlılığımı ve sabrımı asla kaybetmedim ve bugün sizlere kendi hikayemi sunmak istedim. Hepinize sağlık ve mutluluk, bol başarılar diliyorum.”

Teşekkürler Berna… Teşekkürler Rabia… Teşekkürler Sinan Yağmur Hocam… Teşekkürler Murat Göğebakan… Teşekkürler Bir Dilek Tut Derneği… Ve ne mutlu ki bu sofrada kendime yer buldum; mutlu Kılan’a şükürler olsun…

Özgür Yaşamın Sırrı: Sorumluluk