Astrolojik Kandırmaca: 7.069.526.704

Aynı hastanede iki ayrı doğumhanede,  aynı anda doğmuş iki çocuğun birebir aynı kaderi paylaşacaklarını söylemek olası değildir. Ne yazık ki günümüzde medya organlarında, yazılı ve görsel basında yapılan en büyük yanlış ve astrolojik kandırmaca budur. Bir burç bugünü şöyle yaşayacak demek, zorlama ve uydurmacadan başka bir şey değildir.

Astrolojik Kandırmaca: 7.069.526.704

Yedi sene önce, derginin ve yazımın çıkmasını büyük bir heyecanla beklemiştim, yıllar sonra da aynı duyguları hissediyorum. İnsanlık için karşılıksız hizmette bir araya gelen tüm arkadaşlarımla, bütün olmanın keyfini yaşıyorum.

Astrolojinin daha iyi özümsenmesi

Astrolojinin daha iyi özümsenmesi gerektiğinden yola çıkarak, burç gerçeğini açmak istiyorum. Kıtalar, okyanuslar, binlerce çeşit bitki ve hayvan, onlarca ülke, yüzlerce kültür, kitaplı kitapsız dinler ve bütün bunlarla birlikte yaşamını sürdürmeye çalışan insanoğlu…

Yazıma başladığımda Dünya nüfusu 7.069.526.704 kişiydi, okunma sırasına kim bilir kaç kişiye ulaştı. Kurgu kelimesinin bir anlamı, TDK Türkçe sözlüğünde “bir bütün oluşturmak için parçaları birleştirme işi” olarak yer almış.

Hikâyeler, romanlar, filmler, TV dizileri önceden hazırlanmış bir kurgu üstüne bina edilir ki insan yaşamı da böyledir. Doğumumuzla birlikte kurgu başlar. Film çekimlerinde olduğu gibi, kamera kaydetmeye başlar, yaşayacağımız son ana kadar kayıtta kalır. Hayatımızın her aşaması bir plan dâhilinde gelişir.

Ana plan, çeşitli zaman ve mekânlara göre küçük planların birleşmesiyle anlam bütünlüğüne kavuşur. İçine doğduğumuz kültürel toplum, ailemiz, arkadaşlarımız, işdaşlarımız büyük planın küçük parçalarıdır.

“Kolektif bilinçaltı”

Carl Gustav Jung, yaşadığımız yer ve zamandan bağımsız olarak, her bireyin mutlaka bir şekilde paylaştığı “kolektif bilinçaltı” bulunduğunu iddia eder. Farkına vardığımız her mesaj, düşlerimiz ve inançlarımız, zihnimizin derinliklerinde ortak paydalar oluşturacak şekilde birikir. Arketipler olarak, kolektif bilinçaltının yapıtaşları olarak, evrensel rol modellere ve iletişim sembollerine dönüşür. Bu iletişim sembollerinin birçoğunu astrolojide görebiliyoruz.

“Gökyüzünde ne varsa yeryüzünde de vardır” kadim bilgisi,

İnsanları çağlar boyunca gökyüzünü araştırmaya itmiştir. Astronomiden önce Astroloji oluşmuş, gökyüzündekilerin yeryüzü varlıkları üzerindeki etkileri bilinmek istenmiştir. Astronomik verileri kullanarak, belirli zaman ve belli yere göre çıkartılan haritalarla, karakteristik özellikleri ve olasılıkları hesaplayıp, öngörüler belirlemeye çalışan astroloji, bilim kabul edilmez ama kabul edilmiş tüm bilimleri içinde barındırır ve onları kullanır.

Astronomiyle gök cisimlerinin yerlerini, matematik, geometriyle harita çizimleri ve hesaplamalar, tarih, psikoloji ve sosyolojiyle değerlendirmeler yapılır. Kesinlikle fal değildir.

Gökyüzümüzün kuzey ve güney yarı kürelerini kapsayan 88 takımyıldız vardır. Bunlar burç olarak da adlandırılırlar.  40 kadarı görüş alanımızdadır. Ekvator tüm takımyıldız geçişlerinin görülebildiği tek bölgedir. En iyi tanınanı Büyük Ayı (Ursa Major)’dır. En parlak yedi yıldızının düzeni, saban araba gibi çeşitli şekillere benzetilir, biz onu “Büyük Cezve” diye biliriz. Antik çağlardaki gök bilimciler, hayvanları, mitolojik kişileri ve kahramanları bu takımyıldızlarla özdeşleştirerek gruplandırıp, isimlendirmişlerdir. 1945 yılında Uluslararası Astronomi Birliği bu takımyıldızların adları ve konumları üzerinde anlaşmaya varmıştır.

Zodyak, güneş ve gezegenlerin yolunu kapsayan hayali bir kuşaktır. Güneş’in bir yıl boyunca, hareket ediyormuş gibi göründüğü yol üzerinde bulunan takımyıldızlar nedeniyle, Burçlar kuşağı da denir. Burçlar kuşağında 12 burç yer alır. Elimizde bulunan astrolojik kaynaklara göre, önceleri 18 takımyıldız/burç kullanan astrologlar, astronomik gerçeklikler ışığında bazı takımyıldızları çıkartarak sayıyı on ikiye indirmişler.

Güneş merkezli bir zamanlama hazırlanmış, takvimsel 12 aya 12 burç sabitlenmiş, her bir burca bir gezegen yönetici tayin edilmiş ve herkesin deneyimlediği sistem geliştirilmiştir.  Modern astrolojide, bu hesaplamayı izleyen “Tropikal Zodyak” kullanılır. Hint astrolojisinde “Sideral Zodyak”, yıldız zamanına dayalı bir hesaplama vardır. Tropikal Zodyak’la Sideral Zodyak birebir örtüşmez.

Var olduğundan beri Dünya’yı ve yaşamı şekillendiren iki ana gök cismi, Güneş ve Ay. Dünya kendi etrafında dönerek uzayda yol alırken, Güneş’in çevresini dolanır, Ay da bizim etrafımızda döner durur.  Canlılığın ana kaynağı Güneş her sabah doğmalı, geceleri Ay gökyüzünde parlamalı. Ay’ın insanoğlu üzerindeki etkileri, gecenin karanlığında  parlamaktan, romantikliğimizi gıdıklamaktan ötedir.

Bilim, gel gitlerle, karaları su kütlelerini harekete geçirdiğini kabul etmekte.  Bedenlerimizde yaklaşık 3 – 3,5 litre kan vardır, %75i sudur ve rahatlıkla Ay’ın bizleri de çok etkilediğini söyleyebiliriz. Ay, bir ay boyunca tüm burçları ziyaret ettiğinden, yeryüzü ve gökyüzü Ay’ın konumundan ve evrelerinden farklı etkilenir. İlk hilal, ilk dördün yeni bir işe başlamaya çok uygunken, en parlak zamanı dolunay operasyonlar, ameliyatlar için pek uygun değildir, son dördün ise tamamlanması gerekenleri işaret eder.

Astroloji de Meteoroloji gibi bir çeşit habercidir. Doğum haritası (Horoskop & Chart) kişilerin doğum anında, doğum yerinin ve yaşanılan yerin koordinatlarıyla hesaplanan gökyüzü haritalarına göre yaşamsal potansiyellerini işaret eder. Harita, doğum anının şipşak çekilmiş, bir ömürlük fotoğrafıdır. Ancak meteoroloji gibi, uyarı aracı olarak kullanılmalıdır. Astrolog olasılığı söyleyebilir.

Örneğin, kar fırtınası öngörebilir, olası yaşam potansiyellerini de belirtir. Gelmekte olan fırtınanın gerçekleşmesi engellenemez ancak yaşanacak sonuç, bireylerin potansiyellerine, hazırlıklarına ve seçimlerine bağlıdır.

Türkiye için kabaca burç hesabı yapalım. 70 milyonluk nüfusumuzu 12 burca bölelim, her bir burca düşen yaklaşık 5.833.333 gibi bir rakam elde ederiz ki, bu veri hiç de gerçek değildir. Önemli olan, bir burcun daha çok ya da daha az olması değildir. Kar fırtınasının geldiğidir, çünkü fırtınayı tüm burçlar deneyimleyecektir.

Koç burçları daha az etkilenecek demek yanlış bir yaklaşımdır, çünkü bu yaptığımız kaba hesaba göre varsaydığımız 5.33.333 Koç insanının benzer koşullara sahip olduğunu kabul etmek demektir ki, hiç de doğru bir kabul değildir. Koç’lar fırtınayı kendi ölçülerine göre farklı yaşayacaklardır.

Aynı hastanede iki ayrı doğumhanede,  aynı anda doğmuş iki çocuğun birebir aynı kaderi paylaşacaklarını söylemek olası değildir. Ne yazık ki günümüzde medya organlarında, yazılı ve görsel basında yapılan en büyük yanlış ve kandırmaca budur.

Koç burçları bugünü şöyle yaşayacak demek, zorlama ve uydurmacadan başka bir şey değildir. Aynı anda aynı gökyüzü konumunda doğmuş iki çocuğu, ayıran en önemli faktör onların aileleridir. Bir kişinin doğum potansiyellerini, geleceğini, kaderini öngörebilmek için o kişinin anne ve babalarının doğum bilgilerine de ihtiyaç vardır. Doğum anı, genetik kodlarla birlikte yoğrulmalıdır. Kader kurgusu iki kişi için aynı gibi görünse de küçük planlar başka yaşanır. Nerde kaldı ki aynı burçtan yüz binlerce kişi birebir aynı şeyi yaşayabilsin.

Bir burcun hangi gününde doğulduğu da çok önemlidir.

Burç dönemleri 29,5 – 30 gündür. Astroloji bu süreci, üç ayrı bölümde (güneşin bir günde 1° yol alması, 10°=10 gün, dekan&dekanat) değerlendirir. Burç temsil ettiği elementle bütünlenir. Hayatı temellendiren dört ana element “ateş, toprak, su, hava” on iki burca eşit dağılmıştır. Ateş burçları, Koç, Aslan, Yay, Toprak burçları, Boğa, Başak, Oğlak, Hava burçları İkizler, Terazi, Kova, Su burçları Yengeç, Akrep, Balık. Bir burç, elementine ait diğer burç enerjilerini de içinde taşır ve 10 günlük süreçlere yansıtır.

İlk on gün, o burcun öz benliğini birebir yansıtırken,  ikinci ve üçüncü on günler kişiyi, o güne denk gelen burcun özellikleriyle güçlendirirler. İçinde bulunduğumuz Terazi burcundan bir örnekleme yaparsak; Terazi bir hava burcudur, ikincil değerlendirme diğer hava burçlarını kapsar. 2012 Terazi dekanatları, 23 Eylül – 2 Ekim Terazi & Terazi, 3 Ekim – 12 Ekim Terazi & Kova, 12 Ekim & 21 Ekim Terazi & İkizler. Terazi burcunun hangi 10’luk diliminde doğulduysa, o dilime denk düşen burcun özellikleri de kişiliktedir. Bu hesap, her burç için aynı (elementsel burç) mantıkla yapılır.

Astrolojide, progress dediğimiz ilerletilmiş haritalar da kullanılır. İnsanoğlu doğduğunda bir yaşında değildir, bir sene sonra birinci yaşını kutlar ve seneler geçip yaş aldıkça büyür, gelişir ve olgunlaşır. Bilim adamlarına göre evrende büyümekte ve genişlemekte. Doğum zamanımızdaki Güneş’te aynı yerde değildir.

Evrenin genişlemesinden dolayı konumu değişiyor. İlerletilmiş (progres) haritalar bize bu değişimi ve olgunluğu, hayata şimdiki bakış açısını, farklılaşan güneşimizi ve diğer gezegenlerin konumunu gösterir. Ve kişi çok yaklaşık bir hesapla kendi ilerlemiş durumunu (progres güneşinin burcunu) belirleyebilir.

Bunun için, bir takvim üzerinde, doğum günü bir kabul edip, üzerine o günkü yaş kadar sayı ilave edildiğinde, ulaşılan gün ilerlemiş (progres) güneşin konumunu, burcunu verir. 1.Nisan.1965 tarihinde doğmuş biri için örnekleme yaparsak, kişi bugün 46 yaşındadır. 1 Nisan gününden itibaren ileriye doğru 46 gittiğimizde, 16 Mayıs’a ulaşırız. 1 Nisan’da doğmuş kişi Koç burcudur, bu hesapla ilerlemiş güneşi 16 Mayıs’taki Boğa burcudur. Kişi bu gününü, Koç+Boğa gibi deneyimlemektedir.

Bu demek değildir ki, burç değişti, yükselen değişti, kesinlikle böyle bir şey yoktur, doğumla ve yaratımla gelen değişmez. Buradaki değişim, olgunluk ve hayata bakış açısıdır.

Gelelim yükselen burçlara; yükselen burç, doğum anında doğu ufkunda yükselmekte olan burca denir. Bir gün 24 saattir ve 12 burç günü ikişer saatlik dilimlerle sahiplenmiştir. Doğum saatinizde doğu ufkunda olan burç sizin yükseleninizdir.

Aynı gün doğmuş kişilerin doğum saatlerine göre yükselenleri farklıdır ve üstelik bu doğum yerine göre de değişir. Yerel zaman değişik olduğu için (Trabzon’da iftar açılırken İstanbul bekler), aynı gün aynı saatlerde İstanbul’da doğmuş bir kişiyle Trabzon’da doğmuş kişinin yükseleni aynı değildir.

Bir burç, doğum günleri farklı (30günden biri, hangi dekan?), ebeveynleri farklı(genetik kod), doğum saatleri ve doğum yerleri farklı(12 yükselenden biri?), bugün içinde bulundukları yaş farklı(ilerlemiş güneş?), yaşam yerleri farklı bütün insanlarına aynı şeyleri yaşatıp, aynı yansımaları getirebilir mi?

Astrolojiye meraklı herkesin beklentilerini, bu gerçekler doğrultusunda tekrar gözden geçirmeleri gereklidir. Kim söylerse söylesin, herhangi bir burç veya gezegenle ilgili her söylenene aldırılmamalı, üzülmemeli, gökyüzü konumları herkesi başka etkiler.

“Kendi başına iyi ve kötü yoktur, hayatın temeli, güç istemidir” diyen Nietzsche’nin söylemi, yaşayan her canlı içindir. Sürdürülebilirlik güçle sağlanır. Doğa yasaları güçlü olanın ayakta kalmasına izin verir. Belgesellerde izlerken bazen rahatsız olduğumuz, vahşi dediğimiz, doğadaki savaş, büyük balığın küçüğü yutması, doğal süreçlerdir.

Yaşamın sürmesi için gereklidir, orada iyi kötü değerlendirmesi yapılmaz. İş insanoğluna geldiğinde; değerler ve değerlendirmeler değişir gibi görünse de değişen bir şey yok. Yaşananlara baktığımızda, güç istenci için gerçekleri saptırdığını, savaşlar çıkardığını, kıyımlar yaptığını görüyoruz. İçinde bulunduğumuz zaman dilimi de tam da bunu işaret ediyor.

Ekim 2012  Gökyüzü Hareketleri

Her şey, her yer güllük gülistanlık, dert yok kasavet yok diye söylense, yazılsa ve gerçek olsa, elbet o günler de gelecek, çekilen sıkıntılar üzüntüler boş yere değil. Ekim ayında da gezegenler, acıyı tatmamış, hikâye ve masallarla büyümüş nesillerin uyanışının gerçekleşmesi ve büyük açılım için zorlu enerjileri indirmeye devam ediyor.

Dünyanın dört bir yanından duman kokuları yükseliyor. Doğa güneyde orman yangınları, volkanik hareketlenmeler, depremlerle (Endonezya, İran), orta bölgesinde kasırga ve sellerle, kuzeyde eriyen buzullarla değişimine adım adım yaklaşırken, insanoğlu ekonomik ve sosyal sıkıntılarını başkalarının hakkıyla gidermeye çalışmakta.

Avrupa’da Almanya, Hollanda dışında mali derdi olmayan yok gibi, onlar da dini ve kültürel çeşitlilikle başa çıkmakta zorlanıyorlar. İflas bayrağını çeken Yunanistan’ı kurtarmak isterken, İrlanda, İspanya, Portekiz, Moldova gibi yeni ülkeler plana dâhil olmak için sıraya girmek üzereler.

Ülkemiz, ekonomik, etnik ve sosyal problemlerle baş edememişken, içine çekilmeye çalıştığımız Ortadoğu ateşi her şeyin tuzu biberi olmuş durumda. Kısa vadede karşılıklı büyük savaş görünmemesi, kayıplar yaşanmayacağı anlamına gelmiyor. Duruma, İran, İsrail farklı yönlerden destek ve köstek olmakta devam ederken, Arap ve İslam Birliği suya sabuna dokunmadan iş bitirici roller üstleniyor.

Rusya ve Çin ellerini aba altından çıkararak gözdağı veriyor. Biraz daha doğuya kaydığımızda Kuzey ve Güney Kore’nin küçük atışmaları, Hindistan, Pakistan ve Afganistan üçgeninde sadırılar, Çin ve Japonya’nın denizcilik sorunları, Afrika’daki insanlık suçları, Amerika’daki seçimle gölgelenen ekonomik sıkıntılar ve sosyal adaletsizlik. Seçim sonucu için, ilahlar Mitt Romney diyor ama geçmişte yaptıkları gibi sonuçlarla oynanma ihtimali unutulmamalı.

İnsanoğlu sadece savaşa odaklı değil, teknoloji son hızla ilerlemekte, sağlıkta yeni tanı sistemleri, kansız ameliyatlar, alternatif tedaviler, ulaşımda elektrikli ve güneş enerjili arabalar, iletişimde yükselen değer nano teknoloji, internette siber hırsızlıklar sayılabileceklerden.

5 Ekim

Aralık 2014’e kadar kalacağı Akrep burcuna giren Satürn gezegeni, döneme damgasını vuracak. En son 1982 – 1985 yılları arasında Akrep’teki Satürn’ü deneyimleyenler, bu kez başka bir yüzüyle karşı karşıya gelecekler. Bu yıllarda doğmuş olanlar, hangi burçtan olursa olsunlar, Satürn döngüsü nedeniyle, yaşamlarının adım adım değiştiğini gözlemleyecekler. Eskiyi, eskimişi bırakıp yeni yaratımlara yelken açacaklar.

Değişim kaçınılmaz, uyum ve ahengi yakalamak önemli. Astrolojide Satürn zamanın yöneticisi, büyük öğretmendir. Akrep burcu dendiğindeyse akla, cinsellik, gizem, derin bilgi (ruhsal, ahlaksal, fiziksel) gelir. Bu iki güç bir araya geldiğinde, ortaya çıkabilecekleri tahmin etmek kolay değildir.

Kolektif korkuların tetikleneceği, manyetik gücün artacağı, önemli sırların ve kadim bilgilerin gün yüzüne çıkacağı, yeni şifa yöntemlerinin bulunacağı, yeryüzünün derinliklerinde yeni keşiflerin yapılacağı, bilinmeyen yer altı kaynaklarına ve arkeolojik yerleşimlere ulaşılacağı, gizli örgütlerin ve örgütlenmelerin artacağı, deprem, volkanik patlama gibi yerkabuğu hareketlerinin sıkça görüleceği süreç, insanlığın farkındalık seviyesinin yükselmesine neden olacak.

Kişisel olarak; geçmişin derinliklerinden yükselen kin, öfke ve nefret duygularıyla baş etmekte zorlanma, eski hesaplaşmaların gündeme gelmesi, libidonun ve cinsel gücün artması, ruh eşlerinin bulunması, kalıcı beraberlikler, ömürlük evlilikler ve ölümsüz aşklar yaşanacaklardan.

11 Ekim

Büyük sansasyon. Satürn’ün ilk marifeti; hayalleri, rüyaları gerçekleştirmek için yeni fırsatlar ve olanaklar sunmak, bugünlerde temellerini attığınız her güzelliğin semeresini 2013 Mayıs – Ağustos aylarında görebilirsiniz. İkinci büyük benzer etki, 2013 Haziran ve Temmuzunda. Satürn aynı zamanda, dinler arası dialoğu yeniden gündeme getirirken, aynı dine mensup farklı yapılanmalar arasında etkileşimler, dini kavramların sorgulanması ve kişisel baskılar yaşatabilir.

Hastalıkların tedavisinde nano teknolojilerin uygulama alanlarının genişlemesi, tedavi sürelerinin kısaltılması, yeni ilaçların uygulanması ve mucizevî iyileşmeler görülebileceklerden. Alkol ve uyuşturucu gibi bağımlılık yapan maddelerin, dağıtım ve kullanımıyla ilgili yeni uygulamalar gündeme geleceği gibi, bu tür işleri yeraltından sürdürenlerin denetiminin sıkılaştığı ve yakalamaların artacağı söylenebilir.

15 Ekim

Bir ters bir yüz. Yeniay Terazi burcunda gerçekleşirken, 4 Ekim’de İkizler burcundaki geri hareketine başlayan Jüpiter’in Satürn’le zorlayıcı etkileşimi, yeni oluşmakta olan her şeye daha dikkatle yaklaşılması gerektiğini vurguluyor. Her alanda tüm ilişkiler; ikili, siyasi, ekonomik, dini gözden geçirilmeli, taraflar arasında konsensüs sağlanabilmesi için, geçmişin hesaplaşmaları bir kenara bırakılıp, kin ve nefret duygularından arınmalı, sağduyu elden bırakılmamalı.

22 Ekim

Gerçeklik etkisi. Ay, ilk dördün konumunda Oğlak burcunda. Fanatik duygulara dikkat, uç noktalara gelindiğinde düşme kaçınılmaz olabilir. Mücadeleler haşinleşebilir. Yönetim mekanizmaları ve güç odakları arasındaki sürtüşme büyüyebilir. Sosyal baskı artabilir. Duygusal ilişkilerde, kıskançlık ve baskı nedenli pürüzler oluşabilir.

23 Ekim

Güneş Akrep burcunda parlamaya başlıyor.

25 Ekim

Yeni idealler. Duygu ve düşüncelere dikkat, yaratıcı enerjinin en yüksek olduğu günlerden biri, neyin nasıl gerçekleştiği anlaşılamayabilir ve bir anda yüzleşmeler yaşanabilir. Büyük ekonomik dalganın ilk sesi, Türkiye’de banka ve borsa işlemlerinin yapılamıyor olması büyük şans sayılabilir. Spekülatörler tatilde.

29 Ekim


Merkür Yay burcuna geçmişken, Dolunay Boğa burcunda gerçekleşmekte. Yanlış anlama ve anlaşılmaların yaşanacağı bu gün, diplomatik atakların yapılacağı ancak pekte başarılı sonuçların çıkmayacağı söylenebilir.

31 Ekim

Yaratım. Cadılar Bayramı’nın ortaya çıkmasına neden olan Kelt rahipleri, hasat mevsiminin sonunu kutlamak, hasadı kutsamak, bereketini arttırmak ve hasadı kötü güçlerden korumak için bir takdis töreni düzenlemişler, bunun için Kasım ayının son gününü seçmişler.

Zamanla bu günden geceye kaymış ve 31 Ekim akşamı başlayıp 1 Kasım sabahına kadar süren törenler haline gelmiş ve her yerde kutlanır olmuş. Cadılar bayramı diye kutlanan gün aslında bir takdis günüdür. (“Halloween” “Eve of All Hallows” “Takdis Arefesi”) Bu sene bayramın içeriğine uygun bir gökyüzü konumuyla karşı karşıyayız. Yaratıcı enerji, insanoğluyla birlikte, düşüncelerin, hayallerin, rüyaların gerçekleştirilmesine çok uygun. İyi, güzel ve doğru olan herşey gerçekleşsin ki, Kasım ayında yaşayacağımız iki tutulma ve Merkür’ün geri hareketinden sıyrıksız kurtulalım.


Astroloji: Merkür retrorusunda hangi tarihler önemli?