SOAKED Apaçık Sırılsıklam Gerçeğin Öykücüleri

Nasıl bir müzik? Hayvan gibi. Esas adam, içinden taşanları sözlere seslere döktüğü gibi renkler ve şekillerle de sarıyor onları, canlandırıyor. Asıl önemlisi esas adam karısına sırılsıklam aşık. Gitarist, uzun saçlarına henüz veda etmiş, yumuşak gözleri, içinin yüksek ritmini kamufle ediyor. Vokalist, zarif balerini sessizce dönen her kulağın dinlemeye cesaret edemeyeceği ‘trash metal’, ‘death metal’ sesler sızdıran bir müzik kutusu…

soaked

İstiklal’deki buluşmamıza, önce grubun menajeri, sonra grup elemanlarından ikisi, son olarak gerçek dünyasını yaşatmak için hayali dünyamızda ordan oraya koşturan grubun kurucu elemanı geldi.

Profil; sert, güçlü, sıcak ve kışkırtıcı. Aylarca müzik çalarımda döndürdüğüm müzikleri, web sayfalarındaki etkileyici görseller, Facebook sayfalarında ülkemizde ve dünyamızda olup bitene kayıtsız olmadıklarını gösteren yazılar da aynı profilin yansımaları…

Soaked kimlerden oluşuyor? 

Balamir Nazlıca. Beste, söz, vokal, klavye. Çok küçük yaşta piyonayla başladı, uzun yıllar klasik müzik eğitimi aldı. Klasik müzik derslerini asıp, rock ‘n’ roll’a ve sintisayzıra (enstrümanın orijinal yazılışı bu olmasa da) ilgi duydu. Gruplara girdi çıktı. Gruplar kurdu. Beste yaparken vokale de girmek zorunda kaldı. Soaked projesini kurdu ve geliştirdi.

Hatice Arıcı. Vokal, klavye. Hep şarkı söylerdi. Okulun demirbaş solistiydi, her daim her organizasyonda aranan sesti. Rock tınılı müzikleri sevdi, en sert olanlarını da sevdi bu tınıların. İsteği hiç değişmedi; hayatı boyunca arkadaşlarıyla müzik yapmaktı bu. Komşusu Balamir’le Soaked projesinin bir parçası oldu.

Emrah Akar. Gitarist. Bir gitar gördü, yandı tutuştu. Ne yapıp edip aldı eline. Beline kadar uzayan saçlarıyla metal gruplarda çaldı bir süre. Müzisyen çevresi değiştikçe ilgilendiği müzikler de değişti. Sahnede olduğu kadar sahnenin arkasında olmak için, İTÜ Konservatuar Ses Tasarımı bölümünde şimdi.

soaked

Röportaj: Gökmen Argun | İSTANBUL

Nasıl bir araya geldiniz? 

Hatice: Bu proje 6 yıl önce başladı aslında, ilk kayıtlar yapıldı, ama bir süre durdu ve sonra tekrar canlandı. Arkadaşım Yiğit’le Balamir’i tanıştırdım, Balamir Emrah’ı da davet etti.

Emrah: Başlangıçta 6 kişiydik. Şimdi 3 kişiyiz. Emir Celp de bize davulda eşlik ediyor konserlerde.

İlk konser, ilk afiş hikâyeniz var mı?

Emrah: İlk konser Tamirhane’ydi. 2009 Kasım ayı. Üçlü olarak verdiğimiz ilk konser ise İndigo’daydı.

Hatice: Tarih 17 Nisan 2010’du. Çok iyi hatırlıyorum, çünkü çok eğlendik, çok heyecanlıydı ve biz de çok iyi hissediyorduk. Emrah benim 7 yıllık arkadaşım Balamir’i de uzun zamandır tanıyordum. Hep birlikte birşeyler yapmak olağanüstüydü.

Balamir: O dönem Hakan Mortaş’la tanışmıştık ki, bu sektörde önemli bir insandır. Demo CD’miz bile yoktu o zaman. Hazırlıksız kabul ettik ve ilk konserimizi verdik. Ağzına kadar doluydu salon, çok heyecanlı acayip bir konserdi.

Çalmayı sevdiğiniz, teknik olarak da beğendiğiniz bir mekân var mı?

Emrah: Açıkcası hiçbir mekân tam olarak elverişli değil ama Babylon’un ses sistemi fena değildir. Üniversite konserlerine de gittik pek çok kez. Taşkışla güzeldir mesela. Mimar Sinan Fındıklı da keyiflidir. Boğaziçi Üniversitesi’nde çaldığımızda çimenlere yayılmış seyircilerin dikkatini toplamak zorlayıcıydı örneğin.

Balamir: Şimdi çalsak daha farklı olurdu. İlk zamanlarımızdı, daha yeterince olgunlaşmamıştık bu tür sahneler için. Şimdi seyircinin tansiyonu daha iyi izleyebiliyoruz, kaybetsek örneğin tekrar yakalayabiliyoruz. Bir yandan da İngilizce müzik yapıyoruz ve insanların dili bilseler bile yabancı dile karşı kalkanları oluyor.

Yeri gelmişken neden İngilizce?

Balamir: Söz ve besteyi yapan benim ve ana dilim İngilizce. Türkçeyi çok sonradan öğrendim. Aslında Türkçe de denedik, ancak bestelerin yapısı, içeriği açısından pek iyi gelmedi kulağımıza. Türküyü İngilizce söylemek gibi oldu. Daha fazla da zorlamadık.

Nasıl bir süreçte hazırlıyorsunuz parçaları?

Balamir: Bu elimizdeki albümün (Aftermath’den bahsediyor) bir çok parçası eskiye dayalı. Eşim için yazılmış parçalar. Basit bir şekilde geliyor sözler, sevgi dolu bir eşim var, çok şanslıyım. Yoğun bir aşk yaşadık hala da yaşamaya devam ediyoruz. İlham bol, kaynak bol, merkezi çok sağlam. Son yıllardaki beste ve sözler, eşime duyduğum aşk yanında ülkenin dinamiklerden, kişisel yaşanılan kızgınlıklardan kısaca hayatımızdan besleniyor. Belki başka bir yerde başka bir ülkede yaşıyor olsak neşeli bir şeyler de çıkabilirdi kim bilir. Beste süreci bende başlıyor ama grup olarak fırında biraz pişirdikten sonra çok yetenekli arkadaşlarımızdan destek alıyoruz. Başar, Korhan, Tan, Emre. Emre aynı zamanda ses mühendisimiz. Ciddi bir desteğimiz var yani.

Hangi yapımcı ya da kimin yapımcısıyla çalışmak isterdiniz diye sorabilir miyim?

Balamir: Benim hayalim Mute Records. Nick Cave ya da Depeche Mode’un yapımcılarıyla çalışmak da süper olurdu tabi. Umarım bir gün dünyaya da adım atabiliriz, müziğimizi daha geniş bir kitleye ulaştırabiliriz.

soaked

Pimi çekilmiş bomba gibi oluyoruz

Sahnenizi ve seyircinizi nasıl tanımlarsınız?

Emrah: Hayvani (gülüyoruz). Bazen enstrümanlar yerlere düşüyor, davulu deviriyoruz, Balamir hopluyor zıplıyor, kendimizden geçiyoruz. Berkay diye çok mülayim sakin bir davulcumuz vardı, Efes One konserinde davulu tekmeleyip sahneyi altüst etti. 5 dk sonrasında gelip abi kusura bakmayın çok gaza geldim dedi, öyle hayvani bir enerjimiz var.

Balamir: Emrah duygusal demek istiyor (gülüyoruz). Pimi çekilmiş bomba gibi oluyoruz haklı. Konserden bir dakika öncesine kadar geriliriz. Emrah sakindir mesela. Hatice o kadar da sakin değildir. Davulcumuz telaşını pek çaktırmaz, hadi çıkıp çalalım der. Bense kimseyi görmek istemem. Gerçi bunu hiç gerçekleştiremedim. Seyircilerle de güçlü bir temas kurarız ve alışverişe gireriz ama gittiğimiz yere göre değişiyor bu dediğim.

İstanbul dışında hangi şehirlerde çaldınız, şehir bazında tepkilerin farklılaştığı oldu mu hiç?

Hatice: İstanbul dışında; Ankara, Bursa, İzmir ve bir de Katmandu’da çaldık.

Emrah: Ankara’nın seyircisi için; misafir ağırlamayı sevdiği, rock ağırlıklı müzikleri beğendiği ve rock dışındaki türlere karşı biraz tutucu olduğu söylenir ama Ankara her gidişimizde beni şaşırtır. Her seferinde beklediğimden daha büyük ilgi görüyoruz mesela. Ankara’nın genel olarak tepkisini ve sıcaklığını seviyoruz. Bursa seyircisi mesela çok zor bir seyirci. Bize göre en iyi seyirci İzmir’de. Bir de Eskişehir’e gitmek istiyoruz.

Hatice: Mesela İzmir’li bir grup İstanbul’a gelse, İstanbullu sanılırlar.

Balamir: İzmir’de çok seviliyoruz, güzel tepkiler alıyoruz, Facebook’ta İzmir’den çok izleyenimiz var.

soaked

Albüm sürecinde süreci nasıldı, olay elinizden çıktı gibi hissettiniz mi hiç?

Hatice: Balamir in stüdyosunda yazın kayıtlar yapıp onlarla prodüktöre gittik. Ses seçimleri, kayıtlar hep bir aradaydık.

Emrah: Kayıt dönemi normalde bir ay sürer ama biz de bir sene sürdü. Çok kavga ettik ama gerçekten bu iş ancak böyle oluyor, anladık. Teslim olmak zor geliyor, yenilikler başlangıçta ters, direniyoruz. Adamın bestesini değişik bir forma soktuğunda, güzel bile olsa önce yadırgıyor.

Balamir: Time adlı parçamızda mesela. Biz rock içerikte hazırlamışız, prodüktörümüz R&B tarzı yapmış. Böyle duyulur bu parça dedi. İlk duyduk, benden terler boşaldı. Başar ben bunu böyle hissediyorum felan, yok anlatamıyorum.

Emrah: Aynı şekilde Forward adlı parçamız. Orjinali epey sertti. Kayıt sürecinde şarkı tamamen tersyüz oldu. Prodüktörümüz Başar ın bebeği o mesela. Sonra çok demoktarik bir oluşum olduğumuz için (gülüşmeler) oy birliği filan derken albümdeki halini aldı.

Doğru müzisyenle iyi prodüktörün bu ülkede bir araya gelmesi zor.

Albümlerinizin yapımcısı olmayı düşündünüz mü?

Balamir: İyi soru. Son albümümüz Aftermath’ten sonra yeni bir albüm için çalışmaya başladık. Yeni albümü tümüyle beraber yapmayı istiyorum aslında. Hatice ve Emrah’a sonsuz güvenim var. Sadece mastering konusunda destek almak isteriz diye düşünüyorum. Hani İngilizcede gutfeeling diye bir söz vardır, iç ses anlamında bir söz, biz ona güveniyoruz aslında.

Emrah: Aslında tarihte de çok büyük olmuş gruplar çoğunlukla kendini yapımcıya teslim edebilmiş gruplar. Belki biraz da şans tabi. Beatles, Nirvana bunlar yapımcılarına çok şey borçlu patlamalarında. Michael Jackson, Metallica, hemen hepsi. Bir de branşlar meselesi var tabi. Bir adam rock müziği bilir, o zaman onunla rock yapılır. Onunla başka bir şey yapamazsın.

Balamir: Doğru müzisyenle iyi prodüktörün bu ülkede bir araya gelmesi zor, özellikle bizim tarzımızda. Belki rock için birilerini bulabilirsiniz ama Synthpop dediğimiz tarz için birini bulmak çok zor. Bir yandan da iyi bir prodüktör nerede çekileceğini nerede devreye gireceğini çok iyi bilir. Kendisini eleştirmekte zorlanan insana iyi bir prodüktör ciddi bir kritikle ufak değişikliklere fırsat verir, bestenize bir hareket kazandırır. Ama doğrusu zor, duygusal ve biraz da yorucu anlar bunlar. Masaya siz bir şey getirmişsiniz, beğenmişsiniz, kendi özünüze inmiş bir şey nihayet ve kıstas belirlemek zor tabi. Adam kalkıp olmadı dediğinde, bir hissiyatı da kritik etmiş oluyor. Bunu yapmak yanlış değil. Adamın kafasında farklı tınlıyor, başka bir yere gidiyor. Yanlış değil ama zor bir süreç.

soaked

Yeri gelmişken tarzınız için ne söylersiniz?

Balamir: Biz sahnede rock, albümde synthpop müzik yapıyoruz.

Hatice: Sythrock da denebilir sahnedeki müziğimiz için. Sahnede canlı ve yüksek enerjili akustik enstrümanlar ve elektronik enstrümanları birlikte dinliyorsunuz.

Kişisel olarak aynı grupları mı dinlersiniz, benzerlik var mı?

Hatice: Pek değil, beraber beğendiklerimiz de var ama… Pek değil (gülüşmeler). Ben Emrah a daha yakınım. Queen , Dream Theatre çok sever, ben de severim. Ama benim özde dinlediğim müziği ikisinin de sevme ihtimali yok. Balamir bir kere deneyimledi (gülüşmeler). Ben çok sert şeyler dinlerim; trash metal, heavy metal. Dinlediğim en yumuşak Cure mesela.

Balamir: Ben romantik müzik yapmak için yola çıktım. Ama baktım sert dinleyenleri yanıma almışım. Davulcumuz var mesela, heavy metal grubu var. Metalcilerle romantik müzik yapmaya çalışıyorum diyebiliriz (gülüşmeler). Birimizin dinlediğini diğerimiz asla dinlemiyor bazen. Netiz bu konuda. Ben elektro müzik dinliyorum. Mesela Röyksopp . Klasiklerden ise Depeche Mode ve Sting geliyor aklıma mesela, çok severdim Sting i. 80 ler kafası ve synth müzik diyelim. Metal veya gotik tınılarını sevenlerin bizi sevebileceğini düşünüyorum. Bir keresinde bizi Alman metal grubuna benzetmişlerdi. Bu tarz müziğin bir karanlık noktası vardır, orada buluşuyoruz, belki o yüzden benzetilmişizdir.

Emrah: Ben canlı enstrümanlar ve melodiler seviyorum. Pink Floyd vs saymıyorum ki onlar her daim hayatımda. Jamiroquai , punkjazz yapan gruplar, Nine Inch Nails var mesela, ama endüstriyel müzik sert geliyor Balamir e.

[pullquote_right]Yaptığımız müzikte iç dünyamı doyuran noktalar var, olmasa zaten yapamazdım. (Hatice Arıcı)[/pullquote_right]

Balamir: Evet, benim için biraz ürkütücü müzikler. Birgün Hatice nin harici diski şans eseri bende kaldı. Hatice kimmiş bir anlayalım filan diye biraz karıştırdım. Kimle çalışıyorum ben oldum. Heavy metal trash, aman… dedim. Evde death metal dinle sonra buraya gel, bu müziği yap, çok şaşırdım o gün.

Hatice: Dengeliyorum işte, böyle buluyorum dengeyi (gülüşmeler). Tabi yaptığımız müzikte de benim iç dünyamı doyuran noktalar var, olmasa zaten yapamazdım sanırım.

Albümün hazırlama süreci nasıl gitti?

Emrah: Hazırlık süreci kolay değildi, bu tür farklılıklarının getirdiği tartışmaları da kaldırması gerekiyordu. Mesela Balamir in getirdiği bir tını da sert bir öğe olduğu zaman, onun ve benim sert algılarım farklı olduğu için anlaşmakta zorlandığımız anlar oldu. Sıra benim gitarı kaydetmeye gelince çok sert geliyor onlara (gülüyorlar).

Balamir: Bu arada, ben ikisinin de çok iddialı ve iyi müzisyenler olduğunu söylemek istiyorum. Türkiye de müziğe devam ederlerse, çok ciddi işler yapabileceklerine inanıyorum. Çok müzisyenle çalıştım. Emrah ın spektrumu (müzik tarzı yelpazesi) çok geniş örneğin, bu da bir gitarist açısından çok kritik bir özellik. Onunla Dream Theatre da çalabilirsiniz, hemen ardından bu müziği de (o anda oturduğumuz mekânda Hasretinle Yandı Gönlüm / Edip Akbayram çalışıyor) çalabilirsiniz. Hatice nin acayip güzel bir sesi var, yapabileceği birçok şey var, çok yetenekli. Davulda bize destek veren Emir de hem tecrübeli hem de çok yetenekli. Bizimle spektrumunu genişletmeye başladı. Adamı metalden alıp elektro müziğe sardırdık. Besteci olarak kendimi çok avantajlı buluyorum. Siz bir şey ortaya koyduğunuzda eğer karşı tarafta hayal kurabiliyorsa, size zengin bir şekilde cevap verebiliyor geri dönebiliyorsa, bu çok büyük bir avantaj cidden. Bu albümde o anlamda çok insanın emeği var. Pek çok arkadaşımızla bu alışverişi, fikir egzersizi yaptık albümde; Deniz Kunay (klavye) hemen bize birkaç nota yazıp gönderdi, ayrıca Berkay var, Ümit var.

Bir parçayı dinlerken, hangi enstrümanı takip edersiniz, neye meyleder kulağınız?

Hatice: Ben genelde vokalleri takip ediyorum. Sonra ilk duyduğum bas oluyor.

Emrah: Okulla beraber süreç içinde şekil değiştirdi biraz diyebilirim. Önceden gitar dinlerdim. Şimdi daha çok nasıl kaydetmişler onu dinliyorum, özellikle de beğendiğim zaman.

Balamir: Ben de Emrah gibi, yapım sürecine odaklanıyorum. Eğer çalan parçanın sesini açma hissi geliyorsa, biraz heyecanlandırıyorsa, onu severim. Dinlerken şurası şöyle kaydedilseydi vesaire diyorum. Aslında hoş değil, açıkçacı kurtulmaya çalışıyorum bu ara.

soaked

SOAKED: Karanlık, Seksi ve Enerjik

Soaked ismini nasıl koydunuz, sorulur ya adettendir?

Balamir: İsim sancılı bir şey. İnsancıl adetlerden biri aslında, çocuğa isim vermek gibi. Elbette çok uzun sürdü, aylarca düşündük, seçtiklerimizin birçoğu acımasızca eleştirildi, yerden yere vuruldu, sonuçta bu oldu. Anlamı benim için önemli, o sırılsıklam anlamını taşıyan isim, bu müziğin karanlık ve seksi bir yanı olduğunu iyi anlatıyor. Ya da ben öyle hayal ediyordum ki aklımdakine oturdu. Eşimle çok kritiğini yaptık. Bağımsız kritik yapabilen biridir ona çok güvenirim bu arada. Türkçesi de var, bildiğin so-ked diye okuyorlar (gülüyorlar).

Hatice: Farklı telaffuz durumu da var, okuyamayanlar oluyor bize de makara fırsatı çıkıyor. Bana da Balamir e çağrıştırdığı gibi karanlık ve seksi geliyor. Ayrıca bu kavramın içini dolduran üretimler sadece müzik değil. Balamir in çizimleri de var, onlara baktığımız zaman da aynı izlenimi veriyor diye düşünüyorum. Aramızda küçük anketler de yaptık mesela Soaked u 10 kelimeyle tarif edin diye sorduk. Ortak çıkan kelimeler; kırmızı, siyah, karanlık, seksi, tehlikeli, enerjik vs oldu. İlginçti. Müzikten gelen algılar, Balamir in resmileriyle, kullandığımız simgeler, sahnede kullandığımız görseller, logomuz vs ile de gelişiyor bir yandan. Böylece kavram tamamlanıyor sanki.

Müzik, görsel olmadan olmaz! (Balamir Nazlıca)

Sayfanız çok etkileyiciydi. Müziğinizi tamamlayan neler var kişisel hayatlarınızda?

Hatice: Ben eğitimim itibarıyla çizime yatkınım, ama henüz tam olarak müziğimde etkili olduğunu düşünmüyorum.

Balamir: Net ve açık: müzik görsel olmadan olmaz! Web sitemiz, konserlerimizde kullandığımız her şey bunun bir parçası. Biz çıkalım iyi bir müzik çalalım diye başlatmadık bu projeyi. Amacımız bu değil kesinlikle. Amacımız sanat anlamında icraat yapmak, anlatmak, aktarmak. Fotoğraf, video, müzik ya da başka bir şey olur, artık ne olursa. Dolayısıyla her konuda bir şeyler üretmek. Benim Soaked için saygı duyduğum ve en çok sevdiğim yanı bu. Bu anlayıştan vazgeçmeyeceğiz. Bazen oturur görseller üzerinde çalışırız. DJ ler getiririz bize remiks yaparlar, çizimler yapıp, video çekeriz. Onları üretirken bile standartların dışında kalmaya çalışıyoruz. Bütün bunların tek bir amacı var, başkalarının kayıtsız kaldığı şeylere duyduğumuz kımıldamayı ve hayallerinizi görünür kılmaya çalışıyorsunuz. Bu konuda gelişebiliyorsunuz da. Sonuç olarak Soaked öncelikle bir kavram bizim için.

[quote]Müzikten başka bir şey yapmak zorunda kalmadan hayatımı idame ettirebilmek, ucu ucuna değil de, müziği yapabilmek için başka şeyler yapmak zorunda kalmamak. Benim istediğim bu. — Emrah Akar[/quote]

Önümüzdeki 5 yıl veya 10 yıl için bir hedefiniz var mı?

Hatice: Benim öncelikle isteğim 5 yıl sonra beraber müzik yapabiliyor olmak. Memleketin koşulları belirleyici olacak tabi. Daha çok insanın anlıyor kıymet veriyor olmasını istiyorum; daha çok üretmek ve konser vermek. Çok zengin olalım değil yani.

Emrah: Müzikten başka bir şey yapmak zorunda kalmadan hayatımı idame ettirebilmek, ucu ucuna değil de, müziği yapabilmek için başka şeyler yapmak zorunda kalmamak. Benim istediğim bu.

Balamir: Emrah a katılıyorum. Ben bir firmada çalışıyorum mesela, gördünüz kan ter içinde geldim. Şimdi farklı bir dünya için raporlar hazırlamalıyım. Gönül ister stüdyoya gidelim, müzik yapalım ama gerçekler farklı. Türkiye de 5 yıllık plan yapmak da biraz hayal tabii. Ancak öyle çok uzun vade demezseniz; Soaked ın hedefi, Türkiye de yapılan synthpop müziğin dünyada dinlenmesini sağlamak derim. Yaptığımız müziğin de, çalıştığımız çok nitelikli müzisyenlerin de önünde hiçbir engel olmasın istiyorum.

[quote] Soaked ın hedefi, Türkiye de yapılan synthpop müziğin dünyada dinlenmesini sağlamak. Yaptığımız müziğin de, çalıştığımız çok nitelikli müzisyenlerin de önünde hiçbir engel olmasın istiyoruz .[/quote]

Türkiye de müzik yapanlar için hatta sosyal iletişimin tavan yaptığı bir zamanda dahi bazı sınırlar vardır, bunu aşmanın yolu nedir sizce?

Balamir: Biz bunu çok tartıştık. Sonsuz olanaklar var ama büyük sınırlar da var, ancak bu sınırların bazıları aslında birer yanılsamadan ibaret.

Emrah: Belki biraz karamsar olacak ama bu ülkeden her taraf duvar gibi geliyor bana. Genel kitlenin beğenisini kazanmak zor.

Balamir: Önce yerelde başarılı ol diye bir saptama vardır. Yurtdışında albüm çıkarmak için, Almanya dan bir talep gelmesi gerekir. Alman dinleyicinin ilgisi gerekir. Siz parçanızı sosyal medyada gönderebilirsiniz, ama üç yüz bin kişi de aynı mecrada müziğini paylaşıyor. ‘Bu ülkede dinlenmiyorsa başkaları dinlesin denilse de bu kez örneğin Avrupa nın duvarlarıyla karşılaşıyorsunuz. Gönül istiyor ki asıl desteği burada alalım. Sosyal medya aslında genel kitle tarafından da takip edilmiyor, dolayısıyla beğenileri gerçeği göstermede yetersiz. Bunu bir sosyal medya uzmanı olarak söylüyorum. Avrupa da turneye çıkacaksınız ama bu kez de tambur, saz bekliyorlar mesela, bu da bir tür sınır. Bu küresel bir iş ama sistemin işleyişi küresel yani sınırsız değil.

Hatice: İyi iş yer edinir mutlaka. Bugün olmasa yarın.

[pullquote_right]Ana akım dışında müzik üreten çok az insan var.[/pullquote_right]

Sizinle bezner müzikleri yapanlarla iletişiminiz var mı?

Balamir: Yok ne yazık ki. Bir arkadaşımız vardı, konserlere davet ederim, gelirim der, gelmez. Bir gün dedim ki, bak gelmiyorsun ve gelmeyeceksin, çünkü çekemiyorsun, bırak ağabeycim gel dinle ve git . Şimdi kesin geleceğini biliyorum. Sen yalnız hissetmiyor musun? Evet. Ama hepimiz ‘rockstar gibiyiz. Televizyona çıkıyoruz müthiş hissediyoruz vs. Oysa geçen yıl albüm çıkartanlar yok bu yıl.

Hatice: Ana akım dışında müzik üreten çok az insan var, ben çoğuyla tanışıyorum. Aynı festivalde çalmış hatta kaç kez arka arkaya çalmış olduğumuz halde, ‘anımsayamadım diyebiliyor. Bu çok saçma. Sanki duymamış olma hali daha çekici geliyormuş gibi. Bence burada bize düşen en azından aynı tür müziği yapan dostları seyretmeye gidip, desteklemek. Bir yandan da gündüz işe koşup gece konser verdiğiniz düzende, kalan birkaç saatinizi başka bir konserde geçirmek de anlamını yitiriyor bir süre sonra.

Balamir: Bir de; bir dozu vardır her şeyin, bir şey içerken de böyledir, nerede duracağınızı bilirsiniz. Kritik etmenin de bir dozajı vardır. Bizle ilgili yazılar çıkıyor, iyisi ya aman bu olağanüstü bir şey diyor, kötüsü de kardeşim siz de adam mısınız, niye bunu taktın, niye İngilizce vs gibi. Ya da konserlerde insanlar ‘hangi grubun altında çıkıyorum, teknik olarak çıkmamam lazım vs diyor. Tatlı rekabet tamam, ama dozu kaçmamalı. Bizim için önemli olan günün sonunda çıkıp çalmak, hepsi bu.

Eklemek istedikleriniz var mı?

Hatice: Ben güzel güzel içimdekileri anlattım diye düşünüyorum (gülüşmeler). Güzel bir sohbet oldu. Çok teşekkür ederiz.

Ben de çok teşekkür ederim, sizinle tanışmaktan çok mutlu oldum.

***

Sözün sonunda, birbirini anlamanın yaşatan can veren sıcaklığıyla vedalaşıyoruz. Koşulları konuştuk belki çok zor geldi gözümüze ama bazen tahmin etmediğimiz engellerin ne kadar imkânsız olsa da dağılıp eriyip gittiğini gördüm. Umarım Soaked da ışığıyla bu engelleri adeta görünmez kılacak, hem kendileri hem de onları takip edenler için…

Bu arada tembellik etmeyin biraz da siz karıştırın: soakedtheband.com, bir de Facebook’ta Soaked

Müziğe ve görüntülere bırakın kendinizi.

[divider]

Röportajın İngilizce çevirisi için tıklayın