2013 Yılına 300 Bin Okuyucu İle Giriyoruz

İndigo Dergisi, 2012 yılının Ekim ayında 7’inci yaş gününü kutladı.

Dergimizin bünyesinde bulunan değerli yazarlarımızın değerli çalışmalarıyla birlikte düzeyli ve istikrarlı yolculuğumuz sayesinde, internet üzerinden aylık olarak 300 binin üzerinde okuyucu kitlesine ulaşmanın gururunu yaşıyoruz.

2013 Yılına 300 Bin Okuyucu İle Giriyoruz
Sabiha Mirar Pınarcı  

Aralık ayının son haftasında yaptığımız bir Yönetim Kurulu toplantısı sırasında tanışma imkânı bulduğumuz çok değerli okuyucumuz Sabiha Mirar Pınarcı‘nın, dergimizi 2006 yılından beri takip ettiğini öğrendik. Bu değerli hanımefendi; parlak zekâsı, sevgisi, enerjisi, yaşama bakış açısı ve bizlere desteğini yansıtış şekli ile ilgi alanımıza kolayca giriverdi. Bu güzel enerjisi sebebiyle sizlerin de onu tanımasını istedik ve onunla hem yaşam, hem de dergimiz hakkında küçük bir söyleşide bulunduk. Sabiha Hanım’a içten, sıcacık sohbeti için teşekkür ediyoruz, buyurun sohbetimiz başlıyor…

İsterseniz patlamış mısırlarınızı, isterseniz dumanı tüten Türk kahvelerinizi yanınıza alarak, şömine tadındaki sohbetin keyfine bizlerle birlikte varmanızı diliyoruz. Haydi bakalım!

Söyleşi: Serpil Çavuşoğlu

Sabiha Hanım (güzel, şirin, latif, hoş) adınızın anlamları karakteriniz ile bütünleşmiş. Bize kendinizden bahsedebilir misiniz?

Güzel sözleriniz için çok teşekkür ederim. Çok uzun ama sizlere kısaca anlatmaya çalışayım. 1949 yılında uzun köprü, Türk obası köyünde, beşinci ve doğması istenilmeyen son çocuk olarak dünyaya gelmişim. Babam Selanik göçmenidir. Trakya’da toprak ağasının kızı olan annemlere ise ‘gacal’ derler. (Gacal: Trakya yerlisi) Dedem harpten kaçarken büyük işkenceler görmüş ve zenginlikten, çok zor yıllara geçiş yapmış. Bu yüzden çocukluğumuz çok büyük sıkıntılarla geçti. Eşimle 1966 yılında tanışıp, 1967 yılında evlendim. Bir kızım, iki oğlum ve iki torunum var. 1966 yılından beri cadde bostanda yaşıyorum. “Üç çocuğumu da bu iskele yolunda büyüteceğim” diye karar verdim ve hala buradayım. İnsanları, doğayı, denizi çok seviyor ve hiç bir şeyden korkmuyorum. Biraz kırgın yaşıyorum. Olsun 😆

Çocukluğunuzda arkadaşlarınızla yaşadığınız dayanışmalara ait bir örnek verebilir misiniz? Ayrıca hangi oyunları oynar ve hangi oyuncaklarla oynardınız merak ediyorum.

Çocukken oyunlarda önder olarak seçilirdim. Körebe oynardık, güreş yapardık 🙂 Güreşi sadece erkekler mi yapar sanıyorsunuz, biz kızlar da güreş yapardık. Ben bazen arkadaşlarımı mutlu etmek için yenilmeyi tercih ederdim. Onların sevinci beni sevindirirdi, hala da öyle. Üstelik her zaman kazanacağız diye bir kaide yoktur. Kazanmak da, kaybetmek de bizler için. Hırslarımızın esiri olup sevdiklerimizi üzmemeliyiz. Oyuncak dedin de! Bizler kendi oyuncaklarımızı kendimiz yapardık. Paçavralardan özenle dikilmiş bebekler 🙂 Ayşe’ler, Fatma’lar, Ali’ler… Bir de özenle seçilmiş beş taşı havaya savurup, onları birer, ikişer, üçer havada yakalamanın verdiği keyfi yaşardık.

Çocukken size ailenizin büyükleri tarafından hikâyeler anlatılır ya da kitaplar okunur muydu?

Mutlaka sizler de duymuşsunuzdur ki, bizlerin zamanında büyüklerin anlattığı masallar ve bolca cin hikâyeleri vardı. Bu hikâyeleri birbirimize sokularak heyecanla dinlerdik, çocukluk işte! Elbette korkardık ama insan büyüdükçe gerçek korkuları görüyor. İnsanın insana ettiğini görüyor. Neyse! Sonraları pil ile çalışan radyoları hatırlıyorum. Ahh ah! Arkası yarınlar, skeçler vardı. Şimdi televizyonlarda haftada bir gün merakla beklediğimiz, seyrettiğimiz dizileri, bizler o zaman her gün radyo başında merakla beklerdik. Duyduğumuz kapı gıcırtılarını, ayak seslerini, tokat ya da silah seslerini hayalimizde canlandırırdık. Güzeldi, güzel. 🙂

Siz ‘pilli radyo” deyince… Çocukluğunuzdaki diğer zorlu şartlar nelerdi?

Mesela, o dönemlerde gaz lambalarımız vardı. O yandığı zaman, sanki evin içinde dev bir meşale yanardı. Duvardaki titrek ışığında bulduğumuz huzur, bize pek çok şeyi unuttururdu. Gaz lambasının camını temiz yansımalar görelim diye her gün parlatırdık. O dönemler, gölgelerimizi seyrettiğimiz dönemlerdi. Zor dönemler için başka bir örnek; mesela, her gün değişik kıyafetler giymek gibi bir lükse sahip değildik. Kıyafet ancak yılda iki defa bayramlarda alınırdı, hatta onu bile her zaman bulamazdık. Buzdolabımız yoktu, araç yoktu. Bir yerden diğer bir yere gidebilmek için, ne araba bulunurdu ne de araç. İnsanları kasabaya sadece kamyonlar taşırdı. Kısacası yazmakla bitmez, sizlere sadece en kısa özeti geçiyorum. 🙂

Döneme ait eğitim hakkında bize neler anlatabilirsiniz?

Eğitimden kimin haberi vardı ki? Beni Kur’an kursuna gönderdiler. Oğlanlara mektup yazmasın diye ablamı okula hiç göndermemişler bile… 🙂 Kısacası bizler okuyamadık.

Şimdiki gençliğe tavsiyeleriniz nelerdir?

Şimdiki gençliği çok beğeniyorum. Ama toplumumuzda iki türlü gençlik olduğunu görüyorum. Bir yanda hakları verilen ya da haklarını alabilen gençlik, diğer yanda baskı ve korku ile gençliğini yaşayamayan veya törelere kurban giden gelinler, gençler. Keşke olmasa ama ne yazık ki hala var işte.

Çok iyi bir internet kullanıcısı, okuyucusu ve çevre gönüllüsü olduğunuzu biliyoruz. Bize bunlar hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Ben okula gidemedim, başka yapabileceğim bir şey yoktu. Yalnızca okuyarak gözlemleyerek kendimi ayakta tutmaya çalışıyorum ve dünyaya yararlı olmak için yaşıyorum. Bir katkı sağlayabilmek için zaman zaman çevre derneklerinde görevler aldım. Saroz Körfezi’n de arıtma borularını kestirip, geri dönüşüm yapılmasını sağladım. Her zaman güzel yaşanılır bir çevre ve dünya hayal ettim. Bu hayalin oluşması için katkı sağlayabilmek, insanlık adına beni çok mutlu ediyor. İnternetin de doğru kullanıldığında çok iyi bir eğitim aracı olduğunu bizzat görüyor ve yaşıyorum. Derginiz bunun için çok iyi bir örnektir.

İndigo Dergisi ile tanışmanız nasıl oldu? 

2006 yılında bir gazetenin pazar ekinde, İndigo adında bir internet dergisi olduğunu gördüm ve çok ilgimi çekti. Google üzerinden arama yaparak derginizi buldum. O gün bu gündür okuyor ve her yeni sayınızı merakla bekliyorum. Yeni sayıdaki tüm yazıları bir günde okuyup, diğer sayınızı bir ay daha sabır ve merakla bekliyorum. Yazarlarınızı, konularınızı ve konulara değiniş tarzlarınızı çok beğeniyorum. Hatta sizin için bir sloganım bile var: İndigo Dergisi, İnsanlığın Işığı! Kulağıma da, ruhuma da çok hoş geliyor. 🙂

Serpil Çavuşoğlu, Hale Karaarslan, Sabiha Mirar Pınarcı, Mehmet Karaarslan, Cem Özüak

1967 yılında evlendiğinizi söylediniz, yani kırk beş yıldır evlisiniz. Bunun bir sırrı var mı, bizlere neler söyleyebilirsiniz?

Canım benim ya. 🙂 Evet ben evleneli tam kırk beş yıl oldu. Baskı yoktu ama on yedi yaşında görücü usulü ile evlendim ve on sekiz yaşında ilk anneliğimi tattım. Üç çocuğumu yetiştirmek, beni bayağı iyi oyaladı. 🙂 Bir baktım ki yıllar geçmiş. Evlilik dediğimiz şey alışkanlık mı, yoksa ne? Bence sorumluluk. Derler ya “bir kitap okudum hayatım değişti” işte öyle bir şey.

Son olarak 2013 yılına ait düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

Ben dünyaya güzel düşüncelerin hâkim olacağına inanıyorum. İnanıyorum, çünkü ispatlarını yaşıyorum. Sizler kesinlikle birer öncüsünüz! Bundan daha iyi ispat olur mu? Sizleri tanımaktan büyük mutluluk duydum. Seni ve tüm İndigo kadrosunu tebrik ediyor, başarılarınızın devamını diliyorum. Sizlerle birlikte 300.000 kişilik kocaman ailenize sevgi ve selamlarımı gönderiyor, ayrıca hepinize mutlu yıllar diliyorum. 🙂

***

Söyleşi burada bitti. 🙂 Gülüyorum çünkü; bu sohbet yirmi sayfa da olsa, keyifle okunurdu. Cevaplar her ne kadar kısa gibi görünse de, Sabiha hanımın tek cümlesi bile bana onlarca yılı hayal ettirmeyi başardı. Bu arada sanırım kahveleriniz bitmiştiiiir. Şimdi fincanlarınızı yıkama, boş yere yanan elektriklerinizi söndürme, hatta ihtiyacımızdan fazla olan şeyleri paylaşma vakti! Veeeeee benim canım beş taş oynamak istedi. Ne dersiniz? Sabiha Hanımın çocukken oynadığı beş taşı bizler de oynayalım mı? Ama oyuna bir slogan katalım!

Beş taşı birbirine çarparak toplayalım ama insanları birbirine çarpmadan toplanalım!

Bizleri kırmayarak tüm sorularımızı samimiyetle cevaplayan Sabiha Hanıma ve ailesine, teşekkürlerimizi ve kucak dolusu sevgilerimizi gönderiyorum. Başarı, azim, istikrar ve gönüllülükle yoluna devam eden tüm İndigo ailemin, tüm okuyucularının, tüm dünyanın, tüm evrenin Yeni Yılı Kutlu Olsun ve Günaydın Yeni Yıl…

31 Mayıs 2013 Tarihi İtibariyle Başlayan Değişim Dalgası

Önceki yazı2012 Yılında İndigo Dergisi’nde en çok okunan yazılar
Sonraki yazıYeni çağın yolcuları: Biyolojik Evrim, Ruhsal Tekamül, Evrensel İnsan
1973 İstanbul doğumluyum. Çalışma ve ilgi alanlarımı sınırlamam pek mümkün değildir. Kimi zaman kalemim bana sırdaş olmuş, kimi zaman toplumun faydasına olan cümleleri dökmüş, kimi zaman da toplumun yaralarına dokunarak dile gelmiştir. Kalemi kullanırken en keyif aldığım taraf ise "sessizin sesi" olabilmektir. Yeri geldiğinde bir taşın sesi, yeri geldiğinde bir kedinin serzenişi, yeri geldiğinde konuşamayan engelli bir çocuğun dili, yeri geldiğinde ise bir saç örgüsünü dile getirebilmek en keyif aldığım şeylerden biridir. Hayatın her alanında gönüllü olarak faaliyet göstermekteyim. Bağımlılık ile mücadele, kadın ve çocuk istismarına karşı destek, eğitime katkı amaçlı kütüphanaler kurulması, yardımlaşma derneklerinde faaliyetler, tüketicinin her tür hakkı (sağlık, hukuk...) üzerine destek çalışmaları, kültür sanat projelerine koçluk, danışmanlık, tutuklu çocukların topluma kazandırılması amaçlı eğitim organizasyonları, kan bağısı, organ bağışı, ilik bağışı üzerine organizasyonlarda koordinatörlük, özel eğitim öğretmeni olmam sebebiyle engelli çocuklarımızın ailelerine danışmanlık, okullarda çocuklarımızın yardımlaşma güdüsünü pekiştirme amaçlı seminerler ve sayamayacağım daha pek çok alanda, neredeyse hiç durmadan yıllardır gönüllü olarak faaliyet göstermekteyim. Bu alanlarda hakkıyla faaliyet gösteren kurumların yanında bulunmanın yanısıra, mağdurların şahsen yanında istikrarla olabilmenin de güzelligini yaşayabilenlerdenim. Yönetiminde ya da genel kurulunda faaliyet gösterdiğim derneklerde doğru ekip çalışması ile "olmaz" denilenin aslında ne kadar kolaylıkla olabileceğini yaşayanlardanım. "Şunun uzmanıyım, bunun uzmanıyım" demek elbet güzel, ben direkt sahaya dalarak takım çalışmasına hızla uyum sağlayarak, iş ve zihin gücünü sergileyerek faydalı olmaktan keyif duyanlardanım. 1998 doğumlu dünya tatlısı, mutlu mu mutlu, sevimli mi sevimli, şamatacının teki olan zihinsel engelli Cansın adında bir oğulun annesiyim. Onun bana öğrettiklerinin arasında "sessizliği dinleyebilmek" en değerlilerinden biridir diyebilirim. İnsanoğlunun değer biçilemeyecek kadar değerli olan, ne kadar çok şeye sahip olduğunu unutmadan yaşamak ve bunu unutanlara da hatırlatabilmenin gururunu yıllardır şahsen yaşayanlardanım. Ailem olan İndigo'ya duyduğum sevgi, saygı ve sadakat 1 Ağustos 2011'de başladığım andan itibaren hiç bitmeden devam etmektedir. İndigo aileme ve siz okuyucularıma sonsuz sevgi, saygı ve teşekkürlerimi gönderiyorum. Ben 1 Ağustos 2011'den beri: Yazdım, yazıyorum ve yazacağım! Çocukluğumdan beri insanlık için çalışmalar: Yaptım, yapıyorum ve yapacağım! Daima huzurla kalmanız dileğimle...