Allah-u Ekber

Allah-u Ekber” diye başlar ezan sesi. Namaz da, “Allah-u Ekber” diye başlar. Birçoğumuz tekbir getirmekle ne dediğimizin farkında mıyız peki? Yüce Yaradan’ a karşı nasıl muazzam bir ikrarda bulunduğumuzun bilincinde miyiz? “Allah-u Ekber” demenin ne anlama geldiğini biliyor muyuz? 

Allah-u Ekber

Yüz milyar adet galaksinin ve sayısız gezegenle yıldızın bulunduğu kainatta bir toplu iğne başı konumunda olan ve suyla türlü nimetler bahşedilen dünyamızda bu koca evrenin tek ve mutlak yaratıcısına ne kadar hamd ediyoruz?

İnsanlık tarihi boyunca Tanrı’ yı arama yolculuğu hep devam etti. Güneşe, aya, rüzgarlara ve çeşitli varlıklara tapan insanoğlu, tanrılarına insanlardan bile kurbanlar sundu. Kendi tanrılarının büyüklüğünü göstermek için birbirleriyle savaştı. Tüm uygarlıklar çok tanrılı inanışlara dayanan mitler oluşturdu. Daha sonraları ise tanrılara ayrı ayrı inanışlar terkedilip, her şeyin yaratıcısının Tek Tanrı olarak kabul edildiği Monoteizm inancına geçişler oldu. Tanrı varlığını hiç kabul etmeyenler ve inanmayanlar da oldu.

“De ki:’ Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?’ ‘ Allah’ tır’ de. De ki: “O’ nu bırakıp da kendilerine (bile) bir faydası ve zararı olmayan dostlar (mabutlar) mı edindiniz?’ De ki:’ Kör ile gören bir olur mu? Ya da karanlıklarla aydınlık bir olur mu? Yoksa Allah’ a, O’ nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma ile Allah’ ın yaratması onlara göre birbirine mi benzedi?” De ki:’ Her şeyin yaratıcısı Allah’ tır. O, tektir, mutlak hâkimiyet sahibidir.” 

İslam Dini’ nin ilahi kitabı olan Kur’ an-ı Kerim’ de Rad Suresi‘ nin 16. Ayeti’ nde açıkça belirtildiği üzere göklerin, yerin, her ikisi arasındakilerin ve tüm evrenin yaratıcısı Allah’ tır. Elmalılı Hamdi Yazır’ ın Fatiha Suresi’ nde geçen “Âlemlerin Rabbi” ifadesiyle ilgili tefsirine de kısaca değinmek gerekir.

Rabbü’ l-Âlemin”, Allah’ ın bir sıfatıdır. Meali ise “Bütün Âlemlerin ve bütün parçalarının ve özellikle hepsinden üstün olan akıllı varlık Âlemlerinin yegane Rabbi” demektir. Rabb denilince de, yalnızca kelime anlamı olan “sahip” veya “terbiye eden” değil, ikisine de bütün gerekli şeyler ile birlikte sahip olan, tükenmez kudret sahibi ve daima var olan Allah anlaşılır.

Bilim tarafından ilk olarak 1920′ lerde kabul gören Big Bang yani Büyük Patlama olarak izah edilen evrenin yaratılışı Enbiya Suresi‘ nin 30. Ayeti’ nde “İnkar edenler görmediler mi ki, göklerle yer bitişikken Biz onları ayırdık. Canlı olan her şeyi sudan yaptık” şeklinde bahsedilmiştir. Ayın ışığının kendi ışığı değil de, yansıyan bir ışık olduğunu bilim yaklaşık iki yüz yıl önce belirlemişken Furkan Suresi‘ nin 61. Ayeti’ nde bu husus “Göğe burçlar yerleştiren, orada bir ışık kaynağı (güneş) ve nurlu bir ay yaratanın şanı çok yücedir” şeklinde belirtilmiştir. Arapça’ da “münir” ya da “nur” kelimeleri yansıyan ışık anlamına gelmektedir. Ayrıca Enbiya Suresi 33. Ayeti’ nde “Geceyi ve gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O’ dur. Her biri birer yörüngede yüzüyorlar” buyrularak, yörünge hususuna dikkat çekilmiştir. Bilim, bugün evrenin genişlemekte olduğunu söylemekte iken Zariat Suresi 47. Ayeti’ nde ise bu durum belirtilmiştir. Tatlı ve tuzlu olarak iki su türünün olduğu da Furkan Suresi‘ nin 53. Ayeti’ nde ifade edilmiştir. Tüm bunlar yaklaşık 1400 yıl önce kim tarafından söylenmiş olabilir?

Bunun yanı sıra dünyada yaşanan onca savaş, hastalık ve kötülüğe Allah’ ın müdahale etmemesini haşa O’ nun bir zaafiyeti olarak gören bazı tanrıtanımazların görmezden geldikleri husus, insana akıl ve irade yeteneklerinin bahşedildiği, bunun karşılığında ise imtihan edilmek ve kulluk etmek üzere yaratıldığıdır. Kader bir ana güzergahtır, fakat insanın karşısına çıkan yolları seçebilmesi için iradesi vardır. Allah-u Teala, insana bazı seçimlerini yapabilmesi için cüzî irade vermiştir. Enam Suresi‘ nin 104. Ayeti’ nde “Doğrusu size Rabbiniz tarafından basiretler (idrak kabiliyeti) verilmiştir. Artık kim hakkı görürse faydası kendine, kim de kör olursa zararı kendisinedir. Ben başınızda bekçi değilim.” Yüce Yaradan’ ın insanlar ve insanların yaptıkları kötülükler üzerinde bir bekçilik rolü yoktur.

Bilim birçok doğa, insan ve evrenle ilgili olayı kendi prensipleri çerçevesinde açıklamaya çalışmaktadır. Ancak bilimi kullanarak, Allah’ ın yokluğunu ispatlamaya çalışmak büyük bir haksızlıktır. Kuran’ -ı Kerim’ de sadece bilimle ilgili olarak, bin adetten fazla ayet geçmektedir. Bilimdeki gelişmeler ve keşifler, Yaradan’ ın varlığına karşı bir kuşku ve inkar içerisinde değil, ancak varlığını destekler bir tezahürde olabilir. Bu keşif ve icatların ekseriyetle gayrimüslimler tarafından yapılmış olması ise Müslümanlar’ ın öz eleştiri yapması gereken bir konu olup, Allah’ ın akıl sahibi olan herkese bunları nasip ettiği ve inancı ne olursa olsun, kullarını ayırmadığı açıktır. Yüce Mevla’ nın Rahman sıfatı ile mümin, kâfir, ibadet eden ve etmeyen ayrımı yapmadığı ve aklı, oksijeni, suyu, meyveyi ve daha nice nimetleri herkese bahşettiği ortadadır.

Tasavvuf dünyasının önemli düşünürü Mevlana Celaleddin-i Rumi‘ nin Allah’ ın varlığı ile ilgili bilinmesi gereken güzel bir sözü vardır. “Şu gördüğün yazıyı yazan bir kâtibin olması mı makuldur, yoksa duvarları süsleyen ve sayfaları satır satır dolduran yazılar kâtipsiz midir ey oğul!”

Allah ism-i şerifi, Cenab-ı Hak’ ın özel adıdır. Allah ismi yapı olarak Arapça bir kelime değildir. Rab ve Rahman gibi isimler ise Allah’ ın özel ismine nispetle anılan isimlerdir. Zümer Suresi‘ nin 38. Ayeti’ nde “Andolsun onlara:’ Gökleri ve yeri kim yarattı?’ diye sorsan elbette’ Allah’ derler” şeklinde buyrularak, Allah ifadesi özellikle kullanılmıştır.

“Allah birdir” demek ise sakınca içerebilir. Bir olan birşey sayısal olarak, sıfır veya iki de olabilir. Bu yüzden “Allah tektir” demek daha doğru bir ifade olur. Çünkü Allah sonsuzdur, bir sayıyla eşlemek imkansızdır. Bakara Suresi‘ nin 163. Ayeti’ nde “Sizin ilahınız tek bir ilahtır. Ondan başka ilah yoktur. O Rahman’ dır, Rahimdir” şeklinde buyrulmuştur. Yüce Allah; zatında, isimlerinde, sıfatlarında ve hükümlerinde asla ortağı, benzeri ve dengi bulunmayandır, Vahid’ dir.

Bunun yanı sıra “Allah yukarıdadır” demek de yanlış bir ifadedir. Çünkü Yüce Yaradan mekandan münezzehtir ve varlığı her yeri kuşatmıştır.

Yüce Allah, çift olan her şeyi zıddıyla birlikte yaratmıştır; her şey zıddı ile bilinir. Erkeklik-dişilik, gece-gündüz, sıcak-soğuk, aydınlık-karanlık gibi birçok örnek verilebilir ve bunlar bir aradadır.

Yasin Suresi‘ nin 36. Ayeti’ nde “Yerin bitirmekte olduklarından, kendi nefislerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri yaratanın şanı yücedir” olarak belirtilmiştir. “Bilmedikleri nice şeylerden” ifadesi daha geniş bir anlam içermektedir. Günümüzdeki bir gelişme, bu ayetin işaret ettiği anlamlardan birisi olabilir. Maddenin çiftler halinde yaratıldığını ortaya koyan İngiliz bilimadamı Paul Dirac 1933 yılında Nobel fizik ödülünü almıştır. “Parité” adlı bu buluş, maddenin bile anti-madde denilen bir çifti olduğunu ortaya koymuştur.

Henning Genz ise “Nothingness: The Science of Empty Space” adlı kitabının 205. sayfasında bu durumu şöyle ifade etmiştir.“…Her parçacığın zıt yükte bir antiparçacığı vardır. Kararsızlık ilişkisi bize bu çiftlerin varoluşu ve yok oluşunun her yerde ve her zaman aynı anda oluştuğunu göstermektedir.

Yaratılıştaki çiftlere bir örnek de bitkilerdir. Bitkilerde cinsiyet ayrımı olduğu, ancak yüz sene kadar önce anlaşılmıştır. Oysa bitkilerin çiftler halinde yaratıldığı da, 1400 sene önce indirilen Allah’ ın yüce kelamında yazmaktadır. “O, gökleri dayanak olmaksızın yaratmıştır, bunu görmektesiniz. Arzda da, sizi sarsıntıya uğratır diye sarsılmaz dağlar bıraktı ve orada her canlıdan üretip, yayıverdi. Biz gökten su indirdik, böylelikle orada her güzel olan çiftten bir bitki bitirdik.” (Lokman Suresi, 10. Ayet)

Yüce Allah adeta tekliğini vurgular gibi her şeyi çift olarak yaratmıştır. Bu, üzerinde derin olarak düşünülmesi gereken bir husustur. Allah (c.c.) Kur’ an’ da bu konuya dikkat çeker ve öğüt almamızı buyurur. “Her şeyden iki çift yarattık ki, düşünüp anlayabilesiniz.” (Zariyat Suresi, 49. Ayet)

Ayrıca Yüce Yaradan için sadece evrenin tasarımcısıdır, demek de eksik ve yanlış olur. Tasarım işi çizmek, tasarlamak, tasarladığını revize etmek gibi süreçleri içerebilir. Oysa Yaradan hem tasarımcı, hem mucit, hem üreticidir; yani O’ nun yaratma eylemi hepsinin bir arada ve bütünsel olmasıyla gerçekleşir ve bu husus Kur’ an-ı Furkan’ da da “Ol” ifadesi ile Bakara Suresi‘ nin 117. Ayeti’ nde açıkça belirtilmiştir. “O, göklerin ve yerin örneksiz yaratıcısıdır. Bir işi yapmayı isteyince ona yalnızca’ Ol!’ der, o da oluverir.”

“Şüphesiz göklerde ve yerde, inananlar için (Allah’ ın varlığını gösteren) nice deliller vardır.” (Casiye Suresi, 3.Ayet)

Çevremizi kuşatan her şeyde, evrende ve insanın kendisinde Yüce Mevla’ nın izleri ve delilleri saklıdır. Bunları görmek, bazen beş duyu organıyla olmasa da, hissetmek ve inanmak insanın kendi içindedir. İnsanın kalbindedir. Kimisi hiçbir delil olmadan bir anda inanır, kimisinin inanması bir ömür alır, kimisi ise hiç inanmaz.

Aşk ile “Allah-u Ekber!”

“En büyük Allah’ tır…”

Yararlanılan Kaynaklar :

Kur’an-ı Kerim Meali – Diyanet İşleri Başkanlığı


Kur’an-ı Kerim Meali – Elmalılı Hamdi Yazır

Kur’an-ı Kerim Meali – Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk

Kur’an-ı Kerim Meali – Prof. Dr. Suat Yıldırım