Deniz Şiva Oflaz: Günaydın Deniz Seni Seviyorum!

İçinde üç harf olup hakkında dünya kadar kitap yazılan, yollara düşülen, savaşlar çıkartan, ölümlere meydan okutan ve cesur yürekler yaratan kelimedir Aşk… Ve Aşk için yola çıkanların öyküsünün özeti ile dile geliyoruz. Deniz Şiva Oflaz ile Aşk’ın köşe taşlarından mutluluğu inşa edecek bir söyleşi ile Sevgililer Günü’ne merhaba diyoruz…

Deniz Şiva Oflaz: Günaydın Deniz Seni Seviyorum!

Aşk, sevginin kendi içinde eriyip hiçliğe erişmiş halidir.
Aşk, gözlerini kapattığında gördüğün ile gözlerini açtığında gördüğünün aynı olmasıdır. Yani içeride olan ile dışarıda olanın BİR haline gelmesidir.
Aşk, derin bir kabul halidir ve içinde beklenti yoktur. Sadece teslimiyet vardır.
Aşk, kusursuzluğu aramaz, sadece var olanda tezahür eder ve göz sadece görünenin arkasındaki görmeye başlar.
Aşk, iki damlanın bir birine değmeden toprağa düşüp orada göl olmasıdır.

Aşk, iki dünya arasında geçiştir. Bedende yaşanan dünyayı simgeler, kalpte yaşanan evreni. Asıl amaç evrensel bütünlüğe ulaştıran ve Bir‘lik duygusunu ortaya çıkartan Aşk’a ulaşmaktır.

Aşk, sonsuz bir deniz, dünya var olduğundan beri aşkla ilgili sayısız tanımlama, sayısız söz yazıldı. Aşkla başladığımız söyleşimize, aşkla devam ediyoruz…

Söyleşi: Hale Karaarslan ve Murat Tali 

Murat Tali – Hale Karaarslan

İlişkiler ve Aşk

Murat Tali: İsterseniz öncelikle ilişkilerle başlayalım. İlişkiler kimliklere göre değişebiliyor, farklılaşabiliyor. Kimisiyle, dost, kimisiyle arkadaş ya da sevgili olunabiliyor. İlişkilerdeki geçişler nasıl aşka dönüşüyor?

Aşk aslında insanın bulunduğu bir haldir. İçerisinde bazen bir şey, başka bir şeye dönüşebiliyor. Bence boyutları var aşkın ve sevginin. Ve bu boyutların her biri başka bir sevgiyi ifade ediyor. Yani bizim her aşk dediğimiz, belki çok yüksek boyutta bir aşk olmayabiliyor. Kendi içerisinde sıkıştırdığımız kavramlarla çok bağlantılı. Biz aşk diye yaşarken aslında, herhangi bir duygunun eksikliğini yaşadığımızı genellikle görüyoruz. Çünkü kendisindeki var olan sevgi eksikliğinden dolayı bir sevgi ilişkisine girilebiliyor. Ya da kendisinde göremediği herhangi bir yönünü karşısındaki kişide görüyor. Aşkın en önemli yanı, bir çok boyutları olması. Boyutlar da ne kadar yükselirse de o kadar sonsuzlaşıyor. Yani normal bir ilişki aşka dönüşür mü ya da dönüşmeli midir gibi bir kuralı da yok aslında. Bu sadece girilen bir hal ve biz o halin nereye döneceğini çok kestiremiyoruz. Sadece o halin içerisinde yaşayabiliyoruz.

Aşk kendimize açılan bir kapı

Hale Karaarslan: Neden bazı insanlarla o hale dönüyor, yani aşk başlıyor?

6798378541_0de889ed1d_z

İçsel olarak çok etkiliyor, çok hızlı tekamül ettirebiliyor. Aşkın içinde buluştuğu hal, bizim varoluşla buluştuğumuz hal. Yani biz varoluşla bir ayrılık hissi yaşıyoruz. Bu yaşadığımız ayrılık hissini aşkın içinde ancak bütünleştirebiliyoruz. Şöyle söyleniyor; bir ‘ruhsal aşk’ var, bir de ‘dünyasal aşk’ var. Biz aşkı, ruhsal ve dünyasal aşk diye aşkı ikiye ayırıyoruz, aslında hepsi bir.

Dünyasal ilişkide de daha yüksek bir ilişkiyi yaşamaya başlıyoruz, yaşıyoruz ve yaklaşıyoruz… Bütün ilişkilerimizin kaynağı bu. Ve bizim farkındalığımızla, ne kadar yüksek olursa o kadar daha yüksek bir boyutun içerisinde yaşıyoruz. Aşkın bir kapı olduğunu görüyoruz. Kendimize ulaşmak için bir kapı. Aşkla kendimize ulaşıyoruz aslında, ulaştığımız yer kendimiziz.

Fakat maşuk ( aşık olunan kişi) genellikle aşka bir kapı açan oluyor. O yüzden bizim bu hale girmemizin sebebi o ayrılık duygusunun ötesine geçmek. O ayrılık duygunun ötesine geçmek ve birleşmek… İki insan bir araya geldiği zaman, karşıdaki kişiye aşk duyabilir, aşkta en hızlı olan şey içindeki ‘Ben duygusunun’ daha hızlı yok olmasıdır. Yani egosal, ya da zihinsel tarafının daha hızlı yok olmasıdır. Çünkü kendini başka birinin varlığında görmeye başlarsın. O yüzden birleşmenin en hızlı kaynağı odur. Tekamülde bir çok yöntem vardır.

Bir çok öğretinin içine girebilirsiniz. Meditasyon yapabilirsiniz, namaz kılabilirsiniz, yoga yapabilirsiniz. Yükselmenin bir çok yolu vardır fakat en hızlı yolun aşk olduğu keşfedilmiş. Belki de daha hızlı yol vardır ama bizim bildiğimiz en hızlı yol bu.

Hale Karaarslan: O zaman şöyle bir şey sorabilir miyiz; Birisine aşık olduğumuz zaman bir süre sonra aşık olduğumuz kişiye, yani maşuk dediğimiz kapı’ya bir türlü ulaşamadığımızı görüyoruz ya da hissediyoruz ve bir eksiklik duygusu oluşuyor. Bu neden?

Çünkü aşkın içerisine sığdırdığımız kavramlar nedir?

Eksiklik algısı ki bu aslında bir yanılgıdır. Bir illüzyondur eksiklik duygusu. Mesela sevgi eksikliği diyelim; Biz o sevgi eksikliğini kapatmak için başka birini ararız. Aslında bizim aradığımız odur. Sevgi eksikliğini kapatmak için ya da onun bizi sevmesini severiz aslında. Veya o bulduğumuz sevgiyi sevme hissini severiz fakat bir süre sonra bu bir sıkıntı yaratıyor.

Beni seviyor musun gerçekten?

Hale Karaarslan: Aşk hissettiğimiz kişiyi sevmez miyiz yani?

O kişiyi sevebiliriz belki içsel olarak fakat oradaki duyduğumuz sevgi, yine eksik bir sevgidir.

Hale Karaarslan: Onun ilgisini, onunla geçirdiğimiz zaman gibi şeyleri mi severiz, bunu mu söylemek istiyorsunuz? 

Evet… Sevebiliriz tabii fakat, bu yine sınırlı bir alanın içerisinden ifade edilen bir sevgidir. Genellikle bu sevgiler bir süre devam eder. Bir süre sonra o sevgi ortadan kalkar. Çünkü eksiklik algısındaki bir kişi, bir ilişkiye girdiğinde aslında o eksikliğin dolmadığını algılar.

Çünkü sevgilisine şunu sormaya başlar sürekli; “beni seviyor musun gerçekten?” Ya da ‘O’, sürekli kendisinde sadece o sevgi açlığını doldurmak için karşısında olur. Başlangıçta belki aşkın içinde yaşamaya başlar o anın etkisiyle beraber yaşamak çok hoşuna gider fakat bir süre sonra sorgulamaya başlar. Eksikliği duyduğu hisleri, koşulları, beklentileri öne sürmeye başlar. Dolayısıyla bunlar da aşkı daha düşük bir anlamda, sınırlı anlamdaki bir alanda ifade etmesini sağlar.

Murat Tali: Eksiklik neden ortaya çıkar? Ve sanal aşklara gelecek olursak, kimi kelimelere, şekline aşık oluyor, kimi yazdıklarına, kimi kendisine aşık oluyor. Onun için karşısındaki kişi değer ifade ediyor. Kendisince ifade ettiği değere aşık oluyor. O değerle beraber olmaya başladığı anda aslında gördüğünün arka plandaki yüzünün çok farklı olduğunu algılayabiliyor. Günümüzde ‘sanal aşklar’ yaşanıyor, bu konuda ne diyorsunuz?

‘Günaydın Deniz’

Deniz Şiva Oflaz

Burada aslında yine kendinden ayırma var. Orda aslında aşık olduğu iletişim, mesela kendisini ifade edemediği için, kendisini daha yüksek bir şekilde birinin ifadesine aşık oluyor aslında.

1) ‘Kendinden ayırma’, yani kişi ayrılık illüzyonuna giriyor.

2) Kendinde var olan eksikliği dolduracağını zannettiği illüzyon.

Fakat o eksiklik hiçbir zaman dolmaz. Ben o yüzden çalışmalarımda şunu yapıyorum; Yani aşka ulaşmak mı istiyorsunuz? Öncelikle aynada gördüğünüz yüze, kendinize sevginizi ifade edin. Çok basit bir çalışmadır ama bir çok şeyi dönüştüren güzel bir çalışmadır. Burada yapılan şu aslında; Kişi her sabah uyandığında, aynanın karşısına geçiyor. İsmini söyleyerek:

Günaydın Deniz’ diyor. Sonra en az üç kez; ‘seni seviyorum’ diyor. Fakat diyorum ki bunun sürekli dozajını artırmalısınız. Yani her seferinde, kalpten gelen daha yüksek bir sevgiyle ifade etmenizi istiyorum. Ve çalışmanın en sonunda karşınızdaki o kişinin gözlerinin içine bakarak sanki aşık olduğunuz kişiye, en fazla sevebileceğiniz ve aşık olduğunuz birine söyler gibi söylemenizi istiyorum kendinize. Bu hale geldiğinizde aslında varoluşun içinde aşkı yaratıyorsunuz. Sen aslında aşka ihtiyacın olduğu için girmiyorsun bu sefer. Çünkü artık sen zaten aşksın.

Hale Karaarslan: Tantra çalışmalarında önerilen (sevgiliye beğendiğin yönlerini söyleme ve dokunma çalışması) benzeri bir şey değil mi bu?

Evet tabii, çünkü o zaman boşluk yok. Bir ilişkiye girerken, ‘boşluk yüzünden’ girmiyorsun. Kendini ‘eksik’ hissettiğin için girmiyorsun. Sevgi eksikliğini doldurmak için girmiyorsun. Sadece iki insanın bir araya gelmesinin tek nedeni aşk oluyor. Başka hiçbir neden olmuyor.

Murat Tali: Sen kendini doldurdun, aşk olarak girdin, ya karşı taraf böyle bir kişi değilse, onun yargılamaları ve sorgulamalarıyla karşı karşıya kalıyorsun bu sefer. Çünkü sen severken boğmaya başlıyorsun, ya da senin sevgine yetişemiyor. Ya da başka bir boyuta taşıyor kendisini sende. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Benim genelde gördüğüm şey, senin karşında gördüğün şey, senin yine kendi içindeki aşkın yansıması oluyor. Yani sen içsel olarak şunu taşıyorsan; yine beklentiler, koşullar, yargılar. Belki içsel olarak bunların kalıntılarını taşıyor olabilirsin. Bunlar yine oluş haline geçmemişse belki hani yine öyle konuşuyor olabilirsin. Sözler öyle söylüyor olabilir ama içte oluş haline geçmemişse, karşında yine seni yargılayan koşullar, sınırlar içerisine koyan, hapseden bir aşkın içerisine girebilirsin. O yüzden sen öyle olduğunda, bu çalışmayı yapmanın sebebi şu aslında; senin içinde yayılan aşkın yansımasını yaşıyorsun sen. Dolayısıyla zaten bu hale geldiğinde, dışarıda yaşadığın aşk, bu şekilde bir aşk olacaktır.

Hale Karaarslan: O yüzden ‘Sana’ öyle görünüyor yani…

Evet, zaten bizim o hale çıkmamızın nedenlerinden bir tanesi bu; bizim yaşadığımız aşkın dışarıdaki görüntüsüne yani ayna görüntüsüne dönüştürür. Dolayısıyla o da dönüşüyor. Yani sen nasılsan ona göre de bir ilişkiyle karşılaşıyorsun. Ya da şöyle oluyor. Belki tekamül olarak daha alt basamaklarda olsa da, senin varlığında dönüşmeye başlıyor. Senin dönüştürmek gibi bir durumun da yok aslında. Yani böyle bir algın yok fakat aşk içerisine girdiği zaman, kişi dönüşmeye başlıyor. Çünkü senin yaydığın enerji dönüştürüyor. Gelen sorulardan bir tanesidir bu. Hani biz böyleyiz evet, biz o aşkı içimizde oluşturduk ve işte kendimize bakarken, her koşulda, hiçbir beklenti olmadan…Yani biz o aynanın karşısında geçip şunu diyoruz aslında; senin herhangi bir şey yapmanı, olmanı beklemiyorum. Senin başarılı olmanı, şu olmanı veya bu olmanı. Seni şu halinle ve her halinle olduğun gibi seviyorum. Sadece var olman yeterli. Bir şey olman değil, sadece var olman yeterli. Bu halde olmaya başladığın zaman bir süre sonra bu dışarıda da yansımaya başlıyor. Sen baktığın görüntülere de bu şekilde bakmaya başlıyorsun. Buradan yayılan bir ışık var artık.

hale, cem, deniz,murat
Söyleşiye fotoğrafçımız olarak Cem Özüak katıldı…

Hale Karaarslan: Peki Murat’ın sorusuna tekrar geri dönecek olursak, o karşıdaki gördüğü davranış aslında kendi oluş haliyle, derecesiyle ilgiliyse eğer, o ne yapacak ki daha ötesine geçebilecek bunun? Yani örneğin; ‘Murat öyle olduğu için, karşısındaki böyle’ mi demiş oluyorsunuz?

Kendi içinde çalışmayı yapıyorsun, dışarıda yansımasını görüyorsun.

Kendi içsel varlığına dönmesi gerekiyor yine. Burada tabii çalışmayı kendisi yapacak. Yani kendi içinde çalışma yapıyorsun, dışarıda görüyorsun. Yansımasını görüyorsun, çalışma ve yansımasını görme gibi.

Hale Karaarslan: Tamam, mesela çalışmayı bilebildiğince, olabildiğince yaptı fakat, kadın yine kaçıyor ilgiden. Belki sevgiden şımardı ya da kaçıyor. Orada aslında örneğin; Murat’ın bulması gereken nedir?

Yani burada ilgi derken şöyle bir şey yok. İnsanı boğan bir aşk olmuyor. Aslında o zaman tam bir aşk olmuyor.

Murat Tali: Aşk bir kendine dönme ve çekilme midir?

Hayır hayır…Tam tersi dışarıyla birleşmedir. Yani kendine dönüş değildir. İçsel olarak sen cevabı alıyorsun fakat dışarıdasın. Kendinin farklı olduğun ya da ayrı olduğun kavramı ortadan kalkıyor.

Hale Karaarslan: Bir insanla bu yaşamda öyle bir birleşme içine girilemiyor bir şekilde. Belki de o yüzden ‘dünyasal aşk’ deniyor. Dünyada aşk tamam olamıyor denebilir mi? Ama insan ‘O Aşkı’ yaşamak istiyor.

Fakat o aşkın kapısı orası olmayabilir. Onu söylemek istiyorum.

Hale Karaarslan: Peki sürekli arayış içinde mi olacak insanlar? Yani o zaman hep başkaları, başkaları, başkaları mı olacak, nedir durum?

Aşk içinde olan için arayış, çünkü şöyle bir şey yoktur az önce söylediğim gibi; sen zaten aradığın zaman olmuyor bu iş.

aşkta diğeri

Hale Karaarslan: Evet olmuyor, sormak istediğim şu aslında; dışarıda mesela bir çok genç kız ‘ahh aşık olacak biri yok, bulamıyorum, nerede, kiminle, kime güveneceğiz, çıkıyorum bakıyorum ama aşık olamıyorum’ gibi arayışlar ve düşünceler içerisindeler. Özellikle çevremde pek çok genç kadından da duyuyorum bunu; ‘Aşık olmak istiyorum’ diyorlar ama çıkıyorlar, deniyorlar ve yok olamadım diyorlar. Ya da erkekle bir ilişki içinde girdikten en fazla bir hafta sonra erkeklerin geri çekildiklerini ve kaçmaya başladıklarını söylüyorlar. Erkek aramayıp sen de aramazsan o zaman geri geliyor gibi durumlar yaşadıklarından şikayet ediyorlar. Erkeklerin pek çoğu ilişkiden kaçıyor’ algısı özellikle neden günümüzde sıkça görülmeye başladı?

Kendin aşık olmak değil, önce aşk olmak demek istememin sebebi bu.

Aşk istiyorsun çünkü. ‘Aşık olmak istiyorum’ diyorsun. Burada Sistem şudur; mesela burada bir bardak var. Ve sen bu bardağa; bu bardağı içmek istiyorum diyorsun. Bu bardaktaki suyu içmek istiyorum. Sürekli bunu söylüyorsunuz yani. ‘Aşık olmak istiyorum’ diyorsunuz fakat su burada duruyor. İçmeniz lazım bunu. Su burada duruyor. İstiyorum kavramı hep ötelediğiniz bir şeydir.

Koşulsuz sevgiyi öğrenmek gerekiyor…

Hale Karaarslan: Şimdiki zamanda söylense de geçersiz oluyor bu durumda…

Evet. İşte önce aşk olmak lazım. Bir de söylediğiniz tabloda beklentiler var. Onun olması beklentisi. Bir sürü şeyde bu var aslında. Beklenti var, koşul var. Onun araması beklentisi var. Aslında öyle olduğu için aramamaya başlıyor.

Hale Karaarslan: Duyuyoruz ki pek çok gençte bu sıkıntı var. O yüzden ben şunu da sormak istiyorum. Onlar hiç mi aşık olamayacaklar yani? Ya da onlar; o aşk haline nasıl gelecekler? 

aşkın aşk

İşte kendilerini koşulsuz sevmeyi öğrenmek gerekiyor yine. Kendisi aşk haline geldiği zaman, aşkı beklemiyor, dışarıda aramıyor artık.

Murat Tali: Yani kendin aşk haline geldiğin zaman, aşık olduğun kişiden o enerjiyi ne kadar alırsın almazsın o ayrı ama, o enerji o kadar fazla yayılıyor ki buna uygun insanlar sana geliyorlar. Kendin sevgi olduğunda herkes bunu merak da ediyor. Bunu bana çok soruyorlar mesela…

Bunun için siz çabalıyor musunuz mesela?

Murat Tali: Hayır, hiç…

Bir arayış içerisinde misin?

Murat Tali: Hayır, kesinlikle değilim.

Şimdi mesela, aynı şeyi yine söyleyeceğim. Bu çalışmayı yaptığım kişiler hiç daha önce olmadığı bir şekilde çevresindeki insanlar; ‘seni seviyorum’ veya başka sevgi sözcükleri kullanmaya başlıyorlar. Aslında sen bir şey yaptın mı onlara? Hayır…İhtiyaç ortadan kalktı bu sefer sen daha çok sevgiyi görüyorsun. Bu içe dönme değil. İçe dönme sadece şurasıdır. Varoluşun yansıması. İçte bir şey varsa, koşul beklenti. O şekilde bir çalışma yapıyorsun, dışarıda bunun yansımalarını görüyorsun. Senin içine dönmek, hani içine kapanmak değil bu. O yüzden dışarıdaki yansımayı tamamen değiştiriyor. İnsanlar şunu öğrenmeli; Aşk içinde olmak için koşulsuz sevgi içerisine girmeyi. Yoksa hep böyle sınırlı ilişkiler içerisine girip, arayışlar olur.

İşte sözcüklerimiz ve sohbetimiz ile biz bedensel ve ruhsal olan aşkı bir araya getirmek ve sizlere ulaşmak istedik. Çok güzel, aşk dolu yüreği olan harika bir insan tanıdık ve ‘sevgililer günü’ olarak kutlanan bu güzel günde aşkla coşan sohbetiyle okuyucularımızla da buluşturmaktan sevinç duyduk.

Aşk dolu günler ve yaşamlar yaşamanız dileğimizle…

Biyografi: Deniz Şiva Oflaz

Deniz Şiva Oflaz
Deniz Şiva Oflaz

1978-Antalya/Kumluca doğumlu. Deniz Şiva Oflaz. Ortaokul yıllarından itibaren Türk ve Batı Müziği üzerine eğitim aldı. Amacı doğu ile batıyı, sol beyinle sağ beyini birleştirmek oldu ve çalışmalarını bunun üzerine yaptı her zaman. Bir müzik adamı olmaktan çok müziğe, evrene açılan bir kapı olarak baktı. Lise yıllarında bulduğu bir meditasyon kitabı ile meditasyonla yolculuk yapmayı öğrendi.

Üniversiteyi İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuarı’ nda okuyan Deniz Şiva Oflaz üniversite yıllarında, ses ve frekans fiziği üzerine çalışmalar yaptı. Bu dönemde yine dalga fiziği ve kuantum fiziği üzerine araştırmalar yaparak, Kuantum Fiziği ve sicim teorisini sesle adapte etmek üzerine çalıştı. Üniversiteden sonra yine İTÜ’ nde girdiği Türk Müziği Yüksek Lisans Programında da Müzikal Kompozisyon üzerine ağırlıklı çalışarak, tezini Ses ve Kayıt Teknolojileri üzerine verdi.

Bu yıllarda müzik eğitimciliği de yapan Oflaz, aynı zamanda enerji tedavileri üzerine çalışmaya başladı. Yüksek Lisans sırasında ve sonrasında Reiki, Biyoenerji gibi enerji tedavileri ile ilgilendi bu konuda eğitimler aldı ve araştırmalar yaptı.

Evrenin sonsuz düzeni ve ruhsal dönüşüm üzerine yazdığı Işığın Müziği adlı kitabı 2011 Temmuz ayında Postiga Yayınları aracılığıyla yayınlandı. Yazacağı diğer kitapları ile ilgili çalışmalar devam etmektedir.

Parapsikoloji ve Ruhsal Yetilerimiz