Toplumsal huzur için barış ve ilerleme: Ama nasıl?

Toplumsal yaşamda huzuru sağlayabilmenin iki temel ayağı vardır: Barış ve ilerleme.

Toplumsal yaşamda huzuru sağlayabilmenin iki temel ayağı vardır: Barış ve ilerleme. Ama nasıl? Olması istenen mi? Olması gereken mi?

Toplumsal huzur için barış ve ilerleme

Barış ve ilerlemenin sağlanması için insanların farkında olması gereken bakış açıları vardır:

Barış için gerekli olan ilk bakış açısı farklılıklara saygı göstermektir. Farklılığın anormal bir durum olmadığını, insan olmanın bir gerekliliği olduğunu insanların anlaması gerekir.

İlerleme içinse toplum olarak çözümcü bakış açısına sahip olmamız gerekir. Burada ilerlemeden kastettiğim sadece teknolojik gelişme ya da zenginleşme değil. Sorunlarına çözüm üretebilen bir toplum olabilme, iyiliğini istemeyen güçlerin hemen gazına gelmeyecek bir toplum olabilme; kısaca icatçılığın değil, insanlığın ilerlediği bir toplum olabilme.

Yazının bu bölümünde kısaca bahsettiğim barış ve ilerleme için gerekli olan bakış açılarını yazının geri kalan kısmında detayları bir şekilde açıklamaya çalışacağım.

1- Barış İçin Farklılıklara Saygı

Olgu ortadadır. Herkes bu olguya kendince bir yorum yapar. Buraya kadar her şey normaldir. Ancak doğrunun her baktığın yerden farklı göründüğü unutulduğunda, farklı düşüncelere tahammülsüzlük kendini göstermeye başlar. Aydınlık yerini gaddarlığa bırakır. Bir de güzel kendini kandırdı mı insan iş sarpa sarar. “Ben haksızlığa gelemiyorum kardeşim, sabredemiyorum bunlara.” Hele karşıt yorum hayatta kabul edemeyeceğin uç bir noktadansa… Ondan sonra o ona atar suçu bu buna. Diyalog kurulamaz. Nasıl kurulsun ki O buna göre zalim, vatan haini; bu şuna göre gerici; şu ötekine göre dinsiz imansız. Hadi bulun orta noktayı da kurun diyaloğu.

Toplumsal yaşamda huzuru sağlayabilmenin iki temel ayağı vardır: Barış ve ilerleme. Ama nasıl? Olması istenen mi? Olması gereken mi?

Belki birçoğumuz görmüşüzdür. Ancak konuyla ilgili güzel bir örnek olduğu için internette gördüğüm bir resimden bahsetmek istiyorum. 6 sayısının alt ve üst tarafında duran iki kişi. Alttan bakan için sayı 6, üstten bakan için 9. Peki gerçekte sayı kaç? Ya da gerçek, kişilerin baktığı yer gibi bir nedenle bile değişebilir mi? Galiba bu örnek değişebileceğinin basit bir göstergesi.

 İnsan objektif bir inceleme yapmaya çalışsa da genellikle deneyimlerinin,  önyargılarının, yetiştiği ya da benimsediği ideolojik ortamın vs. etkisiyle bir “doğru ölçütü” belirliyor. O ölçüte aşırı derecede güveniyor.  Ölçüt soyut ölçülen de soyut olunca ölçütün güvenilirliği ve geçerliliği nasıl yüzde yüz doğru olabilir? Bunun doğru olması için insanların tamamının aynı tarih, aynı ideolojik bakış açısı, aynı sosyolojik toplum vs. ortak özelliklere sahip olması gerekir. Ve tabii ki her biri ayrı bir dünya olan insanların bir fabrikanın ürettiği aynı tür ürün gibi birbirine tıpatıp benzemesi beklenemez.

Gerçeğe ya da doğruya ulaşmaya çalışmak için tabii ki gayret göstermemiz gerekmekte. Çünkü aksi takdirde ilerleme ve onun için gerekli olan değişim mümkün olmaz. Ancak bu gayreti gösterirken doğrunun bu kadar farklı görünebildiğini unutursak; Türkiye gibi çok kültürlü bir toplumda huzuru sağlamak mümkün olmaz.

Doğrunun ne kadar farklı göründüğüyle ilgili Montaigne’in çarpıcı bir örneğini vermeden geçemeyeceğim.

Mesela bizler, bir insanın babasını yemesinden daha korkunç bir şey düşünemeyiz. Ama eski kavimlerde böyle bir gelenek vardır. Hem de bunu saygı ve sevgilerinden yaparlarmış; isterlermiş ki ölü böylelikle en uygun, en onurlu bir mezara gömülsün. Vücudu ve anıları yok olmasın; çocuklarının ta içine yerleşsin. Sindirme ve özümleme yoluyla çocukların diri bedenlerine karışıp orada yeniden yaşasın. Böyle bir boş inancı taşıyan insanlar için, anasını babasını yerin dibine gömmenin, topraklarda çürütmenin korkunç günah sayılacağı açıktır.

Toplumsal huzuru sağlamak için çıkılan yolda ilk unutulmaması gereken şey bahsettiğimiz gibi doğrunun farklı yorumlanabileceği gerçeği. Peki bu yeterli midir? Bence hayır. Sırada olayın ikinci boyutu olan “İlerleme İçin Çözümcü Bakış Açısı” var.

2- İlerleme İçin Çözümcü Bakış Açısı

Olanı Anlamak. İnsan; durumlara, olaylara, fikirlere, nesnelere, problemlere öncelikle olanı anlamaya çalışarak bakabilmelidir. Biraz kafası çalışan herkes problemi anlamanın, çözmek için ön koşul olduğunun farkındadır. Tabii bazıları çok uçmuştur. Kişi tek renk gören renk körü gibidir. Onun gözünde bütün problemlerin nedeni aynıdır. Onu başbakan yap; problemleri hemen çözecek, milleti refaha ulaştıracaktır!

Toplumsal yaşamda huzuru sağlayabilmenin iki temel ayağı vardır: Barış ve ilerleme. Ama nasıl? Olması istenen mi? Olması gereken mi?

Olması istenen mi? Olması gereken mi?

Olanı anlamak kısmını geçtikten sonra zihinde bu iki seçenek çıkar karşımıza.

a) Olması istenen mi?

b) Olması gereken mi?

İnsanlar yeni bir konuyu araştırırken, var olan bir olgu üzerine tartışırken zihin olarak, psikolojik olarak bu iki seçenekten birini işaretleyerek işe başlar. Bu iki seçeneği ifadeye dökmekte biraz zorlansam da, herhalde “olması gereken” ve “olması istenen” kavramları demek istediklerimi açıklayacaktır.

Bu iki seçeneği konuyla ilgili yönleriyle kısaca tanımlamaya ve örneklemeye çalışacak olursak:

Kavram Tanım Örnek
Olan Var olan, ortada olan gerçek. Ölmüş olan kimse, maktul.
a) Olması istenen Olan ya da olacakla ilgili beklentilerle gelişen önyargılar Katilin kim olabileceği
b) Olması gereken Olanın daha iyi olmuş ya da problemin çözülmüş hali. Katilin kim olduğu

Diyelim ki bir problemin ne olduğunu anladık. Sıra geldi onun nedenlerini bulmaya. Örneğin Eğitim sisteminin nasıl daha iyi bir hale gelebileceği ya da terörün nasıl sona erdirilebileceği. İşte insanın “olması gereken mi”,”olması istenen mi” soruları arasında seçim yaptığı yer burasıdır. Bu bir bakıma düşünce de kolaya kaçıp slogancı mı olacağının, yoksa zoru sevip çözümcü mü olacağının tercihidir.

Kişinin olaya “olması istenen mi”, “olması gereken mi” bakış açılarından hangisiyle baktığı ifadelerinde gizlidir. Olması istenen bakış açısında demagoji çok iyi olabilir ama ana düşünce sadece slogandan ibarettir.  Olması gereken bakış açısında ise ifadeler çözüme dönük sorgulama şeklindedir. Bu bakış açısına sahip olan biri eleştiri yaparken de, bir öneri sunarken de bunun olabilirliğini önce kendisine sorar. Eleştiriyi çözüm için yapar, karşı tarafı yargılamak veya taraftardan puan kapmak için değil.

“Olması istenen”(Slogancı) bakış açısı “Olması gereken”(Çözümcü) bakış açısı
Terörü ortadan kaldırmanın zamanı gelmedi mi? Terör sorunu neden çözülemiyor?
Eğitim haktır ve parasız olması gerekmez mi? Eğitimin parasız olmasının önünde hangi engeller var?

Kısaca insanlar doğruya ve gerçeğe ulaşmada, problemleri çözmede yol alabilmek için öncelikle her yönüyle olan biteni anlamaya çalışmalı; sonra da bunun üzerine “olması gereken” bakış açısıyla çözüm odaklı düşünme alışkanlığına kavuşmalıdır. Aksi takdirde Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri süregelen, ya da sonradan ortaya çıkarılan; öldü zannedilip tekrardan hortlatılan sorunlar çözüme kavuşturulamayacaktır.

Sonuç

Türkiye Cumhuriyeti gibi çok kültürlü toplumların en büyük sıkıntılarından biri; iyiliğini istemeyen güçlerin desteğiyle ortaya çıkan “öteki” sorunudur. Emperyalizmin taktiği olan “Böl-Parçala-Yok Et” tuzağına düşmemek için insanlarımızın farklılıklarının sorun değil; zenginlik olduğunu unutmamak gerekir.

dünya barışı toplumsal ilerleme


İnsanlarımızın öncelikle fikri, görüntü, davranış vb. farklılıklarına hoşgörülü olmayı öğrenmeliyiz. Çağdaşlık, Milliyetçilik, Dindarlık, Solculuk vb. her ne çatının altında kendimizi hissedersek hissedelim; bizim gibi olmayanları yaşanan sorunların temel nedeni olarak görmekten vazgeçelim. Kendi düşüncemizi yukarı çıkaracağız diye birilerini ya da birilerinin düşüncelerini yok sayma, aşağılama yoluna gitmeyelim. Bu bakış açısı bizim belki haklı olmamızı sağlar; ancak getireceği sonuç beklenen sonuçla aynı olmaz. Tabii tek beklentimiz haklı olmak değilse.

Son olarak bütün yazıda anlatılan bakış açısını tek cümleyle ifade etmeye çalışarak bitirelim. “Önce farklılıklara saygı, sonra olanı anlama, sonra da çözümcü bakış açısı”.

Alıntı Yapılan Kaynak: Montaigne Denemeler, Michel De Montaigne, Tutku Yayınevi, Editör Füsun DİKMEN


Önce bir düşman yarat; Sonra o düşmanı yen