Kansere İnat Çocuklar Gibi Gülümse!

Kanser, çağın vebası olarak bilinen bir hastalıktır. Artık neredeyse grip salgını kadar çokça görülen bu hastalık nedir, nasıl baş edilir, ne tür önlemler almak gerekir diye kısa bir araştırma yaptım. Ben bu araştırmayı yaptım, ama bu hastalığın ne olduğunu hepimizin iyi bildiğini düşünüyorum. Asıl mesele ise hepimizin bildiklerini, kaçımızın kullandığı! Ama şöyle bir gerçek var ki; hayat içerisinde başımıza her ne gelirse gelsin, her şeye inat gülümsemeyi başarabiliyoruz.

kanser

Öyleyse haydi!

[quote] Kanser ile Savaş Haftası’nda tüm bildiklerimizi bir kez daha hatırlarken, çocukların yaptığı gibi her şeye inat  gülümseyelim!”[/quote]

Sağlık sorunuyla başedebilmek için gönüllü kanser ve tedavisi hakkında doğru bilgileri edinmelerinin sağlanması gerekmektedir. Bu amaçla Kanser Araştırma ve Savaş Kurumunun önerisi ile 1956 yılında Nisan ayının ilk haftası ülkemizde Kanser Savaş Haftası olarak kabul edilmiştir.

Kanser, günümüzün en önemli sağlık sorunlarından birisidir. Tanı ve tedavisindeki yenilikler, sağlık kuruluşlarından yararlanma olanaklarının artması, diğer hastalıkların tedavisindeki gelişmeler ve buna bağlı olarak ortalama yaş süresinin uzaması gibi çeşitli nedenlerle kanserin önemi daha da artmakta; her gün daha çok sayıda kanserli hastaya tanı konulabilmektedir. 1956 yılında Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu’nun çabaları ile yurdumuzda ilk kanser hastanesi, 1956 yılında Ankara’da açılmıştır.

Kanser nedir?

Vücudumuzda tüm organlar hücrelerden oluşur. Hücreler vücudumuzun en küçük yapıtaşlarıdır ve ancak mikroskopla görülebilirler. Sağlıklı vücut hücreleri (kas ve sinir hücreleri hariç) bölünebilme yeteneğine sahiptirler. Ölen hücrelerin yenilenmesi ve yaralanan dokuların (Vücut içi ve dışındaki) onarılması amacıyla bu yeteneklerini  kullanırlar. Fakat bu yetenekleri de sınırlıdır, sonsuz bölünemezler. Her hücrenin hayatı boyunca belli bir bölünebilme sayısı vardır. Sağlıklı bir hücre gerektiği yerde ve gerektiği kadar bölüneceğini bilir. Buna karşın kanser hücreleri, bu  bilinci kaybeder,  kontrolsüz bölünmeye başlar ve çoğalırlar. Kanser hücreleri birikerek tümörleri (kitleleri) oluştururlar, tümörler normal dokuları sıkıştırabilirler, içine sızabilirler ya da tahrip edebilirler. Eğer kanser hücreleri oluştukları tümörden ayrılırsa, kan ya da lenf dolaşımı aracılığı ile vücudun diğer bölgelerine gidebilirler. Gittikleri yerlerde tümör kolonileri oluşturur ve büyümeye devam ederler. Kanserin bu şekilde vücudun diğer bölgelerine yayılması olayına metastaz adı verilir. 

Kanserin Sebepleri

Beslenme, hava kirliliği, radyasyon, sigara, çevre kirliliği, gıda katkı maddeleri ve çeşitli toksinlerin yaptığı hasar gen fonksiyonlarını bozduğu (Mutasyon) için hücreler aşırı şekilde ürer. Hücrelerin aşırı şekilde üremesini dizginleyen genler ise aktiviteleri azaldığı ya da bu aşırılıklarla baş edemediği için kanser oluşur. Yiyeceklerimiz ya da diğer çevresel faktörlerde bulunan kanser ajanları DNA’ larımıza bağlanarak hasara uğratır. Hasar kritik düzeye ulaşınca da normal hücreler kanserli hücreler haline dönüşür. Sağlıklı bir insan vücudunda bulunan DNA onarım enzimleri ve diğer gen koruyucu mekanizmaları 24 saat içinde hasarın yüzde 90’ını temizler. Her insan hücresinde günde yaklaşık 10 bin mütasyon olur. Eğer DNA onarım enzimleri yoksa ya da yetersiz çalışıyorlarsa bu mütasyonlar hızla kansere yol açar.

Hücrelerin DNA onarım kapasiteleri sınırlıdır; sonsuz değildir. Bu nedenle gen koruyucu mekanizmalar son derece önemlidir. Genlerin korunmasındaki en önemli faktör ise onları besleyen besin maddeleri ve vitaminlerdir.

Kanserin Belirtileri

  • Vücudun herhangi bir yerinde bir tümör (Ele gelen şişlik veya sertlikler)
  • Ses kısıklığı veya belirli bir sebebi olmayan öksürük, geçmeyen öksürük
  • Göğüs ağrısı
  • Yutma güçlüğü ve hazım bozuklukları
  • Kol ve omuz ağrısı
  • Kemik ağrısı
  • Kilo kaybı, ani zayıflama veya iştahsızlık
  • Baş ağrısı
  • Sarılık
  • İyileşmeyen yaralar
  • Dışkılama alışkanlıklarında değişiklik (İshal veya kabızlık)
  • Makat veya rahimden gelen anormal kanama veya akıntılar.
  • Ben ve siğillerde görülen anormal değişmeler, koyulaşma.

Kanserin Tanı Yöntemleri

  • Muayene
  • Akciğer Grafisi
  • Abdominal Ultrasonografi
  • TİT (Tam İdrar Tetkiki)
  • CBC (Tam Kan Tetkiki)
  • CEA (Karsiyoembriyojenik Antijen)
  • Gastroskopi veya Rektoskopi
  • Dışkıda Gizli Kan Testi
  • HbsAg
  • HCV

Ayrıca ek olarak kadın hastalara;

  • Meme Ultrasonografisi,
  • Ca 15-13,
  • Vaginal Smear,
  • Ca 125

Ayrıca ek olarak erkek hastalara;

  • PSA (Prostat Spesifik Antijen)
  • PAP (Prostatik Asit Fosfataz) testleri uygulanarak check-up tamamlanır.

Amerikan Kanser Cemiyeti 2003 Yılı Kanserde Erken Tanı Önerileri

Kanser tipi Risk grubu Test ya da işlem Sıklık
Meme 20 yaş üzeri kadın Kendi kendini meme muayenesi
Klinik meme muayenesiMamografi
20 yaştan sonra her ay
20-39 yaş arası 3 yılda bir
40 yaşından sonra her yıl
40 yaşından sonra her yıl
Kalınbarsak 50 yaş üzeri
Erkek ve kadın
Dışkıda gizli kan testi
ya da
Fleksibl sigmoidoskopi
ya da
Dışkıda gizli kan testi ve Fleksibl sigmoidoskopi
ya da
Çift kontrastlı baryumlu barsak filmi
ya da
Kolonoskopi
50 yaşından sonra her yıl50 yaşından sonra her 5 yılda bir50 yaşından sonra her yıl dışkıda gizli kan testi ve 5 yılda bir fleksibl Sigmoidoskopi50 yaşından sonra her 5 yılda bir50 yaşından sonra her 10 yılda bir
Prostat 50 yaş üzeri erkek Parmakla rektal muayene
ve prostat spesifik antijen Testi (PSA)
PSA testi ve parmakla muayene
50 yaş üzeri olup 10 yıl yaşam
beklentisi olanlarda yılda bir
Serviks Kadınlar Pap testi Servikal kanser taraması ilk cinsel temastan 3 yıl sonra başlamalıdır. 21 yaşında taramalar her durumda başlatılmalıdır. Tarama her yıl klasik Pap testi ile, ya da 2 yılda bir likit Pap testi ile yapılmalıdır. 30 yaş ve üzerinde 3 normal testi takiben taramalar 2-3 yılda bire geçilir. 70 yaş ve üzerinde 3 ve daha fazla normal testi olanlarda (son 10 yılda hiç anormal Pap testi yoksa) ve total histerektomi olanlarda servikal kanser taraması kesilebilir.
Kanser Kontrolu 20 yaş üzeri
erkek ve kadınlar
Peryodik sağlık muayenelerinde kanser açısından özellikle tiroid, testis, over, lenf nodları, ağız boşluğu, deri muayeneleri yapılmalıdır. Ayrıca tütün ve sigara, güneş ışınları, beslenme, risk faktörleri, cinsel konular ve çevresel maruziyetler açısından danışma verilmelidir.

Kanserli Hastalar İçin Egzersizin Önemi

İngiliz yardım kuruluşlarından Macmillan Cancer Support’un yayımladığı “Move More” adlı raporunda, kanser hastalarının her hafta iki buçuk saat egzersiz yapması gerektiği belirtiliyor. Kuruluş, kanser tedavisinin ardından tavsiye edilen istirahatin, artık eski bir düşünce olduğunu söylüyor. [box_light]Yapılan araştırma, egzersizin kanserden ölüm riskini azaltabileceğini ve tedavinin yan etkilerini en aza indirebileceğini gösteriyor.[/box_light]

“American College of Sports Medicine” dergisinde yayımlanan raporda, birçok kanser türünün tedavisi sırasında ve sonrasında yapılan egzersizin güvenli olduğu ve hastalıktan kurtulanların hareketsiz kalmamaları gerektiği bildirildi.
Macmillan Cancer Support yöneticisi Ciaran Devanen, tavsiye edilenlerin çok ağır değil, bahçeyle uğraşmak, tempolu yürümek ya da yüzmek gibi egzersizler olduğunu söyledi. Raporda, aktif olmanın, tıpkı yorgunluk ve kilo almada olduğu gibi, kanserle ve tedavinin yan etkileriyle başa çıkmada yardımcı olabileceği yer aldı. Devanen, tedavi sırasında yapılan fiziksel aktivitelerin hastanın yorgunluğunu arttırmadığını, aksine tedaviden sonra enerji kazanmayı sağladığını, ayrıca egzersizin kalp hastalığına yakalanma ve kemik erimesi riski ile hastalıktan ölüm ve kansere tekrar yakalanma olasılığını azaltabileceğini söyledi.

Kanserli Hastalar İçin Beslenmenin Önemi

Hastalıkta Enerji Ve Protein Gereksinimi

Beslenme ile kanserin yakın ilişkisi olduğu biliniyor. Kanserli hastalar kilo kaybeder. Kilo kaybeden hastaların günlük enerji ve protein alımları normalin altına düşer. Protein alımı ile de total vücut potasyumunun, total vücut suyu ile ilişkili olduğu saptanmıştır. Vücut ağırlık kaybının yağ, su, yağsız vücut kütlesi, azot ve potasyumu yansıttığı bilinmektedir.
Kanserli hastaların %50’sinde tat duygusunun değiştiği bilinmektedir. Bu hastaların en az %40 ‘ının bir besin maddesinden nefret ettiği de görülmüştür.

Yapılan araştırmalarda yüksek protein içeren gıdaların; et, balık, tavuk vs. hastalar tarafından istenmediği bilinmektedir. Bunların yerine yumurta ve peynir tercih edilmektedir. Yüksek kalorili gıdalarda tatlılar gibi az sevilenler arasındadır.

Çeşitli araştırmalar tümör büyümesinde yalnız başına karbonhidrattan gelen enerjinin, konakçının beslenme durumunu etkilemediğini göstermiştir. Yalnız başına aminoasitler içinde aynı şey gözlenmiştir.

Vitamin ve minerallerin tedavide kullanılmaları

A vitamini

Günümüzde ratinol ve analogları çeşitli kanserlerin önlenmesinde ve tedavisinde kullanılmalıdır. Değinmek istenilen diyetle alınan vitamindir. Sigaranın akciğer kanseri riskini arttırdığı bilinmektedir. Hastalık riskinin süt ve havuç tüketenlerde azaldığı ileri sürülmektedir.

C vitamini

Kemik metastazlı hastalara yüksek dozda c vitamini verilmesiyle kemik ağrılarının azaltılacağı görüşü savunulmaktadır. Ağrıların azalmasının c vitamininin tirozin metabolizmasındaki etkinliğinden dolayı olabileceği düşünülüyor.

Folik asit

Oral kontraseptik alan kadınlarda 3 ay süre ile günde 10 mg folik asit verilmesi servikal kanserin riskini düşürdüğü sanılmaktadır. Bazı tümörlerde folat kullanımının arttığı bilinmekte ve bu durum vitaminin pürin ve primidin sentezindeki önemli rolüne bağlanmaktadır. Tümörlü dokudaki büyüme normalden fazla olduğu için yetersizliğin büyümeyi geciktirebileceği düşünülmüştür.

B 12 vitamini

Folat yetersizliğinin tümör üzerinde yaptığı etki gibi B 12 vitamini analoglarının

da tedavide kullanılabilecekleri düşünülmüştür. Akut B 12 vitamini yetersizliği vitamin analogları kullanılarak oluşturulmuş ve antineoplastik sonuç vermiştir.

Tiamin

Kanserli hastalarda tiamin yetersizliği riski olduğunu ve bunun sitotosik ilaçlarla daha da arttığı bilinmektedir. Bazı ilaçlarla birlikte vitamin verilmesi hastaların tedaviye cevabını arttırmakta ve kendilerini iyi hissetmelerine neden olmaktadır. Örneğin 5-fluorouracil gibi.

Mineraller

Vitaminler gibi minerallerinde kullanımları halen tartışma halindedir. Bazılarının verilmesi olumlu etki yaparken, bazıları ise tümör gelişimini hızlandırmaktadır. Çinko bu minerallerdendir. Çinko yetersizliği olan çeşitli kanserli hastalara operasyondan sonra mineralin verilmesi sağlık durumunda olumlu etki yapmıştır.

Müziğin Kansere Etkisi

New York – ABD’de ki Drexel Üniversitesinden Joke Bradt, müzikle tedavinin ya da müziğin kanser hastalarına etkilerinin gözlendiği, son 30 yılda yapılan ve 2 bin kadar hastayı kapsayan araştırma sonuçlarını inceledi.

[quote]Müzik hem ruhun, hem bedenin gıdasıdır.[/quote]

müzik kanserKanser tedavisiyle birlikte şarkı söyleyerek ya da bir enstrüman çalarak gerçekleştirilen müzikle tedavi alanların, sadece kanser tedavisi görenlere kıyasla daha az kaygılı olduğu belirtilirken, ayrıca bu tedavi yönteminin hastanın daha az ağrı hissetmesini ve ruh halinin düzelmesini, bununla beraber, müziğin hastaların kalp ritminin dakikada 4 kez daha az atmasını sağladığı belirlendi.

Bradt ve ekibi, müziğin kanser hastalarının anksiyete, ağrı hissi, yaşam kalitesi, kalp ve solunum ritmi ile tansiyon sorunlarına olumlu etkilerinin bulunduğunu da vurguladı.

Müziğin depresyon ya da bitkinliğe etkisinin olmadığını belirten Bradt, bu durumun, birçok araştırmada, müzikle tedavinin tek seans yapılması ve müzik türü konusunda hastalara fazla seçenek verilmemesinden kaynaklanıyor olabileceğine dikkati çekerek, ağır depresyon durumunda, sadece bir seans süren müzikle tedavinin durumu tersine çeviremeyeceğini ifade etti.

Kanserde Psikolojik Destek

Kanser tanısının konulması ve bu hastalıkla baş etmek zorunda kalmak her insan için oldukça zor ve yıpratıcı bir deneyimdir. Tanı ve tedavi süreci, hasta ve yakınları için fiziksel ve psikolojik bir zorlanma dönemi yaratır. Bu süreçte tedaviye ek olarak alınan psikolojik destek, hem hastaya ve yakınlarına mücadele için gerekli psikolojik gücü sağlamalarında hem de yalnız olmadıklarını hissetmelerinde yardımcı olur.

Kanser tanısı sonrasında hasta ve yakınları, hastalığa, tıbbi bakım ve tedaviye, bedensel değişikliklere, ağrılara ve hastalık sebebiyle hayatlarının fiziksel, ruhsal ve sosyal alanında yaşanan tüm değişikliklere uyum sağlamaya çalışırlar. Bu psikolojik uyum sürecinde, hastalığa düşünsel, duygusal ve davranışsal tepkiler verebiliyorlar. Zamanla ve kişiden kişiye farklılaşan bu tepkiler aslında kişinin hastalığa uyum çabalarıdır.

Kanser hastalarının çoğu tanı ve tedavi sürecinde yakınlarını üzmemek için, yaşadıkları kaygı, korku veya öfkeyi ifade etmekten kaçınırlar. Gerçek duygu ve düşüncelerinin onları daha fazla üzeceğine inanırlar. Oysa hastaya en büyük desteği verebilecek kişi yine kendi yakınıdır.

Kanser tedavisinde psikolojik desteğin amacı; hastalığa karşı gelişen olumsuz düşünce ve duyguların, tepkilerin rahatça ifade edilip anlaşılmasına çalışarak hastanın tedavi sürecinde ve sonrasında günlük yaşamına mümkün olduğunca çabuk ve sorunsuz devam etmesini sağlamaktır. Psikoterapi ortamı, kişilerin duygu ve düşüncelerini yargılanmayacakları, destek görebilecekleri bir ortamda rahatça ifade etmelerine olanak tanımayı amaçlar.

Kanser tedavisi sürecinde, hastalar kendi sınırlılıklarını kabul etmeyi, becerilerini tanımayı, hedef koymayı, başkalarından destek istemeyi öğrenirler. O ana dek, hayatları; olumsuzluklar, tatminsizler ve gerçekleşmeyen hedeflerle mücadele ederek geçmiş kişiler, o anı, o günü yaşamanın değerini anlayarak, yaşamdaki güzel şeylere odaklanarak yaşamlarındaki olumlulukları arttırabilirler. (Prof.Dr. Ayşen Yücel)

İngiliz bilim adamları, pozitif düşünen ve kendini mutlu hisseden kanser hastalarının vücudunda salgılanan serotonin maddesinin, kanser hücrelerinin kendi kendini yok etmesini sağladığını ortaya çıkardı. Serotonin maddesi özellikle lenf kanserine yol açan hastalıklı hücreler üzerinde etkili oluyor. Bilim adamları, vücudun salgıladığı doğal bir kimyasal madde olan serotoninin, insanın ruh halini dengede tuttuğunu ve eksikliğinin depresyona yol açtığını belirtiyor.

Kansere Karşı Koruyucu Etkisi Olan Bitki ve Meyveler

Ege Üniversitesi Tıbbi Onkoloji Ana Bilim Dalından Doç. Dr. Canfeza Sezgin, kansere karşı koruyucu etkisi olan bitki ve meyveleri kitaplaştırdı.

  • Aloe veranın, cilt kanserlerinden korunmada yararlı olabileceği düşünülüyor.
  • Arı poleni, akciğer, beyin, kalın bağırsak, lösemi, malign, melanom, meme ve prostat kanserinde etkili. Ayrıca akciğer kanserine karşı koruyucu.
  • Biberiye, akciğer, cilt, kalın bağırsak, lösemi ve meme kanserine karşı koruyucu.
  • Karayılan otu, prostat kanserinin tedavisinde etkili.
  • Brokoli, idrar yolları ve idrar torbası, kalın bağırsak ve meme kanserleri ile mücadelede etkili ve koruyucu.
  • Buğday çimi, meme kanserinde etkili.
  • Deve dikeni, akciğer, baş-boyun, idrar yolları ve idrar torbası, kalın bağırsak, prostat kanserine karşı etkili.
  • Cezayir menekşesi, çeşitli organ kanserleri, lenfoma ve löseminin tedavisinde yardımcı. (Ancak, doktor kontrolü dışında kullanılmaması gerekir. Zararlı yan etkiler yapabildiği unutulmamalı)
  • Çemenotu, kalın bağırsak, karın zarı, kemik, lösemi, meme kanserinin tedavisinde etkili.
  • Kızılcık, akciğer, baş-boyun, kalın bağırsak, karaciğer, meme, prostat, yemek borusu ve yumuşak doku kanserlerinde etkili.
  • Çörek otu, akciğer, baş-boyun, kalın bağırsak, karaciğer, karın zarı, lösemi, lenfoma, meme, pankreas, prostat, yumuşak doku kanserlerinin tedavisinde yardımcı.
  • Beyaz, kara ve kırmızı dut, yüzyıllardır geleneksel Çin ve Japon tıbbında kullanılıyor.
  • Ekinezya, kalın bağırsak ve pankreas kanserinde etkili.
  • Greyfurt, kansere karşı koruyucu etkisi var.
  • Isırgan otu, prostat kanserinde etkili.
  • Karahindiba, kalın bağırsak  karaciğer, lösemi, malign melanom, meme ve rahim kanserinin tedavisinde yardımcı olabileceği düşünülüyor.
  • Keten tohumu, kalın bağırsak, malign melanom, meme ve prostat kanserinde etkili.
  • Kudret narı, baş-boyun, cilt, idrar yolları ve idrar torbası, lenfoma, lösemi, malign melanom, meme ve prostat kanserlerinde etkili.
  • Nar, baş-boyun, kalın bağırsak, lösemi, meme ve prostat kanserlerinde etkili. Narın, ayrıca kansere karşı koruyucu etkisi var.
  • Ökse otu, akciğer, baş-boyun, karaciğer, karın zarı ve meme kanserinde etkili.
  • Sarımsak, meme kanserinde etkili. Sarımsak, ayrıca kalın bağırsak, mide ve prostat kanserlerine karşı koruyucu etkisi bulunuyor.
  • Üzümde bulunan kimyasal maddelerin, kanser, kalp-damar hastalığı, sinir sistemi hastalıkları üzerine koruyucu ve tedavi edici özellikleri olduğu saptanmıştır.
  • Yaban mersini, kalın bağırsak ve lösemide etkili. Zencefil, akciğer, kalın bağırsak, karaciğer, lenfoma, lösemi, malign melanom, meme, mide, pankreas ve yumurtalık kanserinde etkili.
  • Zerdeçal, baş-boyun, cilt, idrar yolları ve torbası, kalın bağırsak, meme, mide, pankreas ve rahim ağzı kanserinde etkili. Yeni yapılan çalışmalar, zerdeçalın kanser hücrelerinin çoğalmasını engellediğini ortaya koydu. Zerdeçal kanser hücrelerini yaşatan enzimin aktivitesini azaltıyor.

Yararlanılan Kaynaklar:

http://www.istanbulsaglik.gov.tr

http://www.turkkanser.org.tr

http://www.kanserveyasam.org

http://kansercesitleri.com/

http://www.kanserliyiz.com

http://www.bilkent.edu.tr

http://www.hurriyet.com.tr

http://www.kanseroloji.com

http://lokman-hekim.net

PAYLAŞ
Önceki yazıİçimdeki Karanlık Bitti Mi Ki Dışarıya Bakıyorum?
Sonraki yazıMeltem Şahin’in Nasreddin Hoca İllüstrasyonları İtalya’da Sergilendi
1973 İstanbul doğumluyum. 'İlgi alanlarım şunlar ya da bunlar' diyemem. Her şey ilgi alanıma girebiliyor. Orta okul zamanlarımda tuttuğum günlük sayesinde, kalemin sırdaşlığını keşfettim. Sırdaşlık dediğim şey, zamanla kelimelerin dansına döndüğünde 'yazmalıyım' dedim ve iki senedir yazıyorum. Sosyal Sorumluluk Projelerine karşı olan hassaslığım, günün birinde beni İndigo Dergisi ile buluşturdu. Kutsal amaçlar üzerine gerçekten azimle mücadele veren; dernek, vakıf, kurum ya da kuruluşların çalışmalarına aktif olarak katılmaktan mutluluk duyuyorum. Engelli bireylerin aileleri ve toplum içindeki uyuşmazlıklarını çocukluk yaşlarımdan itibaren derin bir yara olarak görmüşümdür. On dört yaşındaki oğlum Cansın'da, engellerini azimle aşmaya çalışan bir delikanlıdır. Beni en çok mutlu eden şey; konuşamayan yüreklerin sesi olabilmektir. Yazdım, yazıyorum ve yazacağım. Yaptım, yapıyorum ve yapacağım.