Oblivion

Yönetmenliğini Joseph Kosinski’nin yaptığı ve başrolünde Tom Cruise’un oynadığı, uzun zamandır beklenen bilimkurgu türündeki Oblivion 12 Nisan 2013 tarihinde vizyona girdi.

Film, izleyicilerini 2077 yılındaki Dünya’ya götürüyor ve insanlığın makinelerle olan mücadelesini konu alıyor.

Scav Ordusu, önce Ay’ı tahrip ederek, Dünya’nın dengesinin bozulmasına ve depremlerle tsunamilerin yerküreyi yaşanamaz duruma getirmesine neden olmuştur. Nihayetinde Dünya’yı da istila eden Scavlar’a karşı insanlar giriştikleri savaşı kazanmıştır. Savaş sonrasındaysa insanoğlu, kullanmak zorunda kaldığı nükleer silahlardan dolayı harap olan Dünya’yı terkederek çareyi Satürn’ün uydusu olan Titan’a yerleşmekte bulmuştur. Dünya’daysa hala buradan doğal kaynak sağlayan makineler olan İHA’ların bakım ve tamiratından sorumlu olarak görev yapan Jack Harper rolündeki Tom Cruise ile onun partneri rolündeki Victoria ise yaşadıkları kulede görevlerinin tamamlanıp, Titan’a dönmeyi beklemektedirler.

Oysa Jack, hafızaları silinmiş olsa da, rüyalarında hep aynı yeri ve aynı kadını görmektedir. Zaman zaman da kuralları çiğnemek pahasına görevinin dışına çıkmakta ve insanlığa dair uğraşıların özlemini duymaktadır. Bir gün Scav denilen düşman tarafından yakalandığında bildiği tüm gerçeklerin koca bir yalan olduğunu, başta tereddüt ederek de olsa kavraması uzun sürmeyecektir.

Jack’i yakalayan grubun lideri olan veGerçeği arıyorsan bulacağın yer burası” diyen Morgan Freeman’ın canlandırdığı Beech ise bir insandan başkası değildir.

Binlerce kilometre yükseklikteki kule adı verilen barınaklar, keşif gemisi ve İHA denilen ölüm makineleri gayet iyi tasarlanmış ve geleceğe dair inandırıcılığı sağlamayı bilmiş. Düşlerden ve göl kenarına uzanmaktan arda kalan zamanlarda yüksek tempo ve heyecan yeteri kadar sunulmuş. Ancak Tom Cruise’un “Görevimiz Tehlike” serilerinden daha farklı bir performans ortaya koyduğunu söylemek zor. Bunun yanı sıra bir bilimkurgu karakteri olmaktan daha öte bildik bir macera kahramanı izlenimi uyandırıyor.

Oblivion Poster

Ursula K.Le Guin; “Bana göre bilimkurgu geleceği öngören kehanetler silsilesi değildir. Bilimkurgu derdimi daha rahat anlatma biçimidir” der. Bu bağlamda film de aslında bilimkurgu penceresinden insanlığın düşebileceği bir durumu ve makineleşmenin varabileceği nihai noktayı göstermeyi çalışıyor. Derdini bu şekilde anlatmayı seçmesi bakımından makul olsa da, Ay’ın ve sonra Dünya’nın nasıl ve neden istila edildiğinin pek net anlatılmaması önemli bir eksik yan olarak kalıyor.

Filmin hikayesindeki gerçekse başkadır. Ortada Scav diye bir düşman hiç yoktur. İnsanlar kandırılmış ve makinelerin esiri olmuştur. Jack ile kapsülün içinde delta uykusundayken bulduğu karısı Julia, Titan’da insanlığın yaşamadığını Dünya’da hayatta kalan bir grup insan tarafından öğrenmişlerdir. Hatta İHA tamircisi olan Jack, kendisinin bile Tet denilen ana makine tarafından klonlanarak, istismar edildiğini görmüştür. Ama Scavlar’la ilgili gizem filmin çok başında çözüldüğü için merak uyandıracak fazla bir durum kalmıyor.

[quote]

Tron Efsanesi’nin de yönetmeliğini yapmış olan Joseph Kosinski, kendi çizgiromanını beyazperdeye taşımış oldu.

[/quote]


Bunu yaparken 2077 yılının dünyasını görsel olarak göstermekte başarılı sayılabilir, fakat makinelerle insanlığın mücadelesine dair meselenin ruhunu iyi anlatmış sayılmaz.

Bu arada Oblivion nedir diye soracaklar için insan kahramanlarımızın hafızalarının silinmesi ve gerçekliklerinin unutturulması nedeniyle bu “Unutma, Unutulma” diye ifade edilebilir.

Filmlere puan vermeyi hiç sevmesem de, bir bilimkurgu tutkunu olarak ancak, on üzerinden altı buçuk ila yedi puan arası bir puan verilebileceğini düşünüyorum. İyi seyirler!