Çözüm Sürecinin 1993’ten Alması Gereken Dersler

Tarih tekerrürden ibarettir der bir kaide. Bir kuralsa tarihten ders alınması gerektiğidir. Bugün gerçekleştirilen barış sürecinde de tarihin tekerrür etmemesi için, gereken dersler alınmalıdır. Bkz. 1993 

1993 yılında denenmiş çözüm süreci ve barış

1993 yılında denenmiş çözüm süreci

Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne miras kalan problemler, ‘Misak-i Milli ve Musul’ meselesi, cumhuriyetin ilk dönemlerinde Kürtlere karşı geliştirilen politikalar, her ne kadar İslamcı bir isyan da olsa Kürt meselesiyle birlikte anılan Şeyh Said İsyanı, Dersim isyanı, darbeci zihniyetin Kürtlere karşı tutumları, PKK’nın ve siyasi uzantısı gibi gözüken son aldığı ad itibariyle adı Barış ve Demokrasi Partisi olan siyasi grubun ortaya çıkışı, doğuda yapıldığı söylenen faili meçhul cinayetler. Yani konu çok boyutlu ve derin. Bugün yaşanılanları daha iyi anlamamız için hepsini ayrı ayrı araştırmamız gerekmekte.

Bu yazıda ise daha yakın tarihte 1993 ’te denenmiş olan çözüm sürecinden ve o süreçten bugün almamız gereken derslerden bahsetmek istiyorum. Çünkü sürecin işleyişi bugüne çok benziyor. Biraz araştıran ya da yaşı müsait olanlar şimdi yaşananların çok benzerinin 1993 ’te de gerçekleştiğini görecektir.

Peki neydi o zaman problemin çözülememesinin nedeni?

Apo tek taraflı ateşkes ilan ediyor. Bazı şartlar ileri sürüyordu. Önce kısa süreliğine verilen ateşkes sonra süresiz olarak uzatılıyordu. Bu jestlere karşılık o zaman ki hükümeti oluşturan Başbakan Süleyman Demirel ve Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü ile Cumhurbaşkanı Turgut ÖZAL görünürdeki şekliyle bu barışın sağlanması için ellerinden geleni yapıyordu. PKK’lı teröristlerden silahlı çatışmaya katılmayanlarını affedecek kanuni düzenleme, olağanüstü hal bölgesi valiliğinin kaldırılması gibi sözler veriliyordu. Devletin en üstü olan Cumhurbaşkanı ve Başbakan birlikte doğu illerine geziye gidiyor ve halka vaatlerde bulunuyordu. Başbakan Süleyman Demirel Kürt kimliğini tanıyacağız diyordu. Kansız, barış içinde bir nevroz bile kutlanmıştı o dönemde. Ne kadar da bugüne benziyor değil mi? Sonu benzemesin!

Nisan 1993 ’te 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölmesi/öldürülmesi sonra Mayıs 1993 ’te 33 silahsız askerin Bingöl’de şehit edilmesi. Bir anda her şey tepetaklak oldu. Ağızlar susup silahlar konuşmaya yeniden başladı. Yeniden her yıl binlerce insanın hayatını kaybettiği çatışmalara devam edildi.

Turgut Özal’ın ölümü hala araştırılıyor. Kesin bir sonuç yok. 33 askerin şehit edilmesi emrini kimlere hizmet eden, kimler verdi? Bunun cevabı da henüz net değil. Yapılan katliamın Ergenekon’la bir ilişkisinin olup olmadığı da araştırılanlardan. Olayda daha pek çok soru var. Sivil durumda olan askerler neden korumasız sevk edilmişti? Olayın faili olarak gözüken o zamanların PKK liderlerinden ve şu an tutuklu olan Şemdin Sakık var. Şemdin Sakık kendisinin orada olmadığını iddia ediyor. Katliamdan gazi olarak kurtulan askerlerden Osman Partal’ sa Şemdin Sakık’ ın da orada olduğunu söylüyor.

Sonuçta tamamen aydınlanmayan iki vaka

1. Turgut Özal öldü mü / öldürüldü mü? Öldürüldü ise kimler ve neden yaptı?

2. Barış süreci devam ederken 33 askerin şehit edildiği Bingöl katliamı kimlerin emriyle ve hangi amaçlarla yapıldı?


Bugün çözüm süreci devam ettirilirken Allah korusun yine aynı senaryoların yaşanmaması için tarihten ders alınmalı ve kesinlikle provokatif eylemlerin olabileceği unutulmamalıdır. Kesinlikle askeri olarak da hükümet olarak da her şey bitmeden gevşeme olmamalı, PKK ile çatışmalar devam ediyormuş gibi tedbirlere devam edilmelidir. Halkın ise provokatif eylemlere karşı dikkatli olması ve bilinçlendirilmesi gerekmektedir.

1993 ’te Cumhurbaşkanı ANAP’tan, Başbakan DYP’den Başbakan Yardımcısı ise SHP’dendi. Bu da PKK terör örgütü karşısında politika geliştirirken bir yandan da yanındakilere dikkatle bakmayı gerektiriyordu. Şu an ki hükümet belki birçok yönüyle eleştirilebilir ama şu gerçek ki o yıllardaki hükümetlerden çok farklı. Öncelikle eli daha güçlü. % 50’lik bir oy desteği ile tek başına iktidara gelmiş bir parti. Cumhurbaşkanı da Başbakan da aynı siyasi gruptan olan, bu nedenle de aralarında siyasi hesaplaşma olmayan iki lider. Evet süreç oldukça hassas. Ancak bu hassas süreci yürütebilecek güç bu hükümetin yanında var.  Çözüm sürecinin sonunda geçmişte yaşanan hüsranların yaşanmaması ve bu kez barışın inşa edilebilmesi ümidiyle…

Yararlanılan Kaynak: Arşivci-Kürt Meselesi Belgeseli