Sorgulamak mı Yoksa Tefekkür mü?

Kendini, hayatı ve evreni anlamak için her yerde kullanılan tek bir tabir vardır. “Sorgulayınız!”

00034qek

Deneyimlerimin doğrultusunda bu kavram ile tefekkürü karşılaştırma gereği hissettim ve bu da bu konuyu yazıya dökmeme vesile oldu.

 

“Sorgulama” ile “Tefekkür” bir tutulur. İkisi de, soru sorup düşünme yetimizi kullanarak başladığımız, fakat biri kalp gözünü açarken diğerinin kalbi körleştirmesiyle sonuçlanan iki ayrı kavram.

İkisi de soru sorar. Tefekkürün özünde anlamak, anlamaya çalışmak varken sorgulamanınsa özünde şüphe vardır.

Tefekkür, bir meditasyon şeklidir

Herhangi bir konu, bir nesne hakkında derinlemesine düşünme sözkonusudur. Burada zihin devreden çıkar. Zihindeki sesler susar. Aksine zihin tefekkür ettikçe berraklaşır ve meditasyon halindeki durumuna gelir. Zihin tüm düşüncelerden kurtulur ve kişi bütün uzuvları ile uyum haline geçip gördüğü hakikatin kendisi olur.

Sorgulamada bir taraf tutma söz konusudur

Soru sorar ve konuya şüphe ile yaklaşır. Kişi çözmek istediği konuyu düşündükçe şüphe veren düşünceler (vesveseler) ardı ardına gelir ve en sonunda kişinin düşünme sistemini alt üst eder. Gözüyle gördüğü gerçekliğin bile gerçek olduğuna inanmaz.

Tefekkür, gözlemlemektir. Her insanda gözlemleyen bilinç mevcuttur ve bu bilinçte yargılama yoktur. Keşfedilmek istenen konu her ne ise o konuya odaklanma ve izleme sözkonusudur. Konuya gözlemleyen bilinç ile yaklaşılır ve bu bilinçte farkındalığın artmasına sebep olur. Farkındalık arttıkça üçüncü göz dediğimiz kalp gözü devreye girerek, görünenin ardındaki görünmeyenler de görünür hale gelir.

Tefekkürde niyet;  saf ve temizdir, anlamaya yönelik yapılır

Niyet bir yargıya varmak değil, anlamaktır. Tefekkür ettikçe idrak artar ve niyet bir yargıya varmak olmasa bile kişiyi bir sonuca götürür. Neyin ne olduğu, görünen ve görünmeyendeki hakikatler ortaya çıkar.

Sorgulamada niyet; doğru ya da yanlış olanın ne olduğunu bulmaya çalışmaktır. Özünde şüphe vardır, konuyu irdelerken dışsal veya içsel olarak sorduğu soruların kökü şüpheye dayanır. Örnek vermek gerekirse; sorguya çekilen her kişiye ilk başta suçlu olarak bakılır ve suçlu olup olmadığının kanıtı aranır, yani sorgulamada bir taraf tutma sözkonusudur. Şüphe vardır, bir tez atılır ortaya ve sonrasında doğru ve yanlış olup olmadığının kanıtı aranır. Bu durum; bir alışkanlık, bir karakter özelliği olduğu zaman kişiye ruhsal hatta bedensel olarak zarar verici boyuta gelir.

Tefekkür, sevginin açığa çıkmasını sağlar. Tefekkür ettikçe kişi olaya, kişiye veya herhangi bir nesneye duyduğu olumsuz, gerçek dışı inanç ve düşüncelerinden sıyrılıp, korkunun yerine daha fazla sevginin içine doğru akmasını sağlamış olur. Tefekkür ettikçe koşulsuz sevgi açığa çıkar.

Sorgulamanın derininde korku vardır. Şüphe ve kibrin arkasına saklanan korku. Kendine karşı zarar gelecek korkusu, teslim olma korkusu gibi…

Tefekkürde olan her ne ise olduğu gibi kabul edilir. Kabul ve teslimiyet vardır. Sorgulamada ise kabul yoktur, ‘neden’ sorusu baskın hale gelir. Neden sorusunun altında gizli bir kibir ve öfke vardır. Tefekkürde de neden sorusu sorulur, fakat bu sorunun altında kabul, anlama, öğrenme ve keşfetme isteği vardır.


Başlıktaki soruyu şimdi size soruyorum. Sorgulamak mı, yoksa tefekkür mü? Kendini, hayatı, evreni, Yaradan’ı anlamanın yolu sorgulamak mıdır, tefekkür müdür?

Hayat, bana verdiği deneyimlerle bu soruyu sormadan cevabın tefekkür olduğunu söyledi. Siz de kendi deneyimlerinizi, yaşantınızı gözden geçirin. Doğru cevap kalbinize fısıldanacaktır…

Cemalnur Sargut ile Tasavvuf Üzerine

İnsanın Kendini Tanıması ve Tasavvuf