Hukukun üstünlüğü: Tam bağımsız ve tarafsız yargı

Yargının ana işlevi “adaletin gerçekleşmesini” sağlamaktır. Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı tam olarak sağlanmadığı sürece hukuk, bizzat sorun üreten bir kurum olacaktır!

Hukukun üstünlüğü: Tam bağımsız ve tarafsız yargı

Avrupa Komisyonu ve Liberal Düşünce Topluluğu işbirliğiyle yapılan kamuoyu araştırmasında sorulan; “Türkiye’de mahkemeler, kanunları adil ve tarafsız olarak uyguluyor mu?” sorusu karşısında araştırmaya katılanların %64,5 bunların uygulanmadığını, %60’ını oluşturan büyük bir çoğunluk mahkeme kararlarını adil ve tarafsız bulmadıklarını belirtmişlerdir. Fikir belirtmeyenlerin oranı ise %14,3’tür. Yine aynı araştırmaya katılanların % 47,8’i mahkemelerin insan haklarını ihlal ettiğini belirtmiştir.

Ne yazık ki hukukun üstünlüğü kavramı ülkemiz siyasetinde  iktidarın üstünlüğü olarak algılanmaktatır. Birçok dava da siyasal olarak görülmekte ve vicdanlarda derin bir yara bırakmaktadır. Anayasası  güçler ayrılığı ilkesiyle, yasama, yürütme ve yargının birbirlerini etkilemeden fonksiyonlarını icra etmesini hedeflemiş olmasına rağmen, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığını güvencelere bağlayamamış olmasından dolayı ülkemiz, günümüzde içiçe girmiş ve birbirini denetlemekten uzaklaşmış bu erkler sayesinde adalet mekanizmasının bizzat sorun üreten bir kurum haline gelmiş olmasında başrol oynamıştır.

Her ne kadar yargı bağımsızlığı, yargının siyaset ve iktidara bağımlı olmamasını ifade etmekte olsa da adalet mekanizmasının keyfi uygulamaları, birey hak ve özgürlüklerinin korunmasını temel anlayış haline getirecek zihniyet değişikliğinin başka baharlara kalmasına sebep olmaktadır.

Kuruluş gerekçesi yürütme ve yasama faaliyetlerinin birey hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla anayasaya uygunluk denetimini yapmakla mükellef olan anayasa mahkemesi de kararlarıyla malesef bu dönemde tersine bir süreç izlemektedir.

Tüm bu sürecin ardından yasama yürütme ve yargısı tek elde toplanmış ülkemizde de özgürlükten, hukukun üstünlüğünden, demokrasiden söz etmenin pek manası yoktur.

“Yargımıza güvenelim. Çıkacak sonuçlar hukukun gereğidir.”

Ülkemizde yaşanan hukukun siyasallaşması sorunu da, ancak hukuk devleti ilkesinin tam olarak uygulandığı bir anayasal çerçeve, anayasal ilkelere uygun olarak çıkarılan yasalar ve hukuk devleti ilkesini her şeye rağmen koruyan bağımsız, etkin, birey hak ve özgürlüklerini en üstte tutan mahkeme ve hakimler ile çözüme kavuşturulabilecektir. Bu imkanlar sağlanmadığı sürece de  yargıyı kendi hedef ve çıkarları doğrultusunda kullanan iktidar sahiplerinin “Yargımıza güvenelim. Çıkacak sonuçlar hukukun gereğidir.” şeklindeki kulağa hoş gelen açıklamaları da, gönüllerde oluşan iktidarın yargıyı, halkının sevmediği öteki yarısını sindirmek ve cezalandırmak için kullandığı hissini silemeyecektir.


İktidar sahipleri unutmamalıdır ki demokrasilerde muhalefet düşman değil, sadece iktidarın denetleyicisidir.

Hepimizin hafızasına not etmesi  gereken diğer bir husus da insanları bir araya getiren ortak değerlerin varlığıdır. Bu değerler millet olmanın aracıdır. Bu büyük pastanın harcını ortak dil, ortak kültür, ortak tarih, ortak bir toprak parçası, bayrak ve akla gelmeyen pek çok unsurla milletin en büyük temsilcilerini oluşturmaktadır. Ayrıca var olan bu ortak değerlerin çokluğu da millet bütünlüğünün teminatıdır. Bu pastanın üzerindeki mumlar da anayasal hak ve güvenceler, demokrasi ile birlikte olmazsa olmaz olan hukukun üstünlüğüdür. İktidarın temel  görevlerinden biri de bu mumları muhafaza etmek ve söndürmemektedir.

İktidarda kim olusa olsun şunu bilmelidir ki yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı tam olarak sağlanmadığı sürece söndürülen her mum gün gelip tekrar yanacak, kim olursa olsun hukuku arka bahçesi olarak görenlerden hesap soracaktır.


Türkiye’de hukuk ve adalet sistemi nereye gidiyor?