Çözüm Sürecine Karşı Çıkanların Nedenleri ve Diren Barış

30 yıldır devam eden terör olaylarında bugüne kadar 30.000’ den fazla insan hayatını kaybetti. Boşaltılan köyler, ağır ekonomik sıkıntılar, aşırı iç göçün getirdiği sosyal problemler… Terörün ülkeye zararları ortadadır. Çok fazla söze hacet yok.

Hükümet bu sorunu çözmek için öncelikle açılım adı altında bir alt yapı çalışması yaptı. Bu süreçte Cumhuriyet tarihinde belki ilk defa Kürt sorunu olduğu kabul edildi. Sonrasında geliştirilen çözüm süreci yanlışıyla doğrusuyla devam etmekte.

Sürece neden karşı çıkılıyor? Bunu sadece iyi niyetli-kötü niyetli karşı çıkışlar olarak sınıflandırmak basit ve yetersiz olacaktır. Biraz daha ayrıntılı düşünmek gerekir.  

1. Vur-kır-parçala diyenler…

‘’Çözüm süreci ne? Düşmanla aynı sofraya oturulur mu? Yıkın kandili bitsin bu iş.’’ diyenlerden bahsetmeye gerek var mı bilmiyorum. Bir yerleri yok ederek, yakarak, yıkarak bu işin çözülemeyeceğini artık anlamak zor olmasa gerek. Sadece geçen yıl 1000’den fazla olmak üzere 30 senede 22000’ den fazla PKK’ lı öldürüldü. Buna rağmen hiçbir caydırıcılık hissetmeden PKK’ ya katılımlar devam ediyor.  Anlaşılıyor ki kandili yıkmak kandili bitirir, PKK’ yı değil. Hem asıl bitirilmesi gereken PKK değil; halkın bir kısmının devlete olan kinleri ve bu kinle büyüyen çocukların algısı…

2. Açıklanmayan pazarlıklardan ve örgüt liderinin muhatap alınmasından rahatsız olanlar…

Barış sürecine katkıda bulunuruz ama örgüt lideri muhatap alınmasın diyenler’’ arasında derdi sadece tekere çomak sokmak olanlar… Onlara çok bir şey anlatamazsın. Çünkü onların derdi çözümden ziyade çözümcüyle, üzümden ziyade bağcıyla… Ancak gerçekten bu sürece karşı çıkmaktaki tek nedeni, örgüt liderinin muhatap alınması olanlar da yok değil.

Bir pazarlık var mı, varsa ne gibi tavizleri içeriyor?  İmralı ile; MİT aracılığıyla, avukatlar aracılığıyla, BDP milletvekilleri aracılığıyla görüşüldüğü ortada. Peki bu yanlış mıdır?

Benim kanaatim odur ki; hapisten gönderdiği mektupla, her sene kötü olayların yaşandığı nevruzun olaysız geçmesini sağlayacak nüfuzda birini bu sürecin dışında tutmak mümkün değildir. Ne kadar hoşumuza gitmese de, doğuda onu Kürtlerin önderi olarak gören azımsanmayacak sayıda insan var. Ki bu güce ulaşmasında, Kürt halkının üzerinde nüfuz sahibi olmasında suçu mevcut hükümette bulmak yanlıştır. Cumhuriyet tarihimize dönüp bir bakmamız gerekir. Hangi politikalar, sosyolojik problemler ve olumsuz hadiseler, bazı insanların PKK’ ya destek vermesine neden olmuştur?

savaşa hayır

3. Bu süreci mevcut iktidarın başlatmasından rahatsız olanlar…

Mevcut iktidarın süreci başlatmasından rahatsız olanların bir kısmı, hükümet kendisine güven vermediğinden dolayı kaygılıdır ve bu anlaşılabilir. Ancak bazıları bağnaz bir tutum takınmakta; hükümetin bu işi başarmasındansa, çatışmaların devam etmesini tercih etmekte…  Yani iktidarın başarısız olması, oy kaybetmesi bazıları için terörün bitmesinden çok daha önemli! Gezi Parkı olayları, Lice’ de olan olaylar, Cizre’ de olanlar gibi bulduğu her krizi fırsat görüp ‘’Açılım güle güle’’ , ‘’Bay bay çözüm süreci’’ , ‘’Al sana çözüm süreci’’ kafasıyla ortaya çıkanları hatırlamak mümkün.

Otuz senedir belki ilk defa bu kadar uzun süredir çatışma haberi, şehit haberi gelmiyor.  İlk defa alışılmış siyasi barış demeçlerinin üstünde somut bir şeyler yapabilen bir hükümet var. Tabi şunu da söylemek gerekir. İktidar belli ki devlet yönetimine ambargo koyan, hükümetleri sadece hamal olarak gören bazı güçleri aştı. Ancak kendisi de sistem içi örgütlenmeye gidip, güç bende artık moduna girerse o güçlerden farkı kalmaz.

4. Olayın karşı tarafında duranlar…

Sürece yalnızca devlet açısından bakanlar karşı çıkmıyor. İşin bir de ters açısı var. Uludere’de olanların aydınlatılmadığını düşünenler… Kürt sorunundan dolayı halen sürgünde olan, hapis yatan masumlar olduğunu iddia edenler… PKK’ lıların silah bıraktıktan sonra affedilmesini bekleyenler… Doğu-batı, Kürt-Türk ayrımı yapılıyor diyenler… İktidarın Kürtlerle empati kurmadığını ve bu süreçte samimi olmadığını düşünenler… Hükümetin samimiyetini bu sorunları kendi istedikleri şekilde ve bir an önce çözmesine bağlayanlar…

Herkesin diğerlerine karşı empati beklentisi ve kırmızı çizgileri olduğu bir ortamda, tek empati bekleme hakkı olmayansa devlet! Biriyle empati kursa diğerinin kırmızı çizgileri rahatsız oluyor. Diğeriyle empati kursa öbürünün kırmızı çizgilerine takılıyor. İşin karşı tarafında olanların ‘’bizimle empati kurmuyorsun, kuruyorsan neden isteklerimizi yapmıyorsun’’ düşüncesi aslında onların da empati eksikliğini ortaya koyuyor. Düşünmek lazım! Hükümetin kendine vatan haini dedirten bu işe el atması, risk alması ve Kürtlere yapılan hataları kabul etmesi takdire şayan değil midir? Hükümet benim istediğim her şeyi yapabilir mi? Binlerce şehidin olduğu bir ülkede karşı tarafın da duygularını anlamak gerekmez mi? Herkesin yaşadığı acılar ve açılmış yaralar var. Ancak bu yaraların hepsini kapatmak açık söyleyeyim mümkün değil. Çünkü kan davasına dönüşmüş bu yaralar, kangrene ya çevirmiş ya da çevirmek üzere… Bütün bu nedenlerle olayın karşı tarafında duranların makul taleplerde bulunması ve çözüme dönük tavır sergilemesi gerekmektedir.

Silahlar sussun

Ortaya Çıkan Sonuç ve Tartışma

Görüldüğü gibi bir tarafta vur kır parçala diyenler… Bir tarafta silahlara gül takalım içimizde sevgi biriktirelim vs. vs. deyip hiçbir gerçekçi çözüm sunamayanlar… Bir tarafta mevcut hükümete karşı duyduğu kinden dolayı, hükümetin bu işi başarmasından korkup çeşitli bahaneler öne sürenler… İşin diğer tarafında olup hükümetin bir an önce adım atmasını bekleyenler… Bir yandan Güneydoğu’ da  provokatif eylem yapma çabaları…

Yani anlayacağınız iş zor… Allah bu işe el atanların yardımcısı olsun!

[quote]

Ey Oğul!
…Suçlamak bize; katlanmak sana… Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana… Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana… Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana…

… Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır…  

                                                                                                                               Şeyh Edebali’ nin Osman Bey’ e Nasihati’ nden

[/quote]

Engeller, riskler, tuzaklar, hazmedemeyenler ve diğer bütün zorluklarla beraber çözüm süreci devam etmekte. Ya bu işi bilenlere bırakıp, bilmiyorsak susarak katkı vereceğiz…

Ya da eğitim şart, halkı bilinçlendirmek gerek gibi havada kalan ve somutlaşamayan önerilere devam edeceğiz. Haftada bir televizyondaki şehit haberlerine bir buçuk dakika üzülüp sonra unutacağız. Ta ki ateş bizim ocağımıza düşene kadar…


Bu süreçte hatalar olacak… Süreci yürütenler birer insan… Onların da duyarlılıkları var, zayıf tarafları var. Herkesin hassas olduğu bir konuda kimse sıfır yanlışlı, toz pembe geçecek bir süreç beklememeli. En ufak hatada gemileri yakmaya gerek yok.

Ve eleştirilerde olmalı, yapıcı ve gerçekçi eleştiriler… Bizdeki muhalefet anlayışı gibi her hatada, her yanlış sözde ‘’hükümet vatan hainidir’’ , ‘’hükümet iflas etmiştir’’ gibi anlamsız ve samimi olmayan tarzda eleştiriler değil. Siyasilerin yanlışı yermeyi, doğruyu övmeyi öğrenmesi; eleştiriye açık olması, eleştiriden ders çıkarabilmesi medeni tartışma zeminlerini arttıracaktır.

[quote]Yapılan hiçbir yanlışı eleştirmemek korkaklık, yapılan hiçbir doğruyu görmemekse vicdansızlıktır. [/quote]