Prag’da Randevu I: Alfons Mucha

Sanatçı; yaşamı daha ilginç ya da güzel, daha anlaşılır ya da gizemli; belki de en harika yapan kişidir.

Alfons Mucha sanatın ruhani bir mesajı iletmek için varolduğuna inanıyordu. Ticari işlerinden elde ettiği ün ve başarının onu asıl yapmak istediklerinden uzaklaştırdığını dile getirmiş olsa da sergiyi gezerken onun bisküvi kutusuna nasıl yaşam verdiğini kendi gözlerimle gördüm. Ve onun çizgilerine bu denli yakın olduğum için kendimi çok şanslı hissettim.

 

Sanat sonsuzdur ve yeni olamaz.

Alfons Mucha

 

Çizmek Alfons Mucha için çocukluğundan beri vazgeçemediği tutkusu olmuştur. Mucha hiçbir zaman tarzını Art Nouveau (Yeni Sanat) olarak tanımlamamış, kendi tarzını yarattığını savunmuştur. Ve onun herhangi bir sanat akımından ziyade  içten gelen bir stilistik form olduğunu belirtmiştir. Kendisinin Art Nouveau için ilham kaynağı olması ve eserlerinin bu akıma dahil edilmesi hiçbir zaman onu Art Nouveau’nun bir parçası olarak hissettirmemiştir.

 

Sanatçı; yaşamı daha ilginç yada güzel, daha anlaşılır yada gizemli, belki de en harika yapan kişidir.

Alfons Mucha

 

Mucha ve ‘fin de siècle’

Alfons Mucha yaptığı muhteşem  belle époque posterleri ve dekoratif işleri ile yüzyılın bilinen en büyüleyici sanatçılarındandır. Eserleri çoğunlukla Art Nouveau ile ilişkilendirilse de yaptığı dekoratif motiflerde kendi tarzını güçlü bir şekilde yansıtmıştır.

Art Nouveau ile diğer tüm sanat akımları arasında hatta mimari tasarım ve fotoğraf, spiritualizm ile materyalizm, idealizm ile gerçeklik, doğu ile batı, antik ile modern arasında şekillenmeler oluşturmuştur. Aslında bunların hepsi güzellik arayışının yansımalarıdır. Art Nouveau hareketinde de olduğu gibi ‘le style Mucha’  güzelliğin arayışından doğmuştur.

1895 ile 1898 yılları arasında Mucha yaratıcılığının zirvesindeydi. Kendi tarzını geliştirmekle kalmayıp, eserlerine birçok yeni ve özgün form ve motifler ile imzasını atmıştır. Dönem içinde gelen talepler doğrultusunda Mucha artık sadece ressam yada grafik sanatçısı değil; heykel,takı tasarımı ve dekorasyon ile de ilgilenen ve bu alanlarda işler yapan kapsamlı bir sanatçı haline gelmişti.

Peki Mucha ve eserleri nasıl bu denli popüler hale geldi?

Mucha’nın eserleri geleneksel ile modern arasında özgün bir tarza sahiptir. Dinamik çizgilere sahip tasarımlarındaki geometrik dokular ile etkileyici figürlerin sade ve pastel renklerle uyumu mükemmeldir.

Paris dönemin en ışıltılı ve en gözde şehirlerindendi. Mucha içinse en görkemli başarısını elde ettiği şehirdi. Ve o dönemde (19. yüzyılın sonları) ortaya çıkan Sembolizm (simgecilik) başta edebiyat olmak üzere birçok sanat dalını ve sanatçıyı etkisi altına almıştı.

1860-1870 yılları arasında Avrupa’da gelişen bu akım aslında edebi ve entellektüel bir harekettir ve resimde Sembolizm de bunun görsel alandaki yansımasıdır. Sembolizm ilk olarak Fransa’da geleneksel Fransız şiirini teknik ve tema açısından kısıtlayan katı kurallara tepki olarak çıkmıştır. Sembolizm ile sanatçılar gerçeğin doğrudan doğruya betimini reddedip, belirsiz ama derin ve güçlü simgelerle anlatmaya çalışmışlardır.

Mucha da şehirde kendisine çoğunlukla sembolistlerden ve onlara yakın kişilerden oluşan bir çevre edinmiştir. Baudelaire’in ‘Le fleurs du mal’ ve Flaubert’in ‘Hérodias’ gibi dönemin kilit eserlerinden ilham almıştır.

 

Yavrum, sevgilim, sen

Tadını bir bilsen

Orada yaşamanın birlikte!

Keyfince sevmenin

Ölünceye değin

O sana benzeyen ülkede!

Charles Baudelaire – ‘Yolculuğa Çağrı’ şiirinden alıntı.

 

Sanatçıların artistik ifadelerinde genel olarak rüya ve meditasyona dayalı edinilmiş görüntüler ile çiçek sembolizminin sıkça kullanıldığı görülür. Ayrıca İngiliz Ön Raffaeloculuk akımı (English Pre-Raphaelites) da Mucha ile birlikte dönemin diğer sanatçılarına önemli ilham kaynağı olmuştur. Mucha aynı zamanda döneme ait diğer birçok sanatçı ile ortak olarak Uzak Doğu sanatından da etkilenmiştir. Bu sanata ait doğa duygusunun işlenişini baz alarak kendi eserlerine katmıştır. Ve eserlerinde bir çok kez tekrarlanan medusalar, nü figürler, su perileri, periler, dansçılar, stilize saç modelleri, kuğular, uçuş, deniz canlıları, androjen ve melez figürlere rastlarken, renklerin yumuşak geçişi, transparanlığı ve ay ışığının kullanımını ile muhteşem bir atmosfer yaratmış olduğunu açıkca görebiliriz.

 

Sanatta hiçbir şey tek bir irade ile yaratılmaz. Tüm sanat kendini bilinçaltına bırakmanın, teslim etmenin bir sonucudur. Güzelliğe ancak düşüncenin üstünlüğü ile ulaşılır.

Gustav Moreau

 

Mucha sanatının altında bir şeyler yatıyordu ve Paris’e gelmeden önce şehri sallamasının bir nedeni vardı. Mucha’nın işlerinde derin semboller bulunmaktaydı. Onun işleri sadece sanatçı tatmini elde etmek amaçlı boyadığı şeyler değil, hayatın ezoterik yönüne vurgu yapan eserlerdi. Bir şeyler yaratmadan önce belli bir entelektüel birikime sahip olunmasının ne denli önemli olduğunu vurgulamıştır. Leonardo yada Rembrandt gibi sadece eski ustaların işlerini incelemekle kalmayıp muhtemelen Vitruvius gibi mimarları ve aynı zamanda Pisagor gibi birçok antik filozofların öğretilerini ve prensiplerini, kutsal geometri ve numeroloji ile de ilgilenmiş olduğu düşünülmektedir. Sanıyorum ki Mucha’nın en çok hayranlık duyduğu şey insan ruhunun evrimini etkileyen doğa döngüleriydi.

19. yüzyıl sanatında uzun bir çiçek sembolizmi geleneği vardır. Doğanın sahip olduğu sonsuz potansiyel sanatçı için muazzam bir ilham kaynağıdır.

Mucha’nın ‘Ay’ isimli çalışmasına baktığımızda, eserin orkideler ile çevrili olduğunu görürüz. Kadın figürünün saçlarını meşe yaprakları ve krizantem süsler. Orkide sevgi, güzellik, incelik, doğurganlık, düşüncelilik ve olgunluğun cazibesini sembolize eder. Saçta bulunan meşe ise güç ve cesaretin sembolü iken krizantemler sadakat ve sevginin başka bir ifadesidir.

Karanlık gökyüzünü aydınlatan hilal şeklinde Ay’ı ve beş tane yıldızı kadın figürünün arkasında görebiliriz. Ay dişi enerji ve annedir. Bu dönemde Ay’ın enerjisi gayet sezgisel, derin, ince, feminen ve psişiktir. Bahsedilen feminen enerji sadece kadınlar için değildir. Her iki cinsiyet kendi içlerinde dişi ve eril yanı bulundurduğu için, bu enerji her ikisini de geliştirici ve yükseltici yöndedir. Ay’ın hilal hali yeni başlangıçları ve hayallerin gerçeğe dönüştürülmesini sembolize eder. Gökyüzünde bulunan yıldızlar beş tanedir. 5 sayısı Çin’den Hindistan’a ve oradan Güney Amerika’ya kadar her coğrafyada benzer mistik anlamlar ifade etmiştir. Antik çağ bilgelerina göre 5 sayısı kutsaldır. Çinliler kendilerine göre 5 sayısı ile ilgili içinde beş yararlı şeyi içeren bir inanç sistemi oluşturmuşlardır. Buna ‘Wu hing’ adını vermişlerdir. Örneğin 5 yararlı şey içinde toprak, ateş, su, metal, ağaç bulunmaktadır. Bunların gezegensel yöneticileri; dünyayı ve toprağı Satürn, ağacı Jüpiter, metali Venüs, ateşi Mars, suyu Merkür yönetir. 5 ahlaki kural ise; evlat sevgisi, sadakat, evlilik sadakati, itaat ve samimiyeti içerir. Bunlar kişiler arası ilişkileri yönetir. Ayrıca 5 sayısının katlarından da yararlanılır. Örneğin; 1 ile 9 arasındaki sayıların toplamı 45 eder ve bu da dokuz tane 5 eder. Ya da tek sayıların toplamı 25 eder ve bu da beş kere 5 demektir. Burdan yola çıkarak kadın figürünü örten kumaşa daha dikkatlice baktım ve tamamı resmedilen her iki dairesel yıldız motiflerindeki yıldız sayısının 15 olduğunu farkettim. Ve bu da üç tane 5 sayısı eder. Ayrıca merkür gezegeninin sayısı da 5’tir. Ve Merkür suyu yönetir, Ay ise suyun sembolik ruh eşidir, gecenin kraliçesi olması yanısıra.

Ve Ay bize biraz başını öne eğmiş, muzur şekilde bakar. Yüzünde bir çocuk edası sanki biraz önce bir şeyler karıştırmış gibi. Fakat ortada hiç bir utanç ya da sahte tevazu yoktur. Sadece rahat ve doğal bir şekilde göğsünde toplayarak tutar yıldız desenli örtüsünü. Belki de o anda çok da bilinçli değil kendisi. Belki henüz uyanmış ve yatağından doğrulmuş, neler olup bittiğini öğrenmek için.

Alfons Mucha’nın bu serisi en beğendiğim işleri arasında olduğundan ve ‘Yıldızlar’ını da ‘Ay’ı kadar sevdiğim için, onlardan da bahsedemeden edemeyeceğim.

Alfons Mucha, Sabah Yıldızı
(Morning Star, 1902)

Mucha’nın Sabah Yıldızı birden belirir karanlığın içinden aydınlatarak bizleri vücudundan çıkan ışık ile. Yüzü biraz gölgededir aydınlattığı bizlerin aksine. Esere dikkatlice bakarsak eğer; kendisini ipek benzeri bir kumaşın örtmeye çalıştığını fakat vücudunun hala kumaş altından gözüktüğünü görebiliriz. Ve sol eli ile de sanki kumaşı itmek istercesine bir harekete sahiptir. Aslında burada vurgulanmak istenilen cinsellikten uzak olarak figürün masum ve el değmemiş bir Havva havasıdır. O sadece paylaştığı ışık ile yeryüzünde belirir ve yükselir.

Kumaş deseninde ve çerçevede defne çelenkler bulunmaktadır. Defne bitkisi tek başına zafer, ihtişam, soyluluk, ölümsüzlük, üstün fikirlilik, yüksek algı, kavrayış (daha çok büyük resmin tamamını görebilmek anlamında) sembolüdür.

Defne bitkisi Apollon’nun Daphne’ye olan umutsuz fakat sonsuz aşkını aklıma getiriyor.

Daphne için Ay ışığında ormanın derinliklerinde dolaşmak en zevk aldığı şeylerdendi. Bir gün Apollon ormanda Daphne’ye rastlar. Ve onu görür görmez güzelliğinden o kadar etkilenir ki kendini Daphne’nin güzelliğinden alı koyamaz ve peşine düşer. Fakat Eros’un oku ile lanetlenen Daphne’nin kalbi artık aşka kapanmıştır bir kere. Apollon artık Daphne’i gizli gizli izlemekten sıkılmış ve karşısına çıkmıştır. Aniden karşısında beliren Apollon’u görünce Daphne çok korkmuş ve kaçmaya başlamıştır. Apollon peşinden geldikçe Daphne daha çok korkuyor, aşkını anlatmasına rağmen daha hızlı kaçıyormuş. Sonunda o kadar çok yorulmuş ki Daphne Toprak Ana’ya yalvarmış:

‘Ey toprak ana, beni ört, beni sakla, beni koru.’

Daphne’nin bu içten yakarışıyla Toprak Ana onu Defne Ağacı’na dönüştürmüş. Ağaca dönüşmüş Daphne’yi o halde gören Apollon o kadar üzülmüş ki döktüğü gözyaşları ağacın karşısında saygıyla eğilmesine sebep olmuş. Çünkü Daphne ilk defa o zaman anlayabilmiş Apollon’un samimiyetini. Apollon ise o günden sonra Defne Ağacı’nı ‘onur ağacı’ olarak ilan etmiş.

 

‘.. Bundan böyle ben ve tüm kahramanlar senin ağacının dallarıyla süsleyecekler kendilerini. Kokulu saçlarından olan bu ağacın yaprakları yaz ve kış yeşil kalacak ve ben onları taç yapacağım başıma.’

Apollon

 

Kumaş deseninde ve çerçevede kullanılan defne çelenkler, Antik Yunan Olimpiyatları’nda kazananların taktığı taçlardır. Sabah Yıldızı’nın duruşu görkemi ve zafer edasını yansıtmaktadır. Bu bir bakıma Yıldız’ın karanlık geceyi nasıl yendiğini sembolize ediyor olabilir.

Ve Venüs döngüsünün ikinci yarım evresinde Güneş ile karşılaşır. Bu karşılaşma da Akşam Yıldızı‘nı doğurur.

Akşam Yıldızı dinamik bir poz vermiştir Mucha’ya. Omzunun üzerinden bakarak Güneş ışığını ayarlamaktadır, o an. Figür bize doğru ilerlerken bir yandan da geriye doğru kıvrılarak kumaş hareketini yakalamıştır. Süratle yukarı doğru yükselirken birden durmuş fakat giysisi yükselmeye devam etmiştir.

Işığın gölgesi üzerine vurduğundan tam olarak giysinin rengini söylemek zor olsa da koyu gri ve pas kırmızısı tonlarındadır. Gölge dünyanın üzerine düşmekte ve gün geceye varmaktadır.

Akşam Yıldızı gece için elbisesini giymiş bile. Göğsünün ortasından metal halkalarla birleşerek omuzlarına doğru uzanan giysisini çiçek desenli şalı ile tamamlamış. Aynı çiçek eserin çerçevesinde de resmedilmiş. Çiçeğin türü hakkında kesin bir bilgi edinemedim ama muhtemelen zambak ya da çan çiçeği.

Yunan mitolojisine göre zambak, Hera’nın göğsünden akan sütten varolmuştur. Bu sebeple zambak doğum ve annelik ile benzer anlamlar taşır. Hikaye ise Zeus Herkül’ün (evlilik dışı doğan çocuğu) tanrı olmasını istemesiyle başlar. Çünkü Herkül Zeus’un ölümlü bir kadından evlilik dışı yaptığı çocuğudur ve Herkül’ün tanrı olmasının tek koşulu ise Hera’nın göğsünden akan sütü emmesidir. Bunun için de Zeus uyku tanrısı Somnus’u ikna eder ve Hera derin bir uykuya dalar. Sonra Zeus Herkül’ü uykuya dalmış olan Hera’nın göğsüne koyar. Bebek Herkül o kadar şiddetli emmeye başlar ki süt Hera’nın göğsünden fışkırıp akar. Gökyüzüne fışkıran süt ‘Samanyolu’ diye bildiğimiz galaksiyi oluşturur. Aslında galaksi adını eski Yunanca’daki anlamı ‘sütlü, süt gibi, sütsü’ olan ‘galaxias’ ya da ‘süt dairesi’ anlamına gelen ‘kyklos galaktikos‘tan alır. Hatta Samanyolu’nun İngilizce karşılığı ‘Milky Way’ yani ‘Süt Yolu’dur. Ve beyaz zambak Samanyolu’nu oluşturan sütün yeryüzüne sıçramasıyla oluşur.

Sanıyorum ki serinin diğer üç figüründen farklı olarak, Akşam Yıldızı’nın elbisesinin göğüslerini açıkta bırakması buna işarettir. Güçlü bir sembol olarak kullanılmıştır.

Ayrıca Yunanlı erkekler zambağın kendileri gibi sahip oldukları kuvvetli erotizm ve cinselliğe de sahip olduğuna inanırlardı. Bunun sebebi çiçeğin sahip olduğu uzun dişi organının erkek cinsel organı ile bağdaştırılmasıdır. Ve polen de bereketin sembolüdür.

Bazı eski koca karı hikayelerine göre ise hamile kadına iki çiçek uzatılır. Bunlar gül ve zambaktır. Kadın gülü seçerse, bebek kız olacaktır. Kadın zambağı seçerse ise erkek bebek doğacaktır.

Zambak için simgelediği şeyleri şöyle bir sıralarsak eğer; umut, inanç, doğum, saflık, yenileme, söz, tutku, meydana gelmek, iffet, masumiyet, bereket, arındırıcı, annelik, hatırlama, geçiş.

Simya sembolizmine göre zambak Ay ve dişi özellikleri ile ilişkilidir.

Hristiyan sembolizminde ise zambak iffet, masumiyet, saflık ve dindarlığı sembolize eder. Hristiyan sanatında ise zambak Meryem Ana’yla ilişkilidir. Genellikle müjdeyi vermek üzere olan Gabriel’in (Cebrail) elinde tuttuğu bir vazo içinde resmedilir.

Ezoterik sembolizmde ise gelişme, büyüme, ilerleme, özgürlük ve saflık anlamlarına da gelir.

Akşam Yıldızı sol elinde çan çiçeğini tutuyor. Çan çiçeği minnettarlık ve kalıcı aşkı sembolize eder.

Ve Akşam Yıldızı son kez ardındaki güne bakar ve ‘hoşçakal’ diyerek geceye karışır.

Son olarak da Mucha’nın Kutup Yıldızı ve kendisi serinin kalanından birazcık daha farklı.

Kutup Yıldızı diğer iki yıldızın aksine gayet rahat bir şekilde karanlığın içinde duruyor. Ne yükseliyor ne de düşüyor. O sadece gökyüzünde ait olduğu yerde duruyor. Figür bize doğrudan bakmıyor, aslında bizimle ilgilenmiyor. Çünkü kendini yaptığı işe o kadar çok kaptırmış ki, kimseyi umursamıyormuş gibi bir hali var. Adeta çoktan rolüne girmiş ve karakterini tutkuyla yaşatan bir sanatçı, Kutup Yıldızı.

Kutup Yıldızı kuzey kutbundan geceyi yönetiyor ve burası gecenin navigasyonu için referans noktasıdır. Gökyüzündeki tüm yıldızlar ve Ay kendi yörüngelerin dönerken, o değişmeyen konumundadır.

Akşam Yıldızı gibi Kutup Yıldızı da özenli şekilde giyinmiş olsa da bağımsız ve bohem bir havası vardır. Metal kemeri ve dekoratif zincirler ile süslediği belden dökümlü koyu renkli bir eteği ile öylece boynuna sardığı pembe eşarbı var. Üstsüz figürü ile kulaklara Leydi Godiva’nın adını fısıldıyor sanki Mucha.

Leydi Godiva efsanesi ilk olarak 13.yüzyılda kaydedilmiştir. Coventry halkına uygulanan ağır vergi zulmünü sona erdirmek adına Coventry sokaklarında üstsüz sürüşünü gerçekleştirmişti.

Ayrıca seriden 3 yıl önce Paul Gauguin ‘Tahitili  İki Kadın’ (Two Tahitian Women, 1899) eseriyle ‘hala meydanlarda çıplak dolaşabilme yeteneğine sahibiz, hiç bir utanç duymaksızın’ çağrısında bulunmuştur.

Yeniden ve yeniden çıplaklığın doğuştan gelen masumiyeti ve saflığı resmedilmiştir.

Mucha bu kez Kutup Yıldızı’nın saçlarını nergislerle süslemiş. Aynı çiçekleri çerçevede de görüyoruz.


Nergis inanç, dürüstlük, doğruluk, affedicilik, samimiyet sembolüdür. Her ilkbaharda yeniden ordadırlar, en sert kış bile olsa geçirdikleri. Onlar ilkbaharın çiçekleridir ve baharın ilk habercileri.

Yazımın bu kısmını bitiriyorum. Gecikmek istemiyorum. Alfons Mucha ile kahve içmek üzere sözleştik, Kavárna Obecní dům‘da.

Sbohem! (Hoşça kalın!)