Facebook kayıtlarının delil niteliği

Günümüzde internet, özel hayata ilişkin kişisel bilgilerin tutulduğu, hatta ve hatta sır niteliğinde bilgi ve belgelerin saklandığı veya paylaşıldığı bir ortamdır. Özellikle sosyal paylaşım sitelerinde sır niteliği taşıyan özel hayata ilişkin bilgi ve belgelerin paylaşıldığı sıkça görülmektedir.

delil

Bu bilgi ve belgeler bazı davalarda karşımıza bazen delil olarak çıkmakta, boşanmalara ya da tazminatlara sebep olmaktadır. Özellikle Facebook gibi sosyal paylaşım sitelerinden alınan bir fotoğrafın, bir yazışmanın ya da başka bir paylaşım çıktısının mahkemeye delili olarak sunulması durumunda mahkeme bu kaydı geçerli delili olarak nitelendirecek midir?

Her şeyden önce bir delilin mahkemece kabul edilebilmesi için o delilin usulsüz olarak yaratılmamış olması ve hukuka aykırı biçimde elde edilmemiş olması gerekmektedir. Dolayısıyla Facebook’tan alınan bir kaydın mahkemeler huzurunda delil olarak nitelendirilebilmesi için öncelikle usulsüz olarak yaratılmamış olması ve hukuka aykırı biçimde elde edilmemiş olması yanında bu delilin başkaca delillerle de desteklenmesi gerekmektedir. Bu yazımda sosyal paylaşım sitelerindeki kayıtların, Yargıtay nazarında delil niteliği taşıyıp taşımadığını Yargıtay kararlarından alıntılarla irdelemeye çalışacağım.

Bu konuda şu an için referans olarak gösterilecek karar Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 15.02.2012 tarih 2011/2-703 Esas 2012/70 sayılı kararıdır. Bu kararda hangi delillerin hükme esas alınacağı konusunda bir çerçeve çizilmeye çalışmıştır. Bu karara göre bir davada ileri sürülebilecek her türlü delilin mutlaka hukuka uygun yollardan elde edilmiş olması gerektiği belirtmiştir. Kararda Hukuk Muhakemeleri Kanun’a atıfta bulunarak, hukuka aykırı olarak elde edilmiş delillerin ispat gücü olamayacağı vurgulanmıştır.

Kararda hukuka aykırı olarak elde edildiği anlaşılan delillerin, mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamayacağı, yargılama sırasında taraflarca sunulan delillerin elde ediliş biçiminin mahkeme tarafından re’sen göz önüne alınması ve delilin her ne surette olursa olsun hukuka aykırı olarak elde edildiğinin tespit edilmesi halinde, diğer taraf bir itiraz ileri sürülmese dahi mahkemece delilin caiz olmadığına karar verilerek, dosya kapsamında değerlendirilmemesi ilkesi benimsenmiştir.

Ayrıca kararda özel hayatın gizli alanına ve sadece bireyi ilgilendiren alana hiçbir şekilde müdahale edilemeyeceği belirtilerek, buna kişinin cinsel yaşamı örnek verilmiştir. Devamla hayatın bu gizli alanı ihlal edilerek bir delil elde edilmiş ise, bunu, kim, nasıl ve hangi amaçla elde etmiş olursa olsun söz konusu delilin delil olarak kullanılamayacağı belirtilmiştir.

Miras hukukunda saklı pay ve tenkis davası

Yine Yargıtay bu kararında hukuka aykırı yaratılan delilin hiçbir şekilde kabul edilmeyeceğini belirtmesine karşın, hukuka aykırı olarak elde edilen delil konusunda olayın özelliğine göre farklı değerlendirmelerde bulunulabileceğini belirtmiştir.

Hukuk Genel Kurulu bu kararının sonuç kısmında; “Öncelikli olarak özel hayatın gizliliğinin korunmasının esas olduğu; ancak somut olayın özelliğinin bu genel görüşten ayrılmayı gerektiren istisnalar içerdiği; kullanılan deliller çalınmış, tehdit ya da zorla elde edilmiş ise burada hukuka aykırılığın olacağı, hukuka aykırı yollardan elde edilmemiş delillerin ise yasak bir delil olarak değerlendirilemeyeceği; boşanma davasının zaten kişilerin özel yaşamını ilgilendiren bir dava olduğu ve kocanın eşi ile birlikte yaşadıkları mekânda ele geçirdiği eşine ait fotoğrafları, not defterini veya mektupları mahkemeye delil olarak verilmesi halinde, bu deliller hukuka aykırı yollardan elde edilmediğinden mahkemede delil olarak değerlendirileceği; aynı evde yaşayan kadının, kocanın bu delilleri ele geçirilebileceğini bilebilecek durumda olduğu, kocanın yatak odasındaki bir dolabın içinde ya da yatağın altında kadın tarafından saklanan bir not defterini ele geçirmesinin, bu mekân eşlerin müşterek yaşamlarını sürdürdükleri bir yer olduğundan kadın için gizli mekân kabul edilemeyeceği; hiç kimsenin evindeki bir mekânda bulduğu bir delili hukuka aykırı yollardan ele geçirmiş sayılamayacağı, özel hayatın gizli alanlarının, özel hayatın gizli alanını ilgilendiren delillerle ispat edilebileceğini” vurgulamıştır.

Yargıtay Hukuk Dairelerinin sosyal paylaşım sitelerinden alınmış kayıtların delil niteliğine ilişkin vermiş olduğu bazı kararlar şöyledir:

Yargıtay 3.Hukuk Dairesinin 21.01.2013 tarihli kararı, Facebook’tan alınan ve dosyaya sunulan fotoğrafların tek başına delil niteliği taşımadığına ilişkindir. Söz konusu davada davacı yoksulluk ve iştirak nafakasının artırılmasını, davalı ise yoksulluk nafakasının kaldırılmasını talep etmiştir. Davalı davacının bir kişi ile karı koca hayatı yaşadığını bu vakıanın delili olarak da Facebook’tan alınan fotoğrafları sunmuş olup nafakanın kaldırılmasını talep etmiştir. Yerel mahkeme Facebook’tan alınan fotoğrafları yasal delil olarak kabul edip nafakanın kaldırılmasına hükmetmiştir. Yargıtay Facebook’tan alınan ve delil olarak dosyaya sunulan fotoğrafların yasal delil olarak değeri tartışılıp değerlendirilmeksizin hükme dayanak alınması doğru bulunmayarak yerel mahkeme kararını bozmuştur.

Yargıtay 4.Hukuk Dairesi’nin 31.01.2013 tarihli bir kararında diğer delillerle birlikte Facebook’tan alınan fotoğrafları “Güven sarsıcı bir şekilde yakınlık içinde bulunduklarını gösterir fotoğraflar” şeklinde değerlendirerek hükme esas almıştır.

Yargıtay 2.Hukuk Dairesi’nin 27.11.2012 tarihli bir kararında diğer delillerle birlikte dosyada bulunan internet/Facebook çıktılarını delil olarak nitelendirerek, hükme esas almıştır.

Yargıtay 2.Hukuk Dairesi’nin 13.03.2013 tarihli bir kararında davalı kadının sanal ortamda sosyal paylaşım sitesi üzerinden üçüncü kişiyle yapılan mesajlaşmanın delil kabul edip, davacı koca lehine manevi tazminata hükmeden yerel mahkeme kararını bozmuştur. Yargıtay sanal ortamda sosyal paylaşım sitesi üzerinden üçüncü kişiyle yapılan mesajlaşmanın davalı tarafından gerçekleştirildiğini kabule yeterli delil olarak görmemiştir.

Sonuç olarak, bir delilin mahkemece kabul edilebilmesi için o delilin usulsüz olarak yaratılmamış olması ve hukuka aykırı biçimde elde edilmemesidir. Bir delilin usulsüz olarak elde edilmesi ayrı, usulsüz olarak yaratılması ise ayrı bir olaydır. Usulsüz olarak elde edilen bir delil somut olayın özelliğine göre değerlendirilebilirse de; usulsüz olarak yaratılan bir delilin hiçbir şekilde delil olarak kabulü olanaklı değildir. Uygulamada usulsüz olarak elde edilen bir delil ancak başkaca delillerle de desteklendiği takdirde delil olarak değerlendirilmesi mümkündür.