Korku (2)

Durumum ne olursa olsun şu an geçerli ve beklenen değişimler, ileri bir zamanda gerçekleşecek. Yani korku aslında; henüz gerçekleşmemiş, gerçekleşmesi de gerçekleşmemesi de muhtemel ve gerçekleşmesinden hoşlanmayacağım, hatta zarar görebileceğim durumlara bakış açısı olarak tarif edilebilir mi? 

korku 2

Geçtiğimiz ay yazı yazamadım. Çünkü başarısızlık korkusu üzerinde çalışmaya dair başarısız hissettim kendimi. Uymadığım şeyden de bahsetmek istemedim. Hatta bu korku, üzerinde çalışırken daha da büyüdü ve bazı seanslarımı bile erteledim. Ama iyiyim şu an. Daha bir kendimdeyim, daha bir dingin ve cesur…

Madem koca bir süre içinde bu irdelemeyi başarıyla sonlandıramadım, bunun iki anlamı olabilir benim içim: ya korkuyu daha tam olarak bilmiyorum ya da uygun şekilde yaklaşamadım henüz. Belki de ikisi birden…

O sebeple rakibimi biraz daha tanımaya niyetliyim şimdi.

Nedir? Neye benziyor? Ne gibi aksiyonlar alıyor? Ne gibi reaksiyonlar veriyor? Yerine neleri koymayı arzulardım? Esas heveslendiklerim neler? Ve tabi başarılı bir iş çıkarırsam, sonrasına dair ne gibi öğütler çıkaracağım?

Korktuğumuz şeylere yüklediğimiz ve kendimize yüklendiğimiz anlamlar görece farklı olduğu için, ortak tepkiler üzerinden giderek bir tanıma ulaşmaya çalışacağım.

Genellikle nefes alır ve bunu tutarız korktuğumuzda. Kaskatı kesilebiliriz. Algılarımız düşer sanırız, oysa artarlar ve öylesine birbirlerine karışırlar ki, biz düşünme yetimizi kaybederiz.

Korkunca mıknatıs gibi oluruz; korktukça panikler ve panikledikçe daha çok korkarız.

Kısacası; etrafımızdaki ışık azalır, önümüz körleşir, eylemsiz hatta bilinçsiz bir hiç hâline doğru koşarız, karanlıklaşırız.

Bu noktada aklıma bir şey geldi ve kontrol ettim. Bazı resim programlarında, kullanacağınız renkler için, renk paletinden seçebildiğiniz gibi kod girerek de elde edebiliyorsunuz. Ben de “hiç” kavramından ötürü “0” kodunu girdim, haliyle “000000” oldu kodum. Karşıma da pürüzsüz bir siyah çıktı; tıpkı korkumuzun emsali kör bir kuyu gibi, denizin dibinin dibi gibi, kâbuslarımızdaki uzay gibi…

Bu karanlık durum, katil yosunlar gibi hızla yayılıp, tüm aydınlıklara hücum etmiyor mu sizce de? Akıldaki tüm güzelliklere bir virüs gibi yapışıp, anında onları bozuyor ve diğerlerine saldırmıyor mu?

Bu ataklarında yetersiz kalacaklarında ya da güçlendirmek istediklerinde de süvari birlikleri desteğe geliyor; PANİK. Algıda seçimleri kırıyor, ilk sapakta yoldan çıkmaya itiyor, vs…

Burada bir şey dikkatimi çekti: Az ileride yolumdan çıkacaksam ya da mevcudiyetim değişecekse, demek ki şu an bir yol üzerindeyim ki yoldan sapacağım ya da hali hazırda bir şeklim şemailim var ki bu ileride deformasyona uğrayacak…

Durumum ne olursa olsun şu an geçerli ve beklenen değişimler, ileri bir zamanda gerçekleşecek. Yani korku aslında; henüz gerçekleşmemiş, gerçekleşmesi de gerçekleşmemesi de muhtemel ve gerçekleşmesinden hoşlanmayacağım, hatta zarar görebileceğim durumlara bakış açısı olarak tarif edilebilir mi?

Pekâlâ, beni karanlıklara çeken bu olasılıklara bakalım. En kötü, başıma ne gelebilir ki onu yaşamaktan ben bu kadar çok çekiniyorum?

Herhangi bir fikrim var mı?

Hadi 3 korkuda başıma olası en büyük tehlikeler neler olabilir, bakalım. Ben burada örnek yazarken, siz de dilediğiniz şekle çekebilirsiniz.

Başarısızlık korkusu, hamamböceği korkusu ve toplum önünde konuşma korkusu nasıl başlangıç için?

Biri hâlihazırdaki korkum, diğeri vaktiyle yaşadığım bir korku, üçüncüsü ise insanların ölümden çok daha önde tuttuğu bir korku çeşidi.

Eğer topluluk önünde konuşamazsam ya da güzel, ideal şekliyle konuşamazsam, sanırım rezil olurum, yaşadığım toplumda yer bulamam, insanların saygısını kaybederim ya da kazanamam, takdir sunan sevgilerinden mahrum kalırım…

Bulunduğum toplumun beni dışlaması gibi özetleyeceğim bu durum, yaşarken ölmek gibi olduğu için demek ki, ölmekten de çok korkutması muhtemel…

Hamamböceğine bakalım. Bir küçücük hamamböceği bana en kötü ne yapabilir? O küçük şey, hızla üzerime çıkıp, olmayan kocaman sivri dişleriyle beni parça parça ısırabilir ve küçük bedeni ne kadar kırılgan olsa da kıvraklığı sayesinde benden kaçabilir… Ancak ve ancak o saldırabilir ve o istediği sürece ben kaçamam. Tehlikenin kaynağı ne kadar küçük olursa olsun, daha önce o pis şeyler tarafından ısırılıp da sakat bırakılmış kimseyi görmemek ve böylesi bir ilk olmak da istemiyorum…

Böyle bir beyin fırtınası yaparken aklıma geldi de; tehlikelerini abartıyor muyum acaba? Yoksa hareketlerini öngörebilseydim ve dahası; yönetebilecek olsaydım korkmaz mıydım? (Hamamböceği korkum konusunda fikirlerini paylaşarak bana etkili bir yardımı dokunduğu için sevgili Cenk Sertdemir’e teşekkür ederim.)

Şimdi de başarısızlığın getirebileceği en büyük tehlikeler ne olabilir, ona bakalım.

“Başarısız” damgası yiyerek dilediğim etiketlerden mahrum kalmak? Belki.

Arzuladığım saygınlığı görmemek? Belki.

Başarılı olmamak? Belki.

Takdir görmemek? Belki.

Pekâlâ, bu beklentiler ve dış etkenlerle yüklü olası sonuçların derinine insem, bir adım daha ileriyi sorgulasam ve kendi eksenimde ne gibi sorunlar yaşabilirim, bunlara baksam nasıl olur?

Başarısız olursam motivasyonum düşecektir. Bu sebeple özgüvenimi kaybedebilirim. Düşen özgüvenim, motivasyonumu hortlatmamı engelleyecektir ve bu durum bir kısır döngüye girerse, kendi ışığımdan da uzaklaşabilirim. Çünkü özsaygım da düşecektir. İşte sanırım bu bir tehlike, ne dersiniz? Özüme saygım düşecek çünkü.

Yaptığım bir şeyin sonucunun, beklediğim etkileri vermemesi; yani dışarıdan gelen bazı etkenler, benim özümde bazı şeylerin eksilmesine sebep olacak.


Pekâlâ, özdeğerim ne durumda?

Değerimi özümden alır ve onu güçlü tutarsam, acaba korkum nasıl şekillenecek?

Önümüzdeki yazıya kadar bunun üzerinde çalışacağım.