Özgüvenli Çocuğun Yetişmesi İçin Doğru İletişim (2)

Özgüveni yüksek çocuk yetiştirmek için konunun uzmanlarından harmanlayıp oluşturduğumuz anne-babalara yardımcı olacak bilgilere devam edelim ve bu bilgileri iletişim yönünden inceleyelim.

çocuk

Yazının birinci kısmı için tıklayın!

Çocuğa kendi işini kendisinin yapması için fırsat tanınmalı, kendi başına yapabileceği işler bir yetişkin tarafından yapılmamalıdır.

Çocuk normal gelişim süreci içerisinde “ben yaparım” davranışını sergilemeye başlar. Bu davranışına doğru bir yaklaşımla izin verildiği ölçüde çocuk kendi işini kendisi yapacak ve bunun sorumluluğunu alacaktır. Ona bu fırsatı vermelisiniz. Kendi başına giyinmesi, yemesi, oyuncaklarını, odasını toplaması gibi yaşına uygun işleri yapmasını desteklemeli, öğretici olmalısınız. Bu davranışlar küçük ayrıntılardır belki ama çocuğunuzun aldığı mesajlar açısından çok önemlidir. Çocuğunuz tüm bu işleri yaparken büyük bir şevkle yapar. Her şeyden önce sizin ona güvendiğinizi anlar ve kendisini güçlü hisseder. Fakat uzmanların gözlemlerine dayalı olarak toplumumuzda aşırı korumacı anne-baba tutumu yaygındır. Bu tutumu sergileyen ebeveynler, çocuk ne zaman kendi başına bir şey yapmaya kalksa “aman çocuğuma bir şey olmasın”, “eyvah düşecek” deyip peşinde koşturmalar, “sen üzülme yavrum ben yaparım” gibi deyişler ile çocuğu zamanla bağımlı bir kişiliğe büründürür. Okul çağındaki çocukların ödevleri bile büyükleri tarafından yapılır. Sürekli bu şekildeki tutuma maruz kalan çocuk kendisinin aciz biri olduğuna inanıp kendi kendine bir işi yapamayacak duruma gelir ve hep başkalarından medet umar. Elbette çocuğumuza karşı koruyucu olmak sakıncalı değildir. Ama bunu çocuğun normal gelişim sürecini göz önüne alarak ve onun da bir birey olduğunu unutmadan yapmak gerekir. Aşırısı maalesef çocuğu pısırık, aciz, sorumsuz, kendi ayaklarının üstünde duramayan bir yetişkin haline getirir.

Çocuğumuzla nasıl bir iletişim içinde olmalıyız ki hem onu koruyabilmeli hem de çocuğumuz kendi başına bir iş yapabilme gücünü ve bağımsızlığını kendinde bulabilsin. Üstün Dökmen’in bu konuda verdiği örnek, iletişim hatalarımızın farkına varmamıza yardımcı olacaktır:

Çocuğumuz hayatında ilk defa bir basamağa çıkmaya mı çalışıyor; düşecek gibi olursa tutabileceğimiz bir mesafeden izleyelim (koruyucu anne-baba olmuş oluruz). Fakat çıkmasına karışmayalım (çocuğu “adam” yerine koymuş, ona güvenmiş ve kendi başına övünebileceği bir iş yapmasına izin vermiş oluruz). Basamağı çıkıp da sevinince, onun bu sevincine çocuksu bir sevinçle katılalım. “Aferin sana” diyelim, öpelim onu (çocuğa gerekli olan anne-baba sıcaklığını vermiş oluruz).

Sorunu onun adına çözülmemeli, çözüm bulmasına yardımcı olunmalı, alternatifler üzerine düşünmesi sağlanmalıdır.

Aşırı koruyucu anne-baba tutumu, çocuğun sorunu ne olursa olsun sorunu çocuğu adına sahiplenir ve kendileri çözmeye çalışır. Anne-babanın çocuğunu kendi sorununu kendi başına çözemeyecek kadar deneyimsiz görmesi ve sorunlarının çözümü dahil çocuğuyla ilgili her şeyin kendi sorumluluklarında olduklarına olan inancı ile yaptığı bu davranışla çocuk kendi benlik algısına güçsüz olduğu imajını yapıştırır. Zamanla kendine olan güveni zayıflar ve hayatında karşılaştığı sorunlarla başedemeyecek duruma gelir.

Çocuklarınızın sorunlarını onların adına çözmek yerine sizinle paylaşmasını sağlayıp sorununu kendisi çözmesi için ona güç vermelisiniz. Çocukların çoğu sorunlarını dile getirmeyebilir ama farklı şekillerde (normalde yapmadığı davranışlarla) dışa vururlar. Bu, uzmanlara göre onların “lütfen beni anlayın” deme şekilleridir. İlgili her anne-baba çocuğunun bu davranışları karşısında bir sorunun olduğunu anlayabilir. Böyle bir durumda çocuğunuza güven verecek tarzda yaklaşarak sorununu size anlatmasını sağlayabilirsiniz. Ona nasıl güven verirsiniz, ona şefkatle yaklaşarak onu gerçekten anladığınızı belli eden davranışlarınızla.

Çocukların çoğu sorunlarını dile getirmeyebilir dedik ama dile getiren çocukların karşılaştıkları durumda maalesef pek iç açıcı değildir. Anne-babalarının tutumları, sorunlarının üstüne yeni sorunları ekletir. Sorunlarını anlatmak isteyen çocuklara, “çok işim var, sonra konuşuruz, zamanım yok” gibi söylenen sözler ile farkında olmadan ‘sen değersizsin’ mesajını verirsiniz. Böyle bir durumla sıkça karşılaşan çocuk zamanla kendine olan güvensizliğin yanı sıra size olan güvenini de yitirip iç dünyasını kapatır.

Tüm bunların yaşanmaması ve çocuğunuzun sorunları karşısında çözüm bulması için uygulayacağınız iletişim tarzını geliştiren Phillip Mountrose’un beş aşamalı çözüm modeli şudur:

1 – Problem: Çocuğun problemini tanımlayın.

2 – Duygular: Problem hakkında çocuğun ne hissettiğini öğrenin.

3 – Olumsuz İnançlar: Çocuğun sahip olduğu, probleme ve sıkıntıya neden olan, problemin  temelinde yatan inancı, düşünce sürecini keşfedin.

4 – Olumlu İnanç: Akıl yürütme ve sınav tekniği sayesinde çocuğun daha iyi ve geliştirici inanca sahip olmasını sağlayın.

5 – Geleceği Zihinde Canlandırmak: Çocuğun, yeni yerleştirilen düşünce sistemiyle geleceği zihninde canlandırmasını teşvik edin.

Bu yöntem ile çocuk gerçekçi düşünme yeteneğini geliştirecek, olumsuz duygularından kolaylıkla sıyrılabilecek ve herhangi bir sorunda sıkıntıya düşmek yerine çözüm odaklı düşünecek ve sorunlarını kendisini geliştirdiği bir ders olarak görecektir.

Kendi kararlarını verebilmesi, seçim ve tercihlerini yapabilmesi için uygun ortam yaratılmalı; karar, seçim ve tercihlerinin sonuçlarına katlanması sağlanmalıdır.

Konuya bununla ilgili bir örnek vererek başlayalım. Anne-baba ve çocuk ailece dışarıda akşam yemeğindeler. Herkes gibi çocuk da ne yemek istediğini garsona belirtir. Ama aklı da anne ve babasının seçtiği diğer sevdiği yemekte kalır. Bunun olmaması için sipariş vermeden önce baba çocuğuna birkaç defa sorar: kızım/oğlum bu yemeği de çok seviyorsun, emin misin, hangisini istiyorsun? Çocuk ısrarla garsona belirttiği yemeyi yemek istediğini söyler. Siparişi verilen yemekler gelir ve çocuk kendi yemeğini yerken bir gözü de annesi ile babasının yediği yemektedir. Bir lokma da olsa tatmak ister. Fakat anne-baba çocuğun bu isteğini yerine getirmezler bir lokma da olsa yedikleri yemekten vermez ve baba çocuğuna der ki: kızım/oğlum sipariş vermeden önce sana sordum, bunu da şu an yediğini de sevdiğini biliyorum ama sen seçimini yaptın ve bu yüzden de seçtiğin yemeği yemen gerekir.

Böyle bir durumda bizim topluma göre bu davranışı gösteren anne-baba gaddardır. Halbuki doğru davranış biçimi budur. Çocuğa seçme hakkı tanınıyor, çocuk kendi istediğini seçiyor, seçtiğinin ve seçmediğinin sorumluluğunu alması sağlanıyor. Aksine bir davranış olsaydı çocuk ileride doyumsuz, her istediğini elde edebileceğini sanan ukala davranışlar sergileyen ve istediğini elde edemeyince de kolaylıkla depresyona girebilecek bir kişiliğe bürünürdü.

Çocukla konuşurken yere çömelmeli ve onun göz seviyesine inilmelidir.

Çocukla iletişim halindeyken göz temasının aynı hizada olması, çocuğa değer verdiğinizi, onu insan yerine koyduğunuzu, çocuk olduğu için küçümsemediğinizi gösterir. Yani çocuğun aldığı mesaj bu yönde olur. Çocuk bu davranışınız ile gerçekten dinlenildiğini ve anlaşıldığını hisseder.

Çocuğun oyun oynamasını önemseyin. Oyunlar, çocuğa araştırma, kavrama, algılama yeteneklerini kazandırır.

Uzmanlara göre doğru oyun seçimi çocuğun gelişimini olumlu yönde etkiler. Oyun, büyükler için ne kadar önemsiz görünse de çocuk için ciddi bir faaliyettir ve gelişimi açısından da büyük bir yeri vardır. Oyun, aynı zamanda çocuk için hayatı öğrenme aracıdır.

Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi Çocuk Gelişimi Eğitimi Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Özlem Alkan Ersoy’un, bu konudaki görüşleri şudur: “Çocuklar merak uyandıran oyunlar yoluyla keşifler yaparak doğal ortam içerisinde pek çok konuda doğrudan bilgi edinir. Anlama, uygulama, analiz, sentez, değerlendirme ve yaratıcılık becerileri gelişir. Çünkü oynanan oyunların içerisinde duyu-motor, bilişsel, sosyal ve duygusal gelişim ile dil, estetik gelişimiyle ilgili birçok etkinlik söz konusudur.”

Bu yüzden çocuğun oyun oynaması önemsenmeli ve bilinçli bir şekilde ne oynayacağı konusunda yardımcı olunmalı hatta beraber oynayacağınız oyunlar seçmelisiniz. Oyun, çocuk için ciddi bir faaliyet olduğundan sizin oyuna katılmanız çocuğa değer verildiği, sevildiği, umursandığı mesajını verir.

Oyun kadar oyuncak seçimi de önemlidir. Örneğin; oyuncak tabancalar ne kadar zararsız gibi görünse de aslında çocuk bu oyuncak ile şiddeti öğrenir. Şiddete başvurarak her şeyi elde edeceğine inanır. Kimi anne-baba farkında olmadan sırf çocuğu istediği için bu oyuncağı alır, kimi anne-baba ise bilerek isteyerek bu oyuncağı alır ki oğlunun bu oyuncağı kullanarak güçlü olduğunu, olacağını belirtir. Çocuk, “erkek adam güçlü olur ve bu gücü de şiddet içerikli nesneler ile elde eder” mesajını alır. Oyuncaklar, çocuğun yeteneğini geliştirecek ve kişiliğine olumlu özellikler kazandıracak türden bilinçli olarak seçilmelidir. Ne kadar küçük bir ayrıntı olarak görülse de oyuncak seçimi, çocuğa ve çevresindekilere vereceği zarar ve fayda bakımından son derece önemlidir.

Yeni bir şey öğrenmek çocuğun kendisiyle gurur duymasını sağlar.

3-5 yaşlarında hızla gelişen sorma-bilme dürtüsü, anne-baba tarafından cevap verildiği sürece çocuğun bilişsel yeteneğini geliştiren bir durumdur.

Çocuk soru sorduğunda vereceğiniz her olumsuz tepki (çok soru soruyorsun, sus, bilmiyorum), onun merak dürtüsünü yok edecek, onun sıradan bir hayat yaşamasına, karşılaştığı zorlu durumlarda bocalamasına sebep olacak, sosyal ilişkileriyle birlikte sizinle olan ilişkisini zedeleyecek, özgüveni zayıf bir birey haline getirecektir.

Çocuk soru sorduğunda onunla etkileşim haline girmeniz (sorusuna cevap vermeniz, birlikte kitap ve diğer kaynaklardan cevabı araştırmanız), öncelikle çocuğunuzla olan ilişkinizi geliştirecektir. Kendisine değer verildiği, sevildiği, umursandığı mesajını sezgisel olarak alıp kendisine güvenecek ve kendisini değerli bulacaktır.

çocukÇocukla iletişim kurmanın en etkili yolu onu dinlemektir.

Çocuklarınızı duymaktan öte gerçekten dinleyin. Pasif bir eylem gibi görünse de etkin dinleme en önemli iletişim biçimidir. Çünkü bu dinlemenin özünde anlama vardır. Onun size anlattıklarını ve davranışlarıyla anlatmak istediklerini dinleyin ve tepki yerine cevap verin. Bu davranışınız çocuğunuzun size anlattıklarının sizin için değerli, önemli olduğunu hissettirecek ve bunun verdiği mutluluk ile kendini değerli hissedecek ve sizinle her daim sohbet etme isteği oluşacaktır. Sosyal çevresi ile ilişkileri kuvvetlenecek, kendini ifade etme yeteneği gelişecektir. Sorunlarını size dolaylı yoldan değil onu dinleyip de anladığınızı bildiği için doğrudan size anlatacaktır.

Bebekle kurulan iletişimde jest ve mimikler çok önemlidir.

Bebekler sizin onlara söylediklerinizden daha ziyade göstermiş olduğunuz jest ve mimiklere dikkat ederler.

Amerika’da bu konuyla ilgili yapılan araştırmada, anne önce bebeğine güler yüzle sevgiyle bir şeyler söylemiş ve bebekte annesine aynı şekilde gülerek tepki vermiştir. Anne, bu sefer bebeğine aynı sözleri ağlamaklı ve öfkeli bir şekilde söylemiştir. Bu davranışa bebek ise ağlayarak tepki vermiştir. Araştırma, bebeklerin onlarla kurulan iletişimde öncelikle jest ve mimiklere dikkat edip ona göre hareket ettiklerini göstermiştir. Bu yüzden bebekle ne konuştuğundan öte onu nasıl ifade ettiğin önemlidir. Bebeğe güler yüz, şefkat göstermek konuşmaktan daha etkili iletişim biçimidir.

Çocukların ana dili beden dilidir ve ne anlatmak istediklerini bu yolla ifade ederler.

Bebeklerin ve çocukların beden dillerinin ne mesajlar verdiği konusunda Çocuk Gelişimi Uzmanı Şenay Yılmaz şu bilgileri vermektedir.

– Yeni doğan bebek henüz ağlamayı bilmediği için refleksif olarak ağlar. Annesinin onu okşaması rahatlatır ve kendini iyi hissetmesini sağlar.

– Sallanmak çok hoşuna gider. Çünkü anne karnındaki ortamla özdeşleştirerek bilinçaltında kendini rahatlatır.

– İlk defa banyo yapan bebek kollarını açar ve dilini dışarı çıkarır. Böylece düşme korkusundan kurtulmaya çalışır.

– Canlı gözler ilgili ve harekete hazır olduğunu gösterir.

– Annemin dikkatini nasıl çekebilirim? Diye düşünen bir çocuk parmağını göstererek acıdığını anlatmaya çalışarak aslında annenin onunla ilgilenmesini istediğini ifade eder.

– Kulakları kapatmak, çevreden gelen sesleri duymak istemediğine ya da duymak istemediği konuşmalarda gösterir.

– Kolları açarak gelme, sevgi ve güven duygusu istediğini gösterir.

– Suçlandığı zaman omuzu yukarıda, baş geridedir. Bu durumda suçlandığı şey hakkında ret etme ya da kabul etme arasında gidip gelmektedir.

– İtiraf eden çocuk eliyle iter. İstediğini aldın artık beni rahat bırak mesajı verir.

– Oyuncak ayısı ya da bebeği ile oynarken annenin ona davranış şekillerini oyuncağına uygular.

– Bacakları açık, elleri belinde olan çocuk kendine güvendiğini ve savunmaya geçtiğini gösterir.

– Gözlerini sıkı sıkı kapatan çocuk gerçeklerle yüzleşmek istemeyen ve çok fazla zorlandıklarında gösterdikleri tepkidir.

– Dolap ya da masa üzerine çıkmış gururla duran bir çocuk “ Ben çoookkk büyüğüm. Hepinizden daha büyükk…” der.

Burada anne-babalara düşen görev ise onların beden dillerini anlayıp ne istediklerini çözmektir. Bu, çocukla olan iletişimi kolaylaştıracaktır. Örneğin çocuğu sallamak aslında uzmanlara göre çocuğun beynine zarar verecek derecede tehlikeli bir durumdur. Çocuğun vermek istediği mesajı doğru anladığınız sürece sorun yoktur. Aslında çocuk sallanmak değil güven aramaktadır. Sallanarak uyumak istediğinde bunun yerine onu, güvende hissedeceği ve sağlığını tehdit etmeyeceği bir biçimde uyutursanız çocuğunuzu anlamış olacaksınız ve onunla olan ilişkiniz kuvvetlenecektir.

Anne-babanın çocuğu ile olan sağlıklı iletişimi, çocuğun benlik algısını olumlu yönde etkiler ve özgüveni yüksek bir birey haline getirir.

…………………………………………….

Kaynakça:

– İvet ALBUKREK, Uzman Pedagog ve Psikolojik Danışman  – Özgüvenli Çocuk Yetiştirmenin Altın Kuralları

– Sheila Ellison/ Barbara Ann Barnet – Özgüvenli Çocuklar Yetiştirmenin 365 Yolu

– Doğan Cüceloğlu – İletişim Donanımları

– Üstün Dökmen – İletişim Çatışmaları ve Empati

http://dhgm.meb.gov.tr/yayimlar/dergiler/Milli_Egitim_Dergisi/161/kenc.htm

PAYLAŞ
Önceki yazıBir Nefes Ölüm Bir Nefes Yaşam
Sonraki yazıParapsikoloji ve ruhsal yetilerimiz
Her canlı gibi aslıma doğru bir yolculuktayım ve bu yolculukta hem öğretmen hem öğrenciyim. Esnekliği seviyor olmam, yaratıcılık düşüncesinin sınırlar olmadan daha iyi gelişeceğine inandığımdan ve her ne olursa olsun insanın kendi yeteneği doğrultusunda sevdiği işi yapmasının gerekliliğini savunduğumdan serbest olarak kendi hedeflerim doğrultusunda yürüyorum. İletişim benim yeteneğim diyorum, neden? Çünkü içsel ve dışsal gözlemleyen benliğimin baskın olması karşımdakinin vücut dilini ve altında yatan duyguları ve algılamaları sezgisel olarak çözmemi sağlıyor. Bunların doğruluğunun da ortaya çıkması ve iletişim hatalarını hemen fark ediyor olmam benim en baskın yeteneğimin bu olduğunu keşfetmemi sağladı. Ayrıca iletişim üzerine aldığım eğitimlerle de bunun doğruluğunu bir kez daha kendi kendime kanıtlamış oldum. Öncelikle bunu kendime kanıtlamam gerekiyordu çünkü uzun bir zaman bu yeteneğimi görmezden geldim ve hep bastırdım. 2002 yılından beri iletişim ve algılama psikolojisi üzerine araştırmalar yapmaktayım ve son 3 yıldır da buna ağırlık vermekteyim ve ayrıca iletişim üzerine olan eğitimimi bu alanda daha verimli olabilmek için hem öğreticiliğimle hem öğrenciliğimle ilerletme çabası içerisindeyim.