Aşk’ın Söz Dinlemez Dönüşümü

Ölümleri doğurmak için bekliyordu yaşam, hatta varoluş amacı buydu ve ‘An’ ların bütünü sonu oluşturuyordu. Milyonlarca yıldır dini, felsefi, ahlaki, geleneksel köklere bağlanmış, iyimser maskelerimizi çıkartmanın vakti geldi, son deneyim ‘ Tükeniş’ üzerine ve ‘Biz’ buna hazır mıyız?

‘Çünkü Tanrı, merhametini herkese göstermek için, herkesi söz dinlemezliğin tutsağı kıldı’ Pavlos- Romalılar – 11, 12-

Aşkın Histeri Hali

Batakhane diye adlandırılan ve kentin akıllı- ahlaklı insanlarının asla uğramayacağı, unutulmuş sokaklardaki meyhanelerde karşılaşırdık ya da gelmiş geçmiş ‘Evliya’ların yatırlarında, huzur bulmak için ettiğimiz dualarımızda birleşirdi ellerimiz. Çıkmaz yolların duvarlarına çarpmak üzereyken, son bir çıkış oluyordu bu görüşmeler: Alkol denizlerinin hırçın dalgaları arasında, su alan bir sandalın içinde afyonlanmış düşleri yaşıyorduk bitimsiz.

Tamamlanmamız gereken yaşamlarımızda, sonsuzluğa ulaşmak için duyduğumuz korkudan dolayı kendimizi, milyonlarca uydu durumuna getirerek, dünyayı dar bir çemberin içine tutsak etmiştik; dünün ve yarının arasındaki akış, yapay kaygılarımızdan dolayı bütünlüğe erişmemizi hep engelleyecekti. Yalanlardan oluşan domino taşlarını devirebilecek doğrunun karşısında bir boşluk, bir ‘şey’ yani peşinden gitmemiz gereken tek erdem ‘ Hiçlik’ olmalıydı.

Ölümleri doğurmak için bekliyordu yaşam, hatta varoluş amacı buydu ve ‘An’ların bütünü sonu oluşturuyordu. Milyonlarca yıldır dini, felsefi, ahlaki, geleneksel köklere bağlanmış, iyimser maskelerimizi çıkartmanın vakti geldi, son deneyim ‘Tükeniş’ üzerine ve ‘Biz’ buna hazır mıyız?

‘Geçmişin özlemini çeken hasta ruhlu iki aşığız biz; inan bana, bir fahişe ile sahtekarın aşkı daha edebidir. Zaman bizi beklemedi. Sen ve ben iki ayrı yolda gidiyoruz, işte bu yüzden gerçek aşkı hep yaşayacağız. Her karşılaşmamızda yeniden canlanacak aşk. Kısacık bir ‘ An’ da tüm yaşamı sevgimizle dolduracağız; sonra yeniden ayrılacağız, belki yıllarca görüşmeyeceğiz: Ama, bir düşün, ne tatlı, ne ihtiraslı buluşmalar bizi bekleyecek. Hayal ettiğimiz mutlulukları kaybetmeyeceğimizi bileceğiz.’

Birlikteliklerin, aşkların ve özlemlerin anlamını gitmelerde çoğaltmıştık; cinayetin işlendiği yer gecenin karanlığıydı ve katilin bıraktığı deliller şafağı işaret ediyordu.

Kimliği tespit edilemeyen maktulun gözlerine bakıldığında, aşkın manasını çözdüğü anlaşılıyordu ve kanı ile yazmaya çalışmıştı formülü: Gitmelerin ve yola düşmelerin ardından, geri dönüş olmazsa ancak ‘ Hiçlik’ mutluluk getirecekti. Aşk, kimsesizliğin prangalarına bağlı kalarak müebbet hükümler giymekti. Aşk, inançsızlığı yaşamın merkezine koyup, soğuk yatakları ısıtmaya çalışmaktı. Aşk, gecenin görmeye çalışan miyop gözleriyle bekleyişti; anlamsız ve ahlaksız rüyaları sisler arasında seçmeye çalışmaktı. Yalnızlığın dibinde kaçış planları hazırlayıp, yola çıkma özlemini canlı tutmaktı aşk. Gitmek, yola çıkıldığında bir anlam taşır, yani bekleyenlerin idrak edemeyeceği bir durumdur bu.

Aşkın Histeri Hali

İkimizi de zehirlendiğini ve eski saflığımızın yok olduğu günlere geldiğimizi söylerken, ucuz şarabımızın sonunu yudumluyorduk, gözlerimize kan oturmaya başlamıştı. Seninle yalnız kalacağımız saatlerin düşünü kurarken, kalkıp gitmeyi de düşünmüyor değildim. Çocuklar gibi olduğumuz, bir varmış- bir yokmuş ile gökten düşen üç elmanın arasında yaşadığımız fırtınalar hep ilk defa başımıza geliyor gibiydi ve ‘ Son’ a ulaşmadan öykü, elmaları kaybederdik, belki de buydu aramızdaki çekim ve akış. Bizim aşkımız, cennette yaşama umudu gibi hayaldi sadece, birini düşünürken duygulanan insanlar gibi olamadık ki, her karşılaşmamızdan sonra teşhisi mümkün olmayan hastalıklara yakalanıyorduk. Ayrılmamak için ayrıydık, yitmemek için kayıp.

Aşkın varolduğunu bir kez daha duyumsamak için, geceden bizi kendine katmasını istedik.
Gökteki yıldızlar kadar çoktu birbirimizden sakladıklarımız; ama, tek bir sır vardı merak ettiğimiz: Ateşin büyüklüğü! Kısa süreli karşılaşmalarımızda, geçmiş günleri düşlemek mümkün oluyordu ve bir o kadar da kanatıyordu. Zamanın bir noktada durması ve hep o ‘ An’ da asılı kalmak yanılsaması içindeydik ve biliyorduk ki, aşk bu yüzden sonsuza kadar yaşayacaktı.

Farklı renklerimiz olmasına rağmen, birleştiğimizde gece siyahının içinde betimsiz bir ümitsizlik oluyorduk. İçimizdeki özlemi ve aşkı canlandıracak sırrın açıklamasını neden karanlıktan bekliyorduk? Kesinleşmiş bir ‘ Son’ un değiştirilme olasılığı kadar düşüktü ümit etmek; beklemek her durumda anlamsızdı. Ölmek ya da yaşamak tekil olarak zayıf kalıyordu renklerin arasında.

Aşkın Histeri Hali

‘Her karşılaşmamızda ikimiz de biliyoruz neler hissettiğimizi. Acı gerçeklerin farkına varana kadar, geçmişin salıncağında şiirler okumaya devam edeceğiz. Kısa bir süreyi, tüm ömür yapmak için yeterli olan da bu değil midir? Aşkımız, işte bundan dolayı körelmeyecek. Beraber yaşarsak katilimiz oluruz, bunu sen de biliyorsun. Seni yitirmek istemiyorum. Ölünceye kadar sevmek istiyorum. Hasretle, arzuyla, umutla ve anılarımla. Aşkımız hep eskiye sığınış olarak kalacak, sonsuzluğu böyle yakalayabileceğimizi görebiliyorsun değil mi? ‘

Karanlığı unutmadığımız sürece, aydınlığın bir anlamı olacaktı; iki dünyanın arasındaki kararsızlığımız uyku mahmurluğundandı. Zamanın baskısı belki hiçleştirecekti yaşamı, ama, iki farklı paralelin kesişmesi gerçekleşecekti her görüştüğümüzde; zamanın efendiliğini kabul eden erdemli kölelerin, özgürlüğü olacaktık aşkımızla.

‘Kadın sezgilerimle sana şunu söylemek istiyorum: Yapamazsın. Söylerken kolay geliyor ama, dünyada yapamazsın. Bana sorsaydın, başka bir erkekle seni aldatıp aldatmayacağımı ya da seni yalnız bırakıp bırakmayacağımı, yanıt vermezdim ve bana, yaşamın boyunca güvenemeyeceğini anlardın. Ruhumuzun boyaları döküldü, bu bizi tedirgin ediyor işte, ama artık değiştiremeyiz. Öyle temiz, öyle saf yıllarımız gerilerde kaldı. O günleri tekrar yaşayabilmemiz için, eve geç kalan arsız çocuklar gibi olmamız gerekiyor.’

Sarhoş sevişmelerde, geçmişin kapılarını zorlayacağımız saatler gelmişti; şafakla yola çıkacaktı, önce kentin öte ucundaki ‘ Evliya’ yatırında huzuru aradıktan sonra.

PAYLAŞ
Önceki yazıGökkuşağı Savaşçıları: Yükselen yeni nesil
Sonraki yazı“Bunu sen yapmamışsındır TÜBİTAK!”
Hayat, sadece biyografik bilgilerimizin çoğalması için yaşadığımız anlardan ve kariyer için oluşturduğumuz '' CV'' lerden ibaret değil diye düşünüyorum. 2010 Yılında bir suçtan dolayı 6 ay kadar tutuklu kaldım ve yaşamın anlamını 180 gün boyunca sorguladım, tutsaklığın dört duvarla sınırlı olmadığını öğrendim, düşünce sistemimde ve yazdıklarımda sınırlama olmamasına ve herhangi bir konuyu tabu olarak kabul etmemeye çalışıyorum. Bu büyük bir mücadele, gelişim, dönüşüm uzun bir yol ve bu yola gönüllü çıktım.