“Bunu sen yapmamışsındır TÜBİTAK!”

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu veya bilinen adı ile TÜBİTAK, bu zamana dek Türkiye’nin umut ışığı olarak gördüğüm kurumlarından biriydi. Binbir kültürün bir arada yaşadığı şu zengin topraklardan çıkacak pırıl pırıl beyinler, ancak TÜBİTAK gibi kuruluşlarla kalkabilirdi ayağa. Hislerim böyleydi, birkaç gün önceki malum haberi okuyana dek…

Parış Paksoy

O dönem İstanbul Erkek Lisesi öğrencisi olan, gencecik bir beyin, bir çocuk… Barış Paksoy. Tam bir matematik aşığı, belli ki ruhuna işlenmiş bu tutku.


Aynı zamanda Ali Nesin’in Şirince’deki Nesin Matematik Köyü’nün de öğrencisi olan Barış, 2011 yılında TÜBİTAK’ın lise öğrencileri için düzenlediği bir matematik projesi yarışmasına katılıyor. “Ramanujan Asalların Genelleştirilmesi” isminde bir proje hazırlıyor ve bu çalışması için şunları söylüyor: “Amerika’nın meşhur matematik dergilerinden American Mathematical Monthly’de Ramanujan asallarına dair literatürde yazılan ilk makaleyi okudum. Kendi problemlerimi ürettim, kimisini çözdüm, kimisini çözemedim. Uğraşılmamış problemlerle uğraştığım için özgün, yeni sonuçlara ulaşabildim.”

Barış Paksoy iddialı. Projesine güveniyor…

Barış, iddialı. Projesine güveniyor, yarışmada derece almak istiyor. Başvurusunu yapıyor. Sonra ne mi oluyor?

TÜBİTAK İstanbul Bölgesi Koordinatörü Prof. Dr. Ulvi Avcıata, Barış’ın projesini “seviye üstü” bulduğu için, bu projeyi tek başına hazırlayamayacağı kanısına varıyor ve proje reddediliyor. Eli kolu bağlı durulur mu? Onca emek verdiği projenin ona ait olmadığı söylenmiş, hemen jüri ile görüşme talebinde bulunuyor Barış. “Projenin bana ait olduğunu kanıtlamak istiyorum.” diyor. Lâkin, gelin görün ki… Talep reddediliyor.

Bu gelişmenin ardından Paksoy Ailesi, yürütmeyi durdurma, maddi tazminat  ve projeler arasında yapılan seçimin iptal edilmesi talebiyle yargıya başvurunca, mahkeme yürütmeyi durdurma kararı alıyor ve atanan bilirkişi, Barış’ın projeyi tek başına hazırlayabileceğini belirtiyor.


Barış Paksoy’un TÜBİTAK’la hikayesi bu. Gerçek, içler acısı bir hikaye!

15 yaşında, henüz ilkokuldayken, yine TÜBİTAK’ın, ilköğretim öğrencileri arasında düzenlediği Ulusal Matematik Olimpiyatları’nda bronz madalya kazanan Barış, bugün Berlin Humbold Üniversitesi’nde Matematik okuyor.

Bu zehir gibi zekaya “Bunu sen yapmamışsındır!” diyen TÜBİTAK…

Barış’a bunu sen yapmamışsındır, Türkiye’ye bunu sen yapmamışsındır, değil mi?

Sen ki, bu ülkenin bilime, gençlere destek veren en önemli kuruluşlarından birisin. Sen ki, insanları, Türkiye’nin gençleriyle, projeleriyle, başarılarıyla pırıl pırıl bir geleceğe sahip olacağına umut ettirensin. Yüz yıllardır süregelen “Avrupa’daki gibi, Avrupa’dan geldiyse iyidir, Avrupa diyorsa doğrudur” psikolojini yıkacak, gencecik zihinlerin arkasında duracak kurumsun.

Çocuk yaşta biri, belli ki matematiğe karşı bir aşkla sarmalanarak dünyaya gelmiş, küçük yaştan beri bilime aşkla bakmış, başarılar kazanmış. O kendini,  önyargıları aşmış, çalışmış, üretmiş, getirmiş projesini önüne koymuş. Eğer sen, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu… Sen, kendi ülkenin gençlerine inanmıyorsan, Barış’ın “Projenin bana ait olduğunu kanıtlayabilirim!” talebini bile reddediyorsan, bu ülkeyi zirveye taşıma potansiyeli olan pırıl pırıl çocuklar, ne yapsınlar? O “meşhur Avrupa’na” atacaklar kendilerini, var olabilmek için. Böyle böyle, önce yerinde saymaya devam edecek bu ülke, sonra ülkesinin en önemli bilim kuruluşuna bile inancı, güveni olmayanlar, geri kalanlar da gidecek.


Sen de geri geri gideceksin bu defa… Yokuş aşağı!


Melis Eren
9 Ekim 1992 yılında Borçka’da aldım ilk nefesimi... Borçka, Artvin'in bir cennet köşesidir ki, bende yeri çok ayrıdır. Derken, İzmir’de, Karşıyaka’da eğitim hayatıma başladım, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'nden ise 2015 yılında mezun oldum. Okuyor, yazıyor, arıyorum. Farklı kültürler, şehirler, yabancı lisan ve mutfaklar hayatımın vazgeçilmez kavramlarından birkaçı. Bugüne dek, deniz olmayan bir şehirde yaşamadım; zorunda kalmamayı umuyorum…