Olof Palme Cinayetinde Hasan Sabbah ve Haşhaşilerin Etkisi

‘Biz Demokrasiyi Zincirlerinden Kurtardık’ diyen Olof Palme’nin cinayeti karanlık güçler tarafından örtülmüştür; tıpkı, Uğur Mumcu cinayeti gibi; tıpkı, Muammer Aksoy cinayeti gibi; tıpkı, Hrant Dink cinayeti gibi…

Olof Palme

Bir ülkeyi sinemasından ve siyasetçilerinden tanımak olasıdır, ‘İsveçli Bakireler’ filmin, Olof Palme siyasetçisinin adıdır. Bu ülke, bir zamanlar özgürlük hayallerimizin ütopyasını oluşturmuştur.

Olof Palme kimdir?

1986 yılının son Şubat ayı akşamlarından biri, Lisbet Palme, bilincini kaybetmenin sınırlarında kısık sesi ile çevreden yardım istemektedir, ‘Kocamı vurdular! O, İsveç Başbakanı Olof Palme, silahlı saldırıya uğradı. ‘Eşi ile beraber sinemadan çıkan Olof Palme, ‘Dekorima’ mağazasının önünde sırtından iki kurşun darbesi ile öldürülür.

Olof Palme, 1927 yılında Litvanya göçmeni bir ailenin çocuğu olarak Stockholm’de dünyaya gelmiştir. 1. Dünya Savaşı’nda tarafsızlığını koruyan İsveç, savaş sonrası kendi sınırlı ekonomisi ile yetinmek zorunda kalmıştır. Olof Palme, üst sınıf bir aileye mensup olduğundan, eğitimini tamamlayabilmek için Amerika’ya gitmek zorundadır. 1947-1948 tarihlerinde Ohio’da bulunan Kenyon College’da eğitimini tamamlayarak, kapitalizmim anavatanından, sosyalist düşünceler edinerek İsveç’e, Stockholm Üniversitesine döner.

1951 yılında, Sosyal Demokrat Hareket Birliği’ne girer, bir yıl sonra da İsveç Öğrenci Birliği’nin başkanı olur. Palme, ABD’de tanık olduğu derin sınıfsal ve ırksal ayrımlar ile 1953’de, Asya’da yakından yaşadığı emperyalizmin katı tutumlarından dolayı, ‘Sosyalizm’in en iyi ve eşitlikçi yönetim şekli olduğuna inanmıştır. Olof Palme’nin Öğrenci Birliği’ndeki etkin tavırları, İsveç’in o dönemde Başbakanı olan Tage Erlander’in dikkatini çeker ve 1953 – 1954 tarihleri arasında yapacağı, Sosyal Demokrat Parti’deki danışmanlık görevine başlar.

1946-1969 tarihleri arasında yirmi üç yıl Başbakanlık yapan Erlander döneminde İsveç, en sorunsuz günlerini yaşamıştır. Amerika’nın ayrımcı ve emperyalist siyasetine karşı olduğu bilinen Palme’nin Başbakan olması bu güçlerde rahatsızlık yaratmıştır. Tarafsızlığı ile bilinen İsveç’in, Palme döneminde ‘Batı’ya karşı alacağı pozisyon az çok bu ülkeler tarafından bilinmekteydi.

Olof Palme, dünyanın yaşanabilir bir yer olması için, üç sorunun çözülmesinin gerektiğine inanıyordu ve bu doğrultuda siyaset yapıyordu: ABD’nin yayılmacı politikası, Üçüncü Dünya Ülkeleri’nin ekonomik durumu ve ırksal ayrımcılık. Afrika ve Doğu Halkları Palme’yi kısa sürede idolleri durumuna getirerek, insancıl çözümler için umut beslemişlerdir. Birleşmiş Milletler Toplantısı’nda, Amerika’nın, Vietnam politikasını ağır sözlerle eleştirmesi, Palme’nin dünya üzerindeki siyasi duruşunu da göstermiştir: Mazlum Halkların yanı.

Dekorima Mağazasının Önündeki Cinayete Giden Yollar

Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa’da yükselen sosyalizm’den rahatsızlık duyuyordu; bu akım, kendi halkı tarafından da benimsenirse, topraklarında yeşeren emperyalizm’in sonu olabilirdi. Olof Palme, sosyalizm’in ulusal boyuttan, evrensele açılması için gerekli adımları atmaya başlamıştı; O’nun için Vietnam’ın, Filistin’in veya Güney Afrika’nın İsveç’ten hiçbir farkı yoktu. FKÖ ( Filistin Kurtuluş Örgütü) Lideri Yaser Arafat’ı, Devlet Başkanı sıfatı ile İsveç’e davet etmesi ABD’nin büyük tepkisini çekmiştir. Küba Devlet Başkanı Fidel Castro ile yakınlaşması ve ‘Nükleer Silahların Yasaklanması’çağrısı, ABD yanlısı, Palme karşıtlarının İsveç’te örgütlenmesini de başlatmıştır. İsveçli sağ görüşlü siyasetçiler, ülkenin S.S.C.B ( Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) nin yörüngesine doğru kaydığını, demeçlerinde de belirtmeye başlamışlardır. Olof Palme, Güney Afrika’da, beyaz ırkın üstünlüğünü savunan ‘Aportheid’ siyasetine acımasız eleştiriler getirerek, mutlak eşitliği savunmuş, zenci çoğunluğun liderlerini ülkesine çağırmıştır. 1976 yılında Başbakanlığı bırakan Palme, 1982’de tekrar İsveç’in lideri olmuştur. Altı yıllık aradan sonra Olof Palme, mücadelesine kaldığı yerden başlamıştır. Hiçbir gelişme göstermeyen Güney Afrika’daki ırkçılık ve Filistin sorunu ile ilgili siyasetini ön plana çıkartmıştır. Palme döneminde İsveç, ekonomik olarak, diğer Avrupa ülkelerine göre daha ileri durumdaydı. Bu dönemde, İsveç’in sınırları, politik göçmenlere açılmış, sorunlarını dünya kamuoyunda ifade edebilmeleri için, demokratik haklardan yararlandırılmıştır.

Olof Palmeİsveç’in mültecilere tanıdığı sığınma ve demokratik haklardan, PKK (Kürdistan İşçi Partisi) de yararlanmış, örgütlenmesini bu ülkede tamamlayarak, Avrupa merkezli yeni bir siyasi oluşuma geçmiştir. PKK’nın terör eylemlerini İsveç’te planlaması, Palme’nin tolerans göstermesini bitiren etken olmuştur. Örgütün ileri gelenlerini İsveç’ten sınır dışı etmiş ve teröre hoşgörü göstermeyeceğinin de altını çizmiştir. PKK ile yapılan düzenlemelerin olduğu günlerde, bir Şubat akşamı, eşi ile birlikte sinemaya giderler…

Cinayetin Failleri:

1- PKK, seksenli yıllarda, İsveç’te rahat hareket etme olanağı bulmuştur. Seksenlerin ortasında, örgüt içi tasfiyenin sonucunda, yeni bir yapılanmanın önüne geçebilmek için, Olof Palme’nin talimatı ile örgüt yöneticilerinin ileri gelenlerinin hareket alanını sınırlayıcı kararlar alınmıştır. Bu karşıt karar, Olof Palme’yi, PKK’nın ölüm listesine almasını sağlamıştır.

2- Olof Palme’nin evrensel sorunlara çözüm araması ve mutlak eşitlik ilkesi ile hareket etmesi, İsveçli sağcı fanatiklerin tetiklenmesi sonucunu doğurmuştur. Konu ile herhangi bir kanıt bulunamamıştır.

3- Tesadüf eseri olay yerinde bulunan uyuşturucu satıcıları mı işlemiştir bu cinayeti? Christer Petterson adındaki madde bağımlısı, İsveç Polisi tarafından tutuklanır ve ömür boyu hapis cezasına çarptırılır. Ancak, yeterli kanıtın olmamasından Petterson, özür dilenerek serbest bırakılır ve kendisine tazminat olarak elli bin dolar ödenir, 2004 yılında beyin kanamasından ölene kadar gizemini korur.

4- Olof Palme’nin, ‘Aportheid’siyasetine karşı olan Güney Afrikalı Beyazların yönettiği ‘İstihbarat Ajanları’tarafından öldürüldüğü hipotezi de ortaya sürülmesine rağmen, bir sonuç elde edilememiştir.

Şüpheler birçok örgüt veya kişiler üzerine yönelse de günümüzde de yaşanılan delil karartmaları bu olayda da kullanılmıştır.

Yirmi dört saat kameralarla gözetilen sokak, cinayetten kırk beş dakika öncesi de dahil olmak üzere hiçbir kayıtta yer almamış, kameraların bozulduğu raporlanmıştır. Cinayeti haber veren Lisbet Palme’ye, polis tarafından kimlik sorgulaması yapılması olayın boyutlarını gösteren hedef noktalar olmuştur.

‘Biz Demokrasiyi Zincirlerinden Kurtardık’ diyen Olof Palme’nin cinayeti karanlık güçler tarafından örtülmüştür; tıpkı, Uğur Mumcu cinayeti gibi; tıpkı, Muammer Aksoy cinayeti gibi; tıpkı, Hrant Dink cinayeti gibi… Cinayeti hangi örgüt veya kişi işlemiş olursa olsun, olayı üstlenmemiştir, çünkü taşeron olarak görev yapmışlardır.

Haşhaşiler ve Hasan Sabbah

Hasan Sabbah ve Haşhaşiler efsanesini dünyaya duyuran, Kaşif Marco Polo olmuştur: ‘Hasan Sabbah dağlı bir ihtiyardır. Kendisine bağlı olmak isteyen erkek adaylarını, on yaşlarından itibaren yanına alarak yetiştirir. Alamut Kalesi’nin bahçesine on ve yirmişerli gruplar halinde gönderdiği müritleri, haşhaş içerek üç gün uyutulurdu ve başka bir mekana götürülerek uyandırılırlardı. Güzel kızların, şarabın, cümbüşün olduğu bu yerde gözlerini açan müritler kendilerini cennette hissederlerdi. Yalancı Cennet’in mutluluğu için yapılamayacak hiçbir görev yoktu. Bir suikast işleneceği zaman, Hasan Sabbah müritlerinden birini yanına çağırır. ‘Git ve bu işi yap. Ben bunu sana yaptırıyorum; çünkü, ben senin Cennet’e geri dönmeni ve burada her şeye sahip olarak ebedi mutluluk içinde yaşamanı istiyorum’der.

İsmaililik

İsmaililik; Şiilik’te Cafer es-Sadık öldüğünde, Musa bin Cafer el-Kazım’ın yerine, yedinci Şii İmamı olarak , Cafer-i Sadık’tan önce ölmüş olan oğlu İsmail bin Cafer el- Mübarek’i yedinci İmam olarak kabul eden mezheptir ve ‘İsmaililik Mezhebi’ Yediciler- Yedi İmamcılı olarak da adlandırılır. İtikatlarına göre, dünya, hiçbir zaman İmamsız kalamaz ve kalmayacaktır da. Cenab-ı Hak her peygambere tamamlayıcı olarak Yedi İmam göndermiştir. Peygamber Hz. Muhammet’ten sonra, birincisi Ali el-Murteza olmak üzere, yedi imam daha gönderilmiştir. İsmail bin Cafer el- Mübarek’in Yedinci İmam olduğu söylenir. Yedi İmam’ın birer de yardımcısı olduğu, bunların dini yaymakla ve yüceltmekle görevlendirildiklerine inanılmaktadır.

İsmaililer, kutsal metin ve dini emirlere zahir (Dışrak- ezoterik) ve batın (İçrek- ezoterik) şeklinde iki temel yapı olduğunu ve literal anlamın batıni, yani gizli ve içsel gerçekliğe işaret ettiğini kabul etmişlerdir; Kuran’da bulunan bu söz konusu değişmez ve içrek hakikatleri ortaya çıkartmak için agnostik bir düşünce sistemi geliştirmişlerdir. Bu ilk dönem İsmaililer, aynı zamanda Peygamberler ve söz sahipleri (Natık) tarafından izah edilen dini yasaların, dönem dönem değişiklik göstermesine karşın, hakikatın sonsuza kadar baki kaldığını ifade etmekteydiler. Peygamberlerin Halifeleri olan Evliya ve İmamlar, her dönemde tevil veya ezoterik yorumları ile vahiylerdeki gizli anlamları açıklamaktaydılar.

İsmaililerin dışlanmışlığının kökleri Hz. Ali’ye kadar uzanır. Hasan Sabbah, sünni islamdan farklı olarak, insanlığın lideri olan Yedinci İmam’ın öncülüğünde adil bir toplum kurabileceğini, böylece hakikate ulaşabileceğine inanmıştır. Hasan Sabbah, ‘Biz, İmamızdan başka birinin emirlerine boyun eğmeyiz. Sultanların maddi ihtişamı bizi asla etkileyemez’ sözleri ile öğretisini ve yapacağı suikastların amacını da açıklamıştır.

hasan-sabbahın temsili resmi
Hasan-Sabbah’ın temsili resmi

Hasan Sabbah on birinci yüzyılın ortalarında Kum kentinde dünyaya gelmiştir. Kendi otobiyografisinde, İsmaililik öğretisini nasıl benimsediğini anlatır:  ‘Çocukluk günlerimden beri öğrenmenin her türlüsüne yönelik içimde aşk uyanmıştı. Din alimi olmak istiyordum. On yedi yaşıma kadar bilginin arayıcısı ve araştırıcısı oldum. Rey şehrinde Emire Zerrab adında bir refikle karşılaştım. İsmaililerin öğretilerinin felsefeden ibaret olduğunu düşünüyordum. Emire Zerrab iyi huylu bir adamdı. İlk sohbetimizde ‘İsmaililer böyle böyle söylüyorlar’diye anlatmıştı. Ben de ona ‘dostum, bana onların kelimeleriyle konuşma, kelamları dine aykırıdır.’ demiştim. Aramızdaki tartışmalar sonucu inandığım her şeyi çürüttü ve yok etti. Düşündüm de gerçek iman muhakkak olmalı. Lakin şimdiye dek bunun farkına varamamıştım. Artık ecel saatim geldi ve hakikate vasıl olmadan ölümü tadacağım.’

Haşhaşiler’in liderine ‘Dağ Şeyhi’ adı verilmiştir. O, ata binip, dışarıda ilerlediği zaman, elinde Danimarka Baltası ve üzerinde çok sayıda hançer bulunan, gümüşle kaplı kılıç taşıyan tellal bağırırdı: ‘Kralların ölümünü elinde bulunduran kişiye yol açın!’

Batıniler, Selçuklular ve Sünni müslümanlara karşı Haçlılar ile ittifak yapmışlardır. Ayrıca, önemli komutan, emir ve devlet adamlarına suikastlar düzenleyerek, onların işgalci kuvvetlerinin işlerini de kolaylaştırmışlardır. 1113 yılında, Kudüs Haçlılarını yenen Emir Mevdud’a suikast düzenleyip öldürmeleri, yaptıkları eylemlerin de büyüklüğünü göstermesi açısından önemlidir. ‘Bir Haçlının Anıları’kitabında Joinvalle Haşhaşiler’den şöyle bahseder: ‘Haşhaşiler, Fransa Kralı Aziz Loui ile ittifak yaptılar ve beraberlerinde Şeyhin gömleğini getirerek Kral’a şunu söylediler. Bu gömlek Şeyhin elbiseleri içerisinde vücuduna en yakın olanıdır. Bu da gösterir ki Şeyh Kralı diğerlerinden daha çok sevmektedir.

Olof Palme’yi, ister PKK gibi bir terör örgütü, ister kirli pazarlıklar sonucu ikna edilen uyuşturucu satıcıları ya da MOSSAD veya CIA gibi istihbarat kuruluşları öldürmüş olsun, Hasan Sabbah yani vur emrini veren kesinlikle emperyalist dünyadır.

Hasan Sabbah’ın kurduğu ‘Haşhaşi’tarikatı, İsmaililik gibi bir öğretiyi kendilerine rehber edinerek, varoluş mücadelesini nasıl Haçlılarla ittifak etmeyi bile göze alacak kadar uçlarda yaşadıysalar, bu gün de ideolojilerinin yaşam alanını genişletmek isteyen örgütler, bilinen güçlerin taşeronluğunu gönüllü olarak üstlenmektedirler.


Olof Palme, ‘Demokrasiyi Zincirlerinden Kurtarmak’isterken, Yeni Dünya Düzeni’nin Hasan Sabbah’ları tarafından katledilmiştir.

Şubat ayının soğuk akşamlarında, Lisbet Palme yardım çığlıklarını atmaya devam etmektedir, ama kulaklar korkunun karanlığı ile sağırlaşmıştır. ‘Yardım edin! Kocamı vurdular! O, İsveç’in Başbakanı!..’

Kaynaklar: Alamut Efsaneleri- Farhad Daftary; İsmaililer- tarihleri-öğretileri, Farhad Daftary; Hasan Sabbah Gerçeği, Faik Bulut