“Doğru”ların Savaşı

İnsanoğlu hep savaşmıştır. Çünkü doğrularını yaşamaya çalışmıştır. Her savaşını kendince bir takım doğrulara bağlamıştır. Neden ise daima aynıdır: “Bu benim seçimim.” Seçimleri doğrularıdır. İnsan doğru olanı seçer. Her doğru, o insanın kabulüdür. Kabul ettiklerini doğrular. Doğrularını yaşar ve yaşatmak ister. İşte bu noktada “Doğruların Savaşı” işin içine girer.

doğru yanlış

[quote]İnsan, bir taraftan “benim doğrum” derken diğer taraftan kendi doğrusu evrensel geçerliliğe sahip bir gerçekmiş gibi diğer doğrularla sonu gelmez bir savaşın içine girer. Aklın sonsuz olasılıklarını görmezden gelir. Tek bir olasılığa dayalı bir zihin serüveni içindedir. İşin bir kere içine girildiğinde ise dış kapı hemen kapanır. Artık insanoğlunun tek amacı doğrularını savaştırmaktır.[/quote]

Soru: “Doğru” nedir? Cevap: “Altı Kral”dan biridir. Soru 2: “Altı Kral” kimlerdir? Cevap 2: Kabuller dünyasının altı kralı: üç ikiz kardeşlerdir. Soru 3: Üç ikizler kimledir? Cevap 3: 1. İkiz: Doğru – Yanlış, 2. İkiz: İyi – Kötü, 3.İkiz: Güzel – Çirkin’dir. İşte değerler ve yargılar aleminin altı kralı. Karşınızda: Değer yargıları! Değerler ve yargılar bir arada. Yargılar değerli ve değerlilerde yargı. Değerleri yargılayan diğer değerler. Her ikisi de değer ve her ikisi de yargılar. Bütün krallar gibi onlarda gizli asıl kral adına çalışırlar. Soru 4: Gizli asıl kral kimdir? Cevap 4: “Fayda” isimli seçilmiştir.

Yoğun bir bilgi bombardımanı! Her yer ateş altı. Her taraftan ve yönden kıskıvrak sıkıştırılmış zihinler! Her şeye göre her şeyi değerlendirip asıl sonuca ulaşmak için çabalayan yüz binler. Bireyin gerçeği bulma adına verdiği büyük mücadele! Her türlü bilgi kendi türündeki türevleri ile birlikte ve insan zihinlerini ele geçirmekte. Derin sorgulamalar ve derin anlamalar iç içe! Farkındalık yolunda insan türünün yaşadığı en büyük savaşlardan biri. Zihinler katledilip zihinler kurtarılıyor. Doğru adına her türlü yanlış yapılıyor. İyiler bir savaşıp bir barışıyor, güzeller ise kaçarken çirkinler tarafından kovalanıyor. Altıya bölünmüş bir oyun.

Doğrular savaşıyor ama daima yanlışlar kazanıyor. Doğrularını savaştıran insanoğlunun hiç çıkamadığı derin kör nokta. Her durumda yanlışlar kesin bir isabetle kazandırılmakta. Mutluluğunu insan acaba hangi doğruyu savaştırarak elde edeceğini sanıyor? Zıddı olmayan bir şey olamaz. Doğrularında zıddı olan yanlışlarla ortak kaderleri vardır. Bu ortak kader göreceli bakışa göre yanlış olan diğer doğrunun da kaderidir. Bu gerçeğe rağmen ortak kaderi ile savaşmaktan alıkoyamıyor insanoğlu kendini. Derdi ise : “sadece benim doğrum her yeri ele geçirmeli” düşüncesi.

Günler gelecek ve geçecek ve bir gün insanlar derin bir şekilde fark edecek. İnsan bir birey değildir diyecek. Birey algılaması çok zaman kaybettirdi ve bir çok doğru-yanlış ruh yitirildi. Bütünü kucaklayamayan bir algılayışmış. İnsanın faydası başkaları adına yaşamakmış. Başkalarının adına yaşayan insana altı kral hükmedemez. Yedinci kral ise onunla savaşmaya cesaret edemez. Başkalarının adına yaşanan bir hayatta kişisel sorunlar olmaz. Kişisel sorunların olmadığı yerde kısır şekilde dönülmez. Herkes bir diğerinin faydasınadır ve tüm bir insanlık tek bir bütün yapıda aynı candır. Canları birlemeyi öğrenen insan elbet acı çekmeyecek. Acılar devrini tarihe derin bir mezar kazıp gömecek. Mutluluktan sarhoş olmuş bir halde insanoğlu kendisinden geçerek kendisini bulacak ve kendini düşünmeden asıl en büyük faydayı kendisine yapacak. Doğruların savaşında aldığı sonsuz yarayı hatırlayacak. Herkes için çalışmak kendi için çalışmaktır. Kendi için çalışmak ise aslında kendini kör kuyuya atmaktır. İnsanın mutluluğu bir diğerinin mutlu olmasına bağlanmıştır. Diğerini mutlu etmeyen ne mutlu nede huzurlu olacaktır. Savaştıran doğrular eğilecek ve birleyip, bütünleyen yapılar toptan kabul edilecek. İnsan bir tek can değil, sonsuz can olduğunu fark edecek. Her insan benim diyecek. Başkaları diye bir şey yok. Bu bir ayırım ve parçalanmadır ve her parçalanma gibi bunun da sonu hüsrandır deyip birlik içinde bulundukları yapıyı hep koruyacaklardır.

Bunlar tımarhanelik hayaller gibi gelebilir size. Tımarhanelerdeki bazı hayallerden biri de olabilir. Her halükarda kangren olmuş bir bacağa verilen reçetedir. İnsan denilen varlığın çaresi kendi türü ile bir olmaktan geçer. Kendini ayıran, negatif kritik kütleye hizmet eder. İçinde kendini ayıran dışında dünyayı parçalar. Sonrada parçaladığı dünyada yaşam arar. Yok edilen bir hayatı tekrar yaratma kudretine sahip misiniz? Eğer değilseniz kendinizi unutun. Siz, olmadığınızda rahat edersiniz. Olduğunuzda ise “Altı Krala” hizmet edebilirsiniz. Benliğini yok eden kendisini bulur. Kendisini bulan hem huzurlu hem de mutludur. Sizin olmadığınız yerde siz varsınız.

Değer yargıları kötü değildir. Değer yargıları ile ayrılmak ve parçalanmak hiç iyi değildir. Değer yargıları birleştirici ve bütünleştirici olarak kullanıldığı sürece insanı mutlu edicidir. Niyet esastır. Niyetimiz insanlığın faydası ise eğer o takdirde değer yargıları ayırıcı olmaktan çıkıp bağlayıcı, tutup ta bırakmayıcı bir ana şefkati olur ki, buna da insanoğlunun itiraz edeceği pek düşünülemez.


“İstediklerimizi” mi düşleriz yoksa “düşlediklerimizi” mi isteriz? Başlangıç neresindedir bu dairenin ve bitişi nerede? Birisi diğerini niçin gerektirmekte? Düşüncelerimiz “düş”lerimizdir. Düşlerimiz, olmasını “istediklerimiz”. İsteklerimiz ise “tamamlamaktır.” Eksiklerimizi gidermek için düşler üretiriz. Eğer ürettiğimiz düşlerimiz bizlerle uyum içinde olmazsa o zaman olmayacak hayaller peşinde sürükleniriz. Olmayacak hayaller, düş dünyamıza uyum sağlayamayan hayallerdir. Hayal yapımız tam bir ahenge büründüğünde olmayacak tüm hayaller oluyor olagelir.

Düşlemeden düşünce üreten bahtsızlar arasından kıvrım kıvrım kıvrılarak akan “düş insanlarına” yol açın! Gözü kapalı hayaller peşinde koşmaktansa gözü açık aydınlıklar içerisinde düşlerle buluşalım. Gözümüzü açıp o şekilde hayaller kuralım. Hayal zenginliği sizlerin kaybedemeyeceğiniz malvarlığınızdır. Hayallerinizle varlık kazanır öylece yaşarsınız. Hayalleriniz kadarsınız. Zengin hayaller fakir ruhlarla kavuşmaz. Fakir ruhlara zengin hayaller asla uğramaz. Ruhların yaşadıkları evren, onların hayallerindeki evrendir. Her ruh kendi hayalinde yaşar. Yaşadığınız hayaliniz sizsiniz. Hayallerinizi değiştirme kudreti için hayal okulları kurunuz ve top yekun tüm insanlığa bir “hayal sıçraması” yaptırınız. Hayallerinizde gerçekten özgürsünüz. Hayal hızında bir yolculuk ulaşılabilecek en büyük hızdır. Hayal kıvraklığında bir yaşam yaşanabilecek en güzel varoluştur. Huzurun hayali, huzurun kendinden daha çok okşayan sıcak bir soluktur. Hayaller bizleri daima yaşatır durur.

Yazar: Türker ERCAN  Sayı 42  Mart 2009