Manevi tazminat nedir? Nasıl talep edilir?

Manevi tazminat, şahsiyet hakkına hukuka aykırı tecavüzden doğan acı elem ve ızdırabın telafisi amacıyla hükmedilen tazminattır. Yani manevi tazminat malvarlığı dışındaki hukuksal değerlere yapılan saldırılar ile meydana getirilen eksilmenin giderilmesidir.

manevi tazminat

Amaç çekilen acıları yeterince dindirmek, kırılan yaşam arzusunu tazelemek, yaşama yeniden bağlanmak ile ruhsal dengeyi sağlamaktır. Diğer bir deyişle hukuken himaye edilen kişisel varlıklara yönelmiş bir tecavüz sonucu meydana gelen bir eksilmenin giderilmesidir. Tecavüz sebebiyle duyulan acı elem ve ızdırap manevi zarar olarak ifade edilir.

Şeye gelen zararlardan, yani mala gelen zararlardan dolayı kural olarak manevi zararın tazminine hükmedilmez, ancak istisnai durumlarda dolaylı olarak kişilik haklarının ihlali söz konusu olduğunda manevi tazminata hükmedilir. Manevi tazminatta ekonomik değil psikolojik onarım amaçlanır. Manevi zararın tazmini için öncelikle sorumluluk sebeplerinden birinin gerçekleşmesi gerekir. Bu bir kusur sorumluluğu olabileceği gibi bir kusursuz sorumluluk hali de olabilir. Hangi sorumluluk söz konusu ise onun şartları gerçekleşmiş olmalıdır. Manevi tazminat için ayrıca özel bir kusur şartı aranmamaktadır.

Manevi tazminat davası maddi tazminat davası ile birlikte açılabileceği gibi ayrı da açılabilir. Yani maddi zarar söz konusu olmadan vücut bütünlüğünün ihlali veya adam ölmesi halinde sadece manevi zarara uğramış olmak mümkündür. Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için tazminat ve zarar kavramlarını açıklamakta fayda vardır.

Tazminat, bir kimsenin şahıs veya malvarlığında iradesi dışı meydana gelen eksilmenin, sorumlu olan tarafından, eksilmenin giderilmesi için yerine getirilmesi gereken yaptırımdır. Kişiler arasında ki menfaatler dengesinin korunması için en çok ve en sık başvurulan yaptırım tazminattır. Tazminat kelime olarak ‘zarar karşılığı ödenen para, ödence’ olarak tanımlanabilir. Kelime anlamından da anlaşılacağı üzere, tazminat için bir zararın meydana gelmesi gerekmektedir.

manevi tazminat

Ünlü fark kuramına göre ‘zarar’ denince akla gelen şudur; zarar görenin, zarar verici olaydan sonraki güncel malvarlığının, eylemli kötü durumu ile zarar verici olay gerçekleşmemiş olsaydı, malvarlığının içinde bulunacağı varsayımlı durumu arasında ki farktır. Zarar, kişinin isteği dışında gerek malvarlığında gerekse kişi varlığında meydana gelen azalma veya çoğalmanın engellenmesidir. Yani, zarar şahsi varlık ya da mali varlık alanında ortaya çıkmaktadır. Bu varlık alanı zarar ve tazminatın mahiyet ve vasfının tespitinde önemli rol oynar. Dolayısıyla zararı, maddi zarar ve manevi zarar olarak ikiye ayırmak mümkündür.

Maddi zarar bir kimsenin malvarlığında meydana gelen iktisadi azalmanın veya çoğalmanın engellenmesidir. Yani zarar malvarlığının azalması şeklinde olabileceği gibi malvarlığının çoğalmasının engellenmesi şeklinde de olabilir. Zarar verici olay her halükarda zarar görenin malvarlığını maddi (mali) yönden etkilemiştir.

Manevi zarar bakımından görüşleri objektif ve subjektif olarak 2’ye ayırmak mümkündür. Objektif görüş, manevi zararı kişilikte eksilme olarak ifade eder. Sübjektif görüş ise, kişilik hakları tecavüze uğrayanın psikolojik varlığında bir eksilme olarak ifade eder. Manevi zarar bir kimsenin acı ve elem duymasını ifade eder. Yani bir kimsenin malvarlığında bir azalma söz konusu olmadan sadece duygu ve his aleminde oluşan elem ve ızdırap, manevi zarar olarak tanımlanabilir. Akit veya haksız bir eylem sonucu oluşan zararın sebep olduğu ruhi bozulma ve duyulan acıya manevi zarar, bu elemin giderilmesi için sorumlu olanın yükümlü olacağı edaya da manevi tazminat denir.


Manevi zararda, maddi zararın aksine, kişinin malvarlığında herhangi bir eksilme söz konusu değildir. Kişinin iktisadi kaybı yoktur. Fakat kişisel varlığında hissi anlamda bir kayıp söz konusudur. Yani, maddi zararın aksine, iktisadi özelliği olmayan, duygu ve his aleminde kalan kayıptır. Örneğin; sövme veya hakaret, malvarlığında mali bir eksilmeye sebep olmamaktadır. Fakat kişisel varlıkta, elem ve ızdırap şeklinde hissi kayıplara sebep olmaktadır.

Bu tanımlamalardan sonra yine özetlemek gerekirse; kişilik haklarının ihlali hallerinde manevi tazminata hükmedilir. Şeye (mala) gelen zarardan dolayı kural olarak manevi zararın tazminine hükmedilmez. İstisnai durumlardan dolayı kişilik hakkının ihlali söz konusu ise manevi zarar tazmin edilir. Yani manevi tazminat malvarlığı dışında ki hukuksal değerlere yapılan saldırılar ile meydana getirilen eksilmenin giderilmesidir. Amaç çekilen acıları yeterince dindirmek, kırılan yaşam arzusunu tazelemek, yaşama yeniden bağlanmak ile ruhsal dengeyi sağlamaktır. Bu eksilmenin tespiti ve sınırlarının çizilmesi, yani parasal değerinin bulunması çok zordur. Dolayısıyla manevi zararın aynen tazminini imkansızdır. Bu imkansızlık karşısında genellikle para ile tazmin yoluna gidilmektedir. Paranın birçok ihtiyaçlara cevap vermede oynadığı rol dikkate alınarak bozulan fiziki ve ruhi dengenin kısmen ve imkan nispetinde iadesini temin anlamında iyi bir araç olduğu kabul edilmiştir.

Bununla beraber manevi zararın para ile tazmin ve telafisi, hiç bir zaman haksız kazanca ve sebepsiz zenginleşmeye kaynak teşkil etmemelidir. Onun içindir ki, hakim gerekli gördüğü takdirde manevi zararın telafisi için paradan başka bir tazmin şekline karar verebileceği gibi, ona ilaveten paraya da hükmedebilir Manevi tazminat istemi, karşı tarafça kabul edilmiş olmadıkça devredilemez; miras bırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmez. Manevi tazminat davası açma hakkı kural olarak mirasçılara geçmez. Fakat davacı manevi tazminat davası açtıktan sonra veya dava açma iradesini ispatlanabilir bir şekilde ihzar (hazırlama) ettikten sonar vefat ederse, davacının mirasçıları manevi davasına devam edebilirler. Manevi tazminatın bir bölümünün dava edilmesi, kalanın saklı tutulması imkanı yoktur. Yargıtay uygulaması bu yöndedir. Manevi tazminat bölünemez. Yani, zarar gören tazminatın tümü için değil de bir bölümü yönünden sorumluya karşı dava açamaz.


Miras hukukunda saklı pay ve tenkis davası