Maymunlar ve İnsanlar

Sorumlunun, kalan son gücüyle bağırarak söylediği bu kelimeler herkesi dondurmuştu. Maymunları da, insanları da. Herkes ve her şey olduğu yerde donup kalmıştı.

maymunlar ve insanlar-indigodergisi

Ne olduysa işte o zaman oldu. İri maymun döndü sorumluya. Elini, onun suratına öyle bir indirdi ki sorumlu düştü ve düştüğü yerden bir daha kalkamadı. Sessizce çalışmakta olan diğer maymunlar, olayın farkına varmışlardı, şaşırmışlardı, korkmuşlardı. İri maymunun yaptığı hareketin sonucunu tahmin etmeye çalışıyorlardı, her yeri sessizlik kaplamış, hepsine ve her yere sessizlik hakim olmuştu.

Dünyada, bir ülkede, bir köyde, bir tarlada, bir tütün tarlasında maymunlar çalıştırılıyordu, tarımsal üretimi onlar yapıyorlardı. Köy kavramının çoktan unutulduğu, çiftçiliğin köylüler tarafından yapıldığı günlerin çoktan geçmiş olduğu, tarih olduğu günlerden biriydi. Uygulanan tarımsal politikalar, gıda ve su sorunları, enerji ve atık politikaları, verimli toprak azalışı, iklim değişiklikleri, sanayi ve üretim politikaları gibi dünyayı değiştirecek kadar önemli ve büyük faktörlerin olumsuz sonuçları; köylerin teker teker boşalmasına yol açmıştı. Onların terk ettiği arazileri çok büyük şirketler almış, geliştirdikleri yeni teknolojilerle tamamen endüstriyel tarım yapıyorlardı. Buna tarım demek, üretilen ürünlere gıda demek çok zordu. Ama, yaşamak için insanlar mecburen bu üretilenleri almak ve yemek zorundaydı.

Meydana gelen bu değişiklikler, çok büyük toplumsal sorunlara yol açmıştı. Yeni dünyanın şartlarından ilk ve en çok etkilenen alan tarımsal üretim ve tarıma dayalı sanayi olmuştu. Bundan sonra ise, kaçınılmaz olarak olumsuz etki ve sonuçlar her alana yayılmıştı. Çok büyük bir değişim yaşamıştı dünya düzeni. Değişim toplumsal yapıyı da çok derinden etkilemişti. İnsanlar değişmişti, akılları, fikirleri, alışkanlıkları… Topluluklar, uluslar, uluslararası stratejiler, savaşlar, savaşların sebepleri her şey çok değişmişti, değişmeye devam ediyordu, durmayacaktı, sona kadar, dünyanın sonuna kadar ya da insan insanı yok edene kadar, ya da başka bir tür insanı mahvedene kadar…

Maymunlar gerçek anlamda boğaz tokluğuna çalışıyorlardı. Üstelik insan işçilerden daha verimliydiler. Sigorta yapılmıyordu onlara, maaş talepleri, diğer haklar ya da iş sözleşmelerinin yapılması sürecinde yaşanan sorunlar, grev, istifa, hiçbir konuda sorun yaratmıyorlardı. Homurdanma yoktu işçi maymunlar arasında, ses yükseltme, hak arama, isyan etme, hiçbir şey yoktu. Karınlarının doyması, yatacak yerlerinin olması yeterliydi onlar için. Bir de başlarındaki kişinin onları dövmesinden çok korkuyorlardı. Bu korku içlerine öyle hakim olmuştu ki, ses çıkarmamak için birbirleriyle yarışıyorlardı sanki, susuyorlardı, sessizce çalışıyorlardı, hiç durmadan, dinlenmeden sadece çalışıyorlardı. Sermaye sahibinden en ideal iş gücü tanımlaması yapması istense; herhalde, aklına gelecek bütün özellikler ile birlikte tanımlayabileceğinden çok daha iyi özelliklere sahipti bu işçi maymunlar. Onlar müthişlerdi, onlar sessizlerdi, onlar çalışkandı, korkaktı, sadece yaşamak için çalışıyorlardı, sadece nefes almak için. Yüzyıllardır düşlenen, hayalleri kurulan işçilerdi onlar. Onların yarattığı maliyetten daha az bir maliyetle, bu kadar verimli bir iş gücü elde etmek mümkün değildi. Yüzyıllarca üzerinde çalışılan, elde edilmesi için kıymetli paralarından çokça harcayan sermaye sahipleri artık minimum maliyeti bulmuşlardı. Artık karlarını kesinlikle maksimum seviyeye çıkarabileceklerdi. Üstelik yeni dünyanın özellikleri ve onun yarattığı yeni düzen onların önünü açmıştı. Dünyanın içinde bulunduğu şartlar bahane edilerek insan işçilerden kurtulmanın bir yolu bulunmuştu. Bir rüya gerçek oldu. Onların gerçekleşen rüyası, diğer tüm canlıların kabusu olmuştu. Bitmeyen bir kabus, bitmeyecek, sadece ölüm onları bulduğunda uyanıp, bitirebilecekleri bir kabus.

maymunlar ve insanlar-indigodergisiOnlar başlangıçta sessizlerdi, sakinlerdi. Onları, bilimin ortaya koyduğu gerçekleri kullanan azınlığın elleri yaratmıştı. Bir oyuncak gibiydiler ellerinde, bir tanrıydı sanki onları bu hale getirenler.

Ülkenin önde gazetelerinden, ünlü bir yazar şu şekilde bir yazı yazmıştı online köşesinde, ilk maymun işçiler piyasaya çıktığında:

“Bilimsel araştırmaları yapanlar ve bu araştırmaları destekleyenler ve sonuçta ondan yararlananlar, çıktının etkisinin belirleyicileridir. Herhangi bir bilimsel çalışma sonucunda ortaya çıkan ürünün nasıl, nerede, ne zaman, hangi amaçla kullanılacağının belirleyicileri ise genelde gücü elinde bulunduranlardır, sermaye sahipleridir, tüketim isterler, tüketimi yaratırlar, var olan tüketimi teşvik ederek artırırlar. Tüketim oldukça, üretim olacaktır ve üretim para demektir. Daha çok tüketim, daha çok üretim, daha çok para, para, para…

Egemen güçler genelde bilime de egemendir. Böylelikle ona yön de verirler. İstedikleri araştırmaları desteklerler, istemediklerinin önünü keserler. Masum, temiz bir bilimsel çalışmanın çıktısı insanlık aleminin tamamının faydalanabileceği şekilde kullanılabileceği gibi; ona yön verenlerin elinde korkunç bir silaha da dönüştürülebilir. Buradaki belirleyici faktör, işte bu dönüşümün kim tarafından yapıldığıdır. Bilimin ortaya koyduğu gelişmelerden insanlığın nasıl etkileneceğinin kararı bu aşamada verilir.

İnsanlığın faydası için kullanılabilecek bilimsel buluşların, kendinden başkasını düşünmeyen azınlığın, hele kötü niyetli, vicdansız, para aşıklarının elinde nasıl bir felakete dönüşebileceğini tahayyül etmek mümkün değildir. Bunu illa ki bir silah olarak düşünmemek gerekir. Bu bir sömürü aracı olabilir. Ani bir ölüm yaratmaz sizin için bu düzen, yavaştır, sinsidir, yavaş yavaş öldürür, acı çektirerek zamanla öldürür…”

Tüm insan işçiler, işlerinden ayrılmak zorunda kaldıklarından beri, evet işte tam o zamandan beri dünyanın gelmiş geçmiş en çalışkan, en sadık, en sakin işçileri haline getirilmişlerdi. Bu maymunların üretimini yapan birkaç firma, dünyanın her yerinden gelen taleplere yetişememişti önceleri. Onlar da daha fazla ürettiler, daha fazla sattılar. Onlar sattıkça ve zenginler aldıkça, insan işçiler kitleler halinde işlerinden atılmıştı. Şu anda, dünyada yok denecek kadar az insan işçi vardı. Onların da çoğu maymun işçilerin yönetiminden sorumluydular ve artık bir insan olup olmadıkları konusunda tartışılabilirdi. Önceleri kendilerini şanslı görmüşlerdi bu son insan işçiler, işlerinden atılmadıkları için. Maymunlar arasında geçen hayatları, onları vahşileştirmişti, çoğunun psikolojik sorunları vardı. Mutsuzlardı. Şimdiki durumlarına bakılacak olursa kimin şanslı olduğu çok şüpheliydi. İşten atılan insanların hayatları da çok kötü durumdaydı. Hayat karmakarışık bir hale gelmişti onlar için de. İnsanoğlunun kendi elleriyle yarattığı yeni dünya düzeni, aslında herkes ve her şey için sadece bir felaketti. Daha önce yaşanmamış büyük felaketler zincirinin ilk halkasıydı maymun işçiler.

Başlangıçta bazı firmalar karşı çıkmıştı, böyle bir uygulamayı kendi üretim alanlarında hayata geçirmemek için direnmişti. Sivil toplum örgütleri, sendikalar, tüm işçiler, herkes karşısındaydı uygulamanın. Fakat, ilk hayata geçiren firmaların yarattığı rekabet üstünlükleri diğerlerini çaresiz bırakmıştı. Mecburen hararetle karşı çıktıkları işçi maymunları üretim alanlarına, fabrikalarına almışlardı. Bir süre sonra iş çığırından çıktı ve neredeyse maymun işçi çalıştırmayan yer kalmadı. Öyle ki, hükümetler de, firmaların kendi kendilerine başlattıkları bu sürecin önünde duramamış; uygulamanın kanuni bir zemine oturtulması için gerekli kanunları çıkarmıştı.

maymunlar ve insanlar-indigodergisiMaymunların sahipleri bir şeyin farkında değillerdi. Bu şey, her şeyi kökünden değiştirebilecek kadar önemliydi. Ama, işin asıl önemli kısmı maymunların da bunun farkında olmayışıydı. Her iki taraf tarafından fark edilmeyen bu durum her şeyi değiştirebilirdi. Hem de tamamen. Maymun işçiler için ise şu anda önemli olan karınlarının doyması, yatacak yerlerinin olması ve dayak yememeleriydi. Başka bir beklentileri, istekleri bulunmuyordu. Bu kadar ideal bir iş gücü olabilir miydi? Olamazdı, mümkün değildi. İnsanlardan sonra bu sessiz, sakin, itaatkar maymunlar, bu problemsiz yaratıklar, karınlarının doymasından başka herhangi bir talepleri olmayan varlıklar. Ah! Maymunlar!

Maymun işçiler, büyük işçi grevinden sonra ortaya çıkmıştı. Grev bir ülkede başlamıştı ilk önce. Grevin başladığı şirketin dünyanın dört bir yanında üretim faaliyetleri vardı. İlk ülkeden sonra, bir bir diğer ülkelere de sıçramıştı. İşçiler arasındaki iletişim bu dönemde, teknolojik gelişmelerin bir sonucu olarak çok hızlı ve kolaydı. Grevin hızlıca yayılmasındaki temel etken buydu. Tabi, tüm dünyada işçiler, gelinen noktada çok kötü durumdaydılar. Yeni dünya düzeninin en büyük ve en önemli sorunlarının başında köylerin boşaltılmasıyla ne yapacağını bilmeyen milyonlarca insanın durumu geliyordu. Köylüler, şehirlere akın etmişti. Yerlerinden, yurtlarından, hayatlarından atılmak zorunda kalan bu insanlara, gittikleri şehirlerde bir mülteci gibi davranılmıştı. Arazilerini ucuz fiyatlara satarak elde ettikleri para gittikleri şehirlerde geçmiyordu sanki. Adeta, başka ülke topraklarına adım atmışlardı. Ne kendileri ne de paraları bir anlam ifade etmiyordu şehirdekiler için. Bu kadar yoğun bir göç dalgasını şehirler de kaldıramıyordu. Her yerde insan, her yerde karmaşa, kaos, tartışmalar, kavgalar, çatışmalar, hırsızlık olayları, cinayetler artmıştı. Bu kadar yoğun bir nüfusun iş bulması da çok zordu. Her yerde iş arayan insanlar, dilenen insanlar, hırsızlıklar, gasp ve cinayetler… Bu durum doğal olarak iş talebini artırmıştı. Artan iş talebi ve çalışacak insan sayısı karşısında, işçi alımları çok zorlaşmıştı, işveren istediğini işe alıyor, istediğini işten anında atıyor ve atar atmaz hemen sırada bekleyen birini bulabiliyordu. Bu durum işçi hakları ile ilgili olarak o güne kadar gelinen noktayı birden tersine çevirmişti. Neredeyse, sanayi devriminin de gerisine gidilmişti. İşçiler birer köle olmuştu. Gerçek manda bir köle yapılmıştı hepsi. Çalışma saatleri artırılmıştı, sosyal hakları kısıtlanmıştı, iş sağlığı ve güvenliği konusunda yaşanan onca iyi gelişmeden sonra, dünyanın içinde bulunduğu şartlara bağlı olarak büyük bir gerileme yaşanmıştı. İşçi örgütleri, çalışma örgütlerinin itirazlarına rağmen bu gelişmeler ardı ardına ülkeler ve uluslararası örgütler tarafından ele alınmış ve dönemim şartları dikkate alınarak üzerinde mutabık kalınmıştı. Üzerinden mutabık kalınan konu, işçilerin durumunun daha da kötü hale getirilmesiydi. Sermaye kesimlerinin baskısı ve taleplerini çok yüksek sesle söylemeleri üzerine hükümetler de şartları işçiler aleyhinde değiştirmişti. Bunun üzerine, o ülkede çıkan grev hızla yayılmıştı. İşveren tarafı bu süreçte çok şey kaybetmişti, tabi ki işçiler de. Aslında herkes, her canlı ve cansız, evet her şey. Grevin maliyetleri hesaplanıyor, televizyon kanallarında sadece bu konu tartışılıyor, sorunlar sıralanıyor, çözümler sunuluyordu. Dünyanın ana gündemi, aslında tek gündemi bu olmuştu. Dünya üzerinde, bu dönemde bile savaşlar bitmemişti, sadece sebepleri ya da bahaneleri değişmişti. Pazar için, hammadde için, enerji için, güç için yapılan savaşlar artık verimli topraklar, temiz su kaynakları, gıda, iklim şartlarının daha iyi olduğu bölgeler için yapılıyordu. Fakat, grev krizi varken, kimse savaş haberlerini umursamıyorken, haberciler de grevden başka konu işlemez olmuştu. Dünya tarihinde, böyle bir olay görülmemişti. Her şeyi alt üst etmişti, her şeyi değiştirmişti, felaketi hızlandırmıştı. Yeni dünya düzeninin yarattığı değişimlere bir yenisi daha eklenmişti.

Bu olaydan sonra, büyük şirketlerin desteğiyle maymun işçi projesi geliştirildi. Hep gündemde olan, fakat bir türlü ciddiyetle üzerinde durulamayan, nihayete ulaştırılamayan bu hayalin artık gerçekleştirilmesi gerekliydi. Yapılan çalışmalar sonucunda büyük hayal gerçek olmuştu. Bu başarıyı elde eden firma, öncelikle kendilerini destekleyen şirketlere ürünleri sundu. Bir süre sonra aynı başarıyı elde ederek maymun işçi satışına başlayan birkaç firma daha ortaya çıktı. Maymun işçileri satın alan şirketler, insan işçileri kitleler halinde işten çıkarmaya başlamıştı. Ve sonunda, gelinen noktada neredeyse tüm üretim alanlarında sadece maymun işçiler çalıştırılmaya başlanmıştı. Bu süreç uzun bir zaman aralığını kapsamıştı tabi ki. Çünkü, talep çok fazla iken; firmaların üretim kapasiteleri, üretimin kısıtları dolayısıyla talebe karşılık verebilecek seviyede değildi.

maymunlar ve insanlar-indigodergisiHakkını aramayan, ücret artışı istemeyen, grev yapmayan işçi düşüncesi böyle gerçekleşmişti. Maymun işçilerin, üretim alanlarında çalıştırılmaya başlandığı bu döneme kadar; insan işçiler bu hale getirilmeye çalışılmıştı. Grevin başlamasına kadar, bu yolda epeyce yol alınmıştı. İşverenler neredeyse bunu başarabilecekleri düşüncesine kapılmışlardı. İşçi haklarında yapılan kısıtlamalar, çalışma saatlerinin artırılması, işçilerin çalışma süreleri boyunca sensörlerle izlenmesi, kurallara uymayan işçilere işten atmaya kadar varan cezaların verilmesi… Grevin de patlak vermesine sebep olan bu olumsuz gelişmeler, geriye gidişler işverenleri greve kadar mutlu etmişti. İşte tüm bu olanlardan sonra ideal işçi hayallerine ulaşabileceklerini, bunu sonunda başarabileceklerini düşünmüşlerdi. Ama, hiç beklemedikleri bir anda, insanlıktan çıkmamak ve robota dönüşmemek için işçiler tarafından başlatılan ve yıldırım hızıyla her yere yayılan grev ve onun sonuçları tüm hayallerin çöpe atılmasına, insan işçilerden kurtulmanın zamanının geldiğine karar verilmesine sebep olmuştu.

Tütün tarlasında, maymunların yönetiminden sorumlu birkaç kişi vardı. Bunların başında da tek bir kişi, sorumlu. Sıcağın kendini en çok hissettirdiği zaman olan öğleden hemen sonraydı. Sorumlu kişi odasından çıkmış, çalışan maymunların ve onları sözde yöneten birkaç kişinin arasında dolaşıyordu. Hepsine kesin talimat verilmişti. Bir takım kurallar vardı uyulması gereken. Bunların arasında en önemli olan şuydu: Kesinlikle maymunların yanında konuşmayacaklardı. En katı kural buydu. Ne kendi aralarında ne de maymunların ne yapacaklarını, nasıl yapacaklarını bildirdikleri anda, asla konuşmak yoktu. Maymunlara, direktifleri geliştirilen farklı yöntemlerle veriyorlardı. Sorumlu, gezintisine devam ederken bir maymun gözüne ilişti. Çalışan maymunların en irisi, en büyüğüydü. Baktı sorumlu kişi ve ona doğru ilerlemeye başladı. Aralarından geçtiği maymunlar sessizce, işaret edileni yapıyorlardı. Fakat, sorumlunun gözüne kestirdiği bu maymunda bir farklılık vardı. O, sanki bir insandı, sanki sessizce konuşuyordu ya da mırıldanıyordu. Sorumlu, adımlarını sıklaştırdı, hızlandı, vardı iri maymunun yanına, durdu ve baktı iri maymuna. İnceliyordu, tepeden tırnağa süzüyordu onu. İri maymun geleni fark etmişti, hafifçe başını sağındaki sorumluya çevirdi, onun gözlerini, kendisine dikkatle bakan gözlerini gördü. O da gözlerini, sorumluya dikmişti, yan yan ona bakıyordu.

Sorumlu, bu durumdan rahatsız olmuştu, hatta biraz sinirlenmişti. Elindeki kırbacı hızla ileri fırlattı, maymuna hedef almıştı, tutturdu hedefini. Acıyla inledi iri maymun, sonra sesi kesildi. Daha fazlasının olmaması için, bir kez daha aynı acıyı yaşamamak için acısını hızla içine attı ve sesini kesti. Sorumlu durmadı, bir kez daha şaklattı kırbacını, kırbacın sesi havada yankılandı ve kendisi iri maymuna ulaştı, değdiği her noktayı yaktı, kavurdu. Maymun inledi, sessizce ve yine sustu. Etraftaki diğer maymunlar, olan bitenin farkında değillermiş gibi işlerine devam ediyorlardı, sessizce, sakince çalışıyorlardı. Sorumlu, vurduğu kırbaçların karşılığında cılız bir inleme ve kocaman bir sessizlik aldığı için daha da hiddetlenmişti. O, hep buna kızıyordu. Vurduğu zaman, vurduğu nesneden ses çıksın istiyordu. Fısıltı gibi bir inleme ve devamında kocaman bir sessizlik. Bundan nefret ediyordu. Daha çok vuruyordu böyle olduğunda. Aslında, bu zamana kadar olan sadece buydu. Ses çıkaran, acısını dışa vuran bir maymunla hiç karşılaşmamıştı. O yüzden hep vurmuştu, vurmuştu, maymun aldığı darbelerden ayakta duramayıp, düşene kadar, sürekli vurmuştu, vurmuştu…

İri maymun aldığı darbeler ile yaşadığı acıya rağmen sesini çıkarmıyor, sadece fısıltılar halinde kısa kısa inliyordu. Sorumlu artık bıkmıştı, hep aynı şey diye düşündü. Vurdu, vurdu… İri maymun ne bayılıyor ne de ses çıkarıyordu. Durup dururken, sadece dikkatini çektiği için bu maymunu dövemeye başlamıştı. Ama, maymundan ne ses çıkıyordu, ne bir itiraz, ne yalvarış, ne de başka herhangi bir şey. Bu iri maymun yere de düşmüyordu diğerleri gibi. Vurdukça, sanki daha da dik duruyordu. Daha güçlü duruyordu. Sorumlu vurmaktan sıkılmış, yorulmuş bir halde vurmaya devam ediyordu, vuruyordu, vuruyordu, kendini kaybetmişti. İri maymun ne yere düşüyor ne de ses çıkarıyordu. İlk vurduğu anlarda duyduğu fısıltılar da artık yok olmuştu. Bir kaya parçası gibi, bir cansız varlık gibi öylece duruyordu maymun. Sorumlu çıldırmıştı, kalan son kuvvetiyle vurmaya devam ediyordu. Tükenen aldığı darbelere rağmen maymun değil, kendisiydi. Çok yorulmuştu, sinirleri bozulmuştu, kendini kaybetmişti. Diğer maymunlar sessizce işlerine devam ederken, sorumlunun başında olduğu insanlar da oraya toplanmış bu olayı izliyorlardı. Onlar da şaşkınlık içerisindeydiler. Konuşma yasağı olduğu için, sorumluya bir şey de diyemiyorlardı. Bir sinema filmi izler gibi olan biteni takip ediyorlardı. Sorumlu vurdu, iri maymun durdu olduğu yerde, sustu…

Bu suskunluğa artık daha fazla dayanamayan sorumlu bağırmaya başladı:

“Sesini çıkar pislik, bağır, acı çektiğini göster aşağılık yaratık!”

Sorumlunun, kalan son gücüyle bağırarak söylediği bu kelimeler herkesi dondurmuştu. Maymunları da, insanları da. Herkes ve her şey olduğu yerde donup kalmıştı.

[quote]Ne olduysa işte o zaman oldu. İri maymun döndü sorumluya. Elini, onun suratına öyle bir indirdi ki sorumlu düştü ve düştüğü yerden bir daha kalkamadı. Sessizce çalışmakta olan diğer maymunlar, olayın farkına varmışlardı, şaşırmışlardı, korkmuşlardı. İri maymunun yaptığı hareketin sonucunu tahmin etmeye çalışıyorlardı, her yeri sessizlik kaplamış, hepsine ve her yere sessizlik hakim olmuştu.[/quote]

maymunlar ve insanlar-indigodergisiSessizliği bozan, herkesi donduğu yerden, hayatın durduğu yerden çıkaran, yeni bir hayata adım attıran yine iri maymun olmuştu. Sesi duyuldu ilk önce belli belirsiz ve konuşmaya başladı. O konuştukça, diğer maymunlar coştu, sanki bir anda hepsi dile gelmişti. Konuşuyorlardı, bağırıyorlardı, haykırıyorlardı, aralarında kalan sorumlunun adamları şok olmuştu, dilleri tutulmuştu, oldukları yere yapıştırılmış gibi kalmışlardı. Onların sessizliği bozulmamıştı. Oldukları yerde nefes almadan, bir heykel gibi duruyorlardı sanki. Maymunlar ve insanlar arasında roller değişmişti şimdi. Konuşan, bağıran maymunlardı ve insanlar bir taş kadar sabit ve sessizdi. Kendilerine kesin emir verilmişti. Maymunların yanında konuşulmayacaktı.

Ama, sorumlu konuşmuştu. İşte olmuştu. Maymunlar da, sonunda bunun farkına varmışlardı. Onlar da konuşabiliyorlardı. Bunun bir şartı vardı ve bu şart iri maymunun acıyla olan testten başarıyla geçmesinin sonucunda gerçekleşmişti. Şimdiye kadar bunu yapamamalarının sebebi ise, kendilerine verilen kesin emri uygulayan sahipleri, yöneticilerinin konuşmama emrine uymalarıydı. Üretici firmalar bunu net olarak müşterilerine bildirmişti.

Şimdi her şey değişecekti, şu anda dünya onlar için değişmişti. Kimsenin, hiçbir tarafın farkında olmadığı gerçek ortaya çıkmıştı, evet, bu maymunlar konuşabiliyordu ve en zayıfı dünya üzerindeki en güçlü insandan daha güçlüydü. Değişim, buradan, bu tarladaki maymunlar tarafından başlatılmıştı. Bundan sonra ne olacağı konusunda, o an orada bulunan hiç kimsenin ya da hiçbir konuşan maymunun fikri ya da düşüncesi yoktu. Yenidünya düzeni, belki de yerini bambaşka bir düzene terk ediyordu. Belki de dünyanın sonuna…