Adem’in Çocukları – Bilim Kurgu Öykü

“Olur olmaz zamanlarda eşyaları havaya kaldırmamalısın böyle,” diye sevecen bir sesle ikaz etti kızını Tugytu. “Biliyorsun, böyle şeyler yaparak gururlanmayız biz.”

Adem'in Çocukları
İllüstrasyon: Selman Hoşgör

Annesinin bu sözlerine içerlemişti, ama doğru söylediğini bildiği için sesini hiç çıkartmadı. Son dersi olan kollektif bilinç çalışmasında biraz geride kalınca kaşları çatılmış, bu yüzden sınıftan en son çıkan kendisi olmuştu. Hırsını da koridorda duran ne varsa havaya kaldırıp, hızla yere çarparak geçiştirmeye çalışmıştı Tyele. O an yalnız olduğunu düşünüyordu, oysa annesinin soluğu çoktan yanı başındaydı.

Kızının emniyet kemerini taktığından emin olduktan sonra uçan kapsülünü havalandırıp, otomatik pilota aldı Tugytu. Belli ki söyleyecekleri daha bitmemişti. Bu sefer sesi daha ciddi ve kaygılıydı.

“Bugünkü haberleri duymamış olmalısın, kızım. Anlaşılan arkadaşlarınızla da aranızda konuşmamışsınız. Yoksa o saçmalığı yapacağına hemen yanıma koşup, bana neler olduğunu sorardın…”

Annesi toplumun seçkin kişilerinin alındığı Yüksek Bilinç Konseyi’nin bir üyesiydi ve çok saygı duyulan birisiydi. Evren felsefesi üzerine dersler verirdi. Bunda gelişmiş yeteneklerinin rolü de yok değildi. Tyele’ninse onun bu yeteneklerine sahip olduğu çok küçük yaşından itibaren anlaşılmıştı.

Eve doğru yol alan kapsülün bilgi paneli önce hava trafiğini, sonra meteoroloji durumunu aktardıktan sonra günün haberlerini anons edecekken annesi tarafından kapatıldı. Tyele, annesinin bugün aynı haberi kaç kez dinlediğini, kaç kez okuduğunu, bunun içinde kaç kez yankılanmış olduğunu hiç tahmin edemezdi. Hatta onun bu yüzden gönüllü olarak çalıştığı Sevgi Bakanlığı’ndaki interaktif seminerine gitmeyi unuttuğunu bilse tam bir şok geçirirdi.

Bugün olanları artık duyması gerektiğini düşünürken haberlerin bir hışımla kapatılması onun da kaygılanmasına neden oldu.

“Çok üzgünüm anne, affedersin,” dedi önce. “Kötü bir şey mi oldu?”

Sabırsızca bir cevap almayı beklerken sessizliği annesine gelen çağrı bozdu. Kapsül paneline yansıyan görüntü Tugytu’nun kadim dostu olan bilim uzmanı Bontela’ya aitti. Çok meşgul birisiydi. Ömrünü bilime adayan, bu yüzden kimseyle bir bağ kurmayan, tüm enerjisini ve sevgisini keşiflere adayan bir bilim aşığı…

Telaşlıydı.

Sesi titreyerek, bir şey bulmuş olabileceğini söylediğinde Tugytu rotayı hemen onun evine doğru çevirmişti bile. “Birazdan yanındayız,” diyen Tugytu’ye cevabıysa çok kısaydı.

“Yalnız gelmelisin.”

Çağrı kapanıp, görüntü ekrandan kaybolduktan sonra Tugytu, kızına dönüp beraber gideceklerini ima etti mimikleriyle ona.

“Konu sizin geleceğinizi ilgilendiriyor. Yanımda olacaksın, merak etme.”

“Neler oluyor peki anne?”

“Yeni bir gezegen bulundu,” dediğinde Tugytu bunun çok normal bir şey olduğunu biliyordu. Zira galaksileri içinde yolculuk yapan ve her gün yeni bir gezegen veya yıldız keşfi yapan ırkı için çok sıradan bir olaydı bu.

“Bu farklı, ama…” diyebildi sonra. “Bizimkine çok benziyor.”

Tyele, “Ne kadar benzeyebilir ki?” derken bu sorudan daha çok, annesinin kuruntusunu küçümseme belirtisiydi. Tugytu, bunu duymamış gibi devam etti.

“Henüz başka bir bilgi yok, tabii Bontela yeni bir şeyler bulmadıysa…”

Kapsül yavaşça süzülerek, alçalmaya başladı ve bir sinek vızıltısı kadar bile ses çıkarmadan yere indi. Bontela onları kapıda beklerken bir çocuk kadar heyecanlıydı.

“Küçük bir misafirimiz varmış,” dedi.

“Bazen yaramazlıklar yapsa da, kızıma güvenirim ve inanırım ben. Neler bulduğunun merakı içindeyiz.”

Onları bir laboratuvarı andıran evinin çalışma odasına götürdü. Bir duvar boydan boya ekranla kaplanmıştı ve mavi bir gezegen onlara doğru bakıyordu. Tyele, ilk bakışta kendi gezegenleriyle arasındaki şaşırtıcı derecedeki benzerlikleri görünce atıldı ve az önceki alaycı üslubuna pişman oldu.

“Çok güzelmiş… Biçimi, yüzeyi, mavilikleri… Çok güzelmiş, çok..”

“Haberlerde ilk gördüğümde ben de bu tepkiyi vermiştim kızım, ama bu yabancı gezegene dair bilmediğimiz çok fazla şey var…”

“Haklısın Tugytu,” dedi Bontela… “Ama şu an duyacaklarınızla öğrendiğiniz pekçok şey olacak. Çünkü aslında bugün haberlere düşen bu gezegeni ben uzun bir süredir araştırıyordum.”

Tugytu ve Tyele iyice kulak kesilmişlerdi.

“Enformasyon Kurulu’na henüz iletmediğim bilgiler bunlar. Bunları bir rapora yazmadan önce senin görüşlerini duymak istedim.”

“İşte buradayım,” dedi Tugytu, ne kadar sabırsızca beklediğini belli ederek…

“Bu gezegen, kütle ve hacim bakımından neredeyse bizimkinin aynısı. Ayrıca aynı atmosfere sahip olmamız inanılmaz bir şey…”

“Evrenimizde ikiz gezegenimiz mi var?” diyerek, heyecanla sordu Tyele.

“Bu kadar benzerlik şaşırtıcı doğrusu…” diyense annesiydi bu kez daha temkinli bir halde.

Kıvrak çocuk aklıyla en ilginç sorular Tyele’den geliyordu ve durmaya niyeti yok gibi gözüküyordu.

“Peki burada nasıl yaratıklar yaşıyor?”

“Araştırmamın en can alıcı noktasını sordun, sevimli şey,” diye cevapladı Bontela ve devam etti.

“Bu kadar benzer bir gezegenin bunca zaman gözümüzün önündeyken, gözümüzden kaçması inanılır gibi değil aslında. Ama en önemlisi, içinde kendi türüne zarar veren bir canlı ırkı yaşıyor. Daha ilginciyse fiziksel ve biyolojik olarak, bize çok benziyorlar.”

“Daha neler…” deyip, şaşkınlığını gizleyemedi Tyele. “Bizim yabanıl halimiz mi yoksa?”

Kızının sorularının arkadaşını bunaltmasından endişe eden Tugytu araya girdi. Oysa onun da soruları vardı. “Peki bu gezegenin adını biliyor musun, Bontela?”

“Evet, bu da bir başka bilgi… Terra Gezegeni. Diğer adıyla Dünya diyorlar.”

Çekinerek, “Bu Dünya bize zarar verebilir mi?” diyen Tyele’nin sesi bu kez gerçekten endişeliydi.

“Korkarım ki, buna gelecekte karar vereceklerdir,” dedi Bontela. “Çünkü neredeyse sadece yok etmek için doğmuşlar.”

Tugytu ve Tyele küçük dillerini yutacakmış gibi Bontela’nın raporuna ekleyeceği bu gezegenin tarihini izlemeye koyulmuşlardı. Ekranda sadece acılar, katliamlar ve savaşlar vardı.

Daha fazla bakamayan Tyele, annesine sarılıp, ağlamaya başladı. “Nasıl yaparlar bunları birbirlerine, nasıl?”

Oysa kendi gezegenlerinde hiç savaş görmüş veya duymuş değildi. Tarihlerindeki en son savaş beş bin yıl önce olmuş, kendilerini sadece gelişime ve ilerlemeye adamışlardı.

Bontela sözü aldı.

“Sevgili Tugytu, biliyorsun ki, bu raporu Galaktik Hükümet’e sunmak demek, bizim için bir tehdit algısı ve uzunca bir süre sonra belki de yeni bir düşman demek olacak. Ama şu an için uzak bir galakside olsalar da, gözü tüketmekten ve yok etmekten başka şey görmeyen bu ırk, birgün karşımıza çıktığındaysa çok geç olabilir.”

“Yine de yok etmeliyiz onları hemen,” diye söze karışan Tyele’ydi, sanki kendisine sorulmuş gibi. Bir ışık çocuk gözüyle bakılan Tyele, o an huysuz bir çocuktan farksızdı ve annesi onu yanında getirdiğine o an ilk defa pişmanlık duymuştu.

“O zaman bizim onlardan ne farkımız kalır?” dedi usulca Tugytu önce. “Bu sonsuz evrende bize bu kadar çok benzeyen akıl sahibi varlıkların olduğu bir gezegen daha varsa eğer, bunun çok daha öte bir anlamı olmalı. Şu an için tek yapmamız gereken bu anlamı bulmaya çalışmak… ”

Tugytu, kalbinden gelen bilge sözlerle devam etti.


“Sadece gezegenleri veya bedenleri olmamalı bize benzeyen…” dediğinde aradaki bağlantıyı bulduğunu anlamış, yüzü buz gibi olmuştu.

“İlk atamız Adem’in Havva’dan olan çocukları bunlar… Ve cennetten kovulup, sığındıkları yerden kurtulmaya çalışıyorlar…”