Soma’da Milyonlarcamız Öldü!

İhmallerin bolca yaşandığı, çocukların bolca öldüğü bir ülkede, bir yetişkin olmaktan utandım. Yetişememiş yetişkinler ülkesinde olmaktan utandım. Soma’da olmaktan utandım.

s1

13 Mayıs 2014’te Türkiye’nin Manisa ilinin Soma ilçesindeki kömür madeninde çıkan yangın 301 madencinin hayatını yitirmesine sebep oldu. Bu olay Türkiye Cumhuriyeti tarihinin, en çok can kaybı ile sonuçlanan iş ve madencilik kazası olarak kayıtlara geçti.

İşte dostlar, resmi olarak Soma’daki facia, bu ya da buna benzer anlatımlarla dile getirildi. Soma faciası anlatan için kolay, yaşayan için dünyanın en zor durumuyla karşı karşıya kalmaktı. Tüm ülke olarak hepimiz çok üzüldük, her an acıyı paylaşma peşine düştük, Soma faciası üzerine yazdık, çizdik, ağladık, uyumadık, yürüdük, isyanlar ettik… Soma’daki acıları paylaşırız sandık ama bizzat şunu gördük ki, hepsi sadece sanmaktan ibaretti.

İndigo Dergisi Sosyal Sorumluluk yazarı olarak Soma’daki durumu bizzat görmek ve Umut Treni Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin Basın Danışmanı olarak, derneğin gönüllülerinden gelen bağışları Soma’da hayatını kaybeden madencilerin ailelerine teslim etmek için 21 Haziran 2014 tarihinde, şehitlerimizin 40 mevlitinde oradaydım. Emanetlerin hepsini ekibimizle birlikte teslim ettik. Emanetleri dağıtmadan önce ilk olarak uğradığımız Soma şehitleri mezarlığında, anaların yaktıkları ağıtların içinde cayır cayır yanan yüreklerin ateşlerini hissettim. O an dedim ki; acı paylaşılmıyor! Acının yaşandığı yüreğe yaklaşıldıkça ateş hissediliyor ama o ateşten parça alınarak acının hafifletilmesi gibi bir durum ne yazık ki mümkün olmuyor. Yapabileceğim ne vardı? Hepimiz adına kabirlerimizi suladım, dualarımızı okudum, çiçeklerimizi ektim, mevlitlerine eşlik ettim, aileleri ziyaret ettim, emanetlerinizi teslim ettim. Hepiniz bu anlatımlarım sayesinde derinlerde neler yaşadığımı az da olsa hayal edebilirsiniz.  Hele Soma faciasında mağdur olan bir Durmuş bebek vardı ki; babasını kaybettiği gün dünyaya gelmişti. Deli gibi çocuk seven ben, onu kucağıma alamadım.  Bırakın kucağıma almayı, yüzüne bile bakmakta çok zorlandım, çünkü çok utandım.

s2

 “Soma faciası için neden utanasın ki” diyorsunuz değil mi?

İhmallerin bolca yaşandığı bir ülkede, çocukların bolca öldüğü bir ülkede, bir yetişkin olmaktan, yetişememiş yetişkinler ülkesinde olmaktan utandım. Her ihmalde hepimizin payının olduğunu unuttuğumuz için, birlik olamadığımız, insani vasıflarımızı unuttuğumuz, hatırlatıldığında düzeltmek için çaba göstereceğimize  suçlu aradığımız, suçluluğumuzu göremediğimiz, kör olan yanlarımızı aydınlatacağımıza, daha çok köreltme çabasına girdiğimiz için utandım. Yetişkin olma vakti gelmedi mi? Sulh’un, sevginin yolu ile istikrarla ilerleme zamanı gelmedi mi? Neyi paylaşamıyoruz? Annesinin ihmali yüzünden ölen bir bebekten sorumlu olmadığımızı mı zannediyoruz?

Düşünün! Bakımsızlık yüzünden ölen o bebeğin annesi (babası) siz olsanız, kimseden yardım alamasanız, o bebeğin ölümünden bir tek sorumlu kişi ebeveyni mi oluyor? Sakın bana “doğurmasaydı” gibi bir söz ile gelmeyiniz.

Kendimizi kandırmayalım! Engelli oğlumun okullara kabul edilmemesinin sebebi ben miyim, eğitim sistemi mi, bu çocuğu kabul etmeyen okullar mı, öğretmenler mi, veliler mi, velilerin dolduruşuna gelip bu çocuğu istemeyen çocuklar mı? En tepeden en aşağıya kadar inen duygusuz, bencil sistemlerimizle, hepimiz suçun bir parçasını oluşturuyoruz. Artık hepimizin üzerine düşen parçaları üstlenip, sevgiyle harmanlayıp, doğru tohumlar ekme vaktidir.

Soma maden faciasında resmi rakamlara göre 301 kişi hayatını kaybetti! Yalan!

Neden mi? Soma faciasında tüm insanlık bir kez daha öldü. Ve dirilecekse bu kez en azından gerçekten dirilmeli. Senin anan, senin baban, senin evladın demeyi bırakalım. Anamız, babamız, evladımız demeye başlayalım. Hepimiz açık gözlüyüz ya, gözümüzü değil, artık ebediyen yüreklerimizi açalım. Yaşarken üzerimize serptiğimiz ölü topraklarımızı hemen şimdi üzerlerimizden savuralım.

Günaydın insanoğlu, günaydın. Dilerim ki bundan sonra düşünme ve karar yetisi olan insanoğlunun üzerine serpeceği tek şey, en büyük gücü olan, iyilik olsun.

Not: Her ne sebeple olursa olsun bir bağış yapmak istiyorsanız, ya hemen teslim edileceğinden kesinlikle emin olduğunuz kurumlarla iş birliği yapın ya da bizzat kendi ellerinizle ulaştırın. Soma mağdurlarının pek çoğu hala mağdur durumdadır.

Sevgi ve iyilikle kalın.

Önceki yazıBiorezonans İle Sağlığınıza Kavuşabilirsiniz
Sonraki yazıBaşbağlar ve Madımak Katliamlarının Aynı Kirli Senaryosu
1973 İstanbul doğumluyum. Çalışma ve ilgi alanlarımı sınırlamam pek mümkün değildir. Kimi zaman kalemim bana sırdaş olmuş, kimi zaman toplumun faydasına olan cümleleri dökmüş, kimi zaman da toplumun yaralarına dokunarak dile gelmiştir. Kalemi kullanırken en keyif aldığım taraf ise "sessizin sesi" olabilmektir. Yeri geldiğinde bir taşın sesi, yeri geldiğinde bir kedinin serzenişi, yeri geldiğinde konuşamayan engelli bir çocuğun dili, yeri geldiğinde ise bir saç örgüsünü dile getirebilmek en keyif aldığım şeylerden biridir. Hayatın her alanında gönüllü olarak faaliyet göstermekteyim. Bağımlılık ile mücadele, kadın ve çocuk istismarına karşı destek, eğitime katkı amaçlı kütüphanaler kurulması, yardımlaşma derneklerinde faaliyetler, tüketicinin her tür hakkı (sağlık, hukuk...) üzerine destek çalışmaları, kültür sanat projelerine koçluk, danışmanlık, tutuklu çocukların topluma kazandırılması amaçlı eğitim organizasyonları, kan bağısı, organ bağışı, ilik bağışı üzerine organizasyonlarda koordinatörlük, özel eğitim öğretmeni olmam sebebiyle engelli çocuklarımızın ailelerine danışmanlık, okullarda çocuklarımızın yardımlaşma güdüsünü pekiştirme amaçlı seminerler ve sayamayacağım daha pek çok alanda, neredeyse hiç durmadan yıllardır gönüllü olarak faaliyet göstermekteyim. Bu alanlarda hakkıyla faaliyet gösteren kurumların yanında bulunmanın yanısıra, mağdurların şahsen yanında istikrarla olabilmenin de güzelligini yaşayabilenlerdenim. Yönetiminde ya da genel kurulunda faaliyet gösterdiğim derneklerde doğru ekip çalışması ile "olmaz" denilenin aslında ne kadar kolaylıkla olabileceğini yaşayanlardanım. "Şunun uzmanıyım, bunun uzmanıyım" demek elbet güzel, ben direkt sahaya dalarak takım çalışmasına hızla uyum sağlayarak, iş ve zihin gücünü sergileyerek faydalı olmaktan keyif duyanlardanım. 1998 doğumlu dünya tatlısı, mutlu mu mutlu, sevimli mi sevimli, şamatacının teki olan zihinsel engelli Cansın adında bir oğulun annesiyim. Onun bana öğrettiklerinin arasında "sessizliği dinleyebilmek" en değerlilerinden biridir diyebilirim. İnsanoğlunun değer biçilemeyecek kadar değerli olan, ne kadar çok şeye sahip olduğunu unutmadan yaşamak ve bunu unutanlara da hatırlatabilmenin gururunu yıllardır şahsen yaşayanlardanım. Ailem olan İndigo'ya duyduğum sevgi, saygı ve sadakat 1 Ağustos 2011'de başladığım andan itibaren hiç bitmeden devam etmektedir. İndigo aileme ve siz okuyucularıma sonsuz sevgi, saygı ve teşekkürlerimi gönderiyorum. Ben 1 Ağustos 2011'den beri: Yazdım, yazıyorum ve yazacağım! Çocukluğumdan beri insanlık için çalışmalar: Yaptım, yapıyorum ve yapacağım! Daima huzurla kalmanız dileğimle...