6-7 Eylül 1955 Sürgüne Gönderilen Tedirgin Güvercinler

Türkiye’yi oluşturan değerlere, inkılaplara, iktisadi-toplumsal yapıya karşı kendi kimliklerini inkar edip, Misak-ı Milli sınırları içerisinde eriyebilme başarısızlığın sorumlusu sadece azınlıklar mıydı? Belki de tek gerçek; azınlık olmanın, bir gün sadece yaşadığı topraklardan kovulmakla sonlanacağının bilincine 6-7 Eylül 1955 tarihinden sonra varılmasıydı.

6-7 Eylül 1955 Olayları

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanından sonra, Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırları içinde yaşam olanağı bulan değişik inanç ve etnik kökendeki azınlıklar, ‘Türk Ulusu’ kavramının içini doldurabildi mi?

Türkiye’yi oluşturan değerlere, inkılaplara, iktisadi-toplumsal yapıya karşı kendi kimliklerini inkar edip, Misak-ı Milli sınırları içerisinde eriyebilme başarısızlığın sorumlusu sadece azınlıklar mıydı? Belki de tek gerçek; azınlık olmanın, bir gün sadece yaşadığı topraklardan kovulmakla sonlanacağının bilincine 6-7 Eylül 1955 tarihinden sonra varılmasıydı!

Rumlar, 1953-1954 tarihleri arasında Kıbrıs adasının Yunanistan’a ilhakı istemi ile Türkler’e ve İngilizler’e yönelik şiddeti sahneye koydu. İngiltere, sömürgesi altındaki stratejik öneme sahip bir adayı vermek istemezken; Türkiye, kendi soydaşlarının garantörlüğünü bırakmak istemiyordu!

Tarih 1955’in Ağustos ayının sonlarını gösterdiğinde, Kıbrıs sorunu iç ve dış siyasetin en önemli unsuru haline geldi. İngiltere’nin daveti ile düzenlenen ‘Londra Konferansı’nda, adanın ve garantör devletlerin statüleri ( İngiltere- Türkiye- Yunanistan) tartışılırken, ikinci tur görüşmelerin yapıldığı 4 Eylül 1955 günü Kıbrıslı Türkler, Rumların ada da yürüttükleri Enosis politikasını protesto etmek için miting düzenledi.

1950’li yılların ikinci yarısında Türkiye’nin iktisadi durgunluğu başladı; enflasyon yükselirken, işsizlik artmaktaydı. Dönemin iktidar partisi, halkın öfkesini ve ilgisini Kıbrıs- Enosis sorununa çekerek, yarattığı algı ile durumunu güçlendirmek istemiştir. Günün iktidar yanlısı gazeteleri attıkları manşetler ile İstanbul’daki Rum azınlıkların bağış toplayarak, Kıbrıs adasındaki Enosis çetelerine gönderdiklerine dair asparagas haberleri halka duyuruyorlardı. Yağma ve yıkımın işaret fişeğinin patlaması an meselesiydi.
[quote]Dışişleri Bürokratları Londra Konferansı’nda bir çözüm üretmeye çalışırlarken, 6 Eylül 1955 günü saat 13.00 haberlerinde radyolar; Selanik’te Atatürk’ün evine bomba atıldığı haberini veriyordu. [/quote]
Tirajı yirmi bin civarında olan ve iktidarın sesi gibi davranan İstanbul Ekspres gazetesi 6 Eylül günü ikinci baskısını iki yüz doksan bin olarak yaptı.

[quote]Kıbrıs Türktür Derneği tarafından tüm İstanbul’a dağıtılan gazete, beklenen ayaklanmayı başlattı. İstanbul Ekspres gazetesinin bir yazarı yaptığı yorumda:‘Mukaddesata el uzatanlara bunu çok pahalıya ödeteceğiz; bunu söylemekte de bir mahzur görmüyoruz.’ diyerek,azınlığa karşı olan nefretini kusuyordu.[/quote]

6-7 Eylül Yağması

Kıbrıs Türktür Cemiyeti’nin liderliğinde gençlik örgütleri, meslek odaları, sendikalar ve derin devletin tetikçileri tarafından 6 Eylül akşamı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde o güne kadar görülmemiş yağma ve yıkım gerçekleşti! Ağustos ayının ortalarından itibaren, İstanbul’da yaşayan azınlıkların evlerinin kapılarına ve duvarlarına ( Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta… olduğu gibi) ‘Haç’ simgesi çizilmekteydi; bu tacizler, yağma ve yıkımın hazırlıklarının çok önceden başladığını göstermektedir. Azınlıkların yaşadığı mahallelerin ve evlerin yakınlarında, içlerinde sopalar, kürekler, kaynak makinaları, demir makaslar bulunan kamyonlar bekletilmekteydi.
[quote]Kurtuluş, Nişantaşı, İstinye, Yeniköy, Eminönü, Yedikule, Bakırköy, Fatih ve Eyüp’te azınlıkların ev ve işyerlerine saldırılar düzenlenir. [/quote]
Yağma Anadolu Yakası’nda Moda ve Adalar’da da etkili olur! Eli sopalı, baltalı yağmacılar dükkanları yıkarak, evlere girip eşyaları camlardan dışarı atar! Kilise ve mezarlıkları tahrip edip, din adamlarına saldırıp darp ederler. Tüm bu kıyım yaşanırken, güvenlik birimleri olayları sadece seyretmekle yetinecektir!

[quote]6-7 Eylül olaylarının bilançosu Fransız ve Alman Başkonsoloslukları’nın hazırladıkları raporlara göre: İkisi Ortodoks Papaz olmak üzere on altı kişi yaşamını kaybetmiş olup, yetmiş üç kilise, bir Havra, Sekiz Ayazma, iki Manastır, üç bin beş yüzü Rumlar’a ait olmak üzere beş bin ev ve işyeri tahrip edilmiştir![/quote]

İzmit ve Adapazarı’ndan olaylara katılmak için getirtilen yağmacılar, geri dönüşlerinde Haydarpaşa Tren İstasyonu’nda azınlık halktan zorla aldıkları ganimetlerle yakalanırlar. 6-7 Eylül isyanında rol alan figüranların çoğunluğu İstanbul dışından yağma amacı ile getirtilir. Sivas’tan yüz kırk beş; Trabzon’dan yüz on yedi; Kastamonu’dan yüz on altı; Erzincan’dan yüz on bir kişi organize edilerek bu insanlık suçuna karıştırılır.

7 eylül 1955 gününün sonunda olayların yatışmaya başlaması ile birlikte, Kıbrıs Türktür Cemiyeti’nin tüm idari meclis üyeleri tutuklanır, dernek kapatılır. Tutuklananlar arasında sendikalı işçiler, öğrenciler ve iktidar partisinin üyeleri çoğunluktadır. Tutuklamalar sonucu otuz dört sendikanın kapatılma nedeni, işçilerin sendika başkanları tarafından manevi ve dini duyguların ön planda tutularak, organize edilip olaylara karıştırılmasıdır. Taş, balta gibi saldırı amaçlı araçlar kendilerine verilerek azınlığın üzerine gönderilmeleri her ne kadar emekçi eylem ve düşünce ile açıklanamasa da azınlığın denize dökülmesi gereken düşman, mallarına el koymanın caiz görüldüğü gerçektir! Faşizan saldırılarda, Şoförler Cemiyeti ve Motorlu Taşıt İşçileri Sendikası’nın üyeleri, yağmacıları İstanbul’un tüm noktalarına taşınması için araçların koordinasyonunu gerçekleştirir.6-7 Eylül Olayları
6-7 Eylül yağma ve yıkım girişini Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türk-Ulus devletine geçişte yaşanan sancılı dönem olarak isimlendirmek, olayların basite indirgenmesine neden olacaktır. Farklı etnik grupları içinde barındıran Türkiye Cumhuriyeti’nin Kemalist elitleri, ülkenin ‘Türk Ulusu’ adı altında anılması ve birleşmesi için azınlıkları görmezden gelerek din, dil, ırk farkını ortadan kaldırarak tek bir kültür ve dil yaratmaya çalıştı.

1942 yılında alınan iktisadi-toplumsal önlemler, Türk unsurunun üst ve tek kimlik olduğunu; taşıyıcı öğenin değişmezliğini gösterir. Uygulamaya konulan ‘Varlık Vergisi’ ile Ermeniler’in, Rumlar’ın ve Yahudiler’in ekonomideki liderlikleri sona erdirilir.

Olayların sonucunda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hedeflerine uygun bir göç dalgası başlatılır. Yağmanın getirdiği maddi zorluklar, İstanbul’daki Yunan Konsolosluğu’nun ve Patrikhane’nin Rumlar’a, yerlerinde kalmaları yönündeki telkini; Yunan Hükümeti’nin, Rumlar’ın Yunanistan’a yerleşmesi konusunda çıkarttığı bürokratik zorluklar ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin azınlıkların malvarlığının satışını engellemesi, bu insanları uzun bir süre ‘Araf’ta bırakmıştır! Daha sonra, azınlıkların sahip olduğu taşınmazlar ve iş yerleri Müslümanlara devredilir! Olaylardan altı ay sonra gerçekleşen göç, azınlıklardan kurtulma ve etnik kökenleri değişik toplulukların Türkleştirilmesi uygulamasında tarihi bir adım olur.
[quote]İngiliz ve Alman kaynaklarına göre 6-7 Eylül olaylarının organizasyonuna katılanlar arasında:Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı’ndan Başbakanı’na; İçişleri- Dışişleri Bakanları’na; İstanbul Valisi’ne kadar dönemin iktidar partisinin yöneticilerinin sorumlu olduğu ileri sürüldü. [/quote]
Başbakanı 1960 Darbesi’nde idam edilecek olan iktidar partisi, Yunanistan’a baskı yapmak amacı ile küçük çapta bir miting düşünmüş, fakat olaylar umulmadık şekilde büyüyünce suç ‘Kominist Muhalif’lerin üzerine atılmıştır. Aralarında Aziz Nesin, Nihat Sargın, Kemal Tahir, Asım Bezirci, Hasan İzzettin Dinamo’nun bulunduğu ve devlet tarafından fişlenmiş Koministlerin haklarında çeşitli davalar açılır. Tutuklanan aydınlar Aralık 1955 tarihinde İsmet İnönü’nün Hükümete karşı yaptığı: ‘Gerçek suçluları takip yerine suçsuz insanların işkenceye uğraması…’ yönündeki ağır eleştiriden sonra serbest bırakılırlar.

6-7 Eylül Olayları

1960 Askeri Darbesi’nden sonra görülen mahkemelerde 6-7 Eylül olaylarının tek sorumlusu olarak dönemin iktidar partisi suçlanır. Kıbrıs Türktür Cemiyeti, MAH (Milli İstihbarat Teşkilatı), öğrenci dernekleri ve sendikaların suçsuzluğunun İstanbul Mahkemeleri’nde kanıtlandığını söyleyen ‘Darbe Hakimleri’ MAH’ın İstihbarat elemanlarının tanık olarak da dinlenmesini kabul etmez. MAH Askeriyeye bağlı olarak çalıştığından, örgütü suçlamak ‘Darbecileri’ suçlamak anlamına gelecektir çünkü!


Atatürk’ün, Selanik’teki evine bomba atarak 6-7 Eylül olaylarının başlamasına neden olan iki kişinin soruşturması Yunanistan’da yürütülür. Bomba atanlardan biri Konsolosluk görevlisi Hasan Uçar, diğeri üniversite öğrencisi Oktay Engin’dir. Batı Trakya Türklerinden olan Oktay Engin, öğrenim hayatını Türkiye’den aldığı bursla devam ettirmektedir. Tutuklandıktan dokuz ay sonra serbest kalan Oktay Engin, Türk İstihbaratı’nın yardımıyla Türkiye’ye kaçırılır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Oktay Engin’i Yunanistan’a iade etmeyerek, kariyerinde valiliğe kadar uzanan yolda yardımcı da olur.

Yorgolar, Yaniler, Koçolar, Eleniler bir Eylül sonrasında, tedirgin olan güvercinlerin kalp atışlarını bedenlerinde hissederek kendi yurtlarından sürgüne gönderildiler. Yaşam hep sonbahar oldu gözlerinde. Komşuları tarafından taciz edilmek, yağmalanmak, yaralanmak hatta öldürülmek hangi ‘Vandal’ın emriydi asla anlayamadılar; İstanbul’un Arnavut Kaldırımlarında kalan hüzün ve özlemdi sadece.

Sermayenin el değiştirmesi için sahnelenen bu ucuz oyunun arkasındaki güçler, günümüzde ne kadar da ustalaştılar?


PAYLAŞ
Önceki yazıYaşamak Mı Ölmek Mi: Hamlet
Sonraki yazıALS İle Yaşamak

Hayat, sadece biyografik bilgilerimizin çoğalması için yaşadığımız anlardan ve kariyer için oluşturduğumuz ” CV” lerden ibaret değil diye düşünüyorum.
2010 Yılında bir suçtan dolayı 6 ay kadar tutuklu kaldım ve yaşamın anlamını 180 gün boyunca sorguladım, tutsaklığın dört duvarla sınırlı olmadığını öğrendim, düşünce sistemimde ve yazdıklarımda sınırlama olmamasına ve herhangi bir konuyu tabu olarak kabul etmemeye çalışıyorum. Bu büyük bir mücadele, gelişim, dönüşüm uzun bir yol ve bu yola gönüllü çıktım.