Aptallaştıran Televizyon

Bu kadar ciddiyetten uzak, suça bulaşmış, yozlaşmış, magazini çok merak edip hayatının önemli bir parçası haline getiren, okumayan, düşünmeyi sevmeyen (hatta bilmeyen), lakaytlığı yaşam felsefesi haline getirmiş bir topluma sunulanlar da aynen toplumun bizzat kendisi gibi olacaktır.

aptal televizyon

Televizyon toplumun her kesimine, her eve girmiş ve ister kabul edelim ister etmeyelim hepimizin hayatında şu ya da bu oranda yer kaplayan önemli bir etken. Televizyonun hayatımızda nasıl bir yer kapladığından değil de, televizyon programlarının içeriği ve toplumun yapısı arasındaki ilişkiden bahsetmek istiyorum.

Aptallaştıran Televizyon

Televizyon programlarının içeriği derken, saçma sapan gösterileri, gündüz kadın programlarını, enteresan yarışma programlarını kastediyorum. Biraz daha açacak olursam, hangi ünlü hangi ünlüyle nereye gitmiş? Nerede yakalanmış? Kim kimin gelini ya da damadı olur? Bizi kim gözetliyor? Bu haftanın en iyi yeteneği kim? Kocası tarafından terk edilen bilmem kimin başına neler gelmiş? Ne zorluklar yaşamış? Yaşadığı tecavüzden sonra neler söyleyecek? Yıllardır görmediği annesi görünce ne yapacak? Bu soru işaretleri artırılabilir elbette. Zaten bu birkaç örnek mevcut durumun oldukça küçük bir kısmı. Hatta üzülerek eklemeliyim ki bu tür reyting canavarı duygusal sömürüler ana haber bültenlerini bile süsleyebiliyor zaman zaman.

Önceleri düşünürdüm ki, bu ticari bir sistemdir. Yani televizyon kanalları ticari kurumlardır. Kanallar hizmet veren, izleyiciler ise hizmet alan müşteridirler. Arz talep mekanizması olarak halk ne istiyorsa, ekranda neleri görmeyi arzu ediyorsa, yayıncılar ya da yapımcılar da onu hazırlayıp, servis ediyorlar. Her iki taraf ta memnundur.
Ancak, artık durumun yalnızca bundan ibaret olmadığı kanaatindeyim. Bunun yalnızca ticari bir denge olarak telakki etmek yanlıştır. Daha doğrusu eksik bir görüştür. Bu işin bir de kültürel yönü ve bu doğrultuda şekillenen bir boyutu vardır.

Televizyon toplumun aynasıdır. Orada gördüklerimiz, muhatap olduklarımız bizim ne olduğumuzla, nasıl olduğumuzla doğrudan ilişkilidir.

Şu an içinde bulunduğumuz toplumu şöyle bir gözden geçirin. Eliniz vicdanınızda, objektif olarak değerlendirin. İzlediklerimizin, kendimizden çok da farklı olmadığını göreceksiniz.

[quote] Bu kadar ciddiyetten uzak, suça bulaşmış, yozlaşmış, magazini çok merak edip hayatının önemli bir parçası haline getiren, okumayan, düşünmeyi sevmeyen (hatta bilmeyen), lakaytlığı yaşam felsefesi haline getirmiş bir topluma sunulanlar da aynen toplumun bizzat kendisi gibi olacaktır. [/quote]

Konuya aynı zamanda özeleştiriyle yaklaşmak gerek. Neden mi? Çünkü kabul etmeliyiz ki, bunda hepimizin de az ya da çok payı var. Bunları revaçta tutan, yükselten, hatta bazen putlaştıracak noktaya getiren yine bizleriz. İnsanlar düzelmedikçe televizyonlar da düzelmeyecektir. Yani böyle topluma böyle program anlayışı hâkim olacaktır.

Yapılması gereken bu yayınlara rağbet etmemektir. Bu saçmalıkları izlememektir. Bunlar varlığını izlenmesine borçlu olduğuna göre, daha açıkçası reyting denilen bir kavram olduğuna göre, bu istatistikleri de olumlu yönde değiştirmek de pekâlâ mümkündür. Aksine halk seviyeli, doğru dürüst, milletimizin kültürel, dini ve manevi değerlerine uygun yayınları talep etmeli, diğerlerini izlememekle yetinmeyip eleştirip, tepkisini ortaya koymalıdır. O zaman bakın, bize sunulanlar kendiliğinden değişecektir.

[quote] Belki de o kadar çok kültür-sanat programı ve emek harcanmış belgeseller olacak ki, artık daha kaliteli olanı seçmeye çalışacağız. Bu düşünce bence bir ütopya değil. [/quote]


Aynen tiyatro gibi televizyon da hayatın aynasıdır. Bence daha güçlü bir aynadır. Bu aynayı bir çeşit oto kontrol aracı olarak görmeli ve kendimizi düzeltmeliyiz. Kendimizi aptal konumuna oturtmaktan vazgeçmeliyiz. Vazgeçmezsek toplumca aptallaşacağız.

İlgili yazılar:

Medeniyet dediğin tek dişi kalmış TV!

Suni yaşam: TV Esareti…