Gezi Ruhu: Reddet! İşgal Et! Yeniden İnşa Et!

Hayatı birlikte örme ihtiyacı ile çıktık yola. Bu ihtiyacımız Gezi’de birleşti, ardından parklara taşıdık, sokakları yarattık, mahallelerde buluştuk. Engellendik, tekrar buluştuk. Öldürdüler, binleriz dedik, tekrar bir araya geldik. Dayanıştık, birbirimizi yaşatmaya çalıştık.

Dans İsyandır
Dans İsyandır

9 Aralık 2014 Sabahı ‘Renksiz Adamlar’ tarafından şafak operasyonu ile Kadıköy’de Caferağa Mahelle Evi’nin kapıları tarumar edildi. Kamuya ait alanların ‘Kentsel Dönüşüm Projesi’ adı altında, inşaat sektörünün ‘Devlet’ desteği ile cesaretlendirilerek gasp edilmesi, ‘kent kimin?’ sorusunun yanıtını veriyor: Rantın!

Rant güzel olanı, yaşamı, suyu, ağacı kendi amacına hizmet etmediği sürece hiç sevmedi. Egemen zihniyet, maden ocaklarında üç kuruş için canından olanları, başından gaz fişeği ile vurulan çocukları, üzerlerine bombalar atılıp ötekileştirilen halkları, fıtratından dolayı hep çözülmesi gereken bir sorun olarak gördü.

Beton yığınlarının arasında toprağı kutsal bilip, üretmek isteyen insanların üzerine TOMA’larını (Toplumsal Müdahale Aracı) göndermek, yaşama düşmanlık değil midir? Arsalarında, top oynayan çocukların sesleri susturulduğundan bu yana kent yaşama küstürülmedi mi? Ocak 2014’de işgal edilen Caferağa Mahalle Evi’nin çocukları, gürültüyü, gökkuşağı renklerini ve yaşamı sevmeyen amcalar tarafından azarlanarak kovalandı. AVM’ler, plazalar ve sanal bir yaşamın alternatifi asla olmamalıydı! Kolektif yaşam, takas kültürü, yoga, ritim, sanat tabi ki de en büyük engeldi nefretin hükümdarlığına!

[quote]Gezi Ruhu ile ortaya çıkan ‘İşgal Evleri’ nostaljik bir entel eylemi miydi? Marjinal bir yaklaşım mı? ‘Bir ‘An OL’sun nereden para kazanabilirim’ düşüncesinden kurtulup, kendimizi sorgulamamız gerekiyor.
[/quote]

İndigo Gezi RuhuMarmaray, metro ve Haydarpaşa Port projeleri, Kadıköy bölgesini finans merkezine dönüştüreceğinden dolayı, burada hayata geçirilmek istenilen, insana ve doğaya dair her aykırı eylem- isyan ayrık otu olarak görülmekte ve sindirilip, temizlenmek istenmektedir. Farklı kimlik ve kültürdeki insanların yakın gelecekte bu semtte yaşamaları olanaksız görünmekte olup, zorunlu sürgünlerin sinyali devletin müdahalelerinde görülmektedir.

Gezi Parkı’nın, AVM kültürüne adak edilme çabası başarısızlığa uğradıktan sonra, saldırı 3. Köprü, 3. Havalimanı gibi projelerle kentin kuzeyine yöneldi. Kadın cinayetlerinin zanlıları kahramanlaştırıldı. Emek kavramının içi taşeron sömürgesiyle dolduruldu ve ölümün, emekçinin doğasında olduğu algısı yaratıldı. Gezi Direnişi’ne baktığımızda ‘beyaz yakalıların, öğrencilerin, futbol taraftarlarının, teyzelerin, memurların, işçilerin’ dayatılmak istenilen ‘Yeni Türkiye’ dönüşümünü reddettiğini gördük! Direniş sonrası ‘Park Forumları’ gerçekleşti, paneller düzenlendi. Bu heyecanın kaybedilmemesi ve heyecanın sürebilmesi için, insanların bu amaç etrafından dağılmaması gerekmekteydi; işgal evleri bu düşünceden doğdu!

İşgal Evleri Komün Değildir

Kelime anlamı ‘paylaşmak’ olan latince ‘communis’ kökünden gelen komün adı; ortaklaşma ve paylaşma çerçevesinde oluşturdukları belirli değerler doğrultusunda yaşamayı tercih eden ve belirli sayıda üyesi bulunan kapalı topluluklara verilmektedir. Hiyerarşi karşıtlığı ve mülkiyet paylaşılmasının yanında, topluluğu ilgilendiren kararların uzlaşılarak alınması, sürdürülebilir ekolojik yaşam gibi prensipler, komün yaşamının özünü oluşturmaktadır.

Komünün yaşam biçimi, seçilen ortak ilgi ve amaca göre şekillenir. Hayatı basitleştirme, siyasi ideoloji, doğal yaşam, aşk bağları gibi yerleşik toplumsal anlayışın değerlerinden farklı bir düzende yaşam sürmek bir komün oluşumunun nedenidir. Komünleri politik, ekolojik, ruhani, psiko-terapi amaçlı olarak sınıflandırabiliriz.

[quote]Gezi ruhunun mahallelere ulaşmasıyla oluşan ‘İşgal Evleri’ komün olarak algılanmamalıdır; distopya dönüşümüne karşı ütopyanın korunmak istenmesidir sadece![/quote]

Bir bina terk edilmişse, viran bir şekilde sokakta öylece duruyorsa, bir grup insan gelir ve orayı işgal eder, yerleşir! Satın alma, kiralama ya da izin alma gibi bir durum harekete ters olur. Öylece yerleşmenin adıdır: İşgal!
Sancho Panza’nın tiradı gibidir işgal: ‘Ey mülk sahipleri! Mülklerinizi hayatımıza bir çöp olarak bırakamazsınız. Ya gelip mülklerinizi düzenler, hizmete sunarsınız; ya da biz girer, temizler, bütün canlıların hizmete sunarız.’

Otoriter yönetimlerin ve AVM’lere aklını kiralamış zihniyetin aksine kentin işgal evlerinin olması, yeni bir alt kültür, farklı bakış açıları, temiz bir ruh, başka dünyalara açılan kapılar demektir. Paranın hükmünün geçmediği, doğanın düşman görülmediği, sınıfsız bir toplumun olduğu, emeğin en büyük değer olarak görüldüğü alternatif bir yaşam!

Gezi direnişi sonrası 2013 Ağustos ayı sonlarında parklarda düzenlenen forumların kapalı alanlara alınma ihtiyacı doğdu; Kadıköy Yeldeğirmeni semtinde ‘Başka bir hayat mümkün!’ felsefesiyle bir bina işgal edildi. Yaklaşık on beş yıldır inşaat halindeki dört katlı bina ‘Yeldeğirmeni Dayanışması’ tarafından işgal edilince, adının ‘Don Kişot’ olarak belirlenmesi de kimseyi şaşırtmadı. 1999 Depremi sonrasında müteahhitle yaşanan sorunlar, inşaat izinlerinin iptali, binanın çöp ev haline gelmesine neden olur. Fırıncılardan alınan çuvallarla bina içindeki hafriyat sorunu çözülür, kapılar-pencereler çıkma bulunup, takılır ve ikinci el eşyalar ile bina bir semt evine dönüştürülür. Çöp güzelleştirilmiştir!

[quote]Mahalle evi, dayanışma evi, işgal evi (squat), Don Kişot Sosyal Merkezi gibi isimler ile anılan ev, Duatepe sokağa ve Kadıköy’e farklı bir kimlik kazandırır.[/quote]

Mahallelinin de desteği ve gönüllü katılımlarla, teyzelerin getirdiği çay ve böreklerle kaybolan insani ilişkiler yeniden canlandırılır. Mahalle bakkalının unutulduğu, komşuların kaçılması gereken yabancılar görüldüğü, sokaklarından kaçıldığı, AVM’lerin kutsal yerler olarak algılandığı ‘Modern Zamanlar’da Don Kişot’un mücadelesi zaferle sonuçlandı. Çocuk odalarından kütüphaneye, marangoz ve sanat atölyelerine kadar oluşturulan projelere bakıldığında buna ‘İşgal’ demek ne kadar mümkün?

4 Mart 2014 tarihli Cağferağa Dayanışması’nın çağrısı, Gezi Ruhu’nun oluşturduğu bir manifestodur: ’Hayatı birlikte örme ihtiyacı ile çıktık yola. Bu ihtiyacımız Gezi’de birleşti, ardından parklara taşıdık, sokakları yarattık, mahallelerde buluştuk. Engellendik, tekrar buluştuk. Öldürdüler, binleriz dedik, tekrar bir araya geldik. Dayanıştık, birbirimizi yaşatmaya çalıştık. Bizden çaldıkları ve çalmak istedikleri hayatları istedik. Birlikte üreteceğiz, birlikte mücadele edeceğiz dedik. Her seferinde bir araya gelmemizi engelleyenlere inat, birlikte yaşayacağımız alanları yaratmak için girdik Caferağa Mahalle Evi’ne. Sonra bir masa geldi, ardından sandalyeler; bir teyzenin böreği, karşı komşumuzun çayı; başka birinin gülümsemesi, bir çocuğun sesi; karanlıkta kaldık, akü geldi. Üşüdük, bir ses soba dedi. Ama çürümeye terk edilen bir binayı dayanışma adına yaşatmaya çalışıyoruz. Bir aradayken yaşayabiliriz dedik. Şimdi değilse ne zaman, haydi dayanışmaya!’

Caferağa Dayanışması neden dağıtılmak isteniyor?

İndigo Dergi CaferğaKadıköy Moda’da, sabit pazarın bir kısmı ‘Dayanışma’ tarafından bostan alanı olarak kullanılmak istendi. Aralarında bankacıların, öğrencilerin, tezgahtarların da bulunduğu grup, alanın kırk metre karelik kısmını temizledi. Oysa, on iki dönümlük yeşil alanın mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde. Eylül 2012’de alanın üç dönümlük bir kısmı otopark olarak kullanılması için İstanbul 1. Bölge Tabiat Varlıklarını Koruma Komisyonu’ndan onay alınmış. Dayanışma üyeleri, yeşil alanın betonlaşma dönüşümüne karşı mücadele etti; fakat, 31 Temmuz 2014 tarihinde ‘Afet Toplanma Merkezi’ olarak da belirlenen alana dozerlerin girmesi, ‘Rantçıların’ kararlılığını bir kez daha ortaya koydu. Dayanışma dağıtılmalı, örselenmeliydi! Yarın, Haydarpaşa Port gibi büyük projelerin karşısında durabilecek muhalif bir güç olmamalıydı!


[quote] Kadıköy Yeldeğirmeni’ndeki Don Kişot, Gregor Samsa İşgal Evi ya da Caferağa Mahalle Evi terk edilmiş, sokaklarda kirliliğe sebep olan binaların temizlenip, sosyal merkezler, kültür yuvaları, kolektif üretim mekanları haline getirilmesi açısından örnektir.[/quote]

İster yerel yönetimler olsun, isterse ülke yöneticilerinin her şeyin mümkün olmadığını kanıtlamak için buraları hedef göstermesi, polis güçlerini kullanarak kapatmak istemesi de erki oluşturanların doğal yasasıdır! Kadıköy’deki bu işgal evleri, matruşka bebekleri gibi birbirlerinin içinden doğdu; kentsel dönüşüm projelerinin ardında yatan sır, kentin hapishaneye dönüştürülmek istenmesinden başka nedir ki?

Kenti işgal eden büyük rant gücünün karşısında, terk edilmiş evlerin kurtarılması ne kadar olası görülmektedir? Gezi ruhunu içinde taşıyan son insan kalana kadar, tüm kitlenin kendi oturdukları evleri işgal etmesini, komşuluk ilişkilerini anımsamasını, kapılarını dostlara ve yabancılara açmasını, çocuklarını sokaklara bırakarak uçurtmalara özgürlük tanımasını, insanı sevmesini önererek diyorum ki: Reddet! İşgal et! Yeniden inşa et!