Uğur Mumcu: Vurulduk ey halkım unuttun mu bizi?

‘Ben Atatürkçüyüm. Ben Cumhuriyetçiyim. Ben laikim. Ben anti-emperyalistim. Ben bağımsız Türkiye’den yanayım. Ben özgürlükçüyüm. Ben insan hakları savunucusuyum. Ben terörün karşısındayım. Ben yobazların, vurguncuların, çıkarcıların düşmanıyım. Dün sabaha değin, araştırarak yazdığım hiçbir konuyu yalanlayamadınız. Öyleyse vurun, parçalayın! Her parçamdan benim gibiler, beni aşacaklar çıkacaktır.’ – Uğur Mumcu

uğur mumcu
Uğurlar Olsun!

24 Ocak 1993 günlerden yağmurlu bir Ankara pazarı, eski Türkiye’nin onurlu bir aydını, aracına yerleştirilen bomba ile yok edilmeye çalışıldı. Aydınlanma Devrimi’nin yiğit savunucusu, ırkçılığa, dinciliğe, mezhepçiliğe savaş açan Uğur Mumcu, yirmi iki yıl sonra yukarıdaki sözleriyle belirttiği duruşunda daima haklıydı; İslami Hareket’in ve Hizbullah’ın dünyayı kana bulayan terör eylemlerinin karanlığına yazılarıyla cesurca yürüyen ender gazetecilerden biriydi. Havuzların sınırlı sularında kulaç atmak yerine, açık denizlerin özgürlüğüne yelken açabilen ve mesleğinin namusunu koruyan onurlu bir aydın nasıl yok edilebilirdi ki?

Uğur Mumcu suikastının bir çok nedenlere bağlanılmak istenmesine rağmen; sonuçlarına baktığımızda, vahşi kapitalizme ve sömürüye tavır koyabilecek aydınların nasıl hedef alındığını görürüz! Kennedy, Palme, Martin Luther King, Allende gibi toplumu yönlendirebilen siyasi ve aydın insanlara yapılan suikastlar gizliliğini ve çelişkilerini içinde barındırmasına rağmen, asıl failin emperyalizmin bekçileri olduğu bilinmektedir.

Çağ atlama masallarıyla bir koyup üç alma meraklısı siyasetçilerin karşısında el- pençe divan durmayı reddeden Uğur Mumcu, koşulların ve baskıların ağırlığına aldırmadan ilkeleri için akrep yuvasına elini sokabilen olağan dışı bir insandı; mesleğinin, aydın olmanın bilinci ve sorumluluğu ile kalemini asla satmadı! Salt yazdıklarıyla var olduğu ve geçimini sağladığı içinde emekçi sınıf ile içten ve sıcak bir bağ kurabildi. Okuma- yazması olmayan insanların bile Uğur Mumcu adı geçtiğinde saygıyla durakladıklarını, o dönemi yaşamış biri olarak hâlâ anımsarım.

Giresun’daki köylüler, sizin için öldük / Ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük / Doğudaki topraksız köylüler, sizin için öldük / İstanbul’daki, Ankara’daki işçiler sizin için öldük / Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi…

Suikastın şifreleri araştırılırken, illegal devlet örgütlerinin veya şiddeti meşru gören siyasi akımlarda gündeme geldi; Radikal İslamcılar, kafatasçılar, ayrılıkçı Kürt gruplar, yeraltı dünyası… Bu oluşumlar kendi amaçları doğrultusunda ya da güç odaklarının yörüngesinde tetikçilik yapabilecek sabıkaya sahiptiler ve genelde hepsinin de Uğur Mumcu ile görülecek bir hesabı vardı! Sakıncalı Piyade, aydınlanmanın nöbetinde asla taviz vermediğinden çöken, yozlaşan değerler sisteminin yerine bir yenisinin doğacağı umudu insanlarda asla tükenmedi.

‘Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar / ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar / Ya bu düzenin çarklarına ortak olmuşlardı / ya da susmuşlardı bütün olup bitenlere / Öfkelerini bir gün bile karşısındakilere bağırmamış insanların / gözleri önünde öldürüldük / Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına / batı uygarlığı adına, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler / Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi…’

Uğur Mumcu yaşamının son günlerinde, üzerinde çalıştığı ‘Kürt Sorunu’ndan dolayı bir suikasta uğradığı üzerinde yıllarca duruldu; Kuzey Irak Kürt lideri Barzani ve İsrail İstihbarat Örgütü (MOSSAD) arasındaki ilişkiyi ortaya çıkaran bu yazıyı ve araştırmayı bitiremediğinden cinayetin bağlantısı gizemini sürdürmektedir.

Uğur Mumcu‘Kürtler sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı yapıyorlarsa, ne işi var CIA ve MOSSAD’ın kürtler arasında? Yoksa, CIA ve MOSSAD antiemperyalist savaş veriyorlar da dünya bu savaşın farkında değil mi?’ sorusu da yanıtsız kaldı!

Uğur Mumcu, İslami siyasetin günümüzde varacağı noktanın tespitini doksanlı yılların başında hem köşe yazılarında hem de ‘Rabıta’ isimli araştırma kitabında yazdı: Hukuk fakültesinde okuyup da daha önce imam hatip mezunu olanlara burs veriyorlar. Burs verilen öğrenciler de sınavsız yargıç ve savcı oluyorlar. İki bin yılına doğru baktığımızda, vali ilahiyat mezunu, emniyet müdürü İslam enstitüsü mezunu, kaymakam imam hatip mezunu olacaktır.’

Uğur Mumcu suikastı ile beraber Türkiye Cumhuriyeti’nin yakın tarihinin de irdelenmesi gerekmektedir. Kanlı 1 Mayıs katliamını, Kahramanmaraş – Çorum Alevi kıyımlarını, Sivas Madımak cehennemini, Gazi Mahallesi provokasyonunu; Doğan Öz, Ümit Kaftancıoğlu, Gün Sazak, İlhan Erdost, Çetin Emeç, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Necip Hablemitoğlu ve Hrant Dink cinayetlerini işleyen tetikçileri Hasan Sabbah’ın Haşhaşi örgütüne bağlamak, kitleleri uyku moduna zorlamak olacaktır. Alamut Kalesi’nin içinde kendilerini göstermek istemeyen azmettiriciler kimlerdir?

Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk; komünist dediler / Ülkemiz bağımsız değil dedik, kelepçeyle geldiler üstümüze / Kurtuluş Savaşı’nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı / daha dik tutabilmekti bütün çabamız / Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler/ Vurulduk ey halkım unutma bizi…

Dönemin Emniyet Genel Müdürü, suikast sonrası Uğur Mumcu nun ailesini ziyarete gittiğinde, soruşturmada karşılaştığı zorluklara işaret ederek’‘Bir duvar örülüyor’ dediği, Güldal Mumcu nun da’‘Bir tuğla çekerseniz duvar yıkılır’ sözlerine’‘Yapamam’ şeklinde verdiği yanıt, gündemden hiçbir zaman düşmedi ve ‘Derin Devlet’in itirafı olarak algılandı!

Berbat bir ironi: 24 Ocak 1980 ‘Yeni Türkiye’ dönüşümünün başladığı tarihtir

Ülkede sürüp giden kardeş kavgasını bitirmek, akan kanı durdurmak ve terörü sonlandırmak için yapıldığı söylenen 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nin altında Türkiye’yi uluslararası emperyalizmin sömürge güçlerine’Entegre’ edecek stratejiler bulunmaktaydı. Bu projeye direnç gösterebilecek sosyalist, ulusalcı ve Kemalist aydınların; emekçi sınıfı liderlerinin, sivil toplum örgütlerinin dağıtılması ve susturulabilmesi için bu’Darbe’ gerekliydi!

Alamut Kalesi’nin Hasan Sabbahları Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Türkiye içerisindeki mandacı zihniyetindekilerdi!

Uğur Mumcu-İndigo Dergi24 Ocak Kararları diye bilinen ekonomik program 1979 sonlarında alınan’Ekonomik istikrar tedbirleri, Serbest piyasa ekonomisine geçiş’ şeklinde tanımlanan süreçti. IMF’in önemli iki şartı arasında ‘Türkiye bundan sonra sanayiye yatırım yapmayacak ve geçmişte uyguladığı devletçi politikalara tekrar dönülmeyeceği konusunda güvence vermesi!’ vardı. IMF Stand-By anlaşması ile bu programlar pekiştirildi.
Kentsel dönüşüm yalanlarının, madenci ölümlerinin, köprü ve Kanal İstanbul projelerinin sonucundaki ağaç kıyımlarının altında yatan gerçek giz bu kararların içinde saklıdır. Ülke topraklarının yabancı sermayeye açılması, satılması ya da kiralanması emperyalizmin ‘Büyük Ortadoğu Projesi’nin başarısıdır.

‘Komünist sisteme benzerliği iddia edilerek kamu kesiminin küçültülmesi, özelleştirilmelerin uygulamaya sokulması, sermaye piyasalarının geliştirilmesi, dışa açık ekonomi, sermayenin teşviki, işçi ücretlerinin düşürülmesi, tarımın baskı altına alınarak üretimin sonlandırılması, uluslararası piyasalara entegrasyon’ Türkiye’nin kontrolsüz ve kuralsız bir emperyalist düzene nasıl teslim olunduğunun da şifreleridir!

Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlıkçı aydın geleneğinin en önemli ismi Uğur Mumcu’nun, ekonomik dinamiklerinin parçalandığı ve ülkenin emperyalizme teslim olduğu tarih olan 24 Ocak’ta öldürülmesi Berbat bir ironi’dir.

Sistem, kendini yenilemek adı altında direnç gösterebilecek tüm muhalifleri ortadan kaldırmak istedi / istiyor!

‘Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım unutma bizi… / Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım unutma bizi.

Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi / hep birlikteyiz ey halkım, unutma bizi…

Uğur Mumcu kimdir?


uğur mumcuAslen Ankaralı olan Uğur Mumcu, 22 Ağustos 1942 yılında babasının memuriyeti dolayısıyla Kırşehir’de, dört kardeşin üçüncüsü olarak dünyaya gözlerini açtı. Annesi Nadire Hanım, babası Tapu Kadastro memuru Şinasi Bey’di. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini 1965 tarihinde bitirerek, bir süre avukatlık yaptı.

Yazmaya, üniversite öğrenciliği yıllarında, Doğan Avcıoğlu’nun yönetimindeki Yön Dergisi’nde başlayan Uğur Mumcu, 12 Mart döneminde bir yazısında kullandığı’Ordu uyanık olmalı’ cümlesiyle ‘Orduya hakaret etmek; sosyal bir sınıfın öteki sosyal sınıflar üzerinde tahakküm kurmak’ suçunu işlediği iddiasıyla gözaltına alınır. Bu davada yedi sene mahkumiyet alır, fakat Yargıtay kararı bozar. Askerliğini bu olaydan dolayı ‘Sakıncalı Piyade’ olarak 1972-74 yılları arasında Ağrı Patnos’ta yapar.

1962’den itibaren Yön, Türk Solu, Devrim, Ant dergilerinde yazan Uğur Mumcu, 1968-69-70 yıllarında Akşam, Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerinde aralıklı olarak yazmaya devam eder. Köşe yazarlığına 1974 yılında haftalık Yeni Ortam dergisinde başladı. 1977 tarihinden sonra, bir dönem ara vermek zorunda kaldığı Cumhuriyet gazetesinde 24 Ocak 1993’te suikasta uğrayacağı tarihe kadar yazmaya devam etti.


Uğurlar Olsun