Bizi Kim Kurtaracak?

Yaradanın en değerli varlıklarının kadınlar olduğunu, “Biz kadınları sana emanet ettik” diyen bir Resulün ümmeti olduğumuzu ne zaman unuttuk? Bize cennetin kapısı olan tek varlığın, yalnızca yüreğinde sevgisinden başka bir şey barındırmayan anaların evladı olduğumuzu ne zaman unuttuk sahi?

Kız çocuklarının diri diri gömüldüğü Cahiliye döneminde bile bir kurtarıcı Resul vardı, şimdi merak ediyor ve hepimize soruyorum “Bizi Kim Kurtaracak?”

Özgecan’ları, Münevver’lerimizi kim kurtaracak?

bizi kim kurtaracakKadının günden güne aşağılandığı, eziyet edildiği bir ülkenin bir kız evladı olarak, her vurulan tokadı kendi yüzünde hissetmeyen, her akıtılan kanı kendi kanıymış gibi algılayamayan, kendini insan olmanın dışında ne olarak hissediyor merak ediyorum. Bunun hepimizin, bir insanlık sorunu olduğunu ille de kendi başımıza gelince mi anlamamız gerekiyor? Bıkmadık mı bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasınlardan? Nerede sağırlaştırdık, nidasıyla arşı inleten anaların çığlığını duyacak kulaklarımızı? Gözlerden akan gözyaşlarının yüreğin taşan acıları olduğunu görmeyecek kadar nerede körelttik bu gözlerimizi ey can? Bu kadar mı uyuşturuldu kalbimiz?

Koskocaman bir utanç ülkesinde yaşamanın o denli zorluğuyla soruyorum şimdi. Biz ruhlarımızı kime sattık da bu kadar kendimizden uzağa düştük? Çarığı bile olmadan çıplak ayaklarıyla bu ülkede erkeklerle aynı meydanlarda savaşmış, ülkesini ve insanlığını kurtarmış anaların çocukları, yiğit, mert delikanlıları neredeler? Neredeyse her gün medyadan ya da en yakın çevresinden gördükleri, işittikleri kadına yönelik yaşatılan bu zulmü bizden saymayan erkeklerimiz biz size birer emanet değil miydik? Aslında analarınızın, kız kardeşlerinizin, eşlerinizin onuru her geçen gün yaşanan vahşetlerde yok olmuyor mu?

Adeta ilahi varlıklarının yok sayılarak köle misali kullanıldığı, küçük yaşta zorla evlendirildiği, durmadan şiddet görerek susturulduğu bir toplumda bu gibi olayları normal karşılayan, adeta bir duvar misali yerinde duran, susan ey zihniyet peki siz kimsiniz? Kimdensiniz? ‘Ah-de’ vefanın, yüreğimize koyabileceğimiz bir elimizin, elimizi koyabileceğimiz bir yüreğimizin, yanlış bir davranış yaptığında ‘Ah’larla sızlayan bir vicdanımızın olmadığı bir toplumda bu ve bunun gibi konulardan bahsetmek ne denli anlaşılmaz ve anlaşılamayacak bir dil ise de, her şeye rağmen bu aciz zihniyetin anlaşılabilinirliğini düşünüyor, anlamaya çalışıyor ve avuç içlerime bakıyorum. Tek görebildiğim, yalnızca sevgiden, merhametten yoksunluk, cehalet, hasta ruhluluk ve kendini bilmezlik durup öylece bana bakıyor.

Nasıl diyorum nasıl eksildik böyle biz? Bu ateşe düşen yürekler nasıl söner, nasıl temize çıkar kirlenmiş insanlığımız? İşe kendimden başlamam gerek diyor ve cehennem misali bir dünyada sabır yolunda nasıl insan kalabileceğimizi sorguluyor ve bunun bir kez daha doğruluk ve sevgi yolundan geçtiğini anlıyorum. Tüm anne ve babalar, öğretmenler çocuklarımızı sevelim, saygı duymayı öğretelim önce kendilerine… Onlara bu yaşamın yalnızca sevmekle, doğruluk yolunda ilerleyebilmekle insanca yürünebileceğini haykırarak, yüreklerine sevgimizi fısıldayalım.

Eğitilmemiş, sevgi eksikliğinden hastalık bulaşan ruhların arasında dolaşarak yaşamanın zorluğuyla, bir insanı eğitmenin tüm dünyayı değiştirebileceğini asla unutmadan yetiştirdiğimiz ya da yetiştireceğimiz çocukların ne büyük bir sorumluluk olduğunu da unutmayalım. Futbol takımı kuracak sayıda çocuk yetiştirme derdinden önce, iyi bir evlat yetiştirme işini dert edinip önce kendimize bir meyve fidanı yetiştirmenin bile ne kadar zahmetli bir iş olduğunu hatırlatalım. Onun bir can taşıdığını ve bize emanet verilen bu canı, yedirip, içirip, giydirmek, bir dediğini iki etmemek dışında öncelikle bizim sevgimize ihtiyacı olduğunu asla unutmayalım.

Toprağa düşen bir tohumun kendiliğinden toprağa tutunup boy atmasını izlemek değildir bir cana hayat vermek! Bunu yüreğine acı düşen analara soralım, her gün caddede yolda tacize, dört duvar arasında insanlığı, kadınlığı unutturulmuş, durmadan şiddet gören kadınlarımıza soralım.

bizi kim kurtaracak
The Mother’s Hand /1966 /by Antanas Sutkus

Ölen masum bir genç kadının geleceğini çalarken, bir neslin geleceğini çaldığının farkında mısın ey kendini tanımaz? O genç kadının anne olma hakkını, bu durumda dünyaya gelecek olan çocuklarının da geleceğini de daha doğmadan çalmış olmuyor musun? Onun okuma hakkını, sevme-sevilme hakkını, aile kurma hakkını nasıl ödeyeceksin? Şimdi daha da artmadı mı günahın, çoğalmadı mı şimdi boynuna takılan, yarın asla telafisini yapamayacağın, pişmanlığının fayda etmeyeceği günah halkaların?

Tam bir körlük noktasında, karanlığın içinde kaybolmuş bir ruhun nasıl bir ızdıraba sürüklenişidir bu? Bu beden sana yalnızca nefsanî davranasın diye mi hediye edildi Yaradan tarafından? Bir gün olsun bunu hiç sormak gelmiyor mu içinden, bir kez bile olsa? Farkında mısın o anda yırtıcı, ağzı leş kokan bir hayvandan farkın olmadığının? Ey gafil, insan olduğunu hatırla yeter ki! Tam elini kaldıracakken tut kendini, o anda insan olduğunu ve o karşında duran kadının sana yalnızca bir emanet olarak verildiğini hatırla!

Farkında mısın şimdi tüm şeref sahibi diğer erkeklere de leke sürdüğünün? Bu nasıl taşınamaz bir yüktür farkında mısın? Değilsen de farkına var artık! Ya git kendi cehenneminde yaşa ya da uzak tut o kirli elini kadının yakasından! Sayende bu ülkenin tüm güzel ebeveynleri senin yüzünden çocuklarını, genç kızlarını, sokağa göndermeye çekinecekler. Artık dolmuşa, otobüse binmelerini dahi dert edinecekler, bu nasıl bir aşağılanmadır düşünsene! Bu bir çıkış bulamayışlığın, çaresizliğin, yalnızlığın, zavallılığın boyutu…

bizi kim kurtaracak

Her ne olursa olsun, yüreğimizde taşıdığımız huzurumuzdan ve vicdani rahatlığımızdan daha değerli değil o bir anlık taşıdığın ego tatminin! Çünkü seni sen yapan, insan yapan o şey, tam da göğüs kafesinin altında hatırla! Götür elini bir bak şimdi; hala yerinde duruyor mu?

Bizi Kim Kurtaracak?

Önceki yazıAvrupa’da Özgecan Olmak
Sonraki yazıÖzgecan ve ölü çocuklar
Filiz HALLIOĞLU 1977 İzmir Ödemiş doğumlu. Kendini tanımaya başladığında 5-6 yaşlarındaydı. Okulunu çok seven, dış’a göre başarılı ama kendini hep tanımak adına zaman zaman zorlayan bir öğrenci ve ailenin ikinci çocuğu olmasına rağmen doğuştan olgun olduğuna inanılan bir anlayışta geçti çocuk yılları. Sonrasında, kitaplarıyla keşfettiği kendi dünyasını kimse ile değişmediği bir yaşamı seçti...