Evet Demeden Bir Kez Daha Düşünün

Yaklaşan seçimler nedeniyle, ülkemizin içinde bulunduğu durumu bir kez daha sorgulamadan geçemiyorum. İktidar, ülke yönetiminde bütünleştirici ve adil düzene ne kadar hakim; muhalefet, mevcut durumunu delip iktidar olabilme potansiyeline ne kadar sahip?

ülkede

Sanıyorum ki ülkemizde yaşanan son dakika haberlerinin ne kadar da iç karartıcı olduğunun hepiniz farkındasınızdır. Akşam haber kuşağı; ya siyasi yönden birbirine çirkin ithamlarda bulunan siyasetçiler ile ya birbirini inançları yüzünden katleden teröristler ile ya da akli melekelerini yitirmenin eşiğine gelmiş ülkem insanları ile bezenmiş durumda. Bunun yanında, cebindeki üç kuruşun da gitmesini muhtemel kılan yeni yasalar, taslaklar ve zam haberleri…

Örneğin ben, yaptığı bir proje ile dünya gündemine oturan bir Türk haberi duymuyorum. Ya da yazdığı bir kitapla dünyayı sarsan bir yazar haberi. Ya da devletin destek vererek yeteneğini ortaya çıkaran gençlerin, isimlerini tarihe altın harflerle yazdırmaları haberini…


Biz ülke olarak; ne baharın gelişini kutlayabiliyoruz halaylar çekerek, ne de işçi bayramını geçirebiliyoruz kol kola güçlenerek… Ne büyük başarılarda ismimiz telaffuz ediliyor dünya basınında, ne de kendi içimizde başarmanın mutluluğunu yaşayabiliyoruz…

Peki bizim gerçekten ihtiyacımız olan şey ne?

Neye açlık duyuyoruz ve ne ile beslenmek zorunda bırakılıyoruz? Tek gerçeğimiz, bir holigan edasında parti tutarak, kişiye değil de partiye oy vermek mi olmalı? Vekil adaylarının kişisel becerilerini, niteliklerini, temsil güçlerini, etkin oldukları yeteneklerini araştırmadan yalnızca desteklediğimiz partiden diye oy vermek mi doğru olan? Tabi ki değil! Holigan güdümlü oylarla pusulaya işlediğimiz her EVET mührü, ileride daha çok acı olaylar yaşamamıza neden olacak. Başarmak için bir heyecanımız ya da mutlu olmak için bir nedenimiz olmayacak. Daha çok gözyaşı dökeceğiz, daha çok sindirileceğiz… Hiçlenmenin eşiğinde, yok oluş sürecimizin farkına varamadan; Yok Olup Gideceğiz!

ülkede

Eğitimin de içinde etkin bir şekilde yer aldığı her yönden sağlıklı bir ülke profili oluşturmak, aynı coğrafyayı paylaşan tüm insanlara eşit haklar sunmak, tüm bireyler üzerinde adil davranmak, yasalarla her bireyin özgürlüğünü koruma altına almak, ötekileşmemek/ötekileştirmemek, otoriter gücü yerinde ve gereğince kullanmak iktidar için gerçekleştirmesi zor bir durum olmasa gerek. Önce insani hakların baz alındığı, Milletin alınan kararlarda etkin bir şekilde yer aldığı, vekillerine ve bakanlarına sonsuz güvendiği bir iktidar modeli; ütopik olmamalı.


Ben kendi adıma, meclis çatısı altında toplanıp bir arada beyin fırtınası yapamayan vekillerin, karşılıklı birbirlerine laf yetiştirme becerilerini izlemek istemiyorum artık. Düşünmesi istenen şeyleri düşünüp, düşünmesi istenmeyen şeyler hakkında kafa yormaktan uzak insanlar istemiyorum. Yaşadığımız coğrafyada, vekillerimizin savunduğu birçok konuya milyon ışık yılı uzaktayken, hala ellerini acıtırcasına alkışlayan ve neden alkışladığının farkında olmayan bir topluluk görmek istemiyorum. Hangi adaya ne açıdan oy verdiğini bilen insanlar istiyorum. Geleceğini planlayan ve beklentileri olan insanlar… Haklarını korkmadan savunan, konuşan, kıyaslayan, alması gereken hakları alan bir topluluk istiyorum…

Bu ülkede ne oldu hatırlayalım!

Bu ülkede bazı kodamanların cebine girecek paralar nedeni ile yüzlerce işçi yaşamını yitirdi. Bu ülkede, yüzlerce işçi çocuğu babasız kalarak hayata daha başından yenildi. Bu ülkede, binlerce işsiz üniversite mezunu, şarap olma yolunda kahve masalarında ezildi. Bu ülkede, yüzlerce sınav mağduru hak ettiği halde kazandığı okullara gidemedi. Bu ülkede, yüzlerce çocuk, elinde oyuncak bebek varken gelin edildi. Bu ülkede, yüzlerce insan aldığı asgari ücretin yarısını ev kirasına verdiği için biriken kredi kartları nedeni ile intihar etti.

Farkında değil misiniz? Bu ülkenin insanları üzgün…

Şaşkın, korkmuş, ezilmiş, sindirilmiş, susturulmuş, eğitimden yoksun bırakılmış… Yaşamın bu olduğu, ezberletilmeye çalışılmış. İnsani haklarının, verildiği kadar olduğuna inandırılmış. Bağlanmış, güdülenmiş, üstü örtülmüş.

Yaşanan tüm olumsuzluklara karşı, yaklaşan seçimlerde bir kez daha şans bizlerin elinde olacak. Bu seçim ile geleceğimizi yeniden inşa etmek ve umutlu günlere merhaba demek mümkün.


Elinizdeki EVET mührünü pusulaya basmadan, bir kez daha düşünün!


Sibel İlgör
Yağmurlu bir Nisan gecesinde, umutla doğdu dünyaya... Bilginin asla yeterli olmayacağına inandı hep. Bir adım ötesi mutlaka vardı. Ve o; öteye geçmek için her zaman çabaladı... Gerçeğin ne olduğunu hala arıyor... Edindiği hiçbir gerçek, ona yeterli gelmiyor. Bu noktada; okuyor, yazıyor... Okur yazarlık en baş ilkesi... Ve varoluşunda; okunmadan ve üzerine düşünülmeden yazılan hiçbir cümlenin, güçlü olmayacağını düşünüyor!