Asırlık Bir Çınar: Haldun Taner

‘Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım’, ‘Keşanlı Ali Destanı’ ve ‘Ayışığında Şamata’ gibi başyapıt eserlerin bulunduğu birçok tiyatro oyunu, öykü ve kitabın yazarlığını yapan, ölümünün üzerinden 29 yıl geçtikten sonra bile 100. doğum günü kutlanan, ölümsüz bir edebiyatçı, yazar, örnek, güzel bir insan.

Haldun Taner

“Yazı yazmayı ilk kez uzun bir hastalık süresinde dört duvar arasında mahkûm olduğum zaman aklettim. Güzel bir avuntu olabilirdi” sözleriyle ifade eden öykücülüğün ve tiyatronun önemli isimlerinden Haldun Taner, sonraları yazarlık nedir sorusunu ise; “Bir hüsranın avuntusu. Bütün hüsranların avuntusu” diyerek cevaplıyor.

Yazdığı skeçlerle Edebiyat yaşamına gençlik yıllarında başlayan; ‘Töhmet’ adlı ilk öyküsü Yedigün dergisinde Haldun Yağcıoğlu takma adıyla yayınlanan Haldun Taner, New York Herald Tribune Gazetesi’nin 1953’te İstanbul’da düzenlediği öykü yarışmasında ‘Şişhaneye Yağmur Yağıyordu’ öyküsüyle birinci oluyor. Ve birkaç yıl sonra 1956’da Varlık Dergisi’nin araştırmasında yılın en beğenilen öykücüsü seçiliyor.

Asistanlığı bırakıp Viyana’ya tiyatro bilimi eğitimi için gidiyor ve 1955 ila 1957 yılları arasında Max Reinhardt Tiyatro Akademisi’nde öğrenim görüyor, Viyana’daki bazı tiyatrolarda reji asistanı olarak çalışıyor. Haldun Taner, 1950’li yıllarda İstanbul Üniversitesi’nde Tiyatro Bilim dalının kurulması için çalışıyor, sonuç alamasa da yoğun uğraşlar veriyor; özellikle tiyatronun bir bilim dalı olduğunu ve üniversitelerde tiyatro bilimi eğitiminin verilmesi gerektiğini ilk kez dillendiriyor.

Haldun TanerTercüman Gazetesi’nde (1952-1960) köşe yazıları yazmayı ve oyun yazarlığını sürdüren yazar, 1957’de tekrar Türkiye’ye dönerek İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü’nde edebiyat ve sanat tarihi, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi ile İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde tiyatro tarihi dersleri veriyor.

1950’lerde oyun yazmaya başlayan sonrasında tiyatrodaki ilk eserlerinde dramatik türün başarılı örneklerini veren Haldun Taner, ardından epik tiyatro denemelerine girerek Türk Tiyatrosu’ndaki ilk epik tiyatro örneği olan ‘Keşanlı Ali Destanı’ adlı oyunu ile dünya çapında tanınıyor.

Keşanlı Ali Destanı

Keşanlı Ali Destanı, yurtdışında Almanya, İngiltere, Çekoslovakya, eski Yugoslavya’nın çeşitli kentlerinde oynanıp Atıf Yılmaz tarafından 1964 yılında sinemaya aktarılıyor. Sonraki dönemlerde konularını güncel olaylardan alan siyasal ve sosyal taşlamaların ağır bastığı oyunlar yazıyor. Epik tiyatro ve kabarenin alanında verdiği yapıtlar çağdaş Türk tiyatrosunun klasikleri oluyor.  Eşsiz denilebilecek arı bir Türkçe kullanan Haldun Taner, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının ve tiyatrosunun önde gelen yazarları arasına giriyor.

Haldun Taner, Türk öyküsünün ve tiyatrosunun önemli yapı taşlarından biri olarak hak ettiği yeri alıyor. Öyle ki daha 1960’lı yıllarda eserleri yabancı ülkelerde okunup sahnelenmeye başlanıyor.

Devekuşu Kabare’yi (1967), Bizim Tiyatro’yu, Tef Kabare Tiyatrosu’nu kuruyor; Küçük Dergi’yi çıkarıyor. Milliyet’te devam ettiği Fıkra yazarlığının sonrasında 1973’ten itibaren öyküleri ve yazıları Yedigün, Ülkü, Yücel, Varlık, Küçük Dergi, Yeni İnsan dergilerinde de yayınlanıyor.

Filmi de yapılan Kaçak (1955) ile Dağlar Delisi Ferhat (Lütfi Akad ve Orhan Kemal ile birlikte, 1957) adlı senaryoları sırasıyla Türk Film Dostları Derneği’nin senaryo ödülünü ve Basın-Yayın Senaryo Armağanı’nı kazanıyor.

Sancho’nun Sabah Yürüyüşü (1969) ile Bordighera Uluslararası Mizah Festivali Öykü Ödülü’nü, tiyatro dalında da Sersem Kocanın Kurnaz Karısı (1971) oyunuyla 1972 Türk Dil Kurumu Tiyatro Ödülü’nü kazanıyor, daha sonraları Sedat Simavi Vakfı 1983 Edebiyat Ödülü’nü Pertev Naili Boratav’la paylaşıyor.

Milliyet Gazetesi‘nde Deve Kuşuna Mektuplar başlığı altında haftalık köşe yazıları yazan Haldun Taner, güncel olayları değerlendirdiği bu yazılarda yaşadığı dönemin bir çeşit edebi belgeselini sunarak görevine devam ediyor.

Deneme, köşe yazısı, öykü, fıkra senaryo gibi pek çok türde eserleri olan Haldun Taner, epik tiyatro ve kabare gibi yeni tür ve biçimlerin Türkiye’de gelişmesine öncülük etmiş, oyunlarında, karagöz ve ortaoyunu gibi geleneksel gösteri sanatlarından nasıl yararlanabileceğimize dair bir model olmuş, politik tiyatro alanında da farklı bir renk oluşturmuş önemli bir edebiyatçımız…

Doğruluk ve hak için özgürce yaşamanın yazarı

Batı tiyatrosunun sorgulayıcı özünü popüler halk tiyatromuzun mizah yüklü biçemiyle buluşturmuş bir usta… Haldun Taner tiyatro sanatının, tüm tadını ‘oyun’ olma özelliğinden aldığının bilincindedir.

haldun taner

Haldun Taner özellikle popüler halk tiyatromuz ile Brecht tiyatrosunun özelliklerini buluşturduğu göstermeci-epik biçemdeki açık biçim oyunlarındaki zaman ve uzam kullanımıyla da tiyatromuza keyifli boyutlar katıyor.

1992 yılında kurulan Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü ile 2010 yılında, İstanbul Üniversitesi’nde kurulan Haldun Taner Tiyatro Uygulama ve Araştırma Merkezi onun bu arzusunun gerçeklemesi olarak düşünülebilir.

Geçtiğimiz günlerde 100’üncü doğum yılında, adına anma törenleri düzenlenerek anılan ve aslında yaşamı boyunca gönül verdiği alandaki çalışmalarıyla ölümsüzlüğü yakalayarak ölümünden sonra bile doğumgünü kutlanan bir örnek isim Haldun Taner. Yaşama iz bırakan değerlerden biri olarak anılmayı hak etmiş bir isim…

Adı, İstanbul Şehir Tiyatroları’nın Kadıköy’deki sahnesine verilerek de yaşatılmaya devam edilen edebiyatçının bütün eserlerini Bilgi Yayınevi, dizi halinde basmış. Milliyet gazetesi ise Haldun Taner anısına 1987’den beri her yıl Haldun Taner Öykü ödüllerini düzenliyor.

***

haldun tanerBiyografi: Haldun Taner

16 Mart 1915 yılında İstanbul’da doğdu. Öykü, tiyatro ve kabare yazarı, öğretim üyesi ve gazeteci. Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının en önemli yazarlarından biri. Türkiye’de epik tiyatro türü ve kabare tiyatrosunun öncülüğünü yaptı.

Ailesinin kökenleri Gürcü asıllı Tavdgiridzelere dayanıyor. 1915 yılında babası Ahmet Selahaddin, Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı üyesi ve İstanbul’un işgali sonrası mütareke yıllarında yazıları, dersleri ve nutuklarıyla ülkenin bağımsızlığını savunmuş bir aydın olan Haldun Taner, henüz beş yaşındayken babasını kaybetti. Annesiyle birlikte büyükbabasının konağında yaşadılar.

Vatana hizmeti geçenlerin ve şehit olanların çocuklarına tanınan haktan yararlanarak parasız yatılı olarak girdiği Galatasaray Sultanisi’ndeki orta öğrenimini 1935 yılında tamamladı. Mezuniyetinden sonra devlet tarafından Heidelberg Üniversitesi’nde öğrenim görmek üzere Almanya’ya gönderildi. Siyasal Bilgiler alanındaki öğrenimini geçirdiği ağır tüberküloz nedeniyle 1938’de yarıda bıraktı ve yurda döndü. 1938-1942 yılları arasında Erenköy Sanatoryumu’nda tedavi gördü.

Yüksek öğrenimini 1950’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Filolojisi Bölümü’nde tamamladı. 1950-54 yıllarında üniversitenin sanat tarihi kürsüsünde asistanlık yaptı.

Asistanlığı sırasında yazdığı Günün Adamı isimli oyunu, İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda sahnelenmeden yasaklandı.

Yazarlığının yanı sıra İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsünde ve Edebiyat Fakültesinde, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde edebiyat, sanat tarihi ve tiyatro dersleri veren Haldun Taner, Milliyet Gazetesi yazarlığı yaparken 7 Mayıs 1986’da İstanbul’da hayata veda etti.

***

Keşanlı Ali Destanı’ndan;

Keşanlıyım

Ali’nin memleketlisi

On parmağımda on marifet

Bir eser, gazete satarım

Bir eser, kundura boyarım

işsiz kalınca

Her bir işi yaparım.

Musluk tamir ederim

Lağım temizlerim

Otomobil yıkarım

Köpek gezdiririm

Çocuk bakarım

Çocuk yoksa

Evelallah

Onu bile yaparım…

***

İlgili yazılar

Halide Edip: Kendi doğrularında yalnızlaşan güçlü bir kadın

Sevgi Soysal: Tarihi İnsan Gibi Yaşamak

Kadın Şair Olmak ve Gülten Akın